|
||
| bölgenizdeki anrcho ekolojist bir hareketle bağlantı kurmak için www.yesiller.org web sitesinden bilgi alabilirsiniz. Ankarada 4 ocak saat 18de Hatay caddesindeki Annares kafede bütün yeni üyelere açık bir toplantı olacak... | ||
|
||
| yeşili korumak istiyorsanız kapitalizmi yıkın. bölgenizdeki en yakın komünist örgütle irtibata geçebilirsiniz daha detaylı bilgi için. | ||
|
||
| oda çözüm değil. direk uygarlığı , sistemi yıkmak için bi çaba gerektirir. ve komunist örgütlülük yada örgütlülükler ile doğa korunmaz. yani insan toplulukları varsa doğaya zarar verilmesi kaçınılmazdır. insanlar bile doğallıklarını kaybederler. çünki üretim ve yaşam alanını büyütme kaygısı girer devreye. bu nedenle. büyük topluluklların oluşturduğuy sisteme, uygarlığa son verilmesi çıkarcı ilişkilerin ortadan kalkması doğadan kopuşun geri dönüşü gerekir. hem insan doğası hemde tüm doğanın korunması için... --- hem doğanın korunması bence saçma bi kelime. neyi koruyorsun doğayı koruyacam diye onun üzerinde ve en önemlisi kendine karşı bi tahakkum üretiyorsun. ve bu tahakkumunun üzerini kapatmak için koruma adı verilen bi alternatifi kullanıyorsun. sistem karşıtlığı yerine direk sistemin alternatifini kullanmak hiçbirşeye çözüm değildir. kendini kendini kandırmaktır.. en yakın fabrikayı bombalayın, en yakın örgütü dağıtın..... :-) |
||
|
||
| reflexion onu da yaptım. yazın işci partisine de üye olmuştum. ama henüz kaydımı tazelemeye ve harç yatırmaya gitmedim. Shark hack, o dediklerin olacak. ama oluncaya kadar saçımı uzatıp metal dinleyip pogo yapmak istemiyorum çünkü yavaş yavaş büyüyorum ben. bu arada toplantıda 6 kişiydik. ülke genelinde STK ların son derece aktif olduğu söylenemez. sadece çevre örgütü olarak da değil. fakirleri, yaşlıları sokak çocuklarını korumak, lösemi ile mücadele etmek vs... kimseyi teşvik etmek de istemiyorum. ders zamanınızdan ya da eğlence zamanınızdan çalmaya değecek hiçbişey yok bu yerlerde. [(hepsi boş iş)]... de diyemem. küçücük de olsa bişeyler yapıyolar çünkü yine. boş iş derken bizim STK ların batıdaki örgütlenmelerle kıyaslanır bir tarafı yok. diye böyle bi düşünce yani... |
||
|
||
Alıntı reflexion onu da yaptım. yazın işci partisine de üye olmuştum. ama henüz kaydımı tazelemeye ve harç yatırmaya gitmedim. Babacım sen faşistlerin alasına gidip kaydolmuşsun, işçi partisinin neresi komünist?
|
||
|
||
| doğayı korumak için bir komünist partiye gitmek en son iş olsa gerek...sanayiye-endüstriye bu kadar önem arzedenbaşka bir ideoloji yoktur...dolayısıyla sosyalizm kapitalizmin kızıl versiyonu olarak başka bir doğa afetidir... bence doğayı korumak istiyorsanız, yapılacak ilk iş doğayı mahveden araçları ve kültürü yok etmektir...yöntemleri de size kalmış artık... ![]() ayrıca "yeşiller" anarko-ekolojist felan değildir... |
||
|
||
| karga; şuandaki komunist partilerin faşist veya nasyonal sonuç üreteceği tam ve farklı bi tartışma konusudur. komunist oluşuma devletlilikle yaklaşan partiler. iktidarı ele geçirdiklerinde komunizm yerine nasyonal bi yaşam tarzıyla karşı karşıya kalıp çıkmaza girerler. tabi bu farklı bi konu. yani ekolojik dengede sistemli bir yapılanma ekolojiye faydalı değil şimdi olduğu gibi zarar verici olur... |
||
|
||
Alıntı Babacım sen faşistlerin alasına gidip kaydolmuşsun, işçi partisinin neresi komünist? halkçı, sosyalist, devletin geri dağıtımcı yönünü desteklemesi, uluslararası emperyalizme karşı çıkması, özelleştirmeden yana olmaması, ismi, ve parti tüzüğünde yazan daha bi sürü şeyden ötürü komünist olmaya en yakın parti. partinin miliyetçi yönü de bence bölücülere karşı bir tepkidir. ya da cevap. solcuyuz ama vatan haini değiliz demek. faşizm dediğimiz şey Mussolininin asılması olayıyla bitti. Fidel kastro faşist değil diktatördür mesela. neonazi ya da peronist bi parti de değil. |
||
|
||
| @"shark hack" ve "Aşk & nefret" Komünizm hep sanayii kalkınma olarak tasavvur ediliyor. Halbuki bu son derece yanlış ve tehlikelidir. SSCB'de Stalin liderliğinde ki dev sanayii yatırımları elbette inkar etmiyorum. Fakat sizin kaçırdığınız bir konu var; SSCB diğer devletler gibi bir devlet haline gelmişti, bu nedenle sanayii kalkınma, ilerleme, kâr güdüsü gibi bir eksene sahip olması son derece doğaldı (Stalin'in devletin sönümlenmeden önce en üst aşamaya ulaşması gerektiği demagojisini biliyorsunuz heralde). Ama bu marksizm değil, marksizmle bağdaşır hiçbir yanı yoktur. Uygarlığa karşı olmanın da doğru bir tutum olduğunu düşünmüyorum. İnsan hiç olmamalıydı, kesin ve kökten çözüm peşinde koşacaksak o zaman insan soyunun kökünü kurutalım, sadece uygarlık bazında kalmayalım. İnsansız bir dünya çok daha güzel