SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Nicelizm

Konu: Güç İstenci ve Tanrının Ölümü

Sayfa: [ 1 ]

23.08.2004 15:21:52
TANRI'YI ÖLDÜREBİLECEK KADAR GÜÇLÜ MÜSÜN?

Nietzsche'de Tanrının öldürülmesi ve güç istenci arasındaki ilişkinin “metafizik varlığın kendi tarihinin bir çığırıdır" düşüncesi doğrultusunda açıklanması.

Aydınlanmanın silahı olan aklı en keskin bir biçimde kullanmış olan Nietzsche, Tanrının öldüğünü iddia etmiştir. Tanrının ölümü karşısında, hümanizmin de anlamı olmadığını, Tanrının yokluğunda, insanın metafiziksel bakımdan ilk ve temel olma iddiasının da aynı biçimde anlamsızlığını vurgulamıştır. Hümanizme karşı çıkışında, insanı tanrılaştıran, ona hayvani varoluşu aşma imkanı veren başarıların temelinde, hakikatin değil de, yanlış ve yanılsamanın bulunduğunu göstermeye çalışmıştır. Nietzsche, düzenli bir görünüşler dünyası fikrinin, uyumlu ve birlikli bir gerçeklik inancının koca bir yalan olduğunu, Batı metafiziğinin, en azından Sokrates’ten beri gerçekliği çarpıttığını, metafiziğin insanların temel yanlışlarını, sanki onlar en temel hakikatlermiş gibi ifade eden sözde bir bilim olduğunu öne sürmüştür. Nietzsche, Batı tarihinin akışını metafizik bakımdan, hiçliğin serimlenmesi olarak anladı. Ona göre, her metafizik düşünce genelde ontolojidir, böyle değilse hiçbirşeydir. Nietzsche, Batı metafiziğini Platonculuk olarak algılıyordu ve kendi felsefesini de metafiziğe karşı bir akım olarak görüyordu. Tanrı öldü sözü, duyuüstü dünyanın olmadığı anlamına geliyordu. Tanrı öldü sözü, hiçin yayıldığını onaylamaktadır çünkü, hiç, duyuüstü, bağlayıcı, yükümlülük getirici bir dünyanın yok oluşunu gösterir. Ona göre hiççilik, Batı tarihinin temel sürecidir ve bu tarihin içi yasasıdır. Nietzsche, hiçliği Batı Tarihinin iç mantığı olarak görür. Bu tabloda görülen odur ki, en yüce değerleri yıkılmış olsa da dünya yerli yerinde durmaktadır ve yeni değerlerin konulması gerekmektedir. Yani değer koymanın olanağı, hiçliğe dayanır. Tanrının ölmesiyle beraber, akıl ve akılcılıkta ölmüştür. Hiçliğin serimlenmesi ve bilim ortaya çıkmıştır. Artık gücü isteyen insan değer yaratabilecektir.

Başkaları 19. yy’ı güç ve güvenlik çağı olarak görürken, Nietzsche modern insanın benimsediği değerlerin geleneksel dayanaklarının çöktüğünü düşünmüştür. O modern insanı tam bir hiççiliğin beklediğini savunmuştur. Nietzsche'ye göre, insan özü itibariyle iyi ve yetkin bir varlık değil de, kötücül bir varlıktır. İnsanlar yüzyıllardır bu doğru bilgiyi, insanın iyi ve yetkin bir Tanrı tarafından özel olarak yaratılmış eşsiz bir türün üyesi olduğu ve Tanrının insanı yerleştirmiş olduğu evrenin teleolojik bir sistem meydana getirdiği kurgusuyla bastırılmıştır. Nietzsche’ye göre bilim, bu kurgunun temelsiz olduğunu göstermiştir. İnsanın Tanrı tarafından yaratılmış özel bir varlık olduğu veya evrende bir düzen bulunduğu fikrinin bir masal olduğu bilgisi, insanların karşı koyuşuna ve bundan habersizmiş gibi davranma isteklerine rağmen, bilince zorla girmektedir. Nietzsche'ye göre, en üstün değer referans olarak alınıp düşünüldüğünde, kişi hiçbir zaman kendi değerini ortaya koyamaz. Tanrıyı öldürmeden insan kendi değerini ortaya koyamaz. İnsan ona göre, görünüşün gerisindeki çıplak gerçeği görmekten ve dünyanın amaçsız, anlamsız olduğunu teşhis etmekten kaçındığı için, rahatlık veren düşüncelere bağlı kalmayı tercih etmektedir. Tanrının öldürülmesinin amacı; insanları bu rüyadan uyandırmaktır. Düzen gibi görünen şey, insanın dünyanın düzenine inanma ihtiyacının, kaosa yansıtılmasından başka birşey değildir.

