|
||
| panteidar wrote: ‹ Select › ‹ Expand › Kürşat kardeş; Ehlisünnetçilere çok güzel cevap vermişsin.. Peki ama neden amel'de Hanefi'sin ? Yani teorilerini reddediyorsun.Paratiklerini uyguluyorsun.. Pardon..Sen bir yazında diyordun ki ; Hatırladığım kadarıyla namazı farklı kılıyorum artık.Rükudan kalkarken "semiallahü limen hamide" demiyorum ,başka birşey söylüyorum" diyordun.Bu amelini bozmuyor mu? şüzel bir soru inanır mısın durumum biraz garip kaldı zira amel demek hani namaz oruç hac gibi ya bunlar özel uzmanlık gerektiren şeyler. dolayısıyla hanefi mezhebindeyim ancak bazı durumlara binaen kendim namaz kılma şekillerimde bazı şeyleri ekleme ya da çıkarma cihetine gitmek zorunda kaldım. bakın namazı nasıl kıldığımı söyleyeyim: zaten 4 yıldır sünnet kılmıyordum farz ve vitir. ancak son dönemde yani 4 aydır şöyle kılıyorum namazı: ayakta normal fatiha ve sure ancak fatihadaki dua ayetleri var ya onları söylerken bir mana kasdetmiyorum yani dua niyetini gütmüyorum ( dua etmediğimi ve duanın yanlış oldunuğunu anlatmıştım ) ve rüküya gidiyorum ama kalkarken "semi allahulümen hamideh" demiyorum zira bu şu demek: "allah hamdedeni duydu" halbuki ben allahın duymasını inkar etmiştim. dolayısıyla bunu demiyorum sonra oturuş var ya salli barik okumuyorum ve tahiyyatıda okumuyorum. otururken de yine fatiha okuyorum ve amin demeden peşine şehadeti okuyorum yani "eşhedü enne ilaheillallah ve eşhedü enne muhammeden abduhu ve resuluh" diyorum. işler karışık : ben son peygamberin peygamber olduğuna inanıyorum ancak peygamber kelimesi farsça imiş ve manası haberci demekmiş. arapça "nebi" de haberci demektir. dolayısıyla peygamberin ille de müslüman olması şart olmamış oluyor. neden salavat getirmiyorum. zira son peygamberin hadislerini iyi bilirim, onu iyi tanırım. tekrarlar dahil 100.000 hadis okumuşluğum vardır. bu şahıs insan biçimci bir tanrı anlatımında bulunmaktadır ve bu yüzyıllardır açılmayan bir kutu üzerinde düşünülemeyen bir tabu idi. ve yüzyıllardan beridir bu gibi ifadeleri hep "tevil"( başka mana verme) adı altında peygamber onu kasdetmedi, başka şeyi kasdetti gibilerinden onun bu insanbiçimci şözlerini hep başka mana demek istedi o, herkes anlayamaz bu dediklerini, gibilerinden söylemlerle paspas altı ettiler. bu paspası kimse kaldırmaya cesaret edemedi. zaten kaldırsada (yani peygamber yanıldı bu itikadi konularda desede) kendisine pek inanılmayacağını iyi bilirdi. ancak ben kendimi kandırmak istemeyen biriyimdir. yıllarca bunları gördüm, yüzlercesini ve anladım ki ismet adı verilen şey de aslında bir önkabuldü ve evet bazı ayetler var ki peygamberlerin isyan etmeyeceği manasına gelebiliyordu. ama diğer başka ayetler de var ki açıkça görmezden geliniyordu. ve bu konuyu araştırmaya karar verdim. bu konuda (yani ismet, peygamberlerin masumiyeti) kitaplar okudum. ve razi'nin yazmış olduğu "peygamberlerin masumiyeti" adlı kitapta bunu açıkça gördüm. ( yani razi zorlamalı yorumlar yapıyordu peygamberlerin masumiyetini ispat yolunda) yani peygamberlerin masumluğu konusu asla üzerinde tartışılamaz gibi algılanan husuhlardandı. : yani şunu diyorum: allah son peygamberi saptırdı, ona bu fikirleri veren de allahtı. daha önce yazdım bu konuda dediği bazı sözleri. buraya ekleyeyim de görünüz. napacam bilmiyom. ek:bugün size anlatacaklarım acayip, acayip ve şunu söyleyeyim çok kişi zaten bu işi anlamazda anlayanlarda geçiştirirler yani. ahaahhhhhhhhhhhhh yıllarca ben de içimde sakladım, sakladım sindirdim ama evet bugün birden koptu içimde fırtına. yan ben bunları söylüyorum ama buda yıllarca içimde biriken şeyler haaaaaa...... konu son peygamberin imanı meselesi ve nedir bu iş? şudur: eğer baktıysanız hadislere Allahı anlatan hadislere şunu görürsünüz: hadislerde "antropomorfizm" yani insan biçimci bir anlatım vardır. yani bu anlatımlarda Allahın bir cismi ve şekli şemali varmış gibi anlatıldığını görürsünüz. örnek olarak bir kaç tane örnek vereyim: ancak bilin ki hadis kaynakların da belki yüzlercesi var yani ona göre, ve bir kısmı da kütübü sitte( altı kitap) denen hadis kitaplarında ve yine bir kısmı da buhari, müslimin rivayetleridir. mesela "gecenin üçte biri geçince Allah gökyüzü semasına iner ve yok mu isteyen vereyim, yok mu bağışlanma isteyen bağışlayayım der" ve "Allahın iki eli sağdır" . sonra şöyle bir rivayet var biri yanında bir cariye ile resulullahın yanına gelmiş ve bununla evlenebilir miyim demiş (yani bu müslüman mı manasında) oda cariyeye sormuş ki: Allah nerede? cariye: "yukarda" demiş ve resulullah da "evet o mümin" demiş. zannedersem bu en son rivayet müslimdendi. sonra Allahın cehennemin üstüne ayağını basması ile ilgli rivayet var. yine Allahın bacağı ile ilgili rivayet var. yani çok var böyle rivayet haa. bir de şu var "Allah ademi kendi suretinde yarattı" gibi.. yani böyle insan biçimci hadisler çok var. buraya kadar tamam mı? yine mesela Allahın görülmesi ile ilgili rivayet var ki buhari ve müslim rivayet etmiş. hatta o rivayette güneşin görüldüğü gibi apaçık şekilde Allahın görüleceği anlatılıyor. evet bu tamam mı? bakın şimdi problemlere: hal böyle olunca zaten piyasadaki kitapların tamamına yakını Allahı insan şeklinde veya Allahın şekli var diyenlere ya da Allahı bir cisim gibi düşünenlere yani Allah bir yerde ya da yönde vardır diyenlere bu kitapların neredeyse tamamı kafir der. bu da tamam mı? hal böyle olunca şimdi bunları yani bu rivayetleri yorumlayanlar iki kısma ayrıldılar. bir kısmı bu rivayetleri toptan reddettiler. mesela mutezile, cehmiyye ve filozoflar gibi yani "resulullah böyle şey demez, bu rivayetler tümüyle uydurmadır" dediler. bu kişilerin ikinci kısmı ise bu rivayetleri reddetmediler( eşariler ve maturidiler) ya da edemediler hani buhari, müslim rivayet ediyor ya. bu sefer ne yaptılar? şunu yaptılar: " evet dediler resulullah böyle söyledi ama bu sözler ile zahiri yani dış görünüşünü kasdetmedi" dediler ve bu rivayetleri uygun şekilde yorumlamaya giriştiler yani tevil ettiler.