SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Dış Politika

Konu: Kıyamet Savaşı’na beş kala -- Abd-İsarail---->>>>>İran

Sayfa: [ 1 ]

sessizlik senfonisi 03.01.2006 07:28:32

Önce İsrail Genelkurmay Başkanı General Dan Halutz’un ardından bugünlerde gerçekleşmesi beklenen ABD Genelkurmay Başkanı’nın ziyareti ile birlikte İran’a yönelik bir saldırı olasılığı tekrar gündemin baş köşesine oturdu ve bölgede yeni bir savaşın habercisi olarak yorumlandı.

Nitekim, yapılan değerlendirmeler de bu son ziyaretle saldırının artık bir “olasılık” aşamasından çıktığını ve “uygulama” noktasına geçtiğini gösteriyor.
Bu noktada, FBI Başkanı Robert Mueller’den bir gün sonra Ankara’ya gelen CIA Başkanı Porter Goss’un ziyareti, ABD ve Türkiye’nin terörle ortak mücadele ve Irak’taki genel bir durum değerlendirmesinden ziyade, Suriye ve İran’a yönelik olası bir Amerikan operasyonu çerçevesinde Türkiye’yi ikna turu ve söz konusu askeri operasyona güvenlik ve istihbarat yönünden hazırlık olarak değerlendirildi. İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad’ın İsrail’i hedef alan açıklamalarını da hesaba katmak gerekiyor. Ahmedinecad’ın açıklamaları tüm dünyadan sert tepkiler aldı.
 Asıl tepkiler, beklenildiği gibi İsrail ve ABD’den geldi. İsrail Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Mark Revi’ye göre bu sözler, bu rejimin gerçekliğinin ve dünya vizyonunun sapkınca niteliğini ve İran’ın gelecekte askeri nükleer kapasiteye sahip olabileceği tehlikesini yansıtmaktaydı.
 Bush da Ahmedinecad’ın açıklamalarının ardından bir kez daha İran’ı “gerçek bir tehdit” olarak nitelendirerek; Saddam dönemindeki Irak ve Kuzey Kore gibi İran’ın da “şer ekseninin bir parçası” olduğu iddiasını yineledi. Bu açıklamalarla, aslında bir bakıma İran’a yönelik olası bir operasyon için “meşru” temellerin atıldığı net bir şekilde görülüyor.


İran saldırıya karşı teyakkuzda

İngiltere’de yayımlanan Sunday Times gazetesi, İsrail Başbakanı Ariel Şaron’un İsrail ordusuna, 2006’nın Mart ayı sonuna kadar İran’ın nükleer tesislerinin vurulması için hazırlık yapmaları talimatını verdiğini yazdı bile. Her ne kadar bu haber, daha sonra İsrailli yetkililer tarafından yalanlansa da İsrail Savunma Bakanı Şaul Mofaz’ın “İran, nükleer silah yapabilme kapasitesine erişmekte kararlı.
 İsrail içinse bu durum kabul edilemez. (...) En kötü senaryoya hazırlıklı olmalıyız.” açıklaması ve İsrail Dışişleri Bakanı Silvan Şalom’un İran’ın nükleer silah üretimi için gerekli bilgiye neredeyse ulaştığını söyleyerek, nükleer güce sahip bir İran fikrini “kâbus” olarak nitelemesi dikkatlerden kaçmadı.
 Fakat asıl haber dünkü gazetelere İsrail basınından sızdırıldı. Jerusalam’de dün yer alan habere göre, ‘ABD, İran’ı vurmak için NATO’ya danıştı, Türkiye’den de üs istedi’. Öte yandan İran silahlı kuvvetlerinin 10 Aralık’ta ülkenin güneyinde başlattığı bugüne kadar gerçekleştirilen en büyük ortak askeri tatbikat, İran’ın her an bir saldırı beklediğini gösteriyor.
 Ayrıca, İran’ın Rusya ile, daha önce Yunanistan’ın siparişi üzerine üretilen 29 Tor M-1 füzesinin İran’a satışı ile ilgili olarak imzaladığı 1 milyar dolar civarındaki hava savunma sistemleri ve silah satış sözleşmesi de, İran tarafındaki algılamayı ortaya koyuyor. Son olarak, İran ve Suriye arasında varılan stratejik işbirliği anlaşması da her iki tarafın böyle bir saldırı beklentisi içerisinde olduğunu bizlere gösteriyor.

