SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Sanat Felsefesi

Konu: Görmeyi Gören, Duymayı Duyan

Sayfa: [ 1 ]

28.01.2006 11:35:30
görmeyi gören
duymayı duyan
bilmeyi bilen
 işitmeyi işiten
insan dünyaya hasıl oldu


soru1:şüphe edip duruyoruz da neden şüphe etmemiz gerektiğinden şüphe etmiyoruz

soru2:Doğanın kanun ve kurallarına herkes mecburen uymak zorunda mıdır Buna Allah'ta dahil mi yani alahu teala deistik mi teistik mi

soru3:2 kere 2 'yi 5 yapabilir mi (ALLAH) ve o sırada 5 yazan biri doğru mu yapmış olur yoksa yanlış mı

soru4:güzellik Allah'ın armağani ise çirkinlik kimin armağanı acabaaaaaaaaaaa

soru5:Doğanın kanunları da evrimleşiyor mu !!!!!!!!!!!!!!!!!! soru6:sürekli genişleyen ve değişen bir evrende sonsuza kadar aynı kanunlara uyulacağını düşünmek ne kadar mantıklı

soru7:geleceği tümüyle gören birisi yaptıklarının ne kadarından sorumludur hadi bakalımmmmmmmmmmmmmmmmmmmm

soru8:sonsuz denen şeyin ne kadarı ölçülemeyen ne kadarı bilinemeyen ve kadar gerçekten sonsuz olan oluyor acaba *

soru9:zaman makinası gelecekte yapılacaksa neden kimse HZ İsa'yı kurtarmaya gelmedi (ölmeden önce) ya da Ha acaba

soru10: Allah her şeyi yapabilir mi mesela bir Allahta yapabilir mi ?

soru11:Hz hüseyin ya da Hz Hasan kurtarılmadı ya da japonlar atom bombasını önlemediler bütün bunlar zaman makinasının hiç yapılmayacağı anlamına mı geliyor yoksa insanlığın zaman makinasını bulamadan yok olacağı anlamına mı geliyor veya müdahale edilemeyeği anlamına mı geliyor

soru12:bir kimse kuşku duymanın gerekliliğinden neden kuşku duymaz

soru13:herkes (her kez) insanlar güzellik estetika'yı sınıflama derdinde ama neden çirkinlik ya da estetik olmayanı sınıflamıyoruz. karşıtlarına bakmadan sadece beyaza bakarak renkleri nasıl tanıyabiliriz. tez antitez sentez sıralamasında antitez yoksa ulaşacağımız yer neresi olabilir ? Örneğin dini anlamak için ateistlere, zekileri (Zekayı) anlamak için aptallara ihtiyacımız var bir yere bakarak (konu ile ilgili) her yeri göremeyiz. o halde neden bakıyoruz ger ve çeeeeek işte gerçek ---------------