( geçen de tevilin ne olduğunu anlatmıştım.) buraya kadar tamam mı? : önce şimdi sorum size: sizce Allahı cisim olarak düşünmek şekli var demek, hareket eder demek ( çünkü her hareket eden bir mekandadır, zira hareket bir mekandan diğer mekana olur) ve böyle inanmak kafirlik midir? herhalde çoğunuz bu soruya evet dersiniz. lakin bir sorun var: eğer siz bu rivayetleri reddetmezseniz iki şık var: "yani resulullah bu rivayet edilenlerin zahirini kasdetti yani Allahın cisim olduğuna inanarak ve Allahın eli vardır, gözü vardır, yüzü vardır şeklinde itikad etti, ya da evet böyle söyledi ama dış görünüşünü değil başka manaları kasdetti yani mecazen böyle ifadeler kullandı". ,ama eğer siz derseniz ki "evet o bunları söyledi ama mecazi olarak söyledi" derseniz bende size soruyorum: ama bu insanların çoğunluğu bu rivayetleri görünce, duyunca nasıl bir Allah inancı içinde olurlar? ben söyleyeyim: ekseri insanlar bu hadislerde anlatılan rivayetleri dinlediklerinde çoğunluğu anlatımın zahirine yani dış görünüşüne bakar ve öylece inanırlar. hal böyle iken "resulu ekrem evet söyledi ama başka mana kasdetti" derseniz halbuki insanların çoğunluğu bu rivayetleri dinlediklerinde Allahın bir şekli olduğunu ve Allahın cisim olduğunu düşünür. o halde böyle söylemek insanların çoğunluğunun küfre düşmesine sebep olmuyor mu? yaaaaaaaaaa.... bu da düşünülmesi gereken bir inceliktir. bu durum görmezden gelinecek bir durum mudur? size açıkça soruyorum eğer resulu ekrem evet bu rivayetleri söylemişse ve söylediği gibi yani zahirini kasdetmişse yani Allahın bir cisim gibi olduğuna inanarak söylemişse, soruyorum onu da( resulu ekrem ) tekfir eder misiniz? ( yani kafirdir dermisiniz?) eğer demezseniz, tarihte çıkmış gruplar vardır. biri de "müşebbihedir, mücessimedir" bunlar da bu rivayetlerin zahirine( dış görünüşlerine) bakarak Allahı cisim kabul etmişlerdir. hatta içlerinde bazıları Allahın eti, kanı vardır demiştir. Allahın uzuvları, organları vardır demişlerdir. o halde bunlarıda mı tekfir etmeyeceksiniz? herhalde bana çok kızdınız. lakin ben görüşümü söyle bildireyim : eğer resulu ekrem bu sözleri Allahın cisim olduğuna inanarak söylemişse kafirdir derim. eğer mecazi manada söylemişse bence bu da uygun olmayan bir davranıştır. zira bir çok insan bu lafların zahirine bakar ve öylece inanır. dolayısıyla insanların küfre düşmesine sebep olur ki bu davranışta bence küfürdür. dediğim gibi eğer bu rivayetleri söylemişse durum dediğim gibidir. ama bu rivayetler yalansa yani böyle sözler söylememişse durum başkalık arzeder. peygamberin söyledikleri: **** Bugün size anlatacaklarım acayip, şunu söyleyeyim ki, çok kişi zaten bu işi anlamazda anlayanlarda geçiştirirler. Yıllarca ben de içimde sakladım, sindirdim ama evet bugün birden koptu içimde fırtına. Yani ben bunları söylüyorum ama bu da yıllarca içimde biriken şeylerdendir. Konu son peygamberin imanı meselesi. Nedir bu iş? Şudur: Eğer baktıysanız Allah’ı anlatan hadislere, şunu görürsünüz: "Antropomorfizm" yani insan biçimci bir ilah anlatımı vardır. Bu rivayetlerde Allah’ın bir cismi ve şekli varmış gibi anlatıldığını görürsünüz. Örnek olarak bir kısmını vereyim: _“Ben gökte olanın emini (güvendiği) olduğum halde, hala siz bana güvenmiyor musunuz!” (Buhari no: 3344, Müslim no: 1063) _”Rabbimiz, (her) gecenin son üçte biri (son üçte birlik bölümü) kaldığı zaman dünya göğüne iner ve şöyle der: “Yok mu bana dua eden? Duasını kabul edeyim. Yok mu benden bir şey isteyen? İstediğini ona vereyim. Yok mu benden bağışlanma dileyen? Onu bağışlayayım.” (Buhari no: 1145, Müslim no: 758) _”Yazıklar olsun sana! Allah’tan kullarından herhangi birine şefaat etmesi istenilemez. Allahın şanı bundan daha yücedir. Yazıklar olsun sana! Sen Allah’ın (büyüklüğünün ve yüceliğinin) ne olduğunu bilir misin? Muhakkak O’nun Arş’ı göklerinin (bazı rivayetlerde: ve yerlerinin) üstündedir. (Allah’ın Arş’ı) aynen şöyledir: (Resulullah bu sırada) parmaklarıyla işaret ederek (şöyle dedi): Tıpkı bir kubbe gibidir. Ve o Arş’ın bir (deve) palanının (semerinin) binicisinin (ağırlığı) nedeniyle gıcırdaması gibi bir gıcırdaması vardır.” (Ebu Davud, no:4726) _”(Allahım!) Senden, yüzüne bakma lezzetini ve seninle buluşma şevkini (arzusunu) bana lutfetmeni diliyorum.” (Ahmed 5/191, Nesai 3/54-55) _”Allah’ın eli öyle doludur ki gece gündüz ondan (bağışlar ve nimetler) devamlı akar. Siz, Allah’ın gökleri ve yeri yarattığından beri (eliyle) infak ettiği (verdiği) şeyleri gördünüz mü? (düşündünüz mü?) Çünkü bütün bu verdikleri bile O’nun sağ elindekileri hiçbir şekilde eksiltememiştir.” (Buhari no:4684, Müslim no:993) _”Muhakkak adil olanlar (kıyamet günü) Rahman Azze ve Celle’nin sağında nurdan minberler üzerinde olacaklardır. Rahman’ın her iki eli de sağdır.” (Müslim no:1827, Nesai 8/221-222) _ “Ademoğullarının kalplerinin hepsi Rahman’ın parmaklarından iki parmak arasında tek bir kalp gibidir. Onları dilediği gibi çevirir.” (Ahmed 2/168-173, Müslim no: 2654) _ “Kıyamet günü Allah yeri avucuna alır, gökleri de sağ elinde dürer (katlar) sonra da şöyle der: ‘Mülkün sahibi melik (hükümdar) benim! Hani yeryüzünün hükümdarları nerede?” (Buhari no: 4812, Müslim no: 2787) _ “Yahudi bir adam peygamber’e gelir ve şöyle der: “Ey Muhammed! (Başka bir rivayette Ey Eba’l-Kasım!) Kuşkusuz Allah kıyamet günü gökleri bir parmağına, yedi kat yeri bir parmağına, dağları bir parmağına, ağaçları bir parmağına ve yaratıkları bir parmağına alır, sonra şöyle der : ’Bugün melik (padişah) benim.’ Bunun üzerine Resulullah (bir rivayette Yahudi’nin bu sözünü beğendiği ve tasdik ettiği için) ön dişleri görünecek şekilde gülümsemiş sonra da: ‘Onlar Allah’ı hakkıyla takdir edemediler. Oysa kıyamet günü yeryüzü bütünüyle O’nun avucundadır, göklerde sağ elinde dürülmüş olacaktır.’ (Zümer 67) ayetini okumuştur.” (Buhari no:4811, Müslim no: 2786) _ “Hiçbir peygamber gönderilmiş olmasın ki (diğer bir rivayette Allah hiçbir peygamber göndermiş olmasın ki) o ümmetini, bir gözü kör (şaşı) olan yalancı Deccal’e karşı uyarmış olmasın. Dikkat edin gerçek şu ki, Deccal’in bir gözü kördür (şaşıdır). Şüphesiz Rabbiniz kör (şaşı) değildir. Deccal’in iki gözü arasında kafir yazlıdır.” Müslim de hadisin devamında şöyle bir ek vardır: “Sonra onu heceleyerek söyledi: KFR (yani kafir); onu her müslüman okur.” (Buhari no:7131, Müslim no:2933) _ “(Rabbimiz) daralmış, ümitsiz düşmüş halinize bakar” (Ahmed 4/12, İbn Mace no:181) _ “Kuşkusuz Allah Azze ve Celle uyumaz. Zaten uyuması da gerekmez. Mizanı (diğer bir rivayette adaleti) indirir ve kaldırır. Gündüzün amelinden önce gecenin ameli, gecenin amelinden önce de gündüzün ameli O’na yükseltilir (kaldırılır). O’nun örtüsü (perdesi) nurdur (Ebu Bekr’in rivayetinde perdesi ateştir). Onu bir açıverse yüzünün nurları, yaratıklarından gözünün erdiği (iliştiği) her şeyi yakar kavurur.” (Müslim no:179, İbn Mace no:195) _”Rabbimi (uykuda) en güzel surette gördüm... Ve Rabbimin avucunu, iki omuzumun (kürek kemiğimin) arasına koyduğunu gördüm. Öyle ki gönlümde (kalbimde) O’nun parmak uçlarının (diğer bir rivayette elinin) soğukluğunu hissettim.” (Ahmed 5/243, Tirmizi no:3235) Ancak bilin ki