SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => komunist KİMLİKLER

Konu: Erdal Eren

Sayfa: [ 1 ] 2

deniz 21.01.2006 22:12:59
Erdal Eren



12 Eylül cuntasının emekçi halklara gözdağı vermek için gündeme getirdiği idamlar sürecinde devrimci onuru sehpada dimdik tutan Erdal Eren’i 13 Aralık 1980 günü yitirdik. Henüz 17 yaşındayken devrim ve sosyalizm davasını hayatı pahasına savunan bu genç fidan, Türkiye devrimci hareketinin yüz akı olarak geleceğe ışık tutmaktadır.

Erdal, 25 Eylül 1961’de Giresun’a bağlı Şebinkarahisar’da doğdu. Erdal’ın babası o tarihlerde Giresun’un bir dağ köyünde öğretmendir. Doğduğunda okulların açılması ve ulaşım güçlüğü nedeniyle nüfusa yazdırılmayan Erdal, daha sonradan kimlik çıkartıldığında ise okula erken başlaması için bir yıl büyük yazdırılır.

Daha sonra, 1970’li yıllarda ailesiyle birlikte Ankara’ya yerleşen Erdal, Ankara Yapı Meslek Lisesi’nde okumaya başlar ve burada devrimci mücadeleyle tanışır. ANOD (Ankara Ortaöğretimliler Derneği) içerisinde ve GBK (Geleceği Birlikte Kurtaralım) içinde yer alır. Bu süreçte Erdal, ODTÜ’lü devrimci öğrenci Sinan Suner’in öldürülmesini protesto için 2 Şubat 1980 günü yapılan bir korsan gösteride yer alır. Eylem bitirilip kitle dağılmak üzereyken silah sesleri duyulmaya başlar. Herkes gibi Erdal da geri çekilir ve bir apartman bahçesine girer. O sırada gösteriyi bastırmak için gelen askeri birlikten bir er vurularak ölmüş ve yakalanan Erdal olayın faili olarak ilan edilmiştir. Ankara Merkez Komutanlığı’na götürülen Erdal işkencelerden geçirilir. Oradan Mamak Askeri Hapishanesi’ne götürülerek bir hücreye konur.13 Şubat günü duruşmaları başlar ve tüm hukuk usulleri hiçe sayılarak 45 gün içerisinde yapılan üç celsede hakkında idam kararı verilir. Ortada hiçbir kanıt olmaması bir yana Erdal’ın yaşının henüz 17 olması da bir başka engeldir. Yaş tespiti istekleri reddedilir. Ve Yargıtay’ın iki kez bozduğu karar sonunda onaylanır. Çünkü Cunta şefleri açıkça Erdal’ın kanını istemektedir. Erdal duruşmada, “Benim hakkımda peşin bir yargılama yapıldığı son derece açıktır. Nitekim benimle ilgili olayın ertesinde Genelkurmay Başkanı’nın ‘Çoktandır idam olmuyor, bazı kişilerin idam edilmesi gerek’ şeklinde demeç vermesi benimle ilgili idam kararıdır. Ve size de bu konuda ulaştırılan emirlerin açıkça dışa vurulmasıdır” der. Yine savunmasında Erdal, “Bugün devrimcileri ve onların bir parçası olan beni, aldığınız emirlere uygun olarak yargılayabilir ve ölüm cezası verebilirsiniz. Fakat bu ilelebet sürmeyecektir. Bir gün mutlaka sizin yerinizde halkımız olacak, sizi ve koruduğunuz düzeni yargılayacak ve doğru kararı verecektir” demektedir.

13 Aralık 1980 günü hücresine gelip Erdal’ı alırlar. İdam sehpasına giderken kimseden yardım istemez. Mamak’taki korkunç işkenceleri anlatır son mektubunda: “Cezaevinde yapılan (neler olduğunu ayrıntılı bir biçimde öğrenirsiniz sanırım) insanlık dışı zulüm altında inletildik. O kadar aşağılık, o kadar canice şeyler gördüm ki, bugünlerde yaşamak bir işkence haline geldi. İşte bu durumda ölüm korkulacak bir şey değil, şiddetle arzulanan bir olay, bir kurtuluş haline geldi. Böyle bir durumda insanın intihar ederek yaşamına son vermesi işten bile değildir. Ancak ben bu durumda irademi kullanarak ne pahasına olursa olsun yaşamımı sürdürdüm. Hem de ileride bir gün öldürüleceğimi bile bile.”

Son anlarında bile Erdal neşeli ve soğukkanlıdır. Gülümseyerek avukatına bakar ve göz kırpar. Sonra, tıpkı duruşmalarda olduğu gibi yine dimdik olarak sehpaya yürür. Saat sabaha karşı üçe on kala cellat Erdal’ın boynuna ipi geçirir. Ortamın sessizliğini Erdal’ın gür sesi bozmaktadır: “Yaşasın TDKP, Faşizme Ölüm, Halka Hürriyet” diyerek ayağının altındaki sehpayı tekmeleyen Erdal, böylece Deniz’lerin onurlu kervanına katılır. Arkasında kısa ama tertemiz bir yaşamın anılarını bırakarak...

alıntı
Erdal Eren in son mektubu

Sevgili annem, babam ve kardeşlerim,

Zavallı ve çaresiz biriymişim gibi ardımdan ağlamanız beni yaralar. Bu konuda ne kadar güçlü, ne kadar cesur olursanız, ben, o kadar mutlu edersiniz. Hepinize özgür ve mutlu bir yaşam dilerim.

Devrimici selamlar ...

Oğlunuz Erdal

21.01.2006 22:41:46
vay be!

yarab! bir hilal uğruna ne güneşler batıyor !
dizesi aklıma geldi birden, Mehmet Akif'ten


yine Nazım şöyle der;

Ben yanmasam
Sen yanmasan
Biz yanmasak
Nasıl çıkardı karanlıklar aydınlığa!


aydınlık sadece güzel bir düş olarak kalmalıdır rüyalarımızda..

aydınlık!? ?
ne mutlu can baba gibi kıçımın fosforuyla aydınlanın artık! diyene.

mi yoksa? ?