soru14:A. Güzellik Problemi: 1) Platon'a göre güzellik bir idea'dır. Mutlak ve değişmez, olup doğadaki güzellikler, ideadan pay aldıkları ölçüde güzel görünürler. 2) Aristateles'e göre güzel olan matematiksel olarak orantılı ve ölçülü olandır. Güzellik orantıyı ve belli bir büyüklüğü gösteren düzendir. 3) Hegel'e göre güzellik, mutlak ruhun nesnelerde görünür hale gelmesidir. 4) Kant'a göre ise güzellik, hiçbir amaç gütmeden öne sürülen üniversal ve zorunlu hükümler alanıdır. Güzeli doğru ve iyi'den ilk defa Kant ayırmıştır. Doğru bilgiyle, iyi değeri, ahlak ile ilgili konu eylem ve davranışlarla ilgilidir. Güzel ise, salt estetik bir değerdir. Genel olarak güzellik hem doğada hem de sanat eserinde vardır. İster doğada isterse sanat eserinde olsun insanlarda estetik haz uyandıran nesnelere güzel denilmektedir. Her insanan her güzelliği beklenen biçimde görmesi kavraması mümkün değildir. Bu nedenle sanat eğitimi gerek doğada gerekse sanat eserlerindeki güzelliklerin görünüp kavranmasını kolaylaştırır. B. Güzellik Doğruluk-İyi-Hoş-Yüce İlişkisi a) Güzellik ve Doğruluk: Bir insanın kendine göre güzel algılaması, bu yargıların subjektif (öznel) olduğunu gösterir. Doğruluk ise, bilimsel mantıksal konulara yönelik olup (nesnel) objektif özelliktir. Örneğin, cisimlerin yer çekimine bağlı olarak düşmesi bilimsel doğrudur. Oysa düşen cisim güzel olarak algılanmayabilir. b) Güzellik ve İyilik: İki kavram arasındaki farkı Kant şöyle açıklamıştır: Güzele karşı duyulan hoşlanma, görmeye, seyretmeye dayanırken iyiye karşı duyulan hoşmanma anlamaya, kavramaya dayanır. Yani güzellik algılanır, iyilik ise kavranır. Örneğin doğru söylemenin iyi olduğu kavranır. Oysa bir tablonun güzel olduğunu algılarız. c) Güzellik ve Yücelik: Güzel sınırlı bir objeyi gerektirir. Yüce ise sınırsızlıktan sonsuzluktan gelir, saygı uyandırır. Kant'ın bu yaklaşımı ile güzel ve yüce kavramları arasındaki farklılık belirtilmiştir. Örneğin, çok yüksek bir dağı yüce olarak belirtmemize rağmen her zaman güzel olduğunu söyleyemeyiz. VII. Estetiğin Temel Sorunlarına Yaklaşımlar: A. Estetik Yargıların Yapısı: Estetik yargılar, kişilere göre farklılık gösteren beğeni yargılarıdır. Subjektif yargılardır. Estetik yargıların farklılığını yaratan beğeni farklılığıdır. İnsanlar, estetik konusunda eğitildikçe ve ortak kültür değerleri arttıkça, beğeni ve estetik yargıların farklılığı azalacaktır. B. Ortak Estetik Yargıların Olup Olmadığı: 1. Bu yargıların Varlığını Reddedenler: B. Croce'a göre sanatta ifade ile sezgi aynıdır. Sezgi, sanatçının yaratış sürecinde bir defalık estetik yaşantıdır. Birey bu yaşantının tanımını yapamaz. O halde, insan eserler karşısında herkesin paylaşabileceği genel geçer bir estetik yargı oluşturamaz. 2. Bu yargının Varlığını Kabul edenler: Kant'a göre "Çiçek güzeldir" yargısı herkes için ortak bir yaklaşımı belirtir. Çünkü, bu yargıya herkeste bulunan ortak duygudan hareket edilerek ulaşılmıştır. Plotinos (205-270) estetik yargıların varlığını, "Tanrısal aklın evrede güzellik biçiminde yansıması" olarak kabul etmiştir. Hegel estetik yargılar için "Mutlak ruhun nesnelere güzellik görünüşünde ulaşmasıdır." ifadesini kullanmıştır. Schopenhaur ise, bu yargıları mutlak iradenin dışlaşması olarak açıklamaya çalışmıştır. --------------- I. Estetik: Açık ve net olmayan duygusal alana ait bilgileri konusu içine alır. 18. yy.'da Alman Baumgarten'in yaygınlaştırdığı bir akımdır. Estetik, "güzel"in ne olduğunu soran, sorgulayan felsefe dalıdır. Sadece sanatta güzel değil doğada var olan güzel de estetiğin konusudur. II. Sanat: İnsanın, güzel olana değişik açılardan şekil ve görünüm vermesidir. Sanat Felsefesi: Sanatın ne olduğunu, sanatın olanaklarını, ölçütlerini sanatçının etkinliğini ele alan felsefe dalıdır. III. Sanatçı Sanat Eserini Nasıl Ortaya Koymuştur? A. Sanatı Taklit Olarak Açıklama: Sanat sanatçının doğadaki nesneleri taklit etmesiyle doğar. Kullanılan araçlara göre sanat türleri ortaya çıkar. Müzisyen ses, ressam renk aracılığı ile nesneleri taklit eder. Sanatın yöneldiği varlık ise doğadır, nesnelerdir. Sanatın, nesnelerin taklit edilmesiyle ortaya çıktığını savunan düşüncenin önemli temsilcileri Platon ve Aristo'dur. B. Yaratma Olarak Sanat: Sanat, iyiyi, güzeli, mükemmeli arayan bir etkinliktir. Doğada mükemmellik olmamasına karşın, insan hayal gücü ve yeteneği ile ideal olanı (sanat eserini) yaratabilir. C. Oyun Olarak Sanat: Sanat ile oyun arasında bir benzerlik vardır. Her ikisinde de yarar gözetilmez. Ayrıca insanı gündelik kaygı ve sıkıntıdan kurtarır. Onu özgürlük alanına götürür. F. Schiller'e göre insan oynadığı sürece tam bir insandır.

