SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Nicelizm

Konu: Nietzsche ve Nasyonel Sosyalizm

Sayfa: [ 1 ] 2

24.08.2004 08:54:26
NİETZSCHE ve NASYONEL SOSYALİZM

Nietzsche idealist ahlaka saldırmıştır. İyilik ve acımayla alay etmiş ve insancıl duyarlılık altına gizlenen ikiyüzlülüğün ve erkeklik eksikliğinin maskesini çıkarmıştır. Proudhon ve Marx gibi, savaşın yararlı yönünü onaylamıştır. Dönemim siyasi partilerinin çok uzağında, "dünyanın efendileri" aristokrasinin ilkelerini dile getirmiştir. Fırtınalı ve tehlikeli yaşam için tercihini kullanarak bedensel güzelliği ve gücü övmüştür. Liberal idealizmin tersine, bu kesin değer yargıları, faşistleri ona başvurmaya ve anti-faşistleri de onu Hitler'in habercisi olarak görmeye yöneltmiştir.

Nietzsche, şiddete karşı uzlaşımsal sınırların aşılacağı, gerçek güçlerin ölçüsüz yoğunluktaki uyuşmazlıklar içinde çarpışacağı, varolan her değerin maddi açıdan ve kabaca yadsınacağı zamanın yakın olduğunu sezmişti. Sertliği sınırları aşacak bir savaşlar döneminin yazgısını düşündüğünde, ne bu savaşlardan ne pahasına olursa olsun kaçınılması gerektiği, ne de deneyimin insani güçleri aşması gerektiği fikrinde değildi. Ona göre, bu felaketler bile, durgunluğu, burjuva yaşamın yalancılığına, ahlak hocaları sürüsünün mutluluk yalancılığına, tercih edilebilirdi.

İlke olarak şunu koyuyordu: Eğer insanlar için gerçek bir değer varsa ve basmakalıp ahlakın ve geleneksel idealizmin hükümleri bu gerçek değerin gelişinin engelliyorsa, yaşam basmakalıp ahlakı altüst eder. Aynı şekilde Marksistler, bir devrimin şiddetini reddeden ahlaksal önyargıların yüksek bir değer (proleterlerin özgürleşmesi) karşısında boyun eğdiğini biliyorlar. Nietzsche'nin olumladığı değerin, Marksizmin değerinden farklı olarak, evrensel değeri az değildir: İstediği özgürlük bir sınıfın diğerleri karşısında özgürlüğü olmayıp, en iyi temsilcilerinin oluşturduğu tür içinde insan yaşamının geçmişin ahlaksal kölelerine karşı özgürlüğüdür. Nietzsche, artık trajik yazgıdan kaçmayacak, bu yazgıyı sevecek ve bunu tamamen isteğine uygun biçimde temsil edecek, artık kendisine yalan söylemeyecek ve toplumsal köleliğin üstüne çıkacak bir insanı düşlemiştir. Bu tür insan, genelde bir işlevle yani insansal olabilirliğin yalnızca bir bölümüyle aynılaşan güncel insandan farklı olacaktı: Bu kısaca, bizi sınırlayan köleliklerden kurtulmuş bütün insan olacaktı. Modern insanla üstün insan arasında olan bu özgür ve egemen insanı Nietzsche tanımlamak istemedi. Çok haklı olarak özgür olan şeyin tanımlanamayacağını düşünüyordu. Hiçbir şey, henüz olmamış bir şeye yer vermekten ve onu sınırlamaktan daha boşuna olamaz: Bunu istemek gerekir ve geleceği istemek, her şeyden önce, geleceğin, geçmişle sınırlanmama ve bilinenin aşılması olma hakkını tamamıyla tanımaktır. Üzerinde ısrarla durduğu geleceğin geçmişe üstünlüğü ilkesiyle(1), Nietzsche, ölüm sözcüğü altında yaşamın ve tepki sözcüğü altında düşün lanet okuduğu şeye en yabancı olan insandır.