Peki, İran sadece nükleer program üzerindeki ısrarından dolayı mı vurulmak isteniyor? Kuşkusuz, hayır! İran’ın nükleer programı ve uzun menzilli füze geliştirmesi, bu çerçevede silahlanmaya devam etmesi ve Ahmedinecad’ın son sözleri, işin görünürdeki nedeni oluşturuyor.
Temelde, ABD’nin ve İsrail’in bölgedeki uzun vadeli hedefleri yatıyor.
 ABD, bugüne kadar bölgede: Saddam’ın devredilmesini ve yok edilmesini; Ortadoğu petrol kaynaklarının büyük bölümüne hakim olmayı; Türkiye ve Körfez ülkelerinde bulunan üslerindeki harcamalardan kurtulmayı; İsrail’in güvenliği açısından büyük bir tehdit oluşturan İran ve Suriye etrafındaki kuşatmayı ve Ortadoğu’daki komuta üslerinde operasyon alanlarının genişletilmesini büyük ölçüde sağladı. Fakat, İran’ın ve Suriye’nin mevcut varlığı, bu hedeflerin pekiştirilmesi ve bütünlüğünün sağlanması açısından halen bir engel teşkil ediyor.
 Bu çerçevede özellikle İran: Irak ve Afganistan bağlamında artan etkinliği; Suriye ile ortak duruşu ve stratejik işbirliği; İsrail’e yönelik son dönemde artan tehditleri; Büyük Ortadoğu Projesi’nde, Ortadoğu-Kuzey Afrika ile Kafkasya-Orta Asya bağlamında bir set olarak durması ve sahip olduğu “kilit” rol; ABD karşıtı Şanghay (ŞİÖ) oluşumuna doğru kayışı (2005 yılındaki son ŞİÖ zirvesinde İran örgüte gözlemci statüsünde kabul edildi); ABD’nin Basra politikalarının güvenliğini tehlikeye sokması; Filistin-İsrail sorununda oynadığı rol ve Filistinli örgütlere sağladığı destek; Kürt devletinin karşısındaki Türkiye-İran-Suriye blokunun bir parçası olması; bölgede artan Şii etkinliği ve zengin petrol-doğalgaz rezervleri açılarından dolayı da hedef ülke konumunda.

Mevcut gidişat, İran’a yönelik bir operasyon için zaman zaman sadece ABD’yi ya da İsrail’i gösterse de; her iki ülkenin birlikte bu operasyonu gerçekleştirmeleri de büyük bir olasılık olarak karşımıza çıkıyor. Saldırı için daha ziyade yoğun bir hava saldırısından ve nokta vuruşlardan bahsedilse de; İran’da bir iç savaşla gelen daha geniş bir çaplı operasyon, varlığını son dönemde hissettiriyor. Bu çerçevede, Türkiye ve Pakistan’a yönelik son dönemde artan ilgi ve Pakistanlı yetkililerin İstanbul’da İsrailli yetkililer ile bir araya gelmesi; ABD-İsrail ve Türkiye arasında gizli yürütüldüğü iddia edilen gizli müzakereler bunun bir göstergesi olarak ön plana çıkıyor. Zamanlama olarak, 2006 Mart ayının gösterilmesi, kendi açısından mantıki temelllere dayanıyor. Nitekim,
İsrail Genelkurmay Başkanı General Dan Halutz’un 13 Aralık’ta yaptığı açıklamada, İran’ın üç ay içinde nükleer silah üretmek için gerekli teknolojik bilgiye sahip olacağını açıklaması ve İsrail’de 28 Mart’taki genel seçimler öncesi, İran’a yönelik bir operasyonun iç siyaset malzemesi olarak ön plana çıkması Mart 2006’yı ön plana çıkarmış durumda. Nitekim, Benjamin Netanyahu, aralık ayının başında İran’a karşı Irak-Osirak’takine benzer bir operasyon çağrısında bulundu.

Olası bir savaş nasıl cereyan edecek?