IV. Sanat Eseri: Estetikte, bilgi felsefesinde olduğu gibi suje-obje ilişkisi sözkonusudur. Estetik olarak algılayan, duyumlayan suje (insan)'a karşılık algılanan bir obje (estetik obje) vardır. Bu ilişki sonucu sanat eseri ortaya çıkar. V.

Estetiğin Temel Kavramları Sanat: İnsanla nesneler arasındaki estetik ilişki Güzellik: Nesnelerin (objelerin) insanca beğenilen estetik görüntüsü Sanat Eseri: Sanatçının ortaya koyduğu eser (şiir, resim, heykel) Hakikat: Sanatçının eseri ile ilgili kabul ettiği doğruluk. Hoş: İnsanın duygularının tatmin eden güzellik, iyilik ve uyumluluk. Yüce: Saygı ve hayranlık uyandıran sanat eseri Yansıtma (Memesis): Sanatçının gördüklerini taklit yoluyla eserine aktarma çabası. Estetik: Objelerin duyularla algılanması görülmesi Suje: Bilen, insan, sanatla uğraşan kişi, sanatçı Sanat Objesi: Sanata konu olan nesne Taklit: Sanatçının herhangi bir gerçekliği benzetme yoluyla eserine aktarması Biçim: Form, şekil, görünüş Estetik Yargı: Bir sanat eseriyle ilgili "bu güzeldir", "bu çirkindir" şeklindeki değerlendirme. Değer Problemi: Sanat olaylarının ve eserlerininin olumlu veya olumsuz yönlerini değerlendirmek için ortaya konulan problemdir. III- Ontolojik Güzellik Anlayışı: Güzel ne bene karşılıktır ne de ben’in etkinliği sonucunda gerçekleşmektedir. Bunların tersine güzel sadece bir objedir. Estetik değer yani güzel dediğimiz şey aslında objedir. Estetik değerin taşıyıcısı da bu objedir. Güzel reel veya hakikat dünyasının yanında başka bir dünyada yer almaz. Estetik değerin yer alabileceği ve en yetkin şekilde kendini göstereceği yer sanat eseridir. Güzellik kuramı sanat ontolojisinin yaptığı varlık analizlerine ve bunların sonuçlarına dayanmaktadır. Estetik değer karakteri ve güzel olma, objenin yapısal özelliğine bağlıdır. Sonuç olarak ontolojik güzellik anlayışı ancak sanat eserlerinin estetik analizi ile mümkündür. Bunun haricinde estetiğe ve güzele ulaşmak mümkün değildir. IV- Güzellik Kavramı ile İlgilenmiş Düşünürler: Filozoflar başlangıçtan bu yana iyi doğru ve güzelle ilgilenmişlerdir. Güzellik kavramını ele alışları yönünden belli başlı düşünürlere bakacak olursak: Eflatun (427-348): Eflatun güzellik hakkındaki düşüncelerini “Büyük Hiipias, Phaidros başlıklı diyaloglarda toplamıştır. Şölen adlı eserinde güzelliğin ilkesinin maddi değil manevi dünyada olduğunu belirtmektedir ruh güzelliği bedeni güzellikten önemli olmasına karşın, güzeli tam manasıyla karşılayamayabilir. Eflatun Timaios’da “Tanrı güzel ve eksiksiz olsun diye dünyayı yarattı” demektedir. Birlik ona göre ahenk ve düzeni yaratmaktadır. Düzensiz bir şey güzel olamaz. Düşünür Philrbos’da her şeyde ölçü ve orantı erdemi oluşturmaktadır demektedir. Güzellikte bu şekilde meydana gelmektedir, o da bir erdemdir. Eşyadaki düzen ve birlik zekadan kaynaklanmaktadır. Böyle olunca da güzellik zekanın kendi konusu olan hakikattir. Eflatun ilimden ve hakikatten daha güzel bir şey bulunduğunu ve bununda iyi İdeası olduğunu söylemektedir. Eflatun’a göre kavranabilecek iki dünya vardır bunlardan birisi duyular dünyası diğeri ise idealar dünyasıdır. Geçici ve yanıltıcı olan dünya duyular dünyasıdır. En üstte iyi fikirlerin bulunduğu dünya olan İdelar Dünyası