Gerici bir faşistin veya başka bir gericinin fikirleriyle Nietzsche'ninkiler arasında bir farktan daha fazla bir şey vardır: Kökten bir uyuşmazlık. Nietzsche, her hakka sahip gördüğü geleceği sınırlamayı reddetmekle birlikte, bu geleceği belirsiz ve çelişkili önermelerle çağrıştırmış, bu da aşırı karışıklıklara neden olmuştur: "Dünyanın efendileri"nden söz ettiğini ileri sürerek, ona, seçimle ilgili politik terimlerle, ölçülebilir bazı eğilimler atfetmek boşunadır. Onun açısından burada söz konusu olan, olabilirliğin rastlantısal bir canlandırılıştır. Görkemli olmasını arzuladığımız bu egemen insanı, çelişkili olarak, kimi kez zengin ve kimi kez bir işçiden daha yoksul, kimi kez güçlü, kimi kez köşeye sıkıştırılmış biri olarak kafasında canlandırmıştır. Ona, kurallara karşı gelme hakkı tanıdığı gibi, ondan, her şeye katlanma erdemini istemiştir. Zaten onu genel olarak, iktidardaki insandan ayrı tutuyordu. Hiçbir şeyi sınırlandırmıyordu, bir olabilirlikler alanını yapabildiği kadar özgürce betimlemekle yetiniyordu.

24.08.2004 08:55:02

Nietzscheciliği tanımlamak gerekirse, yaşama, idealizme karşı çıkma hakkı veren doktrinin bu bölümüne takılıp kalmanın çok az ağırlığı olduğunu zannediyorum. Klasik ahlakın reddi, Marksizmin(2), Nietzscheciliğin ve Nasyonel Sosyalizmin ortak fikridir. Temel olan tek şey, yaşamın büyük haklarını olumlamasını sağlayan değerdir. Bu yargı ilkesi oluştuktan sonra, ırkçı değerlere mal edilen Nietzscheci değerler bütün olarak tam zıt konuma yerleşmektedir.

...- Nietzsche'nin ilk girişimi, entellektüel olarak tüm zamanların en üstün insanları olan Greklere duyduğu bir hayranlıkla başlamaktadır. Üçüncü Reich'da küçültülen kültürün amacı askeri güçken, Nietzsche'ye göre her şey kültüre bağımlıydı.

...- Nietzsche'nin yapıtının pek anlamlı özelliklerinden biri, diyonizyak değerlerin, yani sınırsız sarhoşluğun ve heyecanın yüceltilmesidir. Rosenberg'in "XX. Yüzyılın Miti" adlı yapıtında Diyonizos dininin Ari ırkla ilgisi olmadığını söylemesi rastlantı değildir!... Hızla bastırılan eğilimlere rağmen, ırkçılık yalnızca askeri değerleri kabul ediyor: "Gençliğin kutsal tahtalar yerine stadyumlara gereksinimi vardır", diyordu Hitler.

...- Geçmişin gelecekle olan zıtlığından daha önce söz etmiştim. Nietzsche tuhaf bir şekilde kendini geleceğin çocuğu olarak gösteriyor. Kendisi bu adı vatansız varlığına bağlıyordu. Aslında vatan geçmişin içimizdeki payıdır ve Hitlercilik değer sistemini bunun üzerine, dar olarak yalnızca bunun inşa etmiştir. Hitlercilik yeni bir değer getirmemiştir. Dünyaya Almanların basitliğini ilan eden Nietzsche'ye, hiçbir şey bunun kadar yabancı değildir.

...- Nasyonel Sosyalizmin Chamberlain'den önceki iki resmi habercisi de Nietzsche'nin çağdaşlarıydılar: Wagner ve Paul de Lagarde. Nietzsche takdir edildi ve propaganda tarafından öne çıkarıldı, ama Üçüncü Reich onu, diğer ikisine gerektiğinde yaptığının aksine, kendi bilginlerinden biri olarak değerlendirmedi. Nietzsche Wagner'in dostuydu, ama onun Fransız sevmez, Yahudi düşmanı şovenizminden tiksinerek ondan uzaklaştı. Pangermanist Pual de Lagarde'e gelince, bir metin bu konudaki kuşkuları yok ediyor. Nietzsche, Thédore Fritsch'e şöyle yazar: "Geçen ilkbaharda Paul de Lagarde adındaki bu duygusal ve kendini beğenmiş dikkafalının yapıtlarını okurken ne kadar güldüğümü bir bilseydiniz..."