hadis kaynakların da belki yüzlercesi var ve bir kısmı da kütübü sitte( altı kitap) denen hadis kitaplarında ve yine bir kısmı da Buhari, Müslimin rivayetleridir. Böyle insan biçimci hadisler çok var. Mesela Allahın görülmesi ile ilgili rivayet var ki Buhari ve Müslim rivayet etmiş. Hatta o rivayette güneşin görüldüğü gibi apaçık şekilde Allah’ın görüleceği anlatılıyor. Bakın şimdi problemlere: Hal böyle olunca zaten piyasadaki kitapların tamamına yakını Allah’ı insan şeklinde kabul edenlere veya “Allah’ın şekli var” diyenlere ya da Allah’ı bir cisim gibi düşünenlere yani “Allah bir yerde ya da yöndedir” diyenlere, bu kitapların neredeyse tamamı kafir der. Hal böyle olunca şimdi bunları yani bu rivayetleri yorumlayanlar iki kısma ayrıldılar. Bir kısmı bu rivayetleri toptan reddettiler. Mesela Mutezile, Cehmiyye ve filozoflar gibi; yani "Resulullah böyle şey demez, bu rivayetler tümüyle uydurmadır" dediler. Bu kişilerin ikinci kısmı ise bu rivayetleri reddetmediler (Eş’ariler ve Maturidiler) ya da edemediler; hani Buhari, Müslim rivayet ediyor ya; bu sefer ne yaptılar? Şunu yaptılar: "Resulullah böyle söyledi ama bu sözler ile zahiri yani dış görünüşünü kasdetmedi" dediler ve bu rivayetleri uygun şekilde yorumlamaya giriştiler yani te’vil ettiler. Şimdi sorum size: Sizce Allah’ı cisim olarak düşünmek, şekli var demek, hareket eder demek (her hareket eden bir mekandadır, zira hareket bir mekandan diğer mekana olur) ve böyle inanmak kafirlik midir? Herhalde çoğunuz bu soruya “evet” dersiniz. Lakin bir sorun var; eğer siz bu rivayetleri reddetmezseniz, iki şık var: “Resulullah bu rivayet edilenlerin zahirini kasdetti yani Allah’ın cisim olduğuna inanarak ve Allah’ın eli vardır, gözü vardır, yüzü vardır şeklinde itikad etti” ya da “evet böyle söyledi ama dış görünüşünü değil başka manaları kasdetti yani mecazen böyle ifadeler kullandı" diyeceksiniz. Ama eğer siz: "Evet o, bunları söyledi ama mecazi olarak söyledi" derseniz, ben de size soruyorum: Ama bu insanların çoğunluğu bu rivayetleri görünce, duyunca nasıl bir Allah inancı içinde olurlar? Ben söyleyeyim: Ekseri insanlar bu hadislerde anlatılan rivayetleri dinlediklerinde, çoğunluğu anlatımın zahirine yani dış görünüşüne bakar ve öylece inanırlar. Siz "Resulu Ekrem evet öyle söyledi ama başka mana kasdetti" derseniz; halbuki insanların çoğunluğu bu rivayetleri dinlediklerinde Allahın bir şekli olduğunu ve Allahın cisim olduğunu düşünür. O halde böyle söylemek insanların çoğunluğunun küfre düşmesine sebep olmuyor mu? Bu da düşünülmesi gereken bir inceliktir. Bu durum görmezden gelinecek bir durum mudur? Size açıkça soruyorum: Eğer Resulullah, bu rivayetleri söylemişse ve söylediği gibi inanmışsa yani zahirini kasdetmişse, Allah’ın bir cisim gibi olduğuna inanarak söylemişse, soruyorum onu da (Resulullah) tekfir eder misiniz? ( kafirdir dermisiniz?) Eğer demezseniz, tarihte çıkmış gruplar vardır. Mesela "Müşebbihe, Mücessime" bunlar da bu rivayetlerin zahirine (dış görünüşlerine) bakarak Allah’ı cisim kabul etmişlerdir. Hatta içlerinde bazıları “Allah’ın eti, kanı, organları vardır” demişlerdir. O halde bunlarıda mı tekfir etmeyeceksiniz? Ben görüşümü şöyle bildireyim: Eğer resulullah bu sözleri Allah’ın cisim olduğuna inanarak söylemişse “kafirdir” derim. Eğer mecazi manada söylemişse, bu da uygun olmayan bir davranıştır. Zira bir çok insan bu lafların zahirine bakar ve öylece inanır. Dolayısıyla insanların küfre düşmesine sebep olur ki, bu davranışta bence küfürdür. Dediğim gibi eğer bu rivayetleri söylemişse durum dediğim gibidir. Ama bu rivayetler yalansa, yani böyle sözler söylememişse durum başkalık arzeder. |
||
|
||
| oyy oyyy oyyyyyyy çok ağır ve gerçekliği hiç bir şekilde kanıtlanamayacak İDDAA lar bunlar.. muhtemelen senin gibi biri tarafından, çirkeşleştirilmiş - asıl olay kendinden başka bir olay haline getirilmiş, bir kaç beyinsizin anlayışını yansıtan yazılardır |
||
|
||
| *** panteidar wrote: ‹ Select › ‹ Expand › Filozofların kafası çalışıyor.. Kelamcıların hatasına düşmemek için "alem de ezelidir" diyorlar.. Kelamcılar da bu handikaptan sıyırmak için; "Yani alem sonradan yaratıldı" görüşüne getirilecek olan "sönlu bir zaman sonra mı" sorusundan sıyırmak için; "Dikkate alınmayacak derecede kısa bir zaman-dolayısıyla o da ezeli sayılır" diyorlar.. .. bir kere kelamcılar o dediğini demezler. şunu anladım ben. ateizm zaten çaresiz olayların başlangıçsızlığını savunmak zorunda ve determinizm peşinden geliyor. yani ateist kişi determinist olmak zorundadır. insan olarak hür iradem yok demelidir. benim hareketlerimi önceden olmuş olaylar belirledi demelidir. fakat araştırmalarım sonucunda anladım ki allaha inanan biri de alemin ezeli, başlangıçsız olduğuna inanmak zorundadır. ve sudur anlayışını kabullenmek durumunda kalır. şimdi karşımızda iki durum var. 1: maddeler madde olmak itibariyle birbirinin aynıdır ve hiçbir şey kendi kendinin sebebi olamaz, çünkü bu kendi kendinden zaman olarak önce gelmesini gerektirir. o halde herşeyin sebebi bir öncekiydi anlayışıyla hareket edip bu olaylar zincirinin yaptırıcılığına inanır, bu olayların insanın kararlarını da etkileyen olduğunu kabul edip bir anlaşılmazlık içinde yaşamak 2: bu maddelerden ayrı olarak bir başlangıçsız ve sebebsiz kabul edip buna allah demek ve alemin de bu sebepsiz sebep olan allahtan sudur (çıkma, taşma) ettiğine inanmak. ama bu sudurun başlangıcının olmadığını da kabul etmek. zira olayların allahın bilmesiyle meydana geldiğine inanıp ve allahı da, ilmi olarak kabul edip. alemin allahtan zaman olarak sonrasında olmadığına inanıp, böyle bir sistem kabul etmek ve kişiyi allahın ilminin zorladığına inanmaktır. şu dediğimi asla unutmayınız: siz ister allaha inanan ister inanmayan olunuz, iki halde de bu inancınız sizin hareketlerinizde ve düşünceleriniz de hür olmadığınız fikrine götürür. kim ki bunu kabul etmezse şunu bilsin ki ilim de onu kabul etmez. araştırsın ve görsün. allahın önceden bilmesinin insanı zorladığını yukarda anlattım. yüzyıllardan beri bu pek bilinmeyen bir noktaydı. ancak ateistler bu dediğime inanmıyorsa, "determinizm'i" araştırsınlar ve görsünler. karar verin sizi zorlayan allah mı yoksa geçmişteki olaylar mı, hangisine aklınız yatıyor? işte size çooooooooooooooooook kuvvetli bir istidlal, delil. özgür iradeyi savunanların en çok kullandığı bi "Allah bildiği için yazdı" lafıyla kasdettikleri şeyin yalan olup bu işin iç yüzünü gösteren delildir. gecenin 3 'ünde aklıma gelen bir delildir. çok mühimdir eğer anlarsanız.. Allahın ilminin maluma tabi