yer almaktadır. O zaman sanatçı bu iki dünyadan birini seçmek zorundadır. Ölümlü nesnelerden oluşan dünya ile, hatıra niteliği taşıyan salt dünyası iki ayrı kesimi oluşturmaktadır. O zaman sanatçı görülenin arkasına geçerek ideaları bize ulaştıran kişidir. Başka bir ifade ile sanatçı bizi güzelle buluşturmaktadır. Gerçek güzele yönelen kişi bu dünyayı bırakarak idealar dünyasına yönelmektedir. Sonuçta ne yazık ki bu kişiler ruh sağlığı bozuk damgasını yemektedirler. Aristo (384-322): Duyumlar (sensation) dünyasını küçümsememektedir. Metafizik ve Poetika adlı eserinde; önemli olan içinde bulunduğumuz dünyadır demektedir. Realite ondadır diye açıklamaktadır. Ona göre güzel hem nesnel hem de objektif yönden incelenebilir. Güzel nesnel olarak incelenirse düzen, simetri, sınırlılık özelliklerini kapsamaktadır. Bu nedenle güzelliğin matematiğe yabancı olması düşünülemez. Güzel Aristo’ya göre ne çok büyük ne de algılanamayacak derecede çok küçük olamaz. Plotinos (206-270) Felsefe ile ilgili eserlerini 6 ciltte toplayan Plotinos güzelliği ahlakla ilişkilendirmemektedir. Güzelliği psikolojik ve metafizik yönden incelemektedir. Akımına yeni Eflantun’culuk akımı denilmektedir. Alemi bir akış olarak görmektedir. Bir’den derece derece yayılış sonunda Bir’e dönerek, onda erimektedir. Her varlık bir madde (material) ve suretten (form)’dan oluşmaktadır. Tanrı bir surettir madde sürekli değişen bir’in karşıtıdır. Plotinos en üstün varlık Tanrıdır diyor. Onun varolduğu dahi söylenemez çünkü Tanrı bütün varlıkların üstündedir. Evren her şeyi var eden ama hiçbir şeyle var olmayan Bir’in yani Tanrı’nın eseridir. Tanrı ne gereklilikten nede duyduğu eksiklikten dolayı yaratmaz sadece yaratması “Hür” olmasıyla açıklanabilir. Tanrının bozulmayan kemalinden (südur) fışkırma yoluyla ilk tecelli eden zekadır. Yaratıldığı andan itibaren zeka feyz ve südur (emanation) yoluyla kendinden çok az farklaşan ruhu yaratmaktadır. Güzel maddeye geçen ve ona kendi benliğini veren suret (form)’dur. Güzel ruhun bedende, zekanın ruhta, Bir’in zekada görülmesidir. Güzel bu tenasüpte parıldayan şeydir. En üstte bulunan güzelin ilkesi İyi (Hayr-ı Ala) yani Bir dir. Tenasüp ve ahenkte kesrette vahdet’i (çoklukta Birliği) bulma gerçekleşmektedir. Platinos’un metafiziği Pantheisme (Vahdet-i vucut) inanışına dayanmaktadır. Bütün varlık vahdette yani birliktedir. Hayr’ı (iyiyi) ve güzeli ayrı ayrı düşünmek yanlıştır. Olan husus Hakikat-ı Mutlaka’yı, Hayr-ı Mahz olarak kabul edebilmektir. Aurelius Auqustinas (354-430): Yunanca da “Philocalie” kelimesi güzellik aşkı anlamına gelmektedir. Filozofi ise bilgeliğe karşı duyulan aşk, Filokali ise güzelliğe duyulan aşkı anlatmaktadır. Aurelius Auqustinas’a göre en kesiksiz uyum (accord), Birlik (vahdet)’tir. O halde her türlü güzellik vahdettedir. Bütün güzel sanatlarda hoşa giden orantıdır (proportion). Bunun gerçekleşmesi halinde her şey güzel olmaktadır. Düzen güzelliğin özüdür. Tanrısal bilgelikte dedikleri en yüksek sanatla her şeyi yoktan var eden “Zi Kudret Tanrı” sanatçıların eli ile çalışmaktadır. Onlara uygunluğu ve güzelliği vermektedir. Bu düşünüre göre bir şey hoşa gittiği için güzel değildir o şey güzel olduğu için hoşa gitmektedir.