KARGA 21.01.2006 22:44:42
Çocuğu astılar

Yıldırım Türker

Bu yazıyı 12 Eylül dönemine tanık olmaya yaşı yetmeyenler okusun isterim. Genç arkadaşlarıma anlatmak istediklerim var.
Bugün, lanetli bir yıldönümü. Mutsuzluğumuzun uzun hikâyesine buradan başlayabiliriz.
Daha önce de mutlu değildik. Ama hevesimiz vardı. Mutluluktan çok hevese yazılırdık zaten. Şimdiki kadar sakar, şimdiki kadar umutluyduk. Ama o zamanlar umut diyegeldiğimiz, neredeyse bütün insanlığı kucaklayan bir rüyaydı. Güzeldi. Aşka benzer bir yanı vardı. Dünyanın tanımı farklıydı
o zamanlar. Henüz koparılıp alınmamıştı bizden. Sanki dünya
elimizin altındaydı da biz onu okşadıkça yepyeni bir dünya dönecekti aşkımızdan. O zamanlar kimse kimseyi romantik olmakla suçlamazdı. Sizin kadar genç, sizin kadar uyanıktık. Ne sizden az, ne sizden fazlaydık. Sadece sanki daha sık bakardık birbirimizin gözlerine. Bir de sanki şimdi sizin sıkıldığınız kadar sıkılmazdık. Dünyayla aşık dalaşına girmiştik ya.
Şimdi neredeyse bir şakaymış gibi anılıyor ana-babalarının yaşadığı o korkunç dönem.
Bir sabah, şimdi Marmaris'te yaşayan, Yener Süsoy'un 'Alaşehirli afacan' dediği, büyük medyamızın sevimli bir dede olarak yansıttığı Kenan Evren'in nefret dolu gevrek sesini duyduktan sonra kuruldu sizi okşamayı bilmeyen
bu dünya. Şimdi mütekait paşa, "Artık 12 Eylül 1980'i unutmalıyız" diyor ya, siz unutuşun gölgesine doğdunuz zaten. Ana-babalarınızın, büyüklerinizin işkencecileri, katilleri yargılanmadığı gibi kendilerine yönelik saygıda kusur edenler hâlâ hedefte. Cunta paşası 25 yıl sonra çıkıp "Unutulacaaaak! Unut!" komutu verebiliyor. Belki de dünyadaki meslektaşlarının başına gelenler onu kaygılandırmaya başladı.