olurdu. Bence şurada hatalısınız; uygarlık elbette tahripkar ve günümüzde bizi doğrudan doğruya bir yokoluşa doğru sürüklüyor. Fakat bunun sebebi yerleşik tarıma geçilmeye başlandığında başgösteren özel mülkiyet ve işbölümüne dayalı üretim ilişkileri; uygarlık da bu temel üzerinde doğup geliştiği için ancak o da tahripkardır. Uygarlığı farklı bir temel üzerine oturtursan bence sorun çözülür, çünkü sorun insanın teknolojiyi kullanması değil, fakat bunu sermaye-merkezli bir bakış açısıyla kullanmasıdır. Teknoloji tek başına birşey ifade etmez, ancak onu kullananla bir anlam kazanır. Toplumların altyapısı ekonomidir; din, ahlak, hukuk vs... ise üstyapıdır. Ekonomik üretim ilişkileri toplumu şekillendirir (sosyal üretim ilişkisi), değerler de böyle doğar. Sen bu altyapıyı değiştirebilirsen, üstyapı da ona göre şekillenecektir. Komünizmin devletçilik değildir, sanayii kalkınma da değildir. Komünizmin amacı bu emperyalist kapitalist sistemi kırmak, üretim araçlarındaki özel mülkiyeti yıkmak, yani bunları sermaye olmaktan çıkarıp toplumsal bir nitelik kazandırmaktır. Bu yolda ise kendini kapitalizmin saldırılarından korumak ve dünya devrimi gerçekleşene kadar gerçekleşmiş bölgesel devrimleri korumak için maalesef (maalesef diyorum çünkü başka mantıklı ve tutar yol göremedim bugüne kadar...) bir devlet yapılanmasına ihityaç duyar. Her devlet bir sınıfın temsilcisidir, dolayısıyla proletarya diktatörlüğünde de devlet bir işçi devleti olmalı. SSCB'de maalesef bir bürokrasi oluştu ve bu bürokrasi iktidar aygıtına çöreklendi. Bu bürokrasi kendini Stalin'de somutladığı için Stalinizm diye anılır; Stalinist SSCB devleti bir Asyatik despotik devlet yapılanmasına dönüştü (Osmanlı devleti ya da Rus çarlığı gibi), ve bu tip bir yapılanma doğal olarak kâr güdüsüne ve doğayı tahripkar bir niteliğe sahip olmuştur. Kısacası komünizm devletçilik değildir, sanayii kalkınma değldir, sermaye-merkezcilik değildir, komünistler de doğa sorununa eğiliyorlar. @leo Milliyetçilik, vatan gibi ulus-devletlerle anlam kazanan kavramları benimsemesi onun komünist olmadığını çok güzel gösteriyor. Komünist manifestoda işçilerin vatanı yoktur diye yazar. Ya vatan millet gibi kavramları benimseyip burjuvazinin çıkarlarını korursun, ya da sınıf mücadelesini savunup işçi sınıfı eksenli bir tutum benimsersin, ki bu tutum hiçbir şekilde milliyetçilik ya da vatanseverlik - yurtseverlik içermez. Faşizmi de sığ bir kalıba sokarak onu çarpıtmış oluruz; faşizm Mussolini - Hitler'den ibaret değildir daha kapsamlı ve çok şekillidir. Örneğin 12 eylül rejimi de faşist bir rejimdi. İşçi Partisi kemalizmi detsekleyerek burjuva ulus-devletçi karakterini göstermiş oluyor. Emperyalizm kapitalizmden bağımsız değildir, buna göre kapitalizmden ayrı bir mücadele olamaz. Bence komünizmi bilmiyorsun, aaştırmanı tavsiye ederim. Zira Hitler ne kadar sosyalistse, Perinçek de o kadardır, bu durum apaçık ortada... |
||
|
||
| leo, dogu perincek ne idügü belirsiz bir herif, izledigi bir yol oldugunada inanmıyorum talimatmı alıyor bilemiyorum. bu forumun köşelerinde bi yerde sanırım, dogu perincegin apoyla ve kürt militanlarla resmi var vatan hainligi senin ifadenle böyle bişeyse oda bir vatan haini yada enazından 2 yüzlü.. resmi bulabilirsem ekliyecem.. |
||
|
||
| http://www.kerkuk-kurdistan.com/afoto/2005/07/per_apo_2.jpg | ||
|
||
| Yurtseverlik = Milliyetçilik Son dönemlerde özellikle gelişen bir dizi olaylarla birlikte, milliyetçilik burjuvazi tarafından bilinçli olarak yükseltilmeye çalışılmaktadır. Çünkü milliyetçilik, burjuvazinin, işçi ve emekçi kitlelerin gözünü boyamakta, işçi sınıfının kendi iktidarını kurmasını engellemekte kullandığı en etkin silahıdır. Yurtseverlik ile milliyetçilik farklı kavramlar değildirler. Eşanlamlı sözcükler olup aynı şeyi ifade etmektedirler. Yani hangi kavram kullanılırsa kullanılsın yapılan burjuvazinin ekmeğine yağ sürmekten başka hiçbir şey değildir. Bu anlamda milliyetçilikle savaşmak işçi sınıfına milliyetçiliğin, yurtseverliğin teşhirini yapmak devrimci Marksistlerin en büyük görevidir. Türkiye’de özellikle Newroz olayı ile başlatılan Kürt halkına karşı linç girişimlerine ve körüklenmek istenen milliyetçiliğe karşı koymak, ulusal sorunda şovenizmin batığına düşmeden doğru tutum almak, ancak ezilen ulusun kendi kaderini tayin hakkını kayıtsız şartsız kabul etmekle mümkündür. Ezilen ulusun kendi kaderini tayin hakkının tanınması ilkesi Marksizmin en temel ilkelerinden biridir. Gerçek bir komünist bu ilkeyi hiçbir şart öne sürmeden kabul etmek zorundadır. Nitekim Lenin Ekim devrimiyle birlikte Polonya ve Finlandiya’ya ulusal özgürlüklerini tanıyarak, bizlere