Aqino’lu Thomaso (1223-1274): Skolastik felsefenin en önemli eseri “Summa Theolagia” sayılabilir. Güzellik tabiattaki şeylerde bulunur. Bilinçte ışıldama uyandıran ya da uyandırabilecek her şey güzeldir. Güzellik nesne ile obje arasında yer almaktadır. Birinin öbürüne sıkı ilişkisinden meydana gelmektedir düzen güzelliğin nedenidir. Birlik düzenin ikinci öğesidir. Aynı zamanda düzenin rasyonel unsurudur. Estetik düzen varlıkların sureti (form) ve birliği (unite) ile sıkıca ilintili hale gelmiş amaçlılık ve iyilikten ayrılamaz olarak gösterilmiştir. Yetkinlik sonucu olan biçim ve güzellik maçlılığın eseridir. Bir şey orantılı olur ve olması gerektiği şekilde gözükürse güzeldir. Ontolojik olarak ahlak iyiliği ve güzelliği kapsar. İyi, insanı harekete geçirir. Buna göre yaptığı eylem güzel olabilir. Güzel hem düzendedir hem de insana haz yaratabilmektedir. Aqino’lu Thomaso’nun kuramı güzeli belli bir düzende parlatma ile oluşturan Claritas kuramıdır. J.P.De Croussaz : XIII yy’dan XVIII yy’a kadar Avrupa’da estetikle ilgili hiçbir eser yayınlanmamıştır.

1715’te Amsterdam’da J.P.De Croussaz’un “Traite’du Beau” adındaki kitabı yayınlanmıştır. Bir nesne ile hoş duygular ve beğenme hissi yaşanırsa güzele ulaşılabilmektedir. Burada psikolojik unsur olarak beğenmek ve zevk almak ön plana çıkmaktadır. Güzel’de var olan bütün parçalar tek bir amaçla olan ilişki yönünden ele alınmalıdır. Güzellik öznel değildir. Kişiye göre değişmektedir. Güzel nesne çeşitlilikte birliği ve bütün kısımların tek bir amaca bağlanmasını gerçekleştiren nesnedir. Esas etki kendimizde olmasına rağmen J.P.De Croussaz’a göre güzellik konusunda nesneye de önem verilmektedir.

Jean-Babtiste Du Bos (1670-1742): Sanat insandaki hazların yapay yolla, taklitle ve zararsızca tatminini sağlamaktadır demektedir. İhtiyaç ne kadar zorlu olursa tatminden duyulan hazda o denli büyük olmaktadır. Sanat insanda yapma (Artifical) tutkular meydana getirerek onu meşgul ederek hazza ulaştırmaktadır. Bu yolla bireyler acı duymaktan korunmaktadırlar. Taklit edilen husus aslından daha az etki yaratır. Bu nedenle yarattığı duyguların olumsuz etkilerinin bireye zarar vermesi de azalmaktadır.

Francis Hutcheson (1694-1747): Güzelliği öznel bir metotla inceleyen İngiltere, Almanya, Fransa’da etkileri olan filozoftur. Ampiristir. Bütün fikirlerimiz duyumlarımızdan meydana gelmektedir demektedir. İyilik faydalı olandır. Kendi ifadesi ile; “güzelliğin uyandırdığı haz bir çıkar karşısında duyduğumuz sevinçten başkadır”. Bu haz bütün çıkar kaygısından önce gelen bir güzellik duygusunun varlığını gerektirir. Bu şeyin uyandırdığı güzellik duygusu o şeyi elde ettiğimizde duyacağımız hazdan çok farklıdır. Eğer kendimizde güzellik ve ahenk duygusu olmamış olsaydı; “binaları, bahçeleri, giysileri uygun faydalı elverişli ve ya sıcak bulurduk. Ama onları güzel demek aklımızdan geçmezdi. Güzellik evrenseldir. Güzellik duygusu diğer duygulardan farklıdır. Güzelliği yaratan değişiklilikle birliğin ahengidir. Güzellik algısı ve heyecanı çıkarsızdır.