Gökçe Fidan
Bu lanetli yıldönümünde 12 Eylül'ün ilk kurbanlarından birini, "Gökçe Fidan"ı, Erdal Eren'i analım istiyorum.
Erdal, siyasi inançları kuvvetli bir lise öğrencisidir. ODTÜ'lü Sinan Sümer, duvarlara slogan yazarken dönemin MHP'li bakanı Cengiz Gökçek'in koruması tarafından vurularak öldürülür. 2 Şubat 1980 günü, ölümünü protesto etmek için toplanan 2 bin kişi arasında Erdal da vardır. Gösterinin sonuna doğru silahlı bir inzibat timiyle göstericiler arasında çıkan çatışmada bir inzibat askeri vurularak ölür. Yakalanan Erdal'ın yanında silah olduğu için cinayet onun üstüne kalır. Oysa otopsi raporunda da askerin Erdal'ın bulunduğu tarafa koşarken sırtından vurulduğu belirlenmiştir. Ankara Merkez Komutanlığı'na götürülen Erdal şiddetli işkenceden geçirilir. Daha sonra, Orada gördüklerimi Emniyet'te bile görmedim" diyecektir. Sonra Mamak Askeri Hapishanesi'nde
bir hücreye konulur. İdamla yargılanmaktadır. Mamak, vahşetin üslerindendir. Kullanılan işkence yöntemlerinin yaratıcılığı insanı derinden sarsar. Erdal, duruşmada, "Benim hakkımda peşin bir yargılama yapıldığı son derece açıktır. Nitekim benimle ilgili olayın ertesinde Genelkurmay Başkanı'nın 'Çoktandır idam olmuyor, bazı kişilerin idam edilmesi gerek' şeklinde demeç vermesi benimle ilgili idam kararıdır. Ve size de bu konuda ulaştırılan emirlerin açıkça dışa vurulmasıdır" der.
Söz konusu Genelkurmay Başkanı, Kenan Evren'dir. Bir gazeteciyle yaptığı söyleşide, "Parlamentodan şimdiye kadar bir tek idam çıkmadı ki.. Davalar yavaş gidiyor, görevliler korkuyor, parlamento gecikiyor" demiştir.
Askeri Erdal'ın öldürdüğü iddiası çok zayıftır, deliller yetersizdir. En önemlisi, Erdal, suç işlendiği tarihte henüz 17 yaşındadır. Erdal doğduğunda babası 1962 yılının Mart ayında doğmuş olan oğlunu okula erken gidebilmesi için 6 ay büyük yazdırmış. Nereden bilsin, olacakları.
Yargıtay 3. Dairesi idam kararını 'yeterli delil olmadığı' gerekçesiyle iki kere üst üste bozar. Sonunda 20 Kasım günü toplanan Askeri Yargıtay Genel Kurulu, 3. Daire'nin ısrar kararını kaldırarak Sıkıyönetim Mahkemesi'nin Erdal'ın idamına ilişkin kararını onar. Bir tatbikat sırasında kendisine Erdal'ın idamı hakkında soru sorulduğunda Kenan Evren, şanlı tarihimize yazılan o ünlü cümleyi sarf edecektir: "Asmayalım da besleyelim mi?" 12 Eylül'ün ruhunu daha iyi açıklayan bir cümle bulamazsınız.
Mahkeme Erdal'ı öldürülecek kadar yetişkin bulmuştur bir kere. Erdal'ın dış görünümü ve tahsil durumuna bakarak yaş durumunun tespitine ilişkin talebi reddeder.
Erdal'ın duruşmalarda kendisine işkence yapıldığını belirtmesi de mahkeme başkanı tarafından "Bunların dava ile ilgisi yoktur" sözleriyle karşılanır.
Şimdi bize sanki biraz yorgun, biraz küs ama hülyalı gözlerle siyah-beyaz fotoğraflardan bakan çocuk kısacık ömrünün son günlerini zulüm altında ruhunu karartmamaya çalışarak geçirdi. Bir gün onu almaya geldiler. Ceketini giyerken bir asker yardım etmek istedi. Erdal, 'Kendim giyerim' dedi. Kelepçe vurulmasını istemedi sadece. Son isteğini sordular. Sigara, dedi. Ailesine yazmış olduğu mektupları iç çamaşırının içinden çıkardı: "Cezaevinde yapılan (neler olduğunu ayrıntılı bir biçimde öğrenirsiniz sanırım) insanlık dışı zulüm altında inletildik. O kadar aşağılık, o kadar canice şeyler gördüm ki, bugünlerde yaşamak bir işkence haline geldi. İşte bu durumda ölüm korkulacak bir şey değil, şiddetle arzulanan bir olay, bir kurtuluş haline geldi. Böyle bir durumda insanın intihar ederek yaşamına son vermesi işten bile değildir. Ancak ben bu durumda irademi kullanarak ne pahasına olursa olsun yaşamımı sürdürdüm. Hem de ileride bir gün öldürüleceğimi bile bile" diyordu. Kız kardeşine, "Seni biraz kızdırdığımı yazıyorsun. Fena mı? Havalar iyice soğudu ama kızarsan üşümezsin. Ben burada üşüyünce (kızamadığım için)
'Koşar adım' 'marş marş' eğitim yapıyorum" yazıyordu. Babasına, "Mektubunda bu acıya dayana-mayacağını söylüyorsun. Ben
nice dayanılmayacak acılara dayanıldığına tanık oldum. Kaldı ki sen güçlü bir insansın. Kendini kapıp koyvermediğin sürece ve biraz da benim bakış açımla bakmaya çalışırsan böyle bir şey olmaz inancındayım" yazmıştı son mektubunda. Babası, dayanamadı. Oğlunun ince narin boynuna ilmeğin geçirilişinden sonra bir yıl içinde öldü. Anası Erdal'ı hâlâ rüyalarında 17 yaşındaki haliyle görüyor.
Zamanının geldiğine karar verildikçe yapılan kimi anketlerde ordumuz milletin en güvendiği kurum çıkar. Şimdiye dek mutlaka farkına varmışsınızdır. Dilimizi gerçekten öğrenmek için her sözcüğün sırtında nasıl bir yükü olduğunu anlayacak kadar yaşamak gerek. En güvenilir demek, en korkulur anlamına geliyor. Maalesef henüz güven konağımızı korkudan uzak yere inşa edebilmiş değiliz. Bu görev de size düşüyor. Hayatımızın duvarlarını yıkabilmek için korkularımızla değil, vicdanımızla
bakabilmeyi öğrenmeliyiz. Belki 12 Eylül'den geçmiş olanların ömrü vefa etmez bu cuntanın ve işbirlikçilerinin yargılandığını görmeye. Ama siz de unutmayın. Unutturmayın. Suskunluk ve bunaklık üstüne kurulacak bir barışın sahte olduğunu bir an olsun aklınızdan çıkarmayın. Unutmayalım. Erdal, bize bakıyor hâlâ.

kaynak; http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=163885

22.01.2006 03:51:20
bir söz bitişi gibi son buldu sevişler
bir yaz güneşi gibi eritir bu terkedişler
bir an duruşu gibi
ömrün bitişi gibi
veda ederken aşk ateşi gibi
söner iç çekişler.

aman aman yandım amman
acı yüzler kurşun gibi izler
son bakıştaki o gözler, kaldı aklımızda

25.01.2006 16:38:27
GÖKÇE FİDAN

Duvarlara yazı yazıyordu gençler
birinin adı Sinan'dı
(Siyasi bir Ankara gecesiydi)
o gece faşist bir bakanın korumalarına yakalandı
(talihi yoktu)
Vuruldu oracıkta öldü...
Toplandı dostları
cenaze töreni için
(adettendi)
Lanetlerini haykırmak için
Gencecikti bir çoğu
tam biterken tören
Cenazeye inzibatlar saldırdı
Çatışma çıkar silahlar konuşur
(bir asker konuşamaz)
düşer ölür adı Zekeriya'dır.
(talihi yoktur onun da)
Kaçışır herkes biri kaçamaz
Erdal Eren'dir adı yaşı 17
Bir silah çıkar belinden
(henüz tetiğine dokunulmamış)
İçeri atarlar Erdal'ı
emir büyük yerdendir
Erdal asılacaktır...
12 Eylül 1980' de askeri cunta
el koyar bilirsiniz işte
neye?
(herşeye)
Çabucak karar verilir kalem kırılır,
Erdal asılır tanıyamadan hayatı...ölür
Gökçe fidan olur...
(Tarih 21 Ocak 1981 dir)
 
Hiç birimiz masum değiliz belki
ama Erdal masumdu.