ulusal sorunda gerçek komünist tutumun nasıl olması gerektiğini göstermiştir. Milliyetçilik sadece ulusal sorunda değil pek çok politik meselede işçi sınıfının göz bağı olmaya devam etmektedir. Avrupa Birliği ve özelleştirmeler meselesi de bunlardandır. Özellikle Avrupa Birliği’ne karşı çıkışlarda işçi sınıfının önüne koyulan argümanlar, yurdun savunulması, yeraltı ve yerüstü kaynaklarının emperyalist Avrupa’ya karşı korunması şeklindedir. Oysa sorulması gereken soru şudur: yurtseverlerin vatan dedikleri yeraltı ve yerüstü kaynakları, kapitalist bir düzende biz işçi sınıfına mı aittir yoksa burjuvaziye mi? Kuşkusuz bu sorunun en güzel cevabını Karl Marx Komünist Manifesto’da şu sözlerle vermektedir: “Komünistler, bundan başka, ülkeleri ve ulusları ortadan kaldırmak istenmekle suçlanıyorlar. İşçilerin vatanı yoktur. Onların olmayan bir şeyi onlardan alamayız.” Milliyetçi tutum, özelleştirmelere karşı çıkışta, kitlelere daha şirin görünmek için “yurtsever” sıfatını kullanmaktadır. Bu konuda gerçek devrimci tutum, var olan kapitalist devlet mülkiyeti ile özel kapitalist mülkiyet arasında bir taraf tutmak değil, iki mülkiyet biçiminin de burjuvaziye ait olduğunu işçi sınıfına anlatmak ve kapitalizme karşı savaşmaktır. Mülkiyetin devlete ait olması demek halka ait olması demek değildir, eğer devlet burjuvazinin devleti ise devlet mülkiyeti de burjuvaziye aittir. Her sınıfın bir ideolojik silahı vardır. Burjuvazi ve küçük burjuvazinin, ideolojik silahı ulusalcılık yani milliyetçiliktir. Burjuvazi bu silahı her zaman kitlelerin bilincini bulandırmakta, kitleleri birbirine düşürmekte kullanmaktadır. Kimi zaman bunu açıktan milliyetçilik adı altında yaparken kimi zaman da kitleleri kandırmak için daha şirin göstererek yurtseverlik adı altında yapmaktadır. Unutmayalım ki Almanya’da Hitler’in iktidara gelişi tam da bu tür söylemlerle gerçekleşmiştir. Burjuvazinin kitlelerin gözünü boyamakta kullandığı bu silaha en sağlam karşı duruş, işçi sınıfının mücadele şekli olan enternasyonalizmi savunmakla mümkündür. Enternasyonalizm dünya işçi sınıfının kurtuluşunu savunurken, milliyetçilik sermaye düzenin devamını savunur. Marksizmin kurucuları bilimsel sosyalizmin temellerini atarken işçi sınıfının mücadele şeklinin ne olması gerektiğini ta baştan koymuşlar ve bu temelde de Birinci Enternasyonal’i kurmuşlardır. Kapitalizme ve milliyetçiliğe karşı duruşun yolu enternasyonalizmi savunmaktan geçer. Kapitalizmin yıkılışı ancak bütün dünya işçi sınıfının birliği ile mümkündür. Enternasyonalist olamayan komünist olamaz. Milliyetçiliğin panzehiri Enternasyonalizmdir! kaynak; http://www.marksist.com/GUN/Yurtseverlik.htm |
||
|
||
| çok güzel yazmışsın karga tebrik ederim. Alıntı Bence şurada hatalısınız; uygarlık elbette tahripkar ve günümüzde bizi doğrudan doğruya bir yokoluşa doğru sürüklüyor. Fakat bunun sebebi yerleşik tarıma geçilmeye başlandığında başgösteren özel mülkiyet ve işbölümüne dayalı üretim ilişkileri; uygarlık da bu temel üzerinde doğup geliştiği için ancak o da tahripkardır. Uygarlığı farklı bir temel üzerine oturtursan bence sorun çözülür, çünkü sorun insanın teknolojiyi kullanması değil, fakat bunu sermaye-merkezli bir bakış açısıyla kullanmasıdır. Teknoloji tek başına birşey ifade etmez, ancak onu kullananla bir anlam kazanır. en kötü senaryolara göre bile doğrudan doğruya bi yokoluş söz konusu değil. ama bugün sorumlu davranırsak milyarın üzerinde hayatı kurtarabiliriz. küresel ısınma ve sonuçları zaten başladı. gezegen şu anda soğuma döneminde ama biz döngüyü çevirdik ve dünya artık ısınıyor. sel, felaketleri doğal afetler, kasırgalar. Amerikada 2-3 eyaletin boşaltılması ne demek? türkiye kadar bi yer. 20-30 sene sonra izmir üzerinden gelse ne yaparız? tahripkar bi uygarlık var. ve bu uygarlığın içinde buna çözüm arayanlar da var. greenpeace, FOE vs... gibi. bizdeki sorun, bu tip örgütlenmelerin yeterince güçlü olmaması. Alıntı Toplumların altyapısı ekonomidir; din, ahlak, hukuk vs... ise üstyapıdır. Ekonomik üretim ilişkileri toplumu şekillendirir (sosyal üretim ilişkisi), değerler de böyle doğar. Sen bu altyapıyı değiştirebilirsen, üstyapı da ona göre şekillenecektir. toplumun altyapısı ekonomidir. Karl Marks burada mükemmel bir tesbit yapmış. Alıntı Komünizmin devletçilik değildir, sanayii kalkınma da değildir. Komünizmin amacı bu emperyalist kapitalist sistemi kırmak, üretim araçlarındaki özel mülkiyeti yıkmak, yani bunları sermaye olmaktan çıkarıp toplumsal bir nitelik kazandırmaktır. ve çalışanın işine yabancılaşmasını önleyip daha üretici olmak... bu incili ben de okudum. Ama bu noktada bi sorun var. Burjuvaların, kapitalistlerin, sermaye