İmmanuel Kant (1724-1804): Kant yargıyı ikiye ayırmaktadır. Birine estetik yargı öbürüne de teolojik yargı demektedir. Estetik yargı çıkarcılığın dışında, güzeldir dediğimizde ortaya çıkmakta şu dört özelliği bulunmaktadır. Bu özellikler güzel dediğimiz her nesne için geçerlidir: Güzel olan şey bize yarar gözetmeyen çıkarsız bir haz verir. Güzel hiçbir kavrama bağlanmaksızın evrenseldir. Güzelde amaçsız bir ahenk vardır. Güzellik yargısı zorunludur. Kant’ın nitelik (quality) nicelik (quantity), ilişki (relation) ve yön (modality) bakımlarından ele aldığı güzellik tanımlaması. Bu dört hususu içermektedir: Nitelik bakımından çıkarsız olarak hoşa giden şeydir. Nicelik bakımından herkesin hoşuna giden şeydir. İlişki bakımından kendi dışında hiçbir erek olmadan hoşa giden şeydir. Yön bakımından zorunlu olarak hoşa giden şeydir. Kant’a göre güzelden aldığımız haz hayal gücümüz ile düşünce gücümüz asasındaki ilişkidir.

Fiedrich Schiller (1759-1805): Güzellik ve ahlak arasındaki ilişkileri özgürlük üzerine temellendirmiştir. Mutluluğa ulaşmada bilgelik ve sevgi yolunu önermektedir. Bir şeyin yalnız biçimi bizde düşünceden başka bir şey uyandırmasa, o şey cansızdır veya soyuttur demektedir. Bir şeyin yalnız yaşamı bizi duygulandırırsa o şey biçimden yoksun olabilir, yalnız izlenimdir. Bir şeyin canlı olabilmesi için biçiminin duygumuzda yaşaması, yaşamımızda düşünce gücümüzde biçimlenmesi gerekmektedir. Bir şeye güzel diyebilmek ancak bu şekilde mümkün hale gelebilmektedir. Friedrich Schiller’in oyun içgüdüsü insan yetilerinin ahengine karşılıktır. Oyun güzelliğin kendisidir. İnsanlığın gerçekleşmesi ve yaşayan biçimidir. Burada hem yaşam hem de biçimlenme iç güdüleri birleşmektedir. Ona göre bir şeye güzel denilmesi halinde bu yargı nesnenin özelliğini değil, öznenin eğimini ve ya yönsemesini gösterir. Özgürlüğe karşı olan her şey güzelliğe zarar vermektedir.

George Wilhem Friedrich Hegel (1770-1831): Estetik güzelin bilimidir. Hem tabiatta hem de sanatta yer almaktadır. Güzellik biliminin başlıca konusu sanattır. Estetik güzel sanatların felsefesidir. Bu anlamıyla Estetik sanat felsefesidir. Güzellik ise Öz ile biçimin uyumudur. Güzel gerçekleşen Öz’dür. Amacına uygun düşen ve onunla birleşen eylemdir. Güzel gözlerimizin önünde varlıkların ortasında, ahenkli olarak geçen ve tabiattan gelen uymazlıkları, aykırılıkları silen güçtür. İyi aranılan uyumdur. Güzel ise gerçekleşen ahenktir. Güzel doğrudur yani Öz’dür. Varolan şeylerin esasıdır güzel sonsuzdur, özgürdür. Tabiatta güzel İdeanın ilk görünümüdür. Yaşam tabiatta güzeldir. Tabiatta güzel yalnız onu görüp temaşa eden için, yani sanatçı için vardır. Uyum belirtilenlerden daha üstün bir derecededir ve onları kapsamaktadır. Bu yolla karşıtlıklar yok edilerek birliğe ulaşılabilmektedir. Sanatın amacı ideali göstermektir. İdeal gerçek güzelliğe ulaşma derecesi en yüksek olandır. İdeal duyular gerçeklikte uyumlu olarak gelişen varlıkların gücü, yaşamın ruhu ve özüdür. İdeal kendisini örten bozan aksamalardan sıyrılmış ve arınmış olan güzelliktir. Prof. Dr. İsmail Özçelik'e gönülden teşekkürlerimizle, GÜZELLİK Giriş Güzellik, sosyal hayatın; iş , sosyo-politik ve sipirtüel alanlarında insanın yaratıcı, öğretici, bilişsel (cognitive) güç ve yeteneklerinin, özgürlüğünü ve zenginliğini bir obje, duyusal form içinde ihata eden, insana estetik zevk veren realitenin fenomenleri ile sanat eserlerini yansıtan, değerlendiren bir estetik kategorisidir (Rosental ve Yupin, 1997).Görüleceği üzere, dünyanın hem doğal hem de sanat yanının incelenerek anlamlaştırılması ancak güzel’e ulaşmakla mümkün olmaktadır.Güzel’e ulaşamayan ne estetikten ne de yaşamdan bir sonuç elde edemez. Bunun sonucunda yaşanılan dünyada hazza yer olmaz. Belirtilen husus uç noktada hazcılığa (eudemonizm, Hedonizm) ters noktada ise, materyalizme dayandırılmaya çalışılmaktadır. Bilindiği gibi Uhrevi hayata ait yönelme içinde olan Hıristiyan dünyasında yaşanılan andan zevk alma ve “Antogonist” toplum düzeninde ahlaki yapılanma esas erektir. Antogonist çabaların dışında kalan “Protagonist” çabalar aklın egemenliği ile güzel’e ulaşmayı önermektedir.Güzel bir yönü ile kendiliğinden ulaşılabilecek haz kaynağı, diğer taraftan ise akıl yürütme ile gerekli olan çabaları içeren bir süreç olmaktadır. Zıtlıklardan (kontrastlardan) güzel’e giden çabada estetik analiz ve kuramsal değerlendirmeler farklılık göstermektedir. Bu farklılıkların ortak çıkarımı ise, dünyada var olan ruh ve sosyal sağlığı yönünden insanlığın güzele erişme çabaları, ahengi yakalama serüvenleridir.