...- Bugün, Yahudi karşıtı aptallığın Hitlerci ırkçılık için sahip olduğu anlama dayanıyoruz. Hitlercilikte Yahudi nefretinden daha temel hiçbir şey yoktur. Nietzsche'nin şu davranış kuralı buna karşı çıkıyor: "Irkların bu küstah üçkağıtçılığı içinde olan kimseyle görüşmeyin." Nietzsche, hiçbir şeyi Yahudi karşıtlarına olan nefreti kadar açık dile getirmemiştir.

Bu son nokta üzerinde durmalıyız. Nietzsche'nin Nazi pisliğinden temizlenmesi gerekir. Bunun için bazı komedileri ortaya koymalıyız. Bunlardan biri, filozofun bu son yıllara kadar yaşayan (1935'de öldü) öz kız kardeşinin işidir. Nietzsche düşmanı Bernard Foerster ile 1885 yılındaki evliliği nedeniyle erkek kardeşiyle doğan sorunları unutmamıştı.

Nietzsche'nin kız kardeşine, eşinin partisine olan ve mümkün olduğunca vurguladığı tiksintisini ilettiği bir mektup yayınlamıştı. Oysa 2 Kasım 1933'te bayan Elisabeth Judas Foerster, Weimar'da, Nietzsche'nin öldüğü evde, Üçüncü Reich'in Führer'i Adolf Hitler'i kabul ediyordu. Bu görkemli ortamda, bu kadın Bernard Foerster'in bir metnini okuyarak ailenin düşmanlığını kanıtlıyordu!
4 Kasım 1933 tarihli "Temps" gazetesi şöyle yazıyordu.

"Şansölye Hitler, Essen'e gitmek için Weimar'ı terk etmeden önce ünlü filozofun kız kardeşi Bayan Elisabeth Foerster Nietzsche'yi ziyaret etti. Yaşlı kadın ona, kardeşine ait olan bir kılışlı bastonu hediye etti. Ona Nietzsche'nin arşivini gösterdi."
"Bay Hitler, Almanya'da Yahudi zihniyetinin yayılmasına karşı çıkan, Yahudi karşıtı eylemci doktor Foerster'in 1879'da Bismarck'a hitaben yazdığı makalenin okunmasını dinledi. Bay Hitler, elinde Nietzsche'nin bastonu ile alkışlar arasında kalalabalığın içinden geçti."

Nietzsche, 1887'de Yahudi-karşıtı Thédore Fritsch'e yazdığı küçümseyici mektubu şöyle bitiriyordu: "Ama son olarak, Zerdüşt adı Yahudi-karşıtı insanların ağzından çıktığı zaman ne hissetmemi isterdiniz?"(3)
Nietzsche Üzerine, Georges Bataille
Ekler, I.

1. Nietzsche'nin geleceğin geçmişe üstünlüğü fikrinin, (...) geleceğin şimdiye üstünlüğü fikriyle hiçbir ilgisi yoktur.

2. Marksizm, ahlak düzleminde Hegelciliğin devamıdır. Hegel gelenekten önceden ayrılmıştı. Ve Henri Lefebvre, haklı olarak, Nietzsche'nin "bilincinde olmadan, Hegel'in tarihsel diyalektiği içinde bulunan ahlakdışılığın bazen aşırı çoşkulu bir basitleştiricisi" olduğunu söylemiştir. (H, Lefebvre, Nietzsche, s. 136). Lefebvre'in deyişiyle, bu noktada Nietzsche, "açık kapıları devirmekten" sorumludur.

3. Bu sorunlarla ilgili olarak bkz. Nicolas, De Nietzsche a Hitler, 1937. -Nietzsche et les fascistes. Une réparation (Acéphale, Ocak 1937, Özel sayı). -Henri Lefebvre, Nietzsche, 1939 (E.S.I.) s. 161 vd.

