|
||
| filmi biraz önce izledim. galiba biraz etkisinde kaldım. 12 eylül sürecinde devrimci bir yazar ve ailesinin yaşadıkları anlatılıyor. İşkence sahnelerini izlerken bi tuhaf oldum. söyliyceklerim tabi ki insan olarak bilebildiğim kadarını yansıtıyor. Bu adamlar kaz gibi avlandılar ve köpek gibi öldürüldüler. 12 eylül dönemindekiler, ondan önceki kuşaklar. hatta şimdiki PKKlılar. Neysem oyum ama benim bu heriflerle en ufak bi alakam yok. genel olarak bizlerin de yok bence. Bu bence kör dövüşüdür onların yaptığı. bi yerde sürü mantığı, HÖLÖLÖLÖ, sloganlar, gaza getirmeler işliyosa mantık yoktur. düşünemeyen savaşamaz. savaşamayan gider kaz gibi avlanır, ırzına geçilir, işkenceye uğrar, falakaya yatırılır, dayak yer, koğuşlarda verem olur, açlık greviyle, ya da kendini yakarak can verir, dağlarda ölür gider mezarı bile olmaz. bence, düşünemiyosanız kesinlikle savaşmayın. gözü bağlı insan van dam filmlerindeki gibi savaşır ama düşünemeyen adam savaşamaz. o bi piyondur piyon olduğunun farkında değildir. Atatürk gibi, gandhi gibi, Naser, Chavez ya da Jean Moulin gibi bir liderin peşine takılırlarsa, ki bu da şans eseri bir durum, o zaman yaptıkları sonuçsuz kalmaz ama öbür türlü bu düpedüz kendini mahvetmektir. Bugün YÖK binasını taşlayan adam çok şanslı, 20 sene öncesi olsaydı bunun bedelini ağır öderdi. analitik düşünebilmek, eleştirisel yaklaşabilmek, sorgulayabilmek, tartabilmek, objektif tarafsız bakabilmek çok önemlidir. insanda bu yetenek yoksa bile bi şekilde öğrenmeli bence, öğrenemiyorsa da o zaman akıllı olmalı. çünkü bende bi sürü şeye itiraz edip karşı çıktım, bi sürü kuralı çiğnedim. ama Lenin adına ya da APO adına ya şunun bunun adına değil. ben o zamanlar çok şey okumuştum ve bi sürü şeyi araştırmıştım ve ne yaptığımı en azından temelde biliyordum. bilmediklerimi hissederdim bi şekilde. Yani bence bişeyleri anlamak gerek. bişeylerin dank etmesi filan gerek. kendini bişeye inandırmak yeterli değil. ölüme hazır olmak yeterli değil. O zamanda ve o koşularda doğru işi yaptığını düşünmek yeterli değil. O zamanda ve o koşullarda tam olarak doğru işi yapıyorsanız o zaman zaten ya allah korur ya da gelecekte sizi hatırlarlar. mesela çerkez ethemi hatırladığımız gibi. Ama yanılmışsanız, yanlış zamanda yanlış işi yapıyorsanız, yanlış işi peşinden gidiyorsanız hem kendinizi boşuna heba etmiş olursunuz hem de ananız babanız, kardeşleriniz, akrabalarınız, arkadaşlarınız filan var. dünyanın toz pembe olduğunu söylemiyorum ama bence ya doğru zamanda doğru işi yapmak gerekir ya da akıllı olmak gerekir. diye bi düşünce. |
||
|
||
| Ben de biraz önce televizyonda filmi izledim yorumlarımı aktarmaya çalışayım; Son dönemde izlediğim tüm Türk Filmlerinde edindiğim ortak izlenim, 50 ve 60'lı yıllarda yoğun biçimde kullanılan duygu sömürüsünün azalarak devam ettiği ve toplumun bu hastalıktan kurtulmak istemediği şeklinde. Filmden ağlayarak çıkanların "ya biz bu filmden çıkarken neden ağlıyoruz?" diye düşünmediğini, bu durumun bir sıkıntı yaratmadığını anlıyorum. Bense "burada neden duygu sömürüsü yapmışlar?" diyerek kendimi filmi izlemeye devam etme konusunda ikna ederek geçirdim. Ancak iyi yönden bakılırsa, siyasal dönemlerin doğrudan değil dolaylı olarak da eleştirilebilmesini sevindirici olarak nitelemek olası. Senaryonun bu açıdan başarılı olduğunu düşünsem de, aralara serpiştirilen hayal bölümlerinin bir müsamere havasında filmin bütünlüğünü bozduğunu düşünüyorum. Çocuğun filmin oyuncusu ve okuyucusu olması, bütünlüğün bozulmasında etkin olmuş. Teknik açıdan yetersiz bilgimle söylemek gerekirse, kamera hareketlerinin son dönemdeki teknik gelişimin yansıtılması açısından olumlu ve yüksek çekimlerin, hareketli kamera kullanımlarının