Tarih 21 Ocak 2006
(Erdal'ın celladı resim yapıyor şimdilerde)
Marmariste
(Hayat böyle de devam ediyor)



                                      (25-Ocak-2006)   

 sifir (3)

deniz 25.01.2006 17:29:05
 0 (18) sifir (3)

denge 19.09.2006 22:57:21
iki çocuk

el sallamıştı annesine bayram izni dönüşünde
hissetmiş miydi oğlunu kurşun kalbi deldiğinde

kan revan içinde yanyana aynı köprüde
annelerinin rüyalarında öldükleri yaşlarıyla
ateşi harlı delikanlılar
ne şehit ne kahramanlar
düşmansız bir savaşta
düştüler kalkmayacaklar

emin değildi kendi bile dokunmuş muydu tetiğine
kesin olan tek şeyse en yakın mahkumdu ipe

kalpte kurşun ilmek boyunda iki çocuk ölüm karşısında
hep çocuk kalacaklar büyümeden birer tabutta
ama yaşıyorlar, gülüyorlar annelerinin rüyalarında

teoman bu şarkıda hem zekeriya önge'yi ve hem de erdal eren'i anlatmış.


Ünlü rockçı Teoman'ın; 1980 yılında korsan bir gösteri sırasında vurularak öldürülen Zekeriya Önge ile onu öldürdüğü gerekçesiyle idam edilen Erdal Eren'i anlattığı 'İki Çocuk' şarkısıyla ilgili yaptığı açıklama herkesi şaşırttı. Teoman, şarkıda bahsedilen iki kişinin de akrabası olduğunu söyledi.

Türk rock müziğinin sevilen seslerinden Teoman'ın geçtiğimiz aylarda piyasaya çıkan 'Renkli Rüyalar Oteli' adlı albümünde yer alan 'İki Çocuk' adlı şarkı, duygusal sözleriyle albümün en konuşulan şarkısı olmayı başardı. Teoman Birgün Gazetesi'ne verdiği röportajda; Erdal Eren ve Zekeriya Önge'nin akrabası olduğunu açıkladı. Şarkıda; 1980 yılında bir korsan gösteri sırasında tam kalbine isabet eden bir kurşunla öldürülen 20 yaşındaki inzibat eri Zekeriya Önge ile onu vurduğu gerekçesiyle idam edilen 17 yaşındaki Erdal Eren'i ve onların anneleri anlatılıyor.

İKİSİNE DE ÇOK ÜZÜLDÜM
Söz ve müziği Teoman'a ait olan bu şarkı, Önge ve Eren'in ölümlerinin anlatıldığı döneme ait televizyon ve radyo haberleri ile başlıyor ve hemen ardından gelen duygusal şarkı da dinleyenlere gözyaşı döktürüyor. Sol görüşlü bir insan olduğunu söyleyen Teoman, hem 17 yaşındaki Erdal Eren'e hem de onun öldürdüğü iddia edilen inzibat eri Zekeriya Önge'ye de çok üzüldüğünü, bu yüzden ikisini bir şarkıda buluşturduğunu söylüyor.

Alıntı


Sezen Aksu da "Son Bakış" adlı şarkısını Erdal Eren için yazmış... Fotoğrafına bakarak...

Bir söz bitişi gibi son buldu sevişler
Bir yaz güneşi gibi eritir bu terkedişler
Bir an duruşu gibi ömrün bitişi gibi
Veda ederken aşk ateşi gibi söner iç çekişler


Amman amman yandım amman
Acı yüzler kurşun gibi izler
Son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda

In Justice 14.12.2006 10:05:40
Sadece türkiye tarihine değil, dünya tarihine de kara bir leke olarak geçen 12 eylül askeri cuntası, 17 yaşında idam sehpasına yolladığı erdal eren adıyla da lanetlenmeye devam ediliyor. zekeriya önge adında bir askeri öldürdüğü iddiasıyla, “jet hızıyla” yapılan göstermelik yargılama sonucu idam edilen erdal eren, idamının 25’inci yılında sevenleri, mücadele arkadaşları, insan hakları savunucuları tarafından anılıyor. Erdal Eren’i idam sehpasına kadar götüren süreç, yurtsever devrimci gençlik derneği (ydgd) üyesi odtü öğrencisi sinan suner’in, 30 ocak 1980’de katledilmesiyle başladı. Ankara’nın yukarı ayrancı semtinde yazılama yapan sinan suner, mhp’li bakan cengiz gökçek’in koruması süleyman ezendemir’in kurşunlarıyla öldürüldü. suner’i vurmakla yetinmeyen ezendemir, arabaya aldığı suner’i başkent sokaklarında dolaştırdı, işkence etti. öldüğüne emin olunca da hastane kapısına attı suner’in cesedini. olayın duyulmasının ardından, 2 şubat 1980’de sinan suner’in öldürüldüğü yerde protesto gösterisi yapıldı. gösteriye müdahale eden askerlerle göstericiler arasında çıkan çatışmada er zekeriya önge ölürken, erdal eren’le birlikte 24 kişi gözaltına alındı. eren, zekeriya önge’yi öldürdüğü iddiasıyla tutuklandı. 2 şubat’ta gözaltına alınan erdal eren, tarihin en hızlı yargılamasının ardından, 19 mart 1980’de idama mahkum edildi. henüz 17 yaşındaydı erdal eren. ne yaşına bakıldı, ne avukatlarının sunduğu delil ve tanıklara. dünyanın dört bir tarafında idama karşı tepkiler yükseldi, imzalar toplandı. ancak karar mahkeme öncesinden verildiğinden, yargıçlara sadece emri uygulamak düştü. asmayalım da besleyelim mi? askeri yargıtay 3. dairesi’nin, önce “delillerin noksanlığı” nedeniyle esastan, ardından da, idamın müebbet hapse çevrilmesini gerektiren “tck’nın 59’uncu maddesinin uygulanmaması” nedeniyle usulden bozmasına rağmen, daireler kurulu iki kararı da reddetti. red kararlarıyla yargılamanın yeniden yapılmasının yolu kapatılırken, eren’in avukatı nihat toktay, kararı, “yargıtay içinde bitirildi” diye değerlendirdi. güvenlik konseyi tarafından onaylanan karar, dünya çapında yürütülen “idamı engelleyelim-erdal eren idam edilemez” kampanyasına rağmen 13 Aralık 1980’de ankara merkez cezaevi’nde infaz edilirken, faşist cuntanın başı Kenan Evren’in, asmayalım da besleyelim mi? sözleri zihniyetlerini özetledi. Erdal Eren’in avukatı Nihat Toktay,Erdal’ın “dönemin yükselen gençlik hareketinin intikamını almak” kastıyla idam edildiğini söyledi