olmaması meselesi Allahın ilmi ezelidir evvelden de izah edildiği gibi ezeli olanın sebebi olmaz halbuki ilim maluma tabidir denildiğinde; ilim, malumdan( bilinenden) etkilenen durumunda olmakta ve malum ilmi etkileyen konumda bulunuyor dolayısıyla etkileyen malum, etkilenen ilme sebep teşkil ediyor. zira etkileyen etkilenene sebep konumundadır. halbuki akli delille sabit ki ezeli olanın sebebi olmaz. o halde Allahın ilmine ezeli diyenlerin: "ilim maluma tabidir" lafları yanlış olmaktadır. Allahın ezeli ilmi asla başka bir şeye tabi değildir. böyle oluncada cebr olduğu aşikardır. etkilenmek demek etkileyen olduğu varsayılan ( düşünülen) şeyin etkilenene sebep teşkil ettiğini kabullenmek demektir. insanın özgür iradesini savunanların en çok kullandıkları laf olan "Allah bildiği için yazdı" ifadesidir bununla şunu kasdederler mesela ben şimdi klavyede yazı yazıyorum ya hah diyorlar ki Allah ezeli ilmiyle senin bu saatte, bu vakitte bu yazıyı yazacağını bildiği için levhi mahfuza böyle yapmanı yazdı. yoksa O, böyle yazdığı için sen böyle yapıyor değilsin. yani yine insanın özgür iradesi vardır derler. buraya kadar tamam mı anladınız mı? devam ediyorum sonra şunu diyorlar: "ilim maluma(bilinen) tabidir" yani Allahın ezeli ilmi sonradan olacak olan bilinen fiillere, hareketlere tabidir derler. bununla da şunu kasdederler: yani Allahın ilmi, bilmesi sonradan olacaklara tesirli değildir düşüncesini savunurlar. işte bu düşünceyi anlatmak isterler. yani Allahın evvelden hadiseleri bilmesi bizi cebr altında bırakmaz biz yine hürüz derler. tamam mı? yani Allahın ezeli ilmi, sonradan olacak olaylara tabidir derler. tamam mı? şimdi çooooooooooooook dikkat ediniz: tabi olan, tabi olunandan zaman bakımından önce mi gelir, beraber midirler, yoksa zaman bakımından sonra mı gelir? iyi düşünün. evet cevap şu: tabi olan, tabi olunandan zaman bakımından sonra gelir. bu aklen açıktır. şimdi duruma bakalım: bunlar ne demişti? "Allahın ezeli ilmi, sonradan olacak şeylere tabidir" . soruyorum: ezeli olan şey, hiç sonradan olan şeye tabi olur mu? olmaz eeeeee bu ne o zaman? ne olacak kandırma üç kağıt yüzyıllardır süren pek çok üçkağıttan biri. ezeli olan şey başka şeyden sonra olamaz . başka şeyden sonra olsa zaten ona ezeli ( öncesiz, başlangıcı olmayan) denilmezdi. demek ki onların "ilim maluma tabidir" lafları yalan dolandır. dolayısıyla insanın özgür iradesini savunan biri Allahın ilmi ezeli dediğinde ne dediğini bilmiyor demektir. dolayısıyla şunu şiddetle bildiriyorum ki: insanın özgür iradesi vardır diyen Allah hadiseleri olmadan önce bilmiyordu, hadiseler olurken bildi demek durumunda kalır . ve bunu dediğinde de Kuran daki "kıyamet vaktinin sadece Allahın bildiğini ifade eden" ayeti de inkar etmiş olur. yaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa evet bu başlıkta bunu konuşalım yani Allahın ilmi ve bu ezeli ilim sonuçta kulun özgür iradesi kalmaz. bunu konuşalım ne diyeceksiniz bakalım.. mesela benim son zamanlarda okuduğum metin özdemir diye üniversite hocasının Allahın ilmi ile ilgili kitabı var. orada ezeli ilim kabul edilirse ve Allah hadiseleri önceden bilir denirse kulun özgürlüğü kalmadığını yazar anlıyor ve kendince çözüm arıyor halden hale geçiyor. yani basit değil bu işler. hadi bakalım........ **Militantek demiş ki: Alem konusunda ise söylemek istediklerim alemin kuşkusuz ezeli olmayışıdır. Tanrı şu anki alemi yaratana dek bekledi, evet...Ama bu sonlu zaman bekleyişinin öncesinde eski yaratılan alemler de mevcut olabilir. Tartışılan zaten bu değildi ama, bundan öncesinde insanın Tanrı yı idrak edişinin başlangıcı insanın başlangıcı olduğunu varsayarsak bundan öncesinde Tanrı nın beklediği malumdur. Fakat eksi sonsuzdan gelen bu bekleyiş örnekte olduğu gibi +9 da bitmiştir. . cevap: bekledi dedin ya cevap ver: sonlu bir zaman mı yoksa sonsuz bir zaman mı bekledi? eğer sonsuz dersen, sonsuz zamanın sonu gelemez. dolayısıyla beklemekle sonuna varılamaz. bunu diyemezsin, mecburen sonlu zaman bekledi dicen ve sonlu zamanın başı ve sonu belli olduğundan sonuna alemin( allahtan başka herşey demektir. hala bana bu alemden önce başka alemler olabilir diyon ya) varlığa gelme anı dicen, ama başına ne dicen? mecburen allahın zatı dicen ve otomatik olarak allahın varlığının başlangıcını savunmuş olacan ama tabisen bun anlamıyon dimi. bak ben hatamı anladım ve allahın varlığının başlangıcı yok diyom artık ama bunun bir getirisi var o da: alemin ezeli yani başlangıçsız oluşudur. zira allah fiilinden geri kalamaz. yani alemden geri kalamaz. yani alemin varlığa gelmesinden öncedir allahın varlığı denemez. zira şu soru yine sorulacak o vakit: allah , alemden sonlu mu yoksa sonsuz bir zaman olarak mı öncedir? yaaa |
||
|
||
| ben gerçeklerin peygamberiyim! Vahiylerim sizi uyutmaya değil ayıltmaya yarayacak! | ||
|
||
| bak böyle gidersen ilerleyemezsin kuranın nasıl bir kitap olduğunu görmelisin. ben allahın iradesi yok demiştim ya, son zamanda şu delili yaptım dedim ki allahın ezeli ilminin belirleyici özelliği vardır ancak buna irade diyemiyoruz. zira bu ilimdir ancak başlangıçsız olduğundan bizim anladığımız gibi olmayan şekilde belirleyiciliği vardır. ben bu konuları biraz kapalı anlattım aslında.( dedim ya huyum bu, millet bunları biliyor zannı bende hakim, atamadım bunu yıllardır) yani onlar diyor ki: allahın iradesi, ilminin aynıdır yani anlatabiliyor muyum? kudrete gelince onu da kapalı geçtim aslında. şöyle demem gerekmekteydi: bak diyorum: bu kudretten kasıt ne idi? bir fiili yapabilmek için gerekli olan kuvvvet değil mi? ancak : ezeli ilim kabul edildiğinde bu ilimde dikkat edersen biz başka bir ifade daha kullandık o da şuydu: bu ilim fiili bir ilimdir dedik, yani zorlayıcı ve etkin olan bir ilimdir, bu edilgen değildir dedik, bununla da zaten allahın meydana gelecek şeylerle ilgili bilgisinin bildiği gibi meydana çıkmasını kasdettik. yani bu kudret ifadesini ilim ifadesinde eritilmiş oldu. yani anlayacağın bütün diğer ifadeler kudret, irade gibi ilim ifadesine irca edildi yani ona döndürüldü. ancak görme ve duymaya gelince ona da şu denildi: görmekten kasıt görülebilecekleri bilmesi, duymaktan kasıtta duyulabilecekleri bilmesidir denildi. peki neden allahın duyması ve görmesi reddedildi? daha evvel anlatmıştım ama şunu söyleyeyim: zira duymak ve görmek etkilenmek demektir. oysa allah için etkilenmeden bahsedilemez denildi. bu bakımdan bunlar hakiki manası ile alınamaz şeklinde denildi. başka izahlarda var onları diğer forumlar da anlatmıştım. görme ve duyma ile ilgili mesaj gemisi forumunda