filmin başarısında rolü olduğunu düşünüyorum. Daha önce çekilen filmlerdeki kamera hareketleriyle karşılaştırıldığında olumlu izlenimler edindim. Oyunculara gelince, başrolü paylaşan tüm oyuncuların başarılı olduğunu söylemek film açısından en önemli durumu saptamak olur sanırım. Tek sıkıntı, bazı oyuncuların özellikle salim ve ailesinin oyunculuğunun fazla abartılmış olması ve yine senaryonun gerçekçi olmayan yönledirmelerle yıpratılması. Türk toplumunun duygusal yapısını bir baba ve oğulun gözünden ele alması filmin gerçekçi olan özelliğiydi kanımca. Aralarındaki ilişkinin kopmasını sağlayan etkenlerin bir hesaplaşma dönemiyle ortaya konulması ve kişilerin kendi eksikliklerini söyleyerek bağışlamaları önemliydi. Bırakıp gittği sevgilisinin son sahnedeki "bağışlamaz mıyım?" sözüyle son noktayı koymuş Çağan Irmak. Film hakkında yaptığım araştırmada, fiilm.gen.tr adlı sinema sitesinde 10 üzerinden 9.54, IMDB'de 9.1 puan aldığını gördüğümde, fazla eleştirel bir bakışla izlediğim gibi bir sonuca vardım. |
||
|
||
![]() Konusu: 1980 darbesinde annesini kaybeden küçük Deniz(babası o dönemde bir çok erkek çocuğa verilen ismi koymuş J)yedi yıl sonra hiç görmediği dedesinin Ege’deki çiftliğine doğru bir yolculuğa çıkar.Deniz’in dedesini hiç görmemesinin nedeni dedesiyle babasının yıllardır küs oluşudur.Hüseyin Efendi (Çetin Tekindor)okumaya diye gönderdiği oğlunun politik olaylara karıştığını öğrenince onu evlatlıktan silmiştir çünkü.Sadık’ın her şeye rağmen baba evine geri dönüşünün nedeni Deniz’den ayrılmak zorunda oluşudur;küçük oğlunu babasına emanet edecektir.Kelimenin tam anlamıyla Deniz bu çiftlikte hafif tatlı kaçık bir ailenin ortasında bulur kendini.Evin yanaşmaları,küs teyze(Şerif Sezer),traktör kullanan ve telsizle konuşan müthiş bir babaanne(Hümeyra),bileğinden boğazına kadar bilezikle dolaşan gelin Hanife (Binnur Kaya) ve saf bir amca (Yetkin Dikinciler).Düşünsenize hepsi bağırarak ve hep bir ağızdan konuşuyor.Sadık Uğruna savaştığı bir Türkiye’ye ve terk ettiği sevgilisiyle ve kendiyle kasabada yüzleşirken; çocuk, dedesinin ve babasının arasındaki tüm buzları eritecektir SENARYO VE YÖNETMEN ÇAĞAN IRMAK Filmin Fragmanı İlkay Akkaya'dan.. İşte Türkiye'nin Acı Gerçeği.. Ona bir oda ver baba.. İşte En Trajedik Sahnesi.. |
||
|
||
| yorumun ve duyarlılığın çok güzel...tşk... | ||
|
||
| izlediğim en güzel filmlerden biri..benim gibi duygusal tarafı ağır basan ve 12 eylül dönemlerini 'dolaylı' olarakda ''babası '' tarafından yaşamış bunun acılarını 'dolaylıda' olsa çekmiş bi çocuğun içinde kopan fırtınalara bi nevzede olsa söz olmuş usta bir film.. Gerçekten bu filmdede anlatıldığı üzre insan hayatında çok fazla kopuş noktaları olabiliyor,kimi hayatlarda çok az hasarlada atlatılda bu gibi durumlar kimi ailelerde çok fazla yıkım kıyım olabiliyor,bu filmdede çok bişey almamıoş gibi görünsede bu dönem dolaylı olarakda olsa bi çocuğun annesini çalıyor ondan ıssız bi gece vakti..sonrada babasını.. bu film üzerine teknik açıdan pek bi yorum yapmak istemiyorum çünkü heniz ikinci defa izlemeye vakit bulamadım ama film bittiğinde gözyaşlarım aktığında en azından bunun nedenini çok iyi biliyorum..... |
||
|
||
| Türk sinamasının en iyi örneklerinden birisi tek kelimeyle mükemmel. | ||
|
||
| ... gülmekten ve ağlamaktan bitap düştüm. Sessızce agladım , yuksek sesle guldum ben bu fılmde . Oyle sahnelerı vardı kı ınsanın yuregıne dokunuyor ... Asmalı Konağı delice ızlettıren Çağan Irmak Mustafa Hakkında Hersey fılmı ıle hayran bırakmıstı benı kendıne . Ama bu fılm .. Bu baskaydı ... Kadro senaryo hersey dort dortluk ıdı... Ellerıne Saglık ... | ||
|
||
hıçkıra hıçkıra ağlamıştım bu filmde...içime dokundu ve çok güzeldi...
|
||