01.09.2004 12:33:20
Bir an korktum nasyonalmi diye  Smiley  

deniz 01.09.2004 13:00:23
Alıntı
Nietzsche idealist ahlaka saldırmıştır. İyilik ve acımayla alay etmiş ve insancıl duyarlılık altına gizlenen ikiyüzlülüğün ve erkeklik eksikliğinin maskesini çıkarmıştır. Proudhon ve Marx gibi, savaşın yararlı yönünü onaylamıştır. Dönemim siyasi partilerinin çok uzağında, "dünyanın efendileri" aristokrasinin ilkelerini dile getirmiştir. Fırtınalı ve tehlikeli yaşam için tercihini kullanarak bedensel güzelliği ve gücü övmüştür. Liberal idealizmin tersine, bu kesin değer yargıları, faşistleri ona başvurmaya ve anti-faşistleri de onu Hitler'in habercisi olarak görmeye yöneltmiştir.
 
Bana kalırsa nietzsche nin düşünceleri zaman zaman çelişkiler içeriyor.

bir yerde başkalarının efendisi olmayı reddederken diğer taraftan gücün kullanımındaki meşruiyeti savunmaktadır.

nietzsche nin bu çelişkileri faşistler için çok kolay malzeme olacak türden.

onu okuyarak insanın sert bir faşist olması çok kolay.

01.09.2004 13:03:20
Anlasilmayan sudur ki?
Nietzche 3 veya 4 kisiyi oynuyordu
isimleri aklimda degil hatta bunlardan biri kralin karisi...
biri tanri
biri baskan...........

03.09.2004 15:04:36
amadeus burdaki ince nokta şu sanırsam:
- kendine karşı
- etrafına karşı
bakış tarzının farklı olması gerektiği....!

ayrıca faşizm kötü bir şey değil...!
en azından bence kötü bir şey değil..!
çünkü etraf zaten yeteri kadar kaosla dolmuş.
ezilmek istemiyorsan - ezmesinide bileceksin...!

03.09.2004 15:12:04
alla alla zamanında kürt faşistlerine falan karşı olarak 4-5 sene aryan türk modundaydım ,bireysel anarşizm hep içimdeydi ,ama nasyonal sosyalizm devlet düzeni olarak hep mantıklı geliyordu ...sonunda düşe kalka selmanist oldum buldum bana göre gerçeği..bırakalım bunları ,boş işler ,boş kabullenmeler ,kolpa dogmalar,sen onu ez o seni ezsin sen onu öldür o seni öldürsün nereye kadar yahu ...skmişim nasyonal sosyalizmi de ,kürt faşizmini de türk faşizmini de laz faşizmini de gürcü faşizmini de boşnak faşizmini de uganda faşizmini de zart zurtttttt..insanız yahu insanızzzzzz ,çürüdüğümüzde benzicez en çok hepimiz birbirimize ...boşşşşş kolpaaaa komünizmde faşizmde şeriatta ,nefret ediyorum artık insan ayrımından nefretttttttt!!!aşağalık ırk yoktur aşağalık bilinç vardır :angry:

deniz 03.09.2004 15:12:26
Alıntı
ayrıca faşizm kötü bir şey değil...!
en azından bence kötü bir şey değil..!
çünkü etraf zaten yeteri kadar kaosla dolmuş.
ezilmek istemiyorsan - ezmesinide bileceksin...!

sana kesinlikle katılmıyorum.
şiddet-baskı aynısını doğurur.
bu da şiddetin getirdiği düzensiz kaosu yaratır.

gerçek ve meşru kaos ancak özgürlüklerin yaşandığı ve gücün kullanılmadığı alanlarda yaratılabilir.

03.09.2004 15:29:56
insanlar zaten ölüyorlar amadeus....
ha sen öldürmüşsün - ha başkası öldürmüş
ha eceli ile ölmüşler...!

neden biliyormusun?
ölüm kaçınılmazdır....
önemli olan nasıl öldüğün - veya nasıl öldürdüğündür...!
çünkü ancak bu şekilde yaşamının zevki olur...!

- neden biliyor musun amadeus?
ölen kişinin kaybettikleri - kendisini öldürene geçer...!

vahşi bir hayat bunu inkar etmek aptallıktır bence....
hayvanlar bile - bir diğerini öldürüp yiyerek var oluyorlar.....!
bizde ezerek... ister kabul et istersen etme...
bu iş böyle oluyor - ve bundan sonrada böyle olacaktır...!

__________

bu konu ile ilgili zerdüşt başka açıklama yapmayacaktır...
 