sahiplerinin hırs ve ihtirası olmadan sermaye büyür mü? işci işten çıkında kahvede arkadaşlarıyla tavla atıp muhabet eder sonra da evine gidip erkenden yatar. Yeni fabrikaları, otel zincirlerini, mağazaları, özel üniversiteleri, havayolu şirketlerini kim kuracak? kim sabaha kadar gözüne uyku girmeyip "ben şu kasabamı nasıl krallık, kralığımı nasıl imparatorluk yaparım?" diye düşünecek. kim kendi gibi olan rakipleriyle kıyasıya mücadele edip sonuç olarak tüketiciye en iyi mamülü en ucuza sunacak? sosyalist devlet, ya da bürokrasi, ya da işci sendikaları bunu yapamaz. bunun için hırs gerek. ihtiras gerek, böyle adamın kendini osmanlı padişahlarıyla, cengiz hanla falan özdeşleştirmesi gerek. böyle hafif megaloman, güç ve para, şan şöhret mal mülk tutkunu patronlar olması gerek. O gökdelenleri vinçler inşa ediyo sanıyorsunuz. onlar dev gibi egoların ürünü. bu adamları ortadan kaldırırsan kimse "bu dünya bana kalacak" diyip de fabrika kurmaz. sonuç olarak kapitalizm de olanın tam tersi olur. herkeste para olur, herkes tüketmek ister. ama mağazada kuyruklarda çürürsün. yılbaşında patronuna moka fix gold hediye edersin o da çok sevinir. oto show diye bir dergi olmaz çünkü piyasada olsa olsa 4-5 tane araba olur. marketler böyle fırıl fırıl ürünlerle dolup taşmaz. boş rafları olan saat 5 de kapanan, satıcıları seninle mecburiyetten ilgilenen uyduruk dükkanlar olur. bi yere oturmaya gidersin, sana başkasının kulanmış olduğu plastik bardaklardan (onlarda çok kıymetli bişey çünkü) tuhaf içecekler ikram ederler... Ekonomi bu durumda oldu mu. otoriter devlet zorunlu hale gelir. şehirden şehre gitmek ya da belli alanlara gitmek için vize alman gerekir. basın özgürlüğü olmaz. düşünce özgürlüğü olmaz. siyaset yapma özgürlüğü olmaz. burada böyle yazma özgürlüğü bile olmaz. yazsan bile düşünürsün biri beni gizli servise ihbar eder mi diye. Alıntı Bu yolda ise kendini kapitalizmin saldırılarından korumak ve dünya devrimi gerçekleşene kadar gerçekleşmiş bölgesel devrimleri korumak için maalesef (maalesef diyorum çünkü başka mantıklı ve tutar yol göremedim bugüne kadar...) bir devlet yapılanmasına ihityaç duyar. Her devlet bir sınıfın temsilcisidir, dolayısıyla proletarya diktatörlüğünde de devlet bir işçi devleti olmalı. SSCB'de maalesef bir bürokrasi oluştu ve bu bürokrasi iktidar aygıtına çöreklendi. Bu bürokrasi kendini Stalin'de somutladığı için Stalinizm diye anılır; Stalinist SSCB devleti bir Asyatik despotik devlet yapılanmasına dönüştü (Osmanlı devleti ya da Rus çarlığı gibi), ve bu tip bir yapılanma doğal olarak kâr güdüsüne ve doğayı tahripkar bir niteliğe sahip olmuştur. evet ama Stalin belki de sadece deney yapan zeki bir insandı. bize bu işin olmayacağını gösterdi. daha doğrusu bir süre işe yaradı. ve işe yarabildiği sürece sistemi ayakta tuttular. Ama sonunda göçtü işte. romanyalılar türkiyeye doğu almanlar batı almanyaya aktı. kimse bu konuda kapitalizmi suçlayamaz. bir hata yapıldı. insanlığın yarısı bir hata yaptı. Diğer taraftan Laikayı hepimiz hatırlıyoruz. Sputniği, Uzay yarışı, Yuri Gagarin, Kızıl ordunun Berline girip Reichtağın tepesine o bayrağı asmasını, Bilime olan katkılarını, Olimpiyatlardaki başarılarını. Bu rusların başarısı değildi bence. Komünizmin başarısıydı. Karl Marks büyük bir ekonomistti. Belki de, fikirleri geçerliliğini yitirdi. 70lerde ve 80 lerde çökmeye başladılar. Karl Marks zamanında da kapitalizm vardı ama bugünkü kapitalizm gibi değildi. Karl marksın zamanında Bakkaldan tuz alınırdı, veya zeytinyağı, veya tütün, tütün kağıdı, veya pipo. Bakkala girdiğinizde, komünist bir ülkeden gelmiş olsaydınız sıgaraların markasını sayardınız. kaç çeşit televizyon markası var. kaç çeşit hesap makinesi var. kaç tane tuz markası var. Bu konuyu ekonomistler bilir. ama 2005 yılının kapitalizmi 1860ların kapitalizminden, ve 1950lerin kapitalizminden çok farklı. bizde kapitalist bir ülkeydik. ama 80li yıllarda bu kadar çok tüketim yoktu. pazarda çarşıda bu kadar çeşit yoktu. avrupada bulunan mamüller türkiyede yoktu. 