Burada, Türkiye’nin oynayacağı rol ve ortaya koyacağı tavır, taraflar açısından büyük bir önem taşıyor. Türkiye, Irak’ın işgalinden bu yana Kuzey Irak’tan adım adım çekilen ve kırmızı çizgileri birer birer çiğnenen bir ülke olarak, daha ziyade İran ve Suriye ile ortak duruşu olan bir ülke olarak ön plana çıktı. Özellikle, ABD’nin PKK konusundaki güven vermeyen duruşu ve Kuzey Irak’ta bir Kürt devletinin ilanı olasılığı, ABD ile Türkiye ve hatta İsrail arasındaki ilişkilerde “Berlin Duvarı” gibi durmaya devam ediyor. ABD, İran’a ve Suriye’ye karşı düzenleyeceği bir operasyonda ikinci bir Irak şokunu yaşamak istemiyor ve bu çerçevede Türkiye’yi ikna etmek ve yanına çekmek için elindeki tüm kozları oyanamakta kararlı olduğu görüntüsünü veriyor. Buna, bu desteği verecek yeni bir siyasi oluşumu iktidara taşımak da dahil görünüyor. Fakat, neticede ne olursa olsun, ABD’nin; Irak, İran, Türkiye ve Suriye arasında okyanuslar olmadığını anlaması ve hepsinin aynı “puzzle”ın bir parçası olduğunu görmesi ve birinin başına gelenlerin diğerini doğrudan etkilediği gerçeğini görmek istemediği de bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor. İran’a yönelik bir saldırının, küresel bağlamda bir kaosu beraberinde getireceğini söylemek için kahin olmaya gerek yok. ABD ve İsrail, sadece İran ya da Ortadoğu bağlamında değil, küresel bazda Şii saldırıların hedefi haline gelecek ve İran, stratejik derinliğinin avantajlarını da kullanarak, ABD ve İsrail’in konvansiyonel ve nükleer silah üstünlüğüne karşın terörü daha etkin bir şekilde kullanma yoluna gidecektir ki; ABD, Irak topraklarında İran’la zaten savaş halindedir. ABD ve İsrail karşısında özellikle Rusya ve Çin’in takınacağı tavır da önem kazanmaktadır. İran ve Suriye’nin kaybı ile en azından Rusya bölgedeki son kalelerini de kaybedecektir. Dolayısıyla bu savaş, daha büyük bir savaşın başlangıcı olmaktan öteye gitmeyecektir.
Bütün hesapların Tahran’dan dönme ihtimali yüksek görünmektedir.

ULUSLARARASI İLİŞKİLER UZMANI




www.zaman.com.tr

sessizlik senfonisi 03.01.2006 08:13:04
Bağdattan dönmeyen hesap sizce Tahran'dan Dönecek mi?

deniz 03.01.2006 09:07:05
valla amerika iran a saldırırsa hayatının hatasını yapar.

iran diğerlerine benzemez. ırak ve diğer geçmişte saldırdığı ülkeler gibi uyduruk bir devlet değildir. çok köklü ideolojik, dinsel, kültürel, siyasi geçmişi vardır. ırak ve diğer arap ülkeleri daha dünkü çocuklar.. halbuki iran taa perslerden bu yana varolan en eski medeniyetlerden ve devletlerden biridir.

bir ulusu vareden unsurlara fazlasıyla sahipler. böyle bir ülkeyi ve misyonunu yıkmak amerika gibi şuursuz bir ülkeye kalmamış.

sessizlik senfonisi 03.01.2006 09:44:45
Ama yukarıda da yazdığı gibi içten vurabilir...
Geçmişte baya bir iç ayaklanmalar oldu İran'da...
Bunun en son örneğini de üniversite öğrencileri yapmıştı. Rejime karşı çıkan baya bir topluluk var.
Eğer geçmişinde aldığı kültürü ve değeri tam olarak koruyabiilseydi neden çıkıyor bu ayaklanmalar?
Rejim neden İrab halkının ihtiyacını karşılamıyor?

adnan 03.01.2006 10:05:55
iran farklı bir ülke
iç ayaklanma olabilir ama dışardan müdahalede halk bir olur
amerika biraz salaktır ama o kadar salak oldugunu zannetmiyorum
birde iran gerçekten savaşcı bir millet
ama ben iranı islamda fitnelerin kaynagı oldugu için sevemedim

ay_danscisi 16.01.2006 17:50:51
Alıntı sahibi: gencosman
Sayın Orgeneral Büyükanıt ile muhatapları arasında ABD'de geçen konuşmalar:

Türk Silahlı Kuvvetlerini hazırlayın, orta vadede ABD İran'a hava saldırısı yapacacaktır.
Size birkaç saat önce haber vereceğiz.
Aynı gün sizde İran'daki PKK kamplarına vurabilirsiniz.

Buna Hükümet karar verir.
Bizim için Kuzey Irak'taki PKK varlığının ortadan kaldırılması daha önemli.

Bunu için Irak Hükümeti ve Federal Yönetim ile birlikte hareket edin.

TSK'leri Hükümet karar verirse ne yapacağını biliyor.


Analiz :

Saldırı muhtemel olarak 2006 yılında yapılacak.
Askeri uzmanlara göre Hint-Okyanusu'ndaki Diego Garcia'daki uzun menzilli bombardıman uçakları
ve Körfez'deki Manama / Bahreyn, Guam ve Yokosuka -Japonya konuşlu 5. ve 6. filo gemileri ve özellikle
devamlı ABD dışında bulunan Kitty Hawk uçak gemisi saldırıya katılacaktır.
Amiral gemileri USS Blue Ridge'dir.

Alıntı sahibi: Ay Dansçısı
Mevcut hükümetin İran a saldırıya destek vereceğini zannetmiyorum.Daha doğrusu 1 mart teskeresinden daha büyük bir muhalefet olacağı kesin :!::
ABD Türkiye olmaksızın İran a saldırırabilir.Lakin işi pek kolay gözükmüyor.



Kaynak

16.01.2006 18:24:29
amerikanın irana saldırması muhtemel...bu olasılık varken türlü türlü rivayetlerin üretilmesi gayet doğal.
ki rivayetlerinde gerçekleşme olasılığı olduğundan, doğruluğu bir o kadar da geçerlidir.

gelelim iran'a denizin dediği gibi iran köklü bir ülke, perslerden beridir varolan bir medeniyet.bu bakımdan daha ırak'ı tamamiyle çözememiş olan amerika, iran a saldırma konusunda daha tedbirli davranacaktır.

ama bu ırakın tam çözülememiş olması bilinçli olarak yapılıyorsa....silah tüccarlarının kazancı fazlalaşsın diye.o zaman amerika iran a saldırma konusunda fazla düşünmeyecektir..çünkü rüzgar onlardan yana.

bir rivayete göre de, bush'un evanjelist olduğu aşikar..bu inanc , 2012 marduk la randevuya inanmakta.Olası hiksos saldırıların da, irak, iran merkezli patlak vereceğine inanılmakta.buna önlem alınmakta.

ay_danscisi 17.01.2006 12:06:57
amerikanın irana saldırması muhtemel...bu olasılık varken türlü türlü rivayetlerin üretilmesi gayet doğal.
ki rivayetlerinde gerçekleşme olasılığı olduğundan, doğruluğu bir o kadar da geçerlidir.

gelelim iran'a denizin dediği gibi iran köklü bir ülke, perslerden beridir varolan bir medeniyet.bu bakımdan daha ırak'ı tamamiyle çözememiş olan amerika, iran a saldırma konusunda daha tedbirli davranacaktır.

ama bu ırakın tam çözülememiş olması bilinçli olarak yapılıyorsa....silah tüccarlarının kazancı fazlalaşsın diye.o zaman amerika iran a saldırma konusunda fazla düşünmeyecektir..çünkü rüzgar onlardan yana.

bir rivayete göre de, bush'un evanjelist olduğu aşikar..bu inanc , 2012 marduk la randevuya inanmakta.Olası hiksos saldırıların da, irak, iran merkezli patlak vereceğine inanılmakta.buna önlem alınmakta.
Yukarıdaki analizleri ve haritaları vermemin nedenide bu. Yani Hades arkadaşımızın yorumuda konuyu desteklemiş.
Abd dünyanın en güçlü ordusuna sahip ! Ezemeyeceği herhangi bir ordu yok! Lakin orduları yenmek demek ülkeyi feth etmek anlamına gelmez.

Unutmayın ; Mollanın Başı DİK.Nokta kadar menfaat için virgül gibi eğilmez.
Abd ise sandığınızdan çok daha akıllı.

Savaş çoktan başladı ! Silahlanın


Sayfa: [ 1 ]