vardı. arayın "kursatotcu" forumlarda yazılı bu yazılar. ilerde kitaba ekleyecem **insana irade verilmiştir dedi koç : bak ben "insanın iradesi yoktur" demedim ki, ya ne dedim: "özgür irademiz yoktur" dedim. bununla ne kasdettim? insanın iradesi yani düşünmesi, seçmesi vardır. bu inkar edilemez. ancak şunu ısrarla vurguluyorum: bu düşünceler allahın varetmesiyle oluştuğundan, dolayısıyla hür irademiz yoktur. bizi düşündüren de allahtır yani. bu zaten sizin de hak mezhep dediğiniz eşari mezhebinin görüşüdür. bakın gazali cebirci ama ona fazla bu konuda yüklenen yok değil mi? neden çünkü gazalinin adı var değil mi? o deyince bi şey demiyonuz ama ben deyince hurra demi Alıntı sahibi: panteidar Tanrı'nın değişmez oluşu bir kanun mudur? dedi: "Tanrı'nın değişmez oluşu bir kanun mudur?" Tanrı kainatı yokluktan mı var etmiştir kendinden mi? Yokluktan bir şey çıkmayacağına göre; Kendinden var ettiğine göre bu ; Kudretinden bir eksilme-değişme değil midir? Yoksa kainat Tanrı'dan ayrı bir yaratık değil midir? Yani Tasavvuftaki gibi Tanrı aynı zamanda evrenle bir midir? Böyle olsa dahi , bu da kudretini parçalara ayırmak olarak bir değişim sayılmaz mı? Yoksa zaten öyleydi , ayrıca bir yaratma olmadı.. Evren ve madde halinde miydi yoksa Tanrı? cevap: değişmez oluşu bir kanundur delili şudur: değişenden bahsetmek için değiştireni kabul etmek gerekir. ancak etkileyen etkileyenden (sudur durumu hariç) zaman bakımından önce gelmelidir. ve bu da şu sonucu doğurur: allahı etkileyen olması için allahtan zaman olarak önce varlıkta olması icap eder. ancak allah öncesiz ve başlangıçsız olduğundan bu imkansızdır. imkansıza bağlı olan da imkansızdır. böylece tanrının değişmesi kabul edilemez. dediğim gibi bu çok önemli bir husustur. metafizik bunun üzerine temellenmiştir. dedi:"Tanrı kainatı yokluktan mı var etmiştir kendinden mi?" cevap: kainatı yoktan yaratmamıştır. kainatta başlangıçsızdır. allah alemden zaman olarak değil rütbe olarak (zat olarak da denir) öncedir allah için şu denir: "akıl, akil, makul" yani bilgi, bilen ve bilinendir denir. allah kendini bilmekle kendisinin bütün herşeyin kaynağı olduğunu da bilmiş olur ve oluşumlar bu bilgiye göre olduğundan ve bu bilmenin başlangıcı olmadığından alemin başlangıcı da yoktur. ancak geleneksel anlatımdaki sudur anlatışı tatmin edici değildir. benim bunu düzeltmem gerekecek. herhalde bir mezhep kuracam.( kurmalı mıyım sizce? ) dedi:"Yokluktan bir şey çıkmayacağına göre; Kendinden var ettiğine göre bu ; Kudretinden bir eksilme-değişme değil midir?" cevap: kudreti yok demiştim ve ilminin zorlayıcı bir bilgi olması sebebiyle ilmindekiler varlık sahasına çıkacağına göre, ilminde bir değişiklik olmayacaktır deniyor( bu konuda sıkıntılar da vardır) ve allahta bu konuda da bir değişme olmamış oluyor. dedi:"Yoksa kainat Tanrı'dan ayrı bir yaratık değil midir? Yani Tasavvuftaki gibi Tanrı aynı zamanda evrenle bir midir? Böyle olsa dahi , bu da kudretini parçalara ayırmak olarak bir değişim sayılmaz mı?" cevap: hayır ben alem ile tanrı birdir demiyorum. dedi:"Yoksa zaten öyleydi , ayrıca bir yaratma olmadı.. Evren ve madde halinde miydi yoksa Tanrı?" cevap: zaten ayrıca bir yaratma sıfatı yoktur allahın. dediğim gibi O çokluk kabul etmeyen bir birliktir. o birlik ise ilimdir. bu bilmesi hadiselerin sebebidir. yani tüm çabamızla şuna çalışmalıyız: allahı birlemeye. onda çokluk düşünmemeliyiz. ve ona madde de demem. ama buna geleneksel kelam delilini de getiremem. |
||
|
||
| babam derdi oğlum bu konulara fazla girme Allah korusun kafayı yersin yoksa diye haklıymış |
||
|
||
| *** ful dedi:"her şey sonuçta Allah’ın dilemesi ve takdiriyledir başlara gelen kötülükler ise kendi elleriyle kazanılması sonucundadır" cevap: acaba başa gelen kötülükler bu ifadeye göre yine allahın dilemesi ve takdiriyle olmuş olmadı mı? dedi: "örnegin, bir insan elini ateşe soksa eli yanar elinin yanması Allah ın yarattığı kanunlar gereğidir fakat elini yakan buna elini sokandır sorumluluk elini sokan insandandır ama onun elini yakan bu doğa kanunlarını yaratan Allah tır cevap: " fakat elini yakan buna elini sokandır sorumluluk elini sokan insandandır " ifadendeki elini sokanın bu fiili yine allahın iradesiyle olmadımı dedi:"yoksa siz ickiyi kumarı dikili taşları putları ve fal oklarını bunları insana yaptıranda allah tır mı diyorsunuz" cevap: sen yukarda demedinmi herşey allahın iradesiyle olur diye. o halde bu lafın ne manası var madem allah yaptırmıyoda dedi: "HAYIR ALLAHTAN DIR ŞER İSE ŞEYTANDANDIR" cevap:namaz kılmak hayır mı? hayır dersen sorarım: namaz kılmak allahtan mı? evet dersen sorarım: bu lafla neyi kasdettin? eğer namaz kılmayı allah nasip eder manasını kasdettiysen yine sorarım: peki ama namaz kılmayanlar var. acaba onlara namaz kılmayı nasip etmedi mi? bu yine ayrıımcılık olmuyor mu dersin? *** anteidar wrote: ‹ Select › ‹ Expand › Kürşat wrote: ‹ Select › ‹ Expand › "yani anlayacağın bütün diğer ifadeler kudret, irade gibi ilim ifadesine irca edildi yani ona döndürüldü. ancak görme ve duymaya gelince ona da şu denildi: görmekten kasıt görülebilecekleri bilmesi, duymaktan kasıtta duyulabilecekleri bilmesidir denildi. peki neden allahın duyması ve görmesi reddedildi? daha evvel anlatmıştım ama şunu söyleyeyim: zira duymak ve görmek etkilenmek demektir. oysa allah için etkilenmeden bahsedilemez denildi." dedi: "Fiil'in kaynağı iradedir.İrade olmadan,kudret olmadan fiilin olması düşünülemez..Bu insan özellikleri içinde düşündüğümüzden mi acaba.." cevap: aynen öyle dedi: İradesi-kudreti , ilmine irca edildi-döndürüldü derken ya da ezelden öyle iken yaratma fiilini düşünce gücüyle mi gerçekleştirmiştir? Ki ifadeden bu anlaşılıyor.. cevap: düşünce değil, allah düşünmez, neden çünkü düşünmek bir problemi çözmek için gayret sarfetmektir çaba harcamaktır. halbuki allah çaba da harcamaz gayret de sarfetmez ve önemli olan şu ki: onun amacı da olamaz. ama bakınız zariyat 56 da ne diyor ayet: "cinleri ve insanları yalnızca bana kulluk etsinler diye yarattım" bakın bu ayetin zahirini (dış anlamını) alanlar nasıl bir duruma düşüyor: eğer insan ve cinlerin ibadet etmeleri allahın amacı olmuş olsaydı şu sonuç çıkardı: zira bir çokları ibadet etmez, demek ki allah amacına ulaşamadı, aciz kaldı sonucu çıkmaktadır ) peki neden amacı yok dedim?: esasen bu da yüzyıllardır bilinen şeylerdendir. açıklaması şu: amaç edinmek acizliktir zira amaç edinen, edindiği amaca ulaşmasının onun için şu bulunduğu durumundan daha hayırlı olacağını düşünür. bu iş şu sonucu doğurur: amaç edinen amaç edindiği şeyden, amaç