In Justice 14.12.2006 10:06:31
 Avukat Nihat Toktay'ın adli sürece dair iddiaları:

Dava sürecinde, olay yerinde keşif yapılmadığını, Erdal’ın yaşının belirlenmesi için kemik incelemesi istediklerini, ancak yerine getirilmediğini belirten Toktay, ayrıca Erdal Eren’le birlikte olay yerinde yakalanan 24 sanığın da tanık olarak dinlenmediği, ölen askerin üzerinden çıkan elbiselerin Adli Tıp’a gönderilmediğini de söyledi. Toktay, "kurşunun mesafesine ilişkin bir inceleme yapılmadı ve yakın mesafe atışlarında meydana gelen etteki yanığa açıklama getirilmedi, olay yerinde kullanıldığı iddia edilen silahlar ile askerlerin silahlarının balistik incelemesi yapılmadı, tanık olarak dinlenen askerlerin ifadeleri arasındaki çelişkiler giderilmedi," dedi. Toktay, Erdal’ın üzerinde bulunduğu 3,5 metrelik yükseklik ile Önge’yi öldüren kurşunun giriş açısının ve yönünün çeliştiğini belirterek, otopsinin Oktay Çetinsoy isimli bir stajyere yaptırıldığını, ancak bu isimde birinin varlığını tespit edemediklerini söyledi.


In Justice 14.12.2006 10:11:47
ERDAL EREN UNUTULMADI
gönderen: Yurtsever Devrimci Saturday, Jan. 21, 2006 at 5:20 AM


Bugünkü Vatan Gazetesinde Erdal EREN yoldaş ile ilgil bir yazı yayınlandı. Şarkıcı Teomanın yeni şarkısının Erdal Eren için yazıldığı belirtiliyor. Biz Yurtsever Devrimciler olaral ERDAL EREN yoldaşı yeniden anıyoruz. Yoldaş ile ilgili yazıları ekte sunuyoruz.

Erdal Eren'in son mektuplarından biri:
Sevgili annem, babam ve kardeşlerim;

Sizlere bugüne kadar pek sağlıklı mektup yazamadım. Ayrıca konuşma olanağımız ve görüşmemizde olmadı. Zaten dışarıdayken de birbirimizi anlayacak şekilde konuşamadık.(Bu konuda sizlere karşı büyük oranda hatalı davrandım. Ancak bunu size karşı saygı duymadığım, bu nedenle böyle davrandığım şeklinde yorumlamamanızı dilerim) Bu nedenle sizlere anlatacağım, konuşacağım çok şey var.


Ancak olanak yok. Düşüncelerimi bu mektupla anlatmaya çalışacağım. Şu anda ne durumda olacağınızı tahmin ediyorum. Ama çok açıklıkla söylüyorum ki benim moralim çok iyi ve ölümden de korkum yok. Çok büyük bir ihtimalle bu işin ölümle sonuçlanacağını çok iyi biliyorum. Buna rağmen korkuya, yılgınlığa, karamsarlığa kapılmıyorum ve devrimci olduğum, mücadeleye katıldığım için onur duyuyorum. Böyle düşünmem, böyle davranmam,halka ve devrime olan inancımdan gelmektedir. Ölümden korkmadığımı söylemem, yaşamak istemediğim, yaşamaktan bıktığım şeklinde anlaşılmamalı. Elbette ki hayatta olmayı ve mücadele etmeyi arzularım. Ancak karşıma ölüm çıkmışsa, bundan korkmamam, cesaretle karşılamam gerekir. Biliyorsunuz ki bu ceza işlediğim iddia edilen suçtan verilmedi. Asıl amaçlanan böyle bir olayla gözdağı vermek ve mücadeleyi engellemek hedefine dayalıdır. Bu nedenle sizinde bildiğiniz gibi, kendi hukuk kurallarını çiğneyerek bu cezayı verdiler.

Cezaevinde yapılan (Neler olduğunu ayrıntılı bir biçimde öğrenirsiniz sanırım) insanlık dışı zulüm altında inletildik. O kadar aşağılık, o kadar canice şeyler gördüm ki, bugünlerde yaşamak bir işkence haline geldi. İşte bu durumda Ölü korkulacak bir şey değil, şiddetle arzulanan bir olay, bir kurtuluş haline geldi. Böyle bir durumda insanın intihar ederek yaşamına son vermesi işten bile değildir. Ancak ben bu durumda irademi kullanarak, ne pahasına olursa olsun yaşamımı sürdürdüm. Hem de ileride bir gün öldürüleceğimi bile bile. Sizlere bunları anlatmamın nedeni yaşamaktan bıktığım yada meselenin önemini, ciddiyetini kavramadığım gibi yanlış bir düşünceye kapılmamanız içindir. Bütün bu yapılanlar,başımdan geçenler, kinimi binlerce kez daha arttırdı ve mücadele azmimi körükledi. Halka ve devrime olan inancımı yok edemedi. Mücadeleyi sonuna kadar, en iyi bir şekilde yürütmek ve yükseltmekten başka amacım yoktur.

Mesele benim açımdan kısaca böyle. Ancak sizin açınızdan daha farklı, daha zor olduğunu biliyorum.