03.09.2004 15:36:54
Alıntı
önemli olan nasıl öldüğün - veya nasıl öldürdüğündür...!




hayvanlar bile - bir diğerini öldürüp yiyerek var oluyorlar.....!

__________

 
evet önemli olan nasıl öldüğündür ,ailenden birine biri tecavüz edip öldürürse bu onun eceliyle ölmesinden daha mı iyi ,daha mı kötü?(çok acı birşey ama bu örneği vermek en çarpıcı olanıydı özür dilerim zerdusht ama daha iyi anlaman için ,ben de eski bir ns yim sonuçta)

hayvanlar bile diye bir tümceye başlamak saçma ,insan düşünen hayvan ve düşünme gücünü ,zihnini kullanmalı !ha hayvanların bazı yönleri ,hayvandan aşağalık olan pislik insanoğulcuklarına göre daha asil ve hoş ama şu var insan dimasını kullanmadıktan sora insan olmaktan çıkar !!!bu arada biz bir diğerimizi öldürerek var olucaksak yada yiyerek; bir yamyam iki harbiden gaddar olmamız lazım gelir...

 :angry:  :angry:  :angry:

not:niethzsche'yi seviyorsun diye her fikrini körü körüne alıp beyin süzgecinden ve mantelitenden geçirmeden dogma olarak yutman bence yanlış,kal salıcakla ... <_<

03.09.2004 16:00:09
belkide ailenden birine tecavüz edilip sonrada öldürülmesi;
ecel dir...! ecel dediğin şeyin kendisidir ha_?
bunu bir düşün istersen önce....

genelde artık öldürmekten çok,
bir kişinin yok edilmesi olayı, o kişinin varlığını alarak yapılıyor...!

hem neden nerden geldiğini duyunca bu kadar tepki verdin anlayamadım doğrusu...!

senin var olman için, bu topraklarda yaşayabilmen için,
kaç kişi kaç kişiyi öldürmek zorunda kaldı biliyormusun_?

03.09.2004 16:06:13
o zaman pcyi kullanma atalarında kullanmadı ,mağara adamları dönemine ışınlan ve orda yaşa,sen de o dönemki dimalara takıl,madem evrimleşemedi bilincin o zaman içgüdülerine güven ..eyvallah  <_<

03.09.2004 16:11:11
değişen tek şey insanı silahla öldürmüyorlar artık...
insandan varlığını - sahip olduğu değerleri alıyorlar..!
insanın emir almasını sağlayarak o kişiyi kullanıyorlar....
bu şekilde birileri birilerini sürekli eziyor...
düzen böyle....!

amerika neden öldürüyor, öldürmekten zevk aldığı için mi?
çıkarları olduğu için, daha güçlü olmak istediği için..

siyasiler neden milletvekili oluyorlar,
güç istediği için....
yönetmek istedikleri için, hükmetmek istedikleri için....

ve evet son noktada artık öldürmeler - ölümler başlıyor...!
biri senin kafana silahı dayadığında,
konuşacak mısın? yoksa onu öldürmeye mi çalışacaksın_?
ben diyorum ki,
senden bir şeyler alınıyorsa,
sen daha güçlü olmak istiyorsan,
kısaca ezilmek istemiyorsan, ezmesini bileceksin diyorum...

neyi anlamıyorsun?

03.09.2004 16:16:34
ne ez ne ezil !sadece hakkını ara!senin baştaki söylemlerin şimdi ılımlı bir şekilde lanse etmenle gelişti ,önce hayvanlar gibi öldür,ataların gibi öldür modundaydın ,şimdi ise siyasi olaylara ve amerikanın gaddarlığına geldin !
mahallendeki herkez birbirini öldürüyorsa onlara engel mi olursun sen de mi öldürmeye başlarsın ???zor olan engel olmaya çalışmaktır ,dünya yaşadığın yer ...sen de öldür ...iyi peki ,eyvallah ...

03.09.2004 16:20:01
hm..
sadece şunu anlatmak istiyorum...
konunun örnekleri ne kadar değişirse değişsin,
sana anlatmak istediğim şey şu;
bu yazılardan bunu alabilmen gerekirdi;

güçlü güçsüzü ezer,
güçlü olmak istiyorsan ezmek zorundasın..!


Sayfa: [ 1 ] 2