edindiğinde ulaşamadığı bir kamillikten yoksun demektir. bu konu da felsefede defalarce söylenen şeylerdendir. mesela gazali bu konuda da bir çelişkiye şöyle düştü: gazali ve eşarilik allahın amacı yoktur dediler. ancak hem eşarilik hem de gazali allahın iradesini kabul etti. halbuki amacı olmayanın iradesi de olamaz. bunu göremediler. ama yine bunu kelamda bulamazsınız. sadece bilmesi etki yapar. dedi:"Ancak duyması ve görmesi ile ilgili konuda çelişkiler var.. Görmeyi ve duymayı bilmesiyle- açıklanamıyor tam olarak.. Tamam insan gibi gözü-kulağı olduğunu düşünmeyelim ama görmesinin duymasının da bir ilmi vardır diye düşünüyorum.." cevap: bu soru önemli, çünkü bunu şöyle izah ediyorum: allah dışında herşey cisim dediğimden, düşünce de bir cisimdir, renkte, renk düşünceside, ruh da. bu cisimi allah bilir diyor ve görmesi söz konusu değil dedim. zira görmek için mesefe şarttır ve yön de lazımdır gören için. dolayısıyla allah görür diyenler farkında olmadan allaha yön isnat etmiş yön isnat edince de, mekan isnad etmiş, sonuçta allaha cisim demiş olur. ancak bunları pek düşünmezler. onlar akıllarınca allahı yüceltmek peşindedirler. dedi: Sonra , insanın özgür iradesini neden kabullenmiyoruz.. Tamam doğrudur.. Geçmişten gelen olaylar ve fiiller onun fiilini belirlemektedir.Ama neticede özgür iradesiyle yapmaktadır fiilini.. Özgür iradeyi , istemekle-arzu etmekle karıştırmayalım.. Yani insan " Bana kalsa,elimde olsa" gibi düşünebilir.Ama öfkesine mani olamadığı için cinayet işleyen insanı - özgür iradesi yoktu,kaderiydi,öfkesine yenildi diye mazur göremeyiz..Çünkü fiili neticesinde yokettiği bir can var ve o can onun öfkesinden,karakterinden çok daha önemli.. Fiilleri varedeni , yanlış fiili seçenden dolayı sorumlu göremeyiz.O yanlış fiillerin sistemde kullanıldığı yararlı alanlar var.Asıl kullanılması gereken yerde değilde yasaklanan yerde kullanılması , kullananın sorumluluğudur. cevap: bak bu yazıda ( allahın ilmi ve zorunluluk) allahın insan fiillerini önceden bildiği kabul edilirse, kul için hür iradenin olamayacağını çok açık ifade ettim. bu delile karşı çıkılamaz ve bu yüzyıllardır bilinmiyordu. ibn rüşd bunu ima etti ve yüzyıllardır bu üç kağıt sürdü ( ilim maluma tabidir üç kağıdı).. |
||
|
||
babam derdi oğlum bu konulara fazla girme Allah korusun kafayı yersin yoksa diye haklıymış - ewet baban haklı... ama her zaman babalar haklı değildir o yüzden moralini bozma, onu alt edebilirsin |
||
|
||
| bakın bu diyalogtaki şahıs sizin gibi hür iradeyi savunuyor ( nurcu) ve ona kader hadislerini gösteriyorum yaptığı izahlara bakınız; * kursat: senin ehli sünnet anlayışın Maturidilik değil mi SERHAN: iki mezhep de haktır kursat: maturidiklik özgür iradeyi savunur, eşarilik cebri SERHAN: değil kursat: hadislerde cebr anlatılır, baktın mı kader hadislerine SERHAN: birazını biliyorum. Fakat, risale-i nur hepsini izah etmiş ve açıklamış kursat: bildiklerinden bir tane anlatsana bakalım cebr mi yoksa özgür irade mi anlatılıyor SERHAN: elhamdülillah elimde r.nur gibi bir kitap var, mesela annenin duası makbuldür. kursat: kader hadisi dedim SERHAN: mesela, kim benden bilerek yalan bir şey haber verirse Cehennem ateşinde yerini hazırlasın. kursat: dalga mı geçiyorsun benimle SERHAN: neden kursat: kader hadisi diyorum SERHAN: Peygamber aleyhisselam, yalan söyleyeni tehdit ediyor. Eğer Allah zorluyor olsaydı tehdit etmezdi kursat: yani hadis kitaplarında kader bölümünde yer alan hadisleri diyorum SERHAN: sen söyle ben sana izah edeyim kursat: ok kursat: *** Ubade bin es-Samit’den “O ölürken oğluna dedi ki: ”Yavrum! Eğer sen başına gelmesi takdir olunanın mutlaka geleceğini; gelmemesi takdir olunanın da mutlaka başına gelmeyeceğini bilmedikçe imanın tadını tadamazsın. Ben peygamberin şöyle buyurduğunu duydum: “Allah’ın ilk yarattığı şey kalemdir, ona “Yaz” dedi. “Ya Rabbi ne yazayım” dedi. “Kıyamete kadar olacak olan her şeyin kaderlerini yaz.” Yavrum! Ben yine peygamberden şöyle duydum: ”Kim bu inanç dışında ölürse o, benden değildir.” (Ebu Davud) SERHAN: izah edeyim mi kursat: et SERHAN: Allah, senin cüzi iradeni nasıl kullanacağını biliyor ve ona göre bir kader yazıyor. O kalem, senin cüzi iradenden hariç şeyleri yazmıyor. Hem senin cüzi iradeni, hem de cüzi iradenin neticesini bir olarak yazıyor. Yani, zorlama yoktur kursat: Cabir’den Allah Resulü buyurdu ki: “Biriniz kaderin hayrına da, şerrine de iman etmedikçe iman etmiş olmaz. Başına gelecek olanın mutlaka geleceğini, başına gelmemesi mukadder olanın da mutlaka gelmeyeceğini bilmedikçe (iman etmiş sayılmaz). (Tirmizi) SERHAN: izah edeyim mi kursat: ne yazarsam izah et SERHAN: Allah herşeyi hayır için yaratıyor. Şerleri de Allah yaratıyor. Şerleri yaratmasını hikmeti ise, şerlerin neticesindeki hayırlardır. Çünkü, o şer olmasa, neticesindeki büyük hayırlar meydana gelmemiş olacak, bu da büyük bir şer olur. Mesela, sen cüzi iradenle bir günah işledin. Bu bir şerdir. Fakat, Allah o şerri neticesindeki büyük hayırlar için yaratıyor. Yani, hayır ve şer Allahtandır kursat: İbn Amr bin el As’dan Allah Resulü buyurdu ki: “Allah yaratıkları karanlık içinde yarattı ve sonra onların üzerine nurundan gönderdi. Kime bu nurdan isabet etmişse doğru yola erdi. Kime isabet etmediyse saptı. Onun için ben diyorum ki; kalem Allah’ın ilmine göre vazifesini yapıp mürekkebi kurumuştur.” (Tirmizi) SERHAN: Allah, herşeyi bilerek ve isteyerek yapar. Allahın o nuru, cüzi iradesini doğru yolsa kullanan insanlara geldi. Yani, Allah kimin cüzi iradesini nasıl kullanacağını bildiği için o nuru ona gönderdi. yani, o nurun isabeti tesadüfi değildir. kursat: Resul-i Ekrem buyurdu ki: ”Melek rahme girer nutfeyi eline alır ceset olarak suretlendirir. Sonra ”Ey Rabbim erkek mi, dişi mi, sağlam mı, kusurlu mu?