I- Estetik Yönden Değerlendirme: İnsan bilinç gücünü kullanarak çevresini algılar ve fark eder. Bu anlamda çevreye kurulan ilgiye “Bilgi” denilmektedir. İnsan bilgiyi olduğu gibi alarak kabul etmez. Önemli bir aşamadan, tabiri caizse süzgeçten geçirerek kullanır. Bu ise akli olarak kavranan bilginin hakikate uygun olup olmadığının sınanmasıdır. İnsan bu ilişki serüveninde bazı nesnelere ilgi duyduğunda onlardan haz duyar veya hoşlanır işte hoşa giden ve haz veren nesnelere “Güzel” denilmektedir. İnsanın çevresindeki değerlerin bir kısmı ahlaki, bazısı estetik, diğerleri ise ekonomik nitelikte olabilmektedir. Aslında doğada yer alan bu kavramlara ilişkin değerler, insanlar tarafından atfedilmektedir. Güzel kavramı da bunlardan bir tanesidir. Böylece karşımızda insanlaştırılan bir evrensel değerler manzumesi bulunmaktadır. Bu değerlendirme süreci kapsamında konu üç temel başlık halinde ele alınmaya çalışılacaktır. Bu başlıklar; iyi ve güzel’in, hakikat ve güzel’in düşünürler yönünden, ele alınmasıyla açıklanmaya çalışılacaktır.

a) İyi ve Güzel’i İlişkilendiren Düşünürler: Kant’a kadar klasik idealist felsefede iyi doğru ve güzel değerleri eş anlamlı ele alınmıştır. Eski Grek düşüncesinde güzel iyi ile aynıdır. Platon bu hususa “Kalokagathia” demektedir. İşte eski Grek eğitiminin ulaşmak istediği insan ideali iyi insandır, yani Paideia’dır. Hümanizm çağına kadar etkin olan düşünüş, Shaftesbury (1671-1713) örneğinde olduğu üzere harmonik insan yani uyumlu insan nitelemesi şeklindedir. Schiller ise iyi ahlaklılık ile duyarlılığı uyumlu bir şekilde birleştiren güzel-ruh’u (Shöne Seele) güzel, olarak açıklamaktadır. Shiller’e göre güzellik bir yönü ile ahlaka diğer yönü ile de akla dayalıdır. Bu anlamı ile güzellik görünüş içerisindeki özgürlük olmaktadır. Burada görünüş duyusallığı, özgürlük ise aklı ve iyiyi ifade eder. Shaftesbury güzel’in doğruluk ve iyi ile olan etkisine değinmekte, şöyle demektedir: “Dünyada en doğal olan güzellik, dürüstlük ve ahlaksal doğruluktur nasıl doğru ölçüler uyum ve müziğin güzelliğini hazırlarsa, doğru bir yüz doğru bir orantıda bir mimari yapıtı güzel kılar.”. Buradaki doğruluk ontolojik ve ahlaksal anlamdadır. Ontolojik anlamda doğruluk, varlığın, evrenin yapısını, yapı yasasını yani iç sayılarını ifade eder. İşte Shaftesbury güzellik doğruluk derken evrenin bu harmonik (uyumsal) ve yasal yapısını dolayısıyla da onun iç sayılarını anlatmaktadır. Diğer anlamında hakikat ahlaksal bir nitelik taşımaktadır. Erdem ve iyi ile aynıdır. Dünyada en doğru olan güzellik dürüstlük ve ahlaksal doğruluktur. İşte bu hususlar aslında erdem ve iyidir. Bunun sonucunda güzelliğin erdem ve iyilik olduğunu söyleyebiliriz.