Anne, baba ve evlat arasındaki sevgi çok güçlüdür, kolay kolay kaybolmaz. Ve evlat acısının da sizin için ne derece etkili olacağını biliyorum. Ama ne kadar zor da olsa bu tür duygusal yönleri bir kenara bırakmanızı istiyorum. Şunu bilmenizi ve kabul etmenizi isterim ki, sizin binlerce evladınız var. Bunlardan daha niceleri katledilecek, yaşamlarını yitirecek, ama yok olmayacaklar. Mücadele devam edecek ve onlar mücadele alanlarında yaşayacaklar.

Sizlerden istediğim bunu böyle bilmeniz, daha iyi kavramaya çaba göstermenizdir. Zavallı ve çaresiz biriymiş gibi ardımdan ağlamanız beni yaralar. Bu konuda ne kadar güçlü, ne kadar cesur olursanız, beni o kadar mutlu edersiniz.

Hepinize özgür ve mutlu yaşam dilerim.

Devrimci selamlar
Oğlunuz Erdal


In Justice 14.12.2006 10:12:18
Erdal Eren anılıyor

Sadece Türkiye tarihine değil, dünya tarihine de kara bir leke olarak geçen 12 Eylül askeri cuntası, 17 yaşında idam sehpasına yolladığı Erdal Eren adıyla da lanetlenmeye devam ediliyor. Zekeriya Önge adında bir askeri öldürdüğü iddiasıyla, 'jet hızıyla' yapılan göstermelik yargılama sonucu idam edilen Erdal Eren, idamının 21’inci yılında sevenleri, mücadele arkadaşları, insan hakları savunucuları tarafından anılıyor.

Erdal Eren’i idam sehpasına kadar götüren süreç, Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği (YDGD) üyesi ODTÜ öğrencisi Sinan Suner’in, 30 Ocak 1980’de katledilmesiyle başladı. Ankara’nın Yukarı Ayrancı semtinde yazılama yapan Sinan Suner, MHP’li Bakan Cengiz Gökçek’in koruması Süleyman Ezendemir’in kurşunlarıyla öldürüldü. Suner’i vurmakla yetinmeyen Ezendemir, arabaya aldığı Suner’i başkent sokaklarında dolaştırdı, işkence etti. Öldüğüne emin olunca da hastane kapısına attı Suner’in cesedini.

Olayın duyulmasının ardından, 2 Şubat 1980’de Sinan Suner’in öldürüldüğü yerde protesto gösterisi yapıldı. Gösteriye müdahale eden askerlerle göstericiler arasında çıkan çatışmada er Zekeriya Önge ölürken, Erdal Eren’le birlikte 24 kişi gözaltına alındı. Eren, Zekeriya Önge’yi öldürdüğü iddiasıyla tutuklandı. 2 Şubat’ta gözaltına alınan Erdal Eren, tarihin en hızlı yargılamasının ardından, 19 Mart 1980’de idama mahkum edildi. Henüz 17 yaşındaydı Erdal Eren. Ne yaşına bakıldı, ne avukatlarının sunduğu delil ve tanıklara. Dünyanın dört bir tarafında idama karşı tepkiler yükseldi, imzalar toplandı. Ancak karar mahkeme öncesinden verildiğinden, yargıçlara sadece emri uygulamak düştü.

Asmayalım da besleyelim mi?

Askeri Yargıtay 3. Dairesi’nin, önce 'delillerin noksanlığı' nedeniyle esastan, ardından da, idamın müebbet hapse çevrilmesini gerektiren 'TCK’nın 59’uncu maddesinin uygulanmaması' nedeniyle usulden bozmasına rağmen, Daireler Kurulu iki kararı da reddetti. Red kararlarıyla yargılamanın yeniden yapılmasının yolu kapatılırken, Eren’in avukatı Nihat Toktay, kararı, 'Yargıtay içinde bitirildi' diye değerlendirdi. Güvenlik Konseyi tarafından onaylanan karar, dünya çapında yürütülen 'İdamı engelleyelim-Erdal Eren idam edilemez' kampanyasına rağmen 13 Aralık 1980’de Ankara Merkez Cezaevi’nde infaz edilirken, faşist cuntanın başı Kenan Evren’in, 'Asmayalım da besleyelim mi?' sözleri zihniyetlerini özetledi.

Erdal Eren’in avukatı Nihat Toktay, Erdal’ın 'dönemin yükselen gençlik hareketinin intikamını almak' kastıyla idam edildiğini söyledi. Toktay yayımlanan bir söyleşisinde, 1994 yılında, Zekariya Önge’ye, iddia edildiği gibi arkasından değil karşısından ateş ettiğine ilişkin iki tanığın ortaya çıktığına, olayın geçtiği Hoşdere Caddesi’nde oturan Ruhat Canveren ile kuaförlük yapan Haydar Arzuman’ın gördüklerini ATV’de yayınlanmak üzere hazırlanan 'Son Celse' isimli bir programın 'Erdal Eren Dosyası' bölümü için anlattıklarına dikkat çekti.

Programda ayrıca, kararı bir kez esastan, bir kez de usulden bozan Askeri Yargıtay 3. Dairesi Üyesi ve emekli hakim Ahmet Turan’ın, idam kararının adli hata olduğunu itiraf ettiğini ve dosyada Erdal Eren’in eri öldürdüğüne dair yeterli delilin olmadığını söylediğini de aktaran Toktay, Turan’ın, 'Benim vicdani kanaatim bu delillerle idam kararı verilemeyeceğiydi. Arkadaşlarımı bu yönde ikna ederek kararı bozduk. Ancak başsavcılık itiraz etti, ikinci kez bozduk, en sonunda daireler kurulu idam kararını onadı. Yani sorumluluk onlara aittir' sözlerine dikkat çekti.