3 tane televizyon kanalı vardı. Avrupadan gelen bişey altın değerindeydi. Sonra bizde herşey renklendi, çeşitlendikçe çeşitlendi, sosyalist ülkelere gerçekten benzememeye başladık. amerika ve avrupa zaten 70lerden beri benzemiyordu. Tam o noktada Perestroika, Glastnosk, Gorbatchev, Berlin duvarının çöküşü ve Boris Yetsin geldi... Eski kapitalizmde bir şansları vardı bence. idealizmleri ve kararlılıkları bu şansı sonuna kadar kullanmalarına izin verdi. ama küreselleşen dünyada kimse alışveriş yapmak için kuyruğa girmez. dolmuş şöförü, taksi bunu yapmaz. ancak en fakirler buna razı olur bence. Alıntı Kısacası komünizm devletçilik değildir, sanayii kalkınma değldir, sermaye-merkezcilik değildir, komünistler de doğa sorununa eğiliyorlar. Yeşillerin arasında bi sürü marksist de var. aynen böyle düşünüyorlar. Alıntı Milliyetçilik, vatan gibi ulus-devletlerle anlam kazanan kavramları benimsemesi onun komünist olmadığını çok güzel gösteriyor. Komünist manifestoda işçilerin vatanı yoktur diye yazar. Ya vatan millet gibi kavramları benimseyip burjuvazinin çıkarlarını korursun, ya da sınıf mücadelesini savunup işçi sınıfı eksenli bir tutum benimsersin, ki bu tutum hiçbir şekilde milliyetçilik ya da vatanseverlik - yurtseverlik içermez .işci partisi kendini sosyalist olarak tanımlıyor zaten. işci partisinin tüzüğüne göre kürt sorunu bir proleterye sorunudur. ezilen sınıfları ilgilendirir. tam senin dediğin gibi. türk tarafında sermaye sahipleri kürt tarafında emperyalist güçler devreye girmiştir ve çalışan sınıf her iki tarafta işbirliği yoluna gitmelidir. diye düşünüyorlar. Alıntı leo, dogu perincek ne idügü belirsiz bir herif, izledigi bir yol oldugunada inanmıyorum talimatmı alıyor bilemiyorum. bu forumun köşelerinde bi yerde sanırım, dogu perincegin apoyla ve kürt militanlarla resmi var vatan hainligi senin ifadenle böyle bişeyse oda bir vatan haini yada enazından 2 yüzlü.. resmi bulabilirsem ekliyecem.. Doğu perinçek isviçrede ermeni soykırımını yalanladığı için hapse girdi. 2 yüzlü olduğuna karar verilirse parti başkanlığını bırakır ve yerine yenisi seçilir. bu işci partisini bağlar bi durum değil. İşçi partisi Sol bir partidir ve ne federasyonculuğu ne de bölücülüğü savunur. dediğim gibi pek çok açıdan komünizme yaklaşır ama vatan haini (ya da kendi değimiyle; emperyalist güçlerin kuklası) bir parti değildir. Alıntı Faşizmi de sığ bir kalıba sokarak onu çarpıtmış oluruz; faşizm Mussolini - Hitler'den ibaret değildir daha kapsamlı ve çok şekillidir. Örneğin 12 eylül rejimi de faşist bir rejimdi. İşçi Partisi kemalizmi detsekleyerek burjuva ulus-devletçi karakterini göstermiş oluyor. Hitler faşist değildir. Hitler bir Nazidir. Neo-naziler hala var ama faşist hareket bildiğim kadarıyla tamamen son buldu. Musolini asıldı ve italyan faşist partisi kapatıldı. Bence işci partisi kemalist bir tutum izleyerek Kendini diğer sol partilerden gayet güzel ayırıyor. işçi partisine göre atatürk bir solcudur çünkü ilerlemeden yana tavrını koymuştur. bu yönüyle işçi partisi yıkıcı değil yapıcı bir sol tutum izler. yani "biz devleti yıkmak istemiyoruz, ülkemizi seviyoruz, ülkemizin adının karalanmasını istemiyoruz, ülkemizin bölünmesini istemiyoruz" ama " biz halkçıyız, anti-emperyalist, sosyalist, ezilen sınıfların temsilcisi, emekçiden yana ve gayet de sosyalistiz" TKP, TSP, HADEP vs ile alakası yok. ÖDPye benzetilebilir. DSP, CHP, SHP gibi merkez sol da denemez gayet sol bir parti çünkü. Alıntı Son dönemlerde özellikle gelişen bir dizi olaylarla birlikte, milliyetçilik burjuvazi tarafından bilinçli olarak yükseltilmeye çalışılmaktadır. Çünkü milliyetçilik, burjuvazinin, işçi ve emekçi kitlelerin gözünü boyamakta, işçi sınıfının kendi iktidarını kurmasını engellemekte kullandığı en etkin silahıdır. Yurtseverlik ile milliyetçilik farklı kavramlar değildirler. Eşanlamlı sözcükler olup aynı şeyi ifade etmektedirler. Yani hangi kavram kullanılırsa kullanılsın yapılan burjuvazinin ekmeğine yağ sürmekten başka hiçbir şey değildir. Bu anlamda milliyetçilikle savaşmak işçi sınıfına milliyetçiliğin, yurtseverliğin teşhirini yapmak devrimci Marksistlerin en büyük görevidir. Türkiye’de özellikle Newroz olayı ile başlatılan Kürt halkına karşı linç girişimlerine ve körüklenmek istenen milliyetçiliğe karşı koymak, ulusal sorunda şovenizmin batığına düşmeden doğru tutum almak, ancak ezilen ulusun kendi kaderini tayin hakkını kayıtsız şartsız kabul etmekle mümkündür. Ezilen ulusun kendi kaderini tayin hakkının tanınması ilkesi Marksizmin en temel ilkelerinden biridir. Gerçek bir komünist bu ilkeyi hiçbir şart öne sürmeden kabul etmek zorundadır. Nitekim Lenin Ekim devrimiyle birlikte Polonya ve Finlandiya’ya ulusal özgürlüklerini tanıyarak, bizlere ulusal sorunda gerçek komünist tutumun nasıl olması gerektiğini göstermiştir. benim discovery channel da izlediğim bir belgesele göre Lenin zaten bağımsız olan polonyayı, bu ülkedeki işçilerin işgale destek olacağını düşünerek istila etti. işgal sırasında direnişçilere karşı daha acımasız olunmasını emretti, ama polonya halkının direnişine karşılık geri çekilmek zorunda kaldı. Miliyetçilik burjuvazi tarafından yükseltiliyo diye bişey yok. Burjuvayı ne zanediyorsunuz? Oğlu yeni spor araba ister, kızı cip ister, yatmadan