“ diye sorar. Allahu Teala nasıl emrederse öyle suretlendirir. Sonra ona ruh üfler, said veya şaki olduğunu yazar.” (Bezzar) SERHAN: Allah, o kimsenin cüzi iradesini said olmak için kullanacağını bildiği için ona said yazar. Diğer kimsenin ise, cüzi iradesini şaki olmak için sarfedeceğini bildiği için ona şaki yazar kursat: Tedavi ve rukyenin, Allah’ın kaderinden bir şeyi değiştirip değiştiremeyeceği kendisinden soruldukta, Resul-i Ekrem şöyle buyurmuştur: ”Onlar da Allah’ın takdiri iledir” (Tirmizi, İbn Mace) SERHAN: Allah, senin cüzi iradene göre kaderini yazar. Yani, senin cüzi iradeni nasıl kullanacağını bildiği için, kaderini ona göre çizer. Mesela, sen cüzi iradenle tedavi oldun. Allah senin cüzi iradeni tedavi olmak için kullancağını bilir ve ona göre sana bir kader çizer. Hikmeti iktiza ederse şifa verir. Yani, yine Allahın takdiri kursat: (İbn Şahin, Ebu Umame’den rivayet etmiştir. İhya da vardır.) “Allahu Teala: “Hayrı ve şerri yarattım. Hayır için yarattığım ve hayrı kendi ellerinde icra ettiğim kimseye müjdeler; şer için yarattığım ve kötülükleri kendisine yaptırdığım kimseye de yazıklar olsun. Tekrar tekrar veyl ve yazıklar da, “Niçin ve nasıl” diyene olsun.” SERHAN: Allah, bir insanı neden şer için yaratıyor. Çünkü, o insanın cüzi iradesini şer yolunda kullanacağını biliyor. Burada açıkça cüzi irade ispat ediliyor. Eğer, bir insanı Allah günaha zorlarsa neden ona yazıklar olsun desin ki, masum olduğu halde kursat: Resul-i Ekrem buyurdu ki: “Ey kalpleri evirip çeviren Allah’ın kalbimi dinin üzerine sabit kıl“ (Tirmizi) SERHAN: çok açık. Allah, insana bir cüzi irade vermiştir. Cüzi iradesiniyle kim hidayeti isterse Allah ona hidayet verir. Kim de dalaleti ve şerri isterse Allah onun kalbini sapıtır kursat: “Müzeyne veya Cüheyne kabilesinden bir adam sordu: “Ey Allah’ın Resulü, hangi işi yapıyoruz, olup bitmiş (levh-i mahfuza kaydı geçmiş) bir işi mi yoksa (henüz levh-i mahfuza geçmemiş) şu anda yeni başlanacak olan bir işi mi? Resulullah: “Olup biten işi” dedi. Adam - veya cemaatten biri - yine sordu: “Öyleyse niye çalışılsın ki?” Hz. Peygamber şu açıklamada bulundu: ”Cennet ehli olanlara cennetliklerin ameli müyesser (kolaylaştırmak) kılınır, ateş ehli olanlara da cehennemliklerin ameli müyesser kılınır” (Ebu Davud) SERHAN: Allah, cüzi iradesiyle Cenneti isteyen kişilerin Cennete gitmesini kolaylaştırır. Cüzi iradesiyle Cehenneme gitmek isteyen bir kimsenin de Cehennemini kolaylaştırabilir kursat: Abdullah b. Abbas’tan rivayet edilmiştir: Bir gün Resulullah’ın arkasında idim. Bana şöyle dedi: ”Ey oğulcağızım! Sana bazı kelimeler öğreteyim: Allah’ı koru ki, seni korusun. Allah’ı koru ki O’nu karşında bulursun. Bir şey istediğin zaman Allah’tan iste, yardım istediğin zaman Allah’tan yardım iste. Bil ki sana yardım etmek için bütün ümmet bir araya toplansa, Allah sana o yardımı yazmamışsa, sana yardım edemezler. Kalemler kaldırıldı, sahifeler kurudu. (Tirmizi) SERHAN: Elbette çok açık. Bu hadis de, cüzi iradenin varlığına kesin delildir. Çünkü, insan cüzi iradesiyle Allahtan yardım dilemesini söylüyor. Ayrıca, Allah kimin cüzi iradesini nasıl kullanacağını bildiği için kaderde ona yardım yapılacağı yazılmıştır kursat: Ebu’d-Deylemi’nin şöyle dediği rivayet edilmektedir: “Ubey b. Ka’b’a geldim. İçimde kader hakkında bir tereddüt var. Bana bir şeyler söyle; belki Allah onu benden ve kalbimden giderir, dedim. O da bana: ”Allah semalarda ve yeryüzünde bulunanlara azap etseydi, yine onlara zalim olarak azap etmiş olmazdı. Şayet onlara merhamet etmiş olsaydı, onun rahmeti kulların fiillerinden dolayı, onlar için bir hayır olurdu. Sadaka olarak Uhud dağı kadar altın dağıtsan, kadere iman etmedikten sonra Allah onu senden kabul etmez. Biliyorsun ki sana isabeti yazılmış olan kötülük senden şaşmaz. İsabet etmemesi yazılmış olan da sana isabet etmez. Bunun dışında bir şeye inanarak ölürsen, cehennemlik olursun.” (Hakim) SERHAN: Mesela, sana isabet eden bir kötülük, yine senin cüzi iradenle olur. Çünkü, Allah o kötülüğü, senin cüzi iradenle yaptığın bir hataya göre verir. kursat: Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün): "Allah Teâla hazretleri bir kulun hayrını diledi mi onu istimal eder!" buyurmuştu. Kendisine: "Onu nasıl istimal eder?" diye soruldu. "Ölümden önce salih amel işlemede muvaffak kılar!" buyurdu." Tirmizi, Kader 8, (2134). SERHAN: Allah, neden bir kuluna hayır diler. Çünkü, cüzi iradesini hayırda kullanacağını bildiği için. kursat: - Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: "Bir çocuk ölmüştü. Ben: "Ne mutlu ona! Cennet kuşlarından bir kuş oldu!" dedim. Aleyhissalâtu vesselâm: "Sen Allah'ın cenneti de cehennemi de yarattığını, beriki için de öteki için de ahali yarattığını bilmiyor musun?" buyurdular." Müslim, Kader 30, (2662); Nesâi, Cenaiz 58, (4, 57); Ebu Davud, Sünnet 18, (4713). SERHAN: Elbette, zaman gösterdi ki, Cennet ucuz değil, Cehennem dahi lüzumsuz değildir. Allah zalimleri bildiği ve gördüğü için Cehennemi yaratmıştır kursat: : "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Allah bir kulunun bir memlekette ölmesini takdir etti mi, onu oraya -veya orada bulunan bir şeye dedi- muhtaç kılar." Tirmizi, Kader 11, (214. SERHAN: O muhtaçlık o adamın orada ölmesi için bir şart olduğu gibi, o adamın cüzi iradesini oraya gitmek için sarfetmesi ayrı bir şarttır. allah, o adamın cüzi iradesini oraya gitmek için sarfedeceğini bildiği için, onun cüzi iradesine göre bir kader yazmış. Not: Görüldüğü gibi kader hadislerini nasıl yorumluyor, ve hep “bildiği için” ifadesini kullanıyor. Yani “ilim maluma tabidir” ifadesini zikrediyor. Bunun ise izahı geçmişti. not: hadisleri gördünüz. benzeri yüzlercesi vardır bakın hadis kaynaklarına. kader bölümüne ama önce yaprağı çevirin sonra indekse bakın yani içindekiler okey mi açtın mı sayfayı ha şimdi oku, şimdi düşün, acaba senin dediğini mi diyor yoksa benim dediğimi mi? ALINTI(kursatotcu @ Oct 30 2005, 11:51 PM) ateistler olaylar zincirinin yani sebep sonuç zincirinin geçmişe doğru sonsuza dek gittiğini ve bu zincirin başlangıcının olmadığını dolayısıyla başlangıcı olmadığı için de başlatıcısının gerekmediği yani bir ilaha gerek olmadığını savunurlar. aslında ateizmin en fazla dayandığı delil budur. yani madde öncesizdir, başlangıçsızdır demek düşüncesi onların dayandıkları tek delildir, darvin meselesi aslında onlar için çüzüm değildir. çünkü bu meselenin en başını hallemiyorlar, hani dünyada ilk canlı suda bir uzun zaman sonunda oluştu diyorlar, ama biz onlara şunu evvelden sormuştuk: dünta nasıl oldu? kainat nasıl oldu? buna cevap vermemek için diyorlar şunu: yukarda anlattım. yani madde başlangıçsızdır dolayısıyla onu başlatan da yoktur. yani allah yoktur derler. -- şimdi sizlere şöyle bir yardımda bulunacağım: geçmişe doğru giden bu olaylar zincirinin aslında sonsuza kadar gitmediğini esasen sonlu bir olaylar zinciri olduğunu çok kolay şekilde göstereceğim. bu dediğimi kitaplarda bulamazsınız zira onlar bunu kanıtlamak için çok karmaşık deliller ortaya koyuyorlar ve tatmin edici değildir. ancak benim yaptığım bu izah çocukların bile anlayabileceği tarzdadır: mesela A noktası 2005 de bugün şu bulunduğumuz an olsun. B yönü ise geçmişe doğru sonsuza giden bir zincir varsayalım bu sola doğru giden yani geçmişe doğru giden olaylar zinciri olsun ve sonsuza dek geri