tiz_ 11.06.2007 02:55:57
soru1:şüphe edip duruyoruz da neden şüphe etmemiz gerektiğinden şüphe etmiyoruz
-O zamanda şüphe etmiş olmuyormuyuz_?

soru2:Doğanın kanun ve kurallarına herkes mecburen uymak zorunda mıdır Buna Allah'ta dahil mi yani alahu teala deistik mi teistik mi
-uyup uymadığını biliyormuyuz_?Ya da kurallar tam olarak kesinlik kazınmış mı_?Belki de insanın aklı sınırlıdır,herşeye cevap bulamaz.

soru3:2 kere 2 'yi 5 yapabilir mi (ALLAH) ve o sırada 5 yazan biri doğru mu yapmış olur yoksa yanlış mı
-sen kendini değiştirdiğinde (düşüncelerini,görünüşünü vs.) seni yaratan da değişiyor mu_?
2 kere 2 5 olsaydı,bunun olması durumunda bir çok şeyde farklı olurdu.Belki sen o zaman 4 olduğunu bilmeyecektin 5 doğru olacaktı.


soru4:güzellik Allah'ın armağani ise çirkinlik kimin armağanı acabaaaaaaaaaaa
-güzellik ve çirkinlik görecelidir.Armağan derken_?

soru5:Doğanın kanunları da evrimleşiyor mu !!!!!!!!!!!!!!!!!!
-sonuçta insanlar herşeyi iradesiyle yapmıyor mu_?Doğanın konununun evrimleşmesi bu cümle biraz saçma olmaz mı_?
 
soru6:sürekli genişleyen ve değişen bir evrende sonsuza kadar aynı kanunlara uyulacağını düşünmek ne kadar mantıklı
-Kanunlar derken_? Düşünmemek ne kadar mantıklı_?Kurallar değişir aynı insanların ve zamanın değiştiği gibi.

soru7:geleceği tümüyle gören birisi yaptıklarının ne kadarından sorumludur hadi bakalımmmmmmmmmmmmmmmmmmmm
-geleceği tümüyle gören biri,veya geleceği göremeyen biri yaptıklarından sorumludur.İyi veya kötü.

soru8:sonsuz denen şeyin ne kadarı ölçülemeyen ne kadarı bilinemeyen ve kadar gerçekten sonsuz olan oluyor acaba *
-bu soruyu es geçiyorum,cevaba bile değmez sanki.

soru9:zaman makinası gelecekte yapılacaksa neden kimse HZ İsa'yı kurtarmaya gelmedi (ölmeden önce) ya da Ha acaba
-kem küm.(!)

soru10: Allah her şeyi yapabilir mi mesela bir Allahta yapabilir mi ?
-İnsanoğlu makinalar yapıyor,robatlar yapıyor,kendisine faydalı veya zararlı bir çok şeyi yapabiliyor.Kendinden bir tane daha yapabilmiş mi_?Allah için aynı mantık doğru olmaz sanırım cünkü onu sınırlı aklımızla ne kadar tanıyabiliriz ki_?

soru11:Hz hüseyin ya da Hz Hasan kurtarılmadı ya da japonlar atom bombasını önlemediler bütün bunlar zaman makinasının hiç yapılmayacağı anlamına mı geliyor yoksa insanlığın zaman makinasını bulamadan yok olacağı anlamına mı geliyor veya müdahale edilemeyeği anlamına mı geliyor
-....................

soru12:bir kimse kuşku duymanın gerekliliğinden neden kuşku duymaz
-o zaman da kuşku duymuş olmaz mı_?gerekli olduğu için değil olması olduğu içindir.Bir şeyin doğruluğunu bulmak için kuşkulardan arınmak gerekmez mi_?Kuşkular olmasa doğruların doğrulu ne kadar doğru olur_?










humanist_ 01.07.2007 21:40:15
S1 SENİN SOYLEDİGİN YEMEK YEMEYİ NEDEN YEMİYORUZUN SOYUT SEKLİDİR BU YUZDEN İLK ONCE BENİM SORUMA CEVAP BULUN


Sayfa: [ 1 ]