Adli süreç işletilmedi

Dava sürecinde, olay yerinde keşif yapılmadığını, Erdal’ın yaşının belirlenmesi için kemik incelemesi istediklerini, ancak yerine getirilmediğini belirten Toktay, ayrıca Erdal Eren’le birlikte olay yerinde yakalanan 24 sanığın da tanık olarak dinlenmediği, ölen askerin üzerinden çıkan elbiselerin Adli Tıp’a gönderilmediğini de söyledi. Toktay, 'kurşunun mesafesine ilişkin bir inceleme yapılmadı ve yakın mesafe atışlarında meydana gelen etteki yanığa açıklama getirilmedi, olay yerinde kullanıldığı iddia edilen silahlar ile askerlerin silahlarının balistik incelemesi yapılmadı, tanık olarak dinlenen askerlerin ifadeleri arasındaki çelişkiler giderilmedi' dedi. Toktay, Erdal’ın üzerinde bulunduğu 3.5 metrelik yükseklik ile Önge’yi öldüren kurşunun giriş açısı ve yönünün çeliştiğini belirterek, otopsisin Oktay Çetinsoy isimli bir stajyere yaptırıldığını, ancak bu isimde birinin varlığını tespit edemediklerini söyledi.

Aradan geçen onca zamana karşın devletin zihniyetinde bir değişiklik olmadığını, idamın ceza değil, siyasal iktidarın 'intikam' almasının bir biçimi olduğunu vurgulayan Toktay, 'İdam özünde insanlık suçudur. TCK’nın 450/1’inci maddesi ‘planlayarak adam öldürme’yle ilgilidir. Ama hiçbir ‘taammüden adam öldürme’, Erdal Eren olayında görüldüğü gibi, devlet kadar planlı yapılamaz.' dedi.

Erdal’ın idamının ardından, pankart asarak, idama tepkisini dile getirmek isteyen Ercan Koca, gözaltına alındı. Ercan, iki gün boyunca gördüğü yoğun işkence sonucu yaşamını yitirdi. Böylece Sinan, Erdal, Ercan artık birlikte anılır oldu her 13 Aralık’ta...

Sultan Özer

cananca 15.12.2006 08:57:00
ankara adı kara ..
bu yara başka yara .
onyedi yaşındaydı
kıyılırmı erdal a...

penche 27.02.2007 14:53:05
işte bu delikanlı bu yiğit bu çocuk bir aslandı

In Justice 25.04.2007 13:52:47
 İdam Sehpasında Gencecik Bir yiğit;

Erdal Eren...

  12 Eylül cuntasının emekçi halklara gözdağı vermek için gündeme getirdiği idamlar sürecinde devrimci onuru sehpada dimdik tutan Erdal Eren’i 13 Aralık 1980 günü yitirdik. Henüz 17 yaşındayken devrim ve sosyalizm davasını hayatı pahasına savunan bu genç fidan, Türkiye devrimci hareketinin yüz akı olarak geleceğe ışık tutmaktadır.
Erdal, 25 Eylül 1961’de Giresun’a bağlı Şebinkarahisar’da doğdu. Erdal’ın babası o tarihlerde Giresun’un bir dağ köyünde öğretmendir. Doğduğunda okulların açılması ve ulaşım güçlüğü nedeniyle nüfusa yazdırılmayan Erdal, daha sonradan kimlik çıkartıldığında ise okula erken başlaması için bir yıl büyük yazdırılır.
Daha sonra, 1970’li yıllarda ailesiyle birlikte Ankara’ya yerleşen Erdal, Ankara Yapı Meslek Lisesi’nde okumaya başlar ve burada devrimci mücadeleyle tanışır. ANOD (Ankara Ortaöğretimliler Derneği) içerisinde ve GBK (Geleceği Birlikte Kurtaralım) içinde yer alır. Bu süreçte Erdal, ODTÜ’lü devrimci öğrenci Sinan Suner’in öldürülmesini protesto için 2 Şubat 1980 günü yapılan bir korsan gösteride yer alır. Eylem bitirilip kitle dağılmak üzereyken silah sesleri duyulmaya başlar. Herkes gibi Erdal da geri çekilir ve bir apartman bahçesine girer. O sırada gösteriyi bastırmak için gelen askeri birlikten bir er vurularak ölmüş ve yakalanan Erdal olayın faili olarak ilan edilmiştir. Ankara Merkez Komutanlığı’na götürülen Erdal işkencelerden geçirilir. Oradan Mamak Askeri Hapishanesi’ne götürülerek bir hücreye konur.13 Şubat günü duruşmaları başlar ve tüm hukuk usulleri hiçe sayılarak 45 gün içerisinde yapılan üç celsede hakkında idam kararı verilir. Ortada hiçbir kanıt olmaması bir yana Erdal’ın yaşının henüz 17 olması da bir başka engeldir. Yaş tespiti istekleri reddedilir. Ve Yargıtay’ın iki kez bozduğu karar sonunda onaylanır. Çünkü Cunta şefleri açıkça Erdal’ın kanını istemektedir. Erdal duruşmada, “Benim hakkımda peşin bir yargılama yapıldığı son derece açıktır. Nitekim benimle ilgili olayın ertesinde Genelkurmay Başkanı’nın ‘Çoktandır idam olmuyor, bazı kişilerin idam edilmesi gerek’ şeklinde demeç vermesi benimle ilgili idam kararıdır. Ve size de bu konuda ulaştırılan emirlerin açıkça dışa vurulmasıdır” der. Yine savunmasında Erdal, “Bugün devrimcileri ve onların bir parçası olan beni, aldığınız emirlere uygun olarak yargılayabilir ve ölüm cezası verebilirsiniz. Fakat bu ilelebet sürmeyecektir. Bir gün mutlaka sizin yerinizde halkımız olacak, sizi ve koruduğunuz düzeni yargılayacak ve doğru kararı verecektir” demektedir.
13 Aralık 1980 günü hücresine gelip Erdal’ı alırlar. İdam sehpasına giderken kimseden yardım istemez. Mamak’taki korkunç işkenceleri anlatır son mektubunda: “Cezaevinde yapılan (neler olduğunu ayrıntılı bir biçimde öğrenirsiniz sanırım) insanlık dışı zulüm altında inletildik. O kadar aşağılık, o kadar canice şeyler gördüm ki, bugünlerde yaşamak bir işkence haline geldi. İşte bu durumda ölüm korkulacak bir şey değil, şiddetle arzulanan bir olay, bir kurtuluş haline geldi. Böyle bir durumda insanın intihar ederek yaşamına son vermesi işten bile değildir. Ancak ben bu durumda irademi kullanarak ne pahasına olursa olsun yaşamımı sürdürdüm. Hem de ileride bir gün öldürüleceğimi bile bile.”
Son anlarında bile Erdal neşeli ve soğukkanlıdır. Gülümseyerek avukatına bakar ve göz kırpar. Sonra, tıpkı duruşmalarda olduğu gibi yine dimdik olarak sehpaya yürür. Saat sabaha karşı üçe on kala cellat Erdal’ın boynuna ipi geçirir. Ortamın sessizliğini Erdal’ın gür sesi bozmaktadır: “Yaşasın TDKP, Faşizme Ölüm, Halka Hürriyet” diyerek ayağının altındaki sehpayı tekmeleyen Erdal, böylece Deniz’lerin onurlu kervanına katılır. Arkasında kısa ama tertemiz bir yaşamın anılarını bırakarak...