Nietzsche, işte bu durumu, insanın bu dünyadaki durumunu, Platonun ünlü mağara benzetmesinde geçen insanların durumuna benzetir. Nietzsche'ye göre 19.yy’ın insanı da bir mağaranın dibinde zincire vurulmuş olarak ve duvardaki gölgeleri gerçek sanarak yaşamaktadır. O, zincirlerden kurtulmanın mümkün olduğuna inanır. Zira mağaranın dışında başka bir dünya yoktur. Zincirlerden kurtulmak mümkündür ancak mağaradan çıkıştan söz etmek mümkün değildir. İşte mağaranın bu karanlığı içinde, zincirlerden kurtulup, bu tırmanışı, onun anlamsız olduğunu bile bile, tekrarlayan, bu acımasız hakikati kabul edebilecek kadar güçlü olup gülmeyi becerebilen insan, Nietzsche’nin üstün insanıdır. Üstün insan varoluşun boşluğunu ve anlamsızlığını görebilen, mağaradaki karanlık içinde herşeye rağmen tırmanmayı seçen az sayıdaki bireydir. Üstün insan, kendisi, tutkuları, güçlü yanları ve zayıflıkları üzerine egemenlik kurarak, başkalarının ya da kendi tutku ve güçsüzlüklerinin kölesi olmaktan kurtulup, efendi haline gelmiş olan insandır. Üstün insan eğilip bükülemeyecek derecede güçlü ve katı, geleneksel kurum ve değerleri yıkabilecek kadar cesur, bulamadığı düzeni meydana getirebilecek kadar yaratıcı ve kötümserliği olumlamaya dönüştürecek kadar seçkin biri olmak durumundadır.

Üstün insanı belirleyen en önemli özellik, yaratıcılıktır. Nietzsche bu yaratıcılıkla daha çok sanatsal yaratıcılığı kasteder. Yaratıcılığı ise güç istemine bağlayan filozof, doğaları farklı olsada tüm insanlarda ortak olan bir öğe bulunduğunu söyler: Güç isteği ya da çevreye egemen olma dürtüsü. Ona göre, bütün varlığın temelinde daha güçlü olmaya yönelmiş bir istek vardır. "Güç istemi" Nietzsche’nin gelişimini tamamlamış felsefesinin temel terimidir. Bu nedenle bu felsefe güç istemi metafiziği diye adlandırılabilir. Yaşamın temel nedeni, güçlü olma isteğidir. İnsanoğlu yalnızca kendini korumak ve yaşamak istemez; insanoğlunun asıl isteği, daha güçlü olmaktır. Bu evren güçlü olma isteğinin hüküm sürdüğü bir evrendir. Nietzsche, varlığın en derin özünün güç istemi olduğunu söyler. İnsanı insan yapan şey, kendisindeki güç istemini yönlendirip koruma yeteneğidir. İnsanın kendisini ideal bir düzen yaratma adına kaosa düzen yükleme amacıyla bu şekilde disipline etmesi, güç isteminin en yüksek ifadesidir.

Nietzsche'ye göre "güçlü insan" güçlü iradesi olan insandır. Bu değimi "iradenin gücü" deyimiyle karıştırılmamalıdır. Nitekim, irade fiziksel güç gösterdiği andan itibaren güç iradeyi yok eder. Yani irade gücü, güçlü olmanın iradesi demek değildir. Yalnız esir sürüler güçlü olma iradesi isterler, sürüdeki öteki esirlerin arasında yaşamını sürdürebilmek için. Tek başlarına kaldıkları zaman bunların bir iradeye sahip olması gerekmez. Nietzsche’ye göre yalnız irade gücü, güçlü olmanın göstergesidir. Yalnız irade gücüne sahip olan insan yaratmak, vermek ister. Güçlü insanla kastedilen, politik anlamda güçlü olan insan değildir, metafizik ve ahlak anlamında güçlü olan insandır. Böyle bir insan, hiçbir zaman kendini küçük ve zayıf hissetmez. Yani ahlakın işareti iradenin gücüdür. Ahlaklı olmak, kendinin efendisi olmaktır. Bu görüş gerçek bir Tanrı tanımazlıktır ve nihilist Tanrı tanımazlığa karşıt bir görüştür. Başkalarını kendinin esiri yapma ama kendinin efendisi olmaya çalış. Bu görüşünü "Zerdüşt Böyle Dedi" deki, "3 değişim" adlı yazısında iyi açıklıyor. İnsanın üç basamağı aşması gerekiyor; önce "deve" olacaktır, başkalarının ortaya çıkarmış olduğu geleneksel değerleri yük gibi taşıyıp, güdülme isteği duyacaktır. İkinci basamakta deve "aslan"a dönüşür. Aslan değerlerin değişimini isteyen isyan görünümlüdür. Tanrıların düşmanı olur. Üçüncü basamağa gelince aslan "çocuk" olur, çocukta itaat eder ama bu itaat etme, kendisinin efendisi olma arzusunun kabulüdür. Oyun oynayabilme iradesinin gücüyle ve çocuk saflığıyla "evet" der. Üstün insan bu evetten başka birşey değildir.

Üstün insan, başkalarından çok kendini aşabilen, başkalarının değil de kendi kendisinin efendisi olabilen insandır. Üstün insanı insanın kendi kendisini geliştirebilmesinin bir modeli olarak gören Nietzsche, bu bağlamda sanatsal yaratıcılığı insanı Tanrıya en fazla benzeten özellik olarak değerlendirmiştir. Tanrının yokluğunun sonucunun olan düzen yokluğunda (Tanrıyı yok eden insanlardır, bilimsel gelişmelerle beraber Hıristiyanlığın Tanrısına duyulan inanç sarsılmıştı ve ahlak yitimiyle kaos doğmuştu) yaratıcı yada üstün insan kendi içindeki kaostan minyatür düzen yaratıp, bunu dış dünyadaki kaosa aktarabilen kişidir.

Bir başka deyişle insan için mutluluğun hazla değil de, güçlü olmakta yattığını söyler. Mutluluğa varmak sert bir disiplin gerektirir; hayvani iç güdülere basit hazlara kapıldığında, insan gerçek ve üstün güçten uzak kalır.
Nietzