SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Nicelizm

Konu: Nietzsche'nin Felsefesine Bir Bakış Tarzı

Sayfa: [ 1 ]

24.08.2004 08:43:11
NIETZSCHE ve FELSEFESİ (Bir Bakış Açısıyla)

Bugüne kadar Nietzsche hakkında yazılan yüzlerce yazıya karşın, kendisi bizim için hala bir bilmecedir. Nietzsche’ye hayatının en büyük mutluluklarını ve acılarını birarada yaşatan Lou Salome, Nietzsche’nin taktığı maskenin arkasında yatanları görmüş nadir kişilerden biri olarak bakın nasıl anlatıyor onu: "Hiç kimse ondan daha ince, daha kibar ve bazı zamanlarda daha sade, daha yakın ve tatlı dilli olmamıştır." Fakat, Lou Salome şunları da sözlerine ekliyor; "Bu incelik aslında büyük bir ihtiyatı, patavatsız sorulardan kaçma arzusunu, tutkularına özen gösteren bir ruhun gizli hareketlerini saklıyordu. Görünüşte biraz kamburlaşmış, sakar ve beceriksiz, kalın kaşları ve sarkık bıyığından rahatsız olan, yumuşak miyop bakışı sizi kısa bir an okşayan ve sonra geri çekilen bir profesördü."
Nietzsche’yi inançtan uzaklaştıran ve bilginin baş döndürücü ama aynı zamanda tehlikelerle dolu maceralarına sürükleyen nedenler hakkında pek çok soru sorulmuştur. Ve alınan yanıt, onun Hıristiyanlıktan, uzun tartışmalar ve derin bir diyalektik sonucunda kurnazlaşmış bilgiler sonucunda kopmuş olduğudur.

Nietzsche’deki kopukluk, zamansız ve çabuk olmuştur. Onun için kötülük, çözülmesi gereken soyut bir problem değildir. Kötülük galip gelinmesi gereken bir çatışmadır. Üstelik, Hıristiyanların görüş açısında kötülük, dinsizlikten daha büyük bir suçtur. Ona göre, manevi kötülüklere, günaha önem veren insanlar kendilerine ait olmayan bir sorumluluk yüklenirler. Kabullendikleri suçluluk kompleksi, onların hayatında bir engel oluşturur ve kişinin kendi hayatını kontrol etmesini önler.

Kriz kavramı Nietzsche’nin projesini anlamamızda büyük bir önem taşır. Krizin paradigması, "Tanrı’nın ölümü"dür. Nietzsche’nin Tanrı’nın öldüğünü ilan etmesi, on dokuzuncu yüzyılda Hıristiyan inancının çöküşüne dair ampirik bir gözlem zannedilmemelidir. Aksine, olumsuz da olsa, bir inancın ifadesidir bu. Nietzsche, Tanrı’nın ölümünü ilan ederken, bugünün mutlak bir sahipsizlik durumu içinde olduğu; kurtarıcı her türlü özellikten, şeylerin mevcut durumuyla uzlaşmamızı sağlayacak her şeyden yoksun olduğu yolundaki inancını beyan etmektedir.
Bu inanç, mevcut dünyanın hükümsüz görülerek mahkum edilmesini içerir.

Bu hükümsüzlüğün fark edilmesi "nihilizm" olarak bildiğimiz şeye tekabül eder. Ama Nietzsche’nin işaret ettiği gibi iki tür nihilizm vardır. Bir yanda, Nietzsche’nin dünyanın hükümsüzlüğünün sunduğu, fırsat olarak gördüğü şeye cevap vermeyi başaramayan bir nihilizm vardır. Bu nihilizm, mevcut bütün değerlerin değersizleşmesini, ezici ve sıkıntı verici bir şey olarak görür. Boşluğa bakar, ürperir ve geri çekiliriz. Krizin gerçekliğini yumuşatmaya çalışır, hiçbir şey olmamış gibi, dünya hala ekseni üzerinde dönüyormuş gibi yaparız. Kısacası, pasif ve estetik olmayan bir tavır alırız. Öte yanda ise, aktif, estetik bir nihilizm vardır.

 Nietzsche bu nihilizmi, modern ve postmodern varoluşa uygun tavır olarak salık verir. Boşluktan korkuyla geri çekilmek yerine, onun üzerinde dans ederiz. Kendi varlığımıza uygun bir dünya yok diye sızlanacağımız yerde, bir dünya icat ederiz.
Nietzsche’nin kendisinin en önemli yapıtı olarak gördüğü "Böyle Buyurdu Zerdüşt"ün en çarpıcı yanı, açıkça meydan okumasıdır. Zerdüşt akıl yürütmez, sadece buyurur.

Nietzsche bize gerekçeler değil, imgeler; akıl yürütmeler değil, alegoriler sunar. Tracy B. Strong’un belirttiği gibi, "Zerdüşt’ün sonuna ulaşıldığında, okur belirgin bir tatminsizlik hissine kapılır; Zerdüşt’e bir şey olmuştur ama Nietzsche bunun ne olduğunu söylemez."

Zerdüşt’ün ana imgesi bengi dönüştür. Bu imgenin etrafına bir dizi başka imge yerleştirilmiştir ki bunların en önemlileri "Üstinsan", "güç istemi" ve "yüksek insan"dır. Bu birbirinden kopuk, açıklanmayan görüler arasındaki bağlantılar da netleştirilmez. Elbette, "Üst insan" kendini alt eden insandır ve "güç istemi" de bu kendini alt etmeden başka bir şey değildir. Bir yanda "Üst insan" ve "güç istemi", öte yanda da "bengi dönüş", onları birbirine bağlayan, fark edilebilir hiçbir akıl yürütme zinciri olmayan, birbirlerinden tamamen kopuk vahiyler gibidir. "Yüksek insan"ın "Üst İnsan"a giden bir yol olduğu söylenir. Bu köprü o kadar zahmetli ve o kadar dar bir yoldur ki, altında uçurumların bulunduğu ya da tek bir ipten yapılmış bir köprüyle karşılaştırılabilir.

"İnsan, hayvan ile Üst İnsan arasında gerili duran bir iptir, uçurumun üzerinde duran bir iptir... İnsanın büyüklüğü onun bir amaç değil de bir köprü olmasıdır. İnsanda sevebileceğimiz şey ise, onun bir geçiş ya da düşüş olmasıdır."

Nietzsche’nin metinlerinin hiçbir yerinde, bengi dönüş’ün gerçekte ne anlama geldiğine ya da Nietzsche’nin bu öğretiye bu kadar değer vermesinin gerekçesine ya da bir mit olarak sahip olması gereken toplumsal boyutu nasıl isimleştirdiğine ilişkin bir işaret yoktur. Ancak Nietzsche’nin bengi dönüşü hem Hıristiyan kurtuluş mitinin hem de on dokuzuncu yüzyıl burjuvasının ilerleme mitinin inkarı olarak kurguladığı açıktır. Ecce Homo’da da bengi dönüşün "erişilebilecek en yüksek olumlama ilkesi" olduğunu görürüz.

Eda ŞAHİN - yazar.com'dan alınmıştır.
 


Sayfa: [ 1 ]