karım ilaçlarını almış mı diye kontrol eder, varsa metresin beni aldatmasın diye uğraşır, yağlarını eritmek için saunada oturur, iş yapmak istediği adamlarla tenis oynar vs falan filan. Miliyetçiliğin temelinde insan egosu var. önce ben, sonra ailem, sonra sülalem, sonra memleketim falan diye gider... siz soyunuz kurusun istermisiniz? istemezsiniz, siz öldükten sonra çocuklarınız onların çocukları onların çocukları yaşasın istersiniz, ve kalabalık olmalarını istersiniz. yünanistan türkiyeyi işgal etsin istemezseniz ama türkiye yünanistanı işgal ederse "orası zaten bizimdi" dersiniz. Bu burjuvaların suçu değil. insan egosu böyle işler. Alıntı Ezilen ulusun kendi kaderini tayin hakkının tanınması ilkesi Marksizmin en temel ilkelerinden biridir. Gerçek bir komünist bu ilkeyi hiçbir şart öne sürmeden kabul etmek zorundadır. tabi ki öyle, bende kürt olsaydım türkler benim soyumu kurutsun istemezdim. Alıntı Milliyetçilik sadece ulusal sorunda değil pek çok politik meselede işçi sınıfının göz bağı olmaya devam etmektedir. Avrupa Birliği ve özelleştirmeler meselesi de bunlardandır. Özellikle Avrupa Birliği’ne karşı çıkışlarda işçi sınıfının önüne koyulan argümanlar, yurdun savunulması, yeraltı ve yerüstü kaynaklarının emperyalist Avrupa’ya karşı korunması şeklindedir. Oysa sorulması gereken soru şudur: yurtseverlerin vatan dedikleri yeraltı ve yerüstü kaynakları, kapitalist bir düzende biz işçi sınıfına mı aittir yoksa burjuvaziye mi? Kuşkusuz bu sorunun en güzel cevabını Karl Marx Komünist Manifesto’da şu sözlerle vermektedir: “Komünistler, bundan başka, ülkeleri ve ulusları ortadan kaldırmak istenmekle suçlanıyorlar. İşçilerin vatanı yoktur. Onların olmayan bir şeyi onlardan alamayız.” Hayır burası gayet tabi hepimizin ülkesi. krallıkla yönetilmiyoruz. sokakta oturduğunuz banktan sizi kimse kaldıramaz. okullar hepimizin, devlet üniversiteleri herkesin, sokak lambaları bizim, polis benim polisim. sabancı beni öldürse hapse girmiycek mi? yasalar bizim yasalarımız, bakanlıklar bizim, meclis bizim seçtiğimiz miletvekilleriyle dolu, burjuvazi bir azınlık. ordu da darbe yapmadığı sürece bizim ordumuz. bu çok saçma bi düşünce. yani benim ayakabılarım onun fabrikaları olabilir ama burası ülke olarak onun kadar bana da ait hiçbiri de buna itiraz edemez. Alıntı Milliyetçi tutum, özelleştirmelere karşı çıkışta, kitlelere daha şirin görünmek için “yurtsever” sıfatını kullanmaktadır. Bu konuda gerçek devrimci tutum, var olan kapitalist devlet mülkiyeti ile özel kapitalist mülkiyet arasında bir taraf tutmak değil, iki mülkiyet biçiminin de burjuvaziye ait olduğunu işçi sınıfına anlatmak ve kapitalizme karşı savaşmaktır. Mülkiyetin devlete ait olması demek halka ait olması demek değildir, eğer devlet burjuvazinin devleti ise devlet mülkiyeti de burjuvaziye aittir. Her sınıfın bir ideolojik silahı vardır. Burjuvazi ve küçük burjuvazinin, ideolojik silahı ulusalcılık yani milliyetçiliktir. Burjuvazi bu silahı her zaman kitlelerin bilincini bulandırmakta, kitleleri birbirine düşürmekte kullanmaktadır. Kimi zaman bunu açıktan milliyetçilik adı altında yaparken kimi zaman da kitleleri kandırmak için daha şirin göstererek yurtseverlik adı altında yapmaktadır. Unutmayalım ki Almanya’da Hitler’in iktidara gelişi tam da bu tür söylemlerle gerçekleşmiştir. Burjuvazinin kitlelerin gözünü boyamakta kullandığı bu silaha en sağlam karşı duruş, işçi sınıfının mücadele şekli olan enternasyonalizmi savunmakla mümkündür. evet, miliyetçilik burjuvazinin silah tücarı kısmına ve daha pek çok sektörün çok işine yaramış. ama bu "izm" lerle çözülecek gibi değil. insanın bireysel seçimi ile ilgili. sanki dünyada faşistler ve enternasyonalistlerden başka kimse yok. sınırları kaldırmak istiyoruz ama. kalkamasını isteyen, bundan korkan, komşusundan bile korkan insanlar var. okulda sürekli görüp de adını bile bilmediğim insanlar var. ben kendi adıma bu insanlarla aramdaki sınırı kaldıramadım. insan egosu dediğimiz şey korku üzerine kuruludur. kendine benzeyeni sever. farklı olandan korkar. ordular, sınırlar, kaleler hep bunun için. burjuva dediğiniz işlerinini büyütmeyi ve exotic bi ülkede yapacağı seyahati, dönüşte karısına alacağı hediyeyi düşünür, sizin miliyetçiliğinizle uğraşmaz. Alıntı Enternasyonalizm dünya işçi sınıfının kurtuluşunu savunurken, milliyetçilik sermaye düzenin devamını savunur. Marksizmin kurucuları bilimsel sosyalizmin temellerini atarken işçi sınıfının mücadele şeklinin ne olması gerektiğini ta baştan koymuşlar ve bu temelde de Birinci Enternasyonal’i kurmuşlardır. Kapitalizme ve milliyetçiliğe karşı duruşun yolu enternasyonalizmi savunmaktan geçer. Kapitalizmin