Erdal Eren - 1961


13 Aralık 1980'de Ankara Merkez Cezaevinde idam edildi. Erdal Eren Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Numaralı Askeri Mahkemesinde "bir eri öldürmek" suçundan yargılandı. Yargılanma 1 ay 17 gün gibi kısa bir sürede tamamlandı. 13 Aralık günü sabaha karşı idam edildi. 25 Eylül 1961 Şebinkarahisar doğumlu. Babası öğretmendi. 1970'li yılların başında ailesiyle birlikte Ankara'ya yerleşti. Ankara Yapı Meslek Lisesi'nde okuyordu. Devrimci mücadele ile bu yıllarda tanıştı. ANOD(Ankara Ortaöğretimliler Derneği) içerisindeydi ve GBK(Geleceği Birlikte Kurtaralım)'liydi. 1980 günü Yukarı Ayrancı Hoşdere Caddesi üzerinde yazılamaya çıkan ODTÜ öğrencisi Sinan Suner, polisin müdahalesiyle karşılaşmış ve orada öldürülmüştü. Bunun üzerine içerisinde Erdal Eren'in de bulunduğu devrimciler iki gün sonra, 2 Şubat'ta Sinan Sunar'in öldüğü erde bir anma toplantısı düzenlediler. "Sinanlar Ölmez" sloganı atılırken etrafı askerler sarıyordu. Göstericiler dağılmaya başlamıştı ki silah sesleri duyulmaya başladı. Erdal da geri çekilmişti. Bir apartman bahçesindeydi.Üzerine doğru gelen jandarma birden sırtından aldığı kurşunla yüzükoyun önüne düşmüştü. Askerler Erdal Eren'in önünü sardılar. Erin katili olduğunu söylemeye başladılar. 13 Şubat günü ilk duruşma yapıldı. "Yargının" hızı şaşırtıcıydı. 19 Mart günü yani olayın üzerinden daha 45 gün geçmeden mahkeme kararını verdi: İdam! Ne olay yerinde keşif yapılmış, ne de savunmada dile getirilen kanıtlar üzerinde durulmuştu. 13 Aralık günü saat 2'yi 50 geçerken cellat ipi boynuna geçirdi. Geceye karşı gür sesiyle haykırdı: "Yaşasın TDKP, Faşizme ölüm, halka hürriyet". Sonra ayağının altındaki sehpayı tekmeledi.

Dernekten yapılan açıklamada "12 Eylül 1980 Askeri Faşist Cuntası’nın üzerinden çeyrek asır geçmesine rağmen,ülke kaderine egemen olan darbe hukuku hala sürüyor. Darbecilerin ve darbe hukukunun ülkemizin ve demokrasi mücadelesinin önündeki en büyük engel olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Bu dönemin kanlı tarihiyle yüzleşmek ve faşist hukukun ve uygulamalarının ulaşabileceği derinliği ve vahşeti toplumun bilincine çıkarmak bugünkü DEMOKRASİ MÜCADELESİNİN EN TEMEL GÖREVLERİNDEN BİRİDİR.

12 Eylül Faşist Terörü’nün hüküm sürdüğü bu dönemde binlerce, yüz binlerce hak gaspı ve insan hakkı ihlallerinin en çarpıcılarından biri; Erdal EREN’in idamıdır. Henüz 17 yaşındayken yaşı büyütülüp asılan Erdal’ın çalınan hayatı, hepimizin gelecek düşüne vurulan bir darbedir.Faşizmin ve zulmün teşhirinde Erdal EREN öne çıkan bir isim olduğu kadar,demokrasi, bağımsızlık ve özgürlük temelinde masumiyetin, haklılığın ve vicdanın da mütevazı bir simgesidir.

Bu nedenle kendimize,geleceğimize ve değerlerimize sahip çıkmak adına, darbeciler ve darbe hukukuyla hesaplaşmak adına , Erdal EREN’i ölümünün 24.yılında anıyoruz…" dendi.

Açıklamada ayrıca tüm demokratik kurum ve kişiler anmaya davet edildi.



26.04.2007 13:04:00
Yav... kronos özür dilerim burasının kişisel alan olduğuna hiç dikkat etmemiştim. Bağışla beni. Ama istersen orada beğendiğin yazıları sen buraya alabilirsin.  Sadece o konuyu okuyup okumadığını bilmediğim için uyarmak idi maksadım. Konu kapanmıştır abisi.

 afro   


Sayfa: [ 1 ] 2