gittiğini varsayalım okey mi? ateistlere soruyorum: devam ediyorum: soruyorum: A noktasından B yönüne doğru sonsuz sayıda olaylar zinciri kabul ettiniz, o halde size göre B yönünden A noktasına doğru sonsuz sayıda olaylar zinciri var kabul mü? bu soruya evet demek zorundalar. devam ediyorum. yani bu B yönünden A noktasına doğru bu sonsuz sayıda olaylar zinciri sona eripte bu A noktasına varıldı öyle mi? halbuki sonsuz olaylar zinciri düşünüldüğünde bunun sonuna varılamaz. adı üzerinde "sonsuz". sonu yok ki sonuna varılabilsin . yani bu zincir sonsuz kabul edildilğinde sonuna varılamaz kabul mu? kabul demek zorundalar: halbuki bu A noktasına varılmıştır. yani 2005 deyiz. demek ki sonsuz silsile kabul edilemeyeceğinden, mecburen geçmişe doğru giden bu silsileye ( olaylar zinciri, sebep sonuç) sonlu demek zorundalar. bunu anladıysanız, bu geçmişe doğru giden bu silsileye sonlu dediyseniz, mecburen bu sonlu silsilenin başlangıcını kabul edeceksiniz. yani sonlu bir silsilenin hem başı hem de sonu belli olmalıdır. sonuna A noktası dediniz, 2005 dediniz. başına da mesela X diyelim. bu baş noktasını kabul etmek zorundasınız, ve ne zaman ki siz, bir başlangıçtan bahsederseniz muhakkak bu başlangıç, bir başlatana muhtaç demektir ve biz buna Allah deriz : çok zor mu bu delili anlamak, lütfen anlayan var sa anladım desin ve ne anladığını kendince izah etsin. bakalım anlatabildim mi? merhabalar kürşatotçu kardeşim, öncelikle dindar değilim belirteyim.bu forumada yeni üye oldum herkese selamlar.sorunuz ilgimi çekti. akılcı olduğum için konu hakkında yorum vermek istiyorum. -- mantık yürütme şeklin gayet iyi olmuş ama gözönüne almadığın konular nedeni ile yanlış çıkarımlarda bulunmuşsun.şu an 2006 yılındayız ve geriye doğru sonsuz sayıda olay olduğunu söylemişsin. bu doğru. ama gözden kaçırdığın olay bu sonsuz sayıda olayın bitmiş olmadığıdır. -- evrenin genişlemesi bitmedi, -- dünya 2007-2008-2009..... da da güneşin etrafında dönmeye devam edecek. -- sayısız devam eden olay vardır. -- yani bitmemiş sonsuz sayıda olay vardır. -- 2006 ya kadar biten olaylar ise sonlu sayıda olup yürüttüğün mantık doğrudur yani o biten olayların bir başlangıcı vardır. 2006 yılını sonsuz sayıda evrensel olayın bitiş yılı olarak algıladığın için evrenin başlangıcı olduğunu düşünmüşsün.çünkü sonu olan herşeyin muhakkak başlangıcı da olması gerekir. burada haklısın. ama 2006 da hala sonsuz sayıda olay değişerek-gelişerek-evrimleşerek devam etmekte olduğundan bu mantık silsilesi ile evrenin başlangıcı olduğu çıkarsaman hatalıdır.(bence) saygılar cevap: zaten bu görüşümü değiştirdim ve alem başlangıçsız dedim. zira anladım ki alemin (olayların) başlangıcını savunan allahın varlığının başlangıcını kabul etmek zorunda kalır. o bakımdan bu görüşü terkettim ve alemde dolayısıyla madde de ezeli yani başlangıçsız dedim. ama alem allahtan sudur etti yani ondan taştı ancak bu başlangıçsız idi diyorum. ancak şunu itiraf edeyim ki benim alemin başlangıçlı olduğuna yönelik delilim çok güşlü olup ona karşı bir delil getiremedim. sadece allah başlangıçsız olmalıdır, düşüncesiyle o iddiamdan vazgeçtim eğer benin alemin başlangıcı olmalıdır iddiamdaki o delili çürüten bir delil bulursan sevinirim. zira ben bir şey bulamadım. not: verdiğin karşılık yeterli olmayıp çok kişi dediğini dedi **Alıntı: MuSaB_BiN_uMeYR tafarından gönderildi şimdi sen bi yerde diyosun ya Allah zorla yaptırdı diye.. halbuki o kişi kendi dilemesiyle yaptı o işi.kader vardır ama kaderde olan işler gerçekleşirken insanın cüzi iradesini yok sayıyorsun mesela ben bu anda yazıyorsam kendi cüzi irademi kullanarak yazıyorum... zalimlerin kotuluk yapmaları Allah'ın izniyle ama insanların cüzi iradeleri var. eğer Allah boyle kötü olan işlere izin vermeseydi imtihan sırrı mı kalırdı. cevap: bak ben cüzi iradeyi yok saymıyortum. bizim irademiz var diyorum ama iyi dinle bunu: bu cüzi irade dediğimiz sonuçta düşünce değil mi? mesela ağağa kalkma isteğimi ele alalım. bu cüzi iradedir. bak şimdi iyice hem de soruyom: bu ayağa kalma düşüncemi allah mı yarattı? ver bakalım cevabını? işte sana ve senin gibilere bunu anlatmadıar. anladınız mı? ve siz de bunu sormadını! size dendi ki: "sen istiyon napacanı allah ise hareketlerini (fiillerini)yaratıyor. yani sen hürsün" hep bu deniyo ya, sen çocuk musun, sorsana "hareketimi allah yaratıyor da düşüncemi, seçimlerimide mi allah yaratıyor?" diye bakalım. sana ne dicek onlar. ha derse ki "allah yaratıyo düşünceni" hemen cevabı yapıştır de ki: "ya de, hem düşüncemi, seçimlerimi allah yaratacak hem hareketlerimi, eeee de benim hür olduğum ne kaldı ki artık de, okey mi? eğer sana derse ki: "düşünceni allah yaratmıyor, orasını karıştırma bizde böyle okuduk alimlerimizden, üstatlarımızdan, sen onlardan daha mı iyi bilcen ki" derlerse, deki: "ya de, hareketler var, düşünceler de var. birini allahın yarattığına inanıyon da öbürünü yarattığına niye inanmıyon de, delilini göster. bakalım, öyle atmasyon yok de, bizde düşünüyoz heralde de yani" de okey mi hadi bakalımm, bide böyle yazıyom diye kızmayın emi bu soru orjinal olup cevabınızı merak etmekteyim:şerri allahmı yaptırıyor? hayır dersen hayır şer allahtan olmuyor muydu? |
||
|
||
| oooo..kursat gelmiş.. hoşgeldin. çay ikram edelim. |
||
|
||
| hava soğuk, her tarafa rutubetli düşünceler sarmış, ve her düşüncesinin üstüne yağmurlar yağmış, yazık ki kendini çıkarmak istiyor bu soğuktan, ama bilmiyor ki çıkaramaz, yanlış yerde yapılan bir doğru yanlış bir doğrudur, ama bilmiyor ama bilmiyor |
||
|
||
| ben eskiden maturidi idim sonra onların cüzi iradeyi yani bir fiili(hareketi) yapmadan önce yapmak isteme düşüncesini ( örneğin ayağa kalkmak istedim, işte bu ayağa kalkmayı istememe cüzi irade denir. allah yaratmaz, dediklerini öğrendim ve eşariye geçtim. uzun süre (4 yıl)bu mezhepte kaldım. sonra ondan da başka sebeplerden dolayı dolayı ayrıldım. ancak şunu söylemeliyim, sizin hak mezhep dediğiniz eşari mezhebi aslında insanın hür iradesi yok der. benim ebu mansur maturidinin kitabut tevhid isimli kitabı üzerindeki yorumlarım için gazali böyle diyor başlığına bakınız. | ||
|
||
| ....ben bir virüsüm! milliyetçi değilim ama türkçe yerine arapça sözcükleri kullandığın zaman mı dindar oluyorsun?.. yazıları okumadan yorum yapmak değil benimkisi..evet okumadım, zaten içeriğe de yorum yapmıyorum, aslında yapamıyorum,hınk diye kalıyorum :| ama din adına Allah'tan daha çok söz etmek pek hoş karşılanmasa gerek.. nedir bu gayret? rekabet edilenleri dikkatli seçmek gerek hani :| alakasız düşeni; yaşasın linux!!
|
||