yıkılışı ancak bütün dünya işçi sınıfının birliği ile mümkündür. Enternasyonalist olamayan komünist olamaz. ben kendi adıma iki gruba da dahil değilim. insanlar seçim yaparlar ve seçimlerini yaşarlar. kendim üzerinde mutlak güce sahibim ama diğer insanlar üzerinde bir gücüm yok olmasını da istemem. insanların seçtiği partiler iktidara geliyor. insanlar ne ekerlerse onu biçiyorlar. Ben bu başlığı yeşillerin reklamını yapmak için açmadım. sadece bişeyler yapmak istiyorum ve sizin gibi taş gibi sağlam inançlarım, dünyayı kurtarmak için projelerim olsun bi kenardan bişeyler yapıyım ve inandığım bişeyler yapıyım istiyodum o kadar. çarşamba günü toplantı var gene. belki giderim belki gitmem öyle söyliyim yani. inthar da etmek istemiyorum. öyle... öyle yani. |
||
|
||
@"shark hack" ve "Aşk & nefret" Komünizm hep sanayii kalkınma olarak tasavvur ediliyor. Halbuki bu son derece yanlış ve tehlikelidir. SSCB'de Stalin liderliğinde ki dev sanayii yatırımları elbette inkar etmiyorum. Fakat sizin kaçırdığınız bir konu var; SSCB diğer devletler gibi bir devlet haline gelmişti, bu nedenle sanayii kalkınma, ilerleme, kâr güdüsü gibi bir eksene sahip olması son derece doğaldı (Stalin'in devletin sönümlenmeden önce en üst aşamaya ulaşması gerektiği demagojisini biliyorsunuz heralde). Ama bu marksizm değil, marksizmle bağdaşır hiçbir yanı yoktur. Uygarlığa karşı olmanın da doğru bir tutum olduğunu düşünmüyorum. İnsan hiç olmamalıydı, kesin ve kökten çözüm peşinde koşacaksak o zaman insan soyunun kökünü kurutalım, sadece uygarlık bazında kalmayalım. İnsansız bir dünya çok daha güzel olurdu. Bence şurada hatalısınız; uygarlık elbette tahripkar ve günümüzde bizi doğrudan doğruya bir yokoluşa doğru sürüklüyor. Fakat bunun sebebi yerleşik tarıma geçilmeye başlandığında başgösteren özel mülkiyet ve işbölümüne dayalı üretim ilişkileri; uygarlık da bu temel üzerinde doğup geliştiği için ancak o da tahripkardır. Uygarlığı farklı bir temel üzerine oturtursan bence sorun çözülür, çünkü sorun insanın teknolojiyi kullanması değil, fakat bunu sermaye-merkezli bir bakış açısıyla kullanmasıdır. Teknoloji tek başına birşey ifade etmez, ancak onu kullananla bir anlam kazanır. Toplumların altyapısı ekonomidir; din, ahlak, hukuk vs... ise üstyapıdır. Ekonomik üretim ilişkileri toplumu şekillendirir (sosyal üretim ilişkisi), değerler de böyle doğar. Sen bu altyapıyı değiştirebilirsen, üstyapı da ona göre şekillenecektir. Komünizmin devletçilik değildir, sanayii kalkınma da değildir. Komünizmin amacı bu emperyalist kapitalist sistemi kırmak, üretim araçlarındaki özel mülkiyeti yıkmak, yani bunları sermaye olmaktan çıkarıp toplumsal bir nitelik kazandırmaktır. Bu yolda ise kendini kapitalizmin saldırılarından korumak ve dünya devrimi gerçekleşene kadar gerçekleşmiş bölgesel devrimleri korumak için maalesef (maalesef diyorum çünkü başka mantıklı ve tutar yol göremedim bugüne kadar...) bir devlet yapılanmasına ihityaç duyar. Her devlet bir sınıfın temsilcisidir, dolayısıyla proletarya diktatörlüğünde de devlet bir işçi devleti olmalı. SSCB'de maalesef bir bürokrasi oluştu ve bu bürokrasi iktidar aygıtına çöreklendi. Bu bürokrasi kendini Stalin'de somutladığı için Stalinizm diye anılır; Stalinist SSCB devleti bir Asyatik despotik devlet yapılanmasına dönüştü (Osmanlı devleti ya da Rus çarlığı gibi), ve bu tip bir yapılanma doğal olarak kâr güdüsüne ve doğayı tahripkar bir niteliğe sahip olmuştur. Kısacası komünizm devletçilik değildir, sanayii kalkınma değldir, sermaye-merkezcilik değildir, komünistler de doğa sorununa eğiliyorlar. @leo Milliyetçilik, vatan gibi ulus-devletlerle anlam kazanan kavramları benimsemesi onun komünist olmadığını çok güzel gösteriyor. Komünist manifestoda işçilerin vatanı yoktur diye yazar. Ya vatan millet gibi kavramları benimseyip burjuvazinin çıkarlarını korursun, ya da sınıf mücadelesini savunup işçi sınıfı eksenli bir tutum benimsersin, ki bu tutum hiçbir şekilde milliyetçilik ya da vatanseverlik - yurtseverlik içermez. Faşizmi de sığ bir kalıba sokarak onu çarpıtmış oluruz; faşizm Mussolini - Hitler'den ibaret değildir daha kapsamlı ve çok şekillidir. Örneğin 12 eylül rejimi de faşist bir rejimdi. İşçi Partisi kemalizmi detsekleyerek burjuva ulus-devletçi karakterini göstermiş oluyor. Emperyalizm kapitalizmden bağımsız değildir, buna göre kapitalizmden ayrı bir mücadele olamaz. Bence komünizmi bilmiyorsun, aaştırmanı tavsiye ederim. Zira Hitler ne kadar sosyalistse, Perinçek de o kadardır, bu durum apaçık ortada... bu yazdıkların aslında senin doğaya karşı üstünlük kurma çabasından başka bişeyi ifade etmiyor. sistemin yok olması demek insanların yokolması yada köreltilmesi değil insanları tekrar doğal olana döndermek. yani sistem karşıtlığı sistemin alternatifini kullanmaktan vazgeçmeli direk onu yıkmak için mücadele edilmeli. cennet vaadetmek üstünlük taslamaktır ve bunu burjuvazi ile birlikte sistemin içerisinde alternatif yada değil tahakkumları kullanarak yapar. buda bilindik sosyalist komunizm , marksizm, nasyonalizm , kapitalizm v.s.... aslında sistem kendi karşıtlarını alternatif olarak üretir. sistem içerisndeki tahakkum kaynakları yani birilerine cennet vaadetmeye çalışan insanblar sisteme alternatif çıkararak sistemi önemsemiş olup aslında sistemi beslerler. sisemin kökten yok olması olması gerektiği gibi yaşama gidişin ta kendisidir. insanlar kendi doğalarına hayvanlarda olduğu gibi uyum sağlayabilirler. elbetteki her geçiş sürecinde uyum için kaos yaşanacaktır. çünki doğadan uzaklaşırken insanlar aslında kendi baskınlıklarının dayatmasını yapmak için uygarlıkları kurdular ve herşeyden uzaklaştılar. sanayileşmeye gelince. komunizm; komunler halinde yaşama toplumların oluşturulması. sistem alternatifini kullanır. aslında sistemin yok olması değl sistemin yön değiştirmesi ve yine doğal yapıya ve insanın doğasına dönememesi demektir. topluluklar halinde yaşayan insanlar sistemden kopamayan insanlar alanlarını genişletmeye çalışırlar ve sistemli davranarak tekrar kapitalizmdeki gibi talan haline geçerler. doğayı yine talan ederler. ayakta kalma mücadelesi sömürü ve fazla kullanım ihtiyacı haline dönüşür. insanlar insanlara karşı tahakkum , kültür ve kavramlar üreterek yönetmeye çalışırlar. bunların çok büyük sakıncaları vardır. yani bir hayvana yapılan şeylerin insanada yapılması söz konusu. hayvanların yaşamını şekillendiriyor, insanların yaşantılarını şekillendiriyor. deoğanın evriminin önüne geçebilmek için sistemi oluşturuyor. insanları kendi yaptıkları yapay evrimle doğal evrime karşı mücadeleye zorluyor ve insanlarda bu dayatmaları benimsiyor... sınıflar, karmaşık sistemleşme, tahakumlar, toplumsal yabancılaşma, toplumsal sosyalleşme, bireyin yokolması, bireyin hiçleşmesi, insanın benliğini yitirmesi gibi yönlenmelerle sistem insanları şekillendiriyor yönetiyor. ve bunlara insanlar göre göre göz yumuyor. yada sistemi devam ettirmekten hiç çekinmiyor. evet ne yazıkki komunizmde buna dahildir. marx yada her kim olursa olsun. toplumsal yaşantıyı şekiilendirme adına sistemli bir yapı üretmiş ise ve toplum oluşmuş ise ve bu toplumlar bunları kullanmaya çalışıyorlarsa. artık tahakkumu kabullenmiş modernist veya pos modernis bir bireyleşme süreci başlar ve bu süreç içerisinde dahada değişik dahada tek düzeyli nasyonel yaşamlar ortaya çıkacak. bu yabancılaşma ekoloji içerisinde insanların yerini ölümcül hale getirir. insanlar doğaya karşı mücadele ederler. doğanın yanında olarak uyum sağlayarak olması gerektiği gibi yaşamdan uzaklaşırlar. sistematiğin yıkılma sürecinde doğaya karşı insani tepkilerin geliştirilmesi gerekir. insanlar ekolojiye daha yakın hale gelerek kendi sistem karşıtı uzlaşma karşıtı duruşlarını belirler ve tahakkumları kullanmazlar... |
||
|
||
| @sharkhack insanlar sisteme su durumda muhtaçtırlar, evet bencilce, dogayla uyum içinde degil aksine dogaya ve ekolojiye zarar vererek bunu yapıyorlar ama insanlar senin dedigin gibi sistem alternatifi sunmak yerine sistemi yıkmaya yönelik mücadele edemez. Bunun nedeni yaşayan bilmemkaç milyar insanın ancak bir sistem halinde yaşayabilecek olmasıdır,doğa endüstri olmadan bunca insanı besliyecek durumda degildir büyük bir afet olupta insan nüfüsünun çogu telef olmadıgı sürece ise bir sisteme ihtiyaç duyulacaktır,çünkü sistemsizlik diye birşey zaten olmaz insanların sosyal yapısı nedeniyle. komünizm de dogadan talana dayalı bir sistem olarak betimlenebilir sonuçta insanı temel alır ama senin gücünü kullanmayarak ayrıcalıklı olmaman gene doganın kanununa terstir insan üstündür diger hayvanlara göre ve sonucunda ayrıcalıklı konumda olması anormal degildir. sorun insanın dogaya verdigi zarar ama dogaya zarar vermemek için birbirimize zarar vermemiz lazım ki sistemsizligin oluşum koşuluda insan nüfusunun azalması yada kaos ortamının ortaya çıkmasıdır. Ki buda ekosisteme zaten başlı başına bir zarardır bu durumda ekolojiye zarar vermeme gibi bi durum olamaz şu koşullarda, sadece minumum zarar verecek yöntemleri tartışabilirizki bunun içinde sistem alternatiflerini tartışmak zorundayız. Dolayısıyla özet olarak insan dogaya karşı üstünlük kurmak durumundadır zaten doga kanunlarına göre bu bencillikse evet öyle ama tersi neyazıkki olamaz konusulması gereken hangi sistemle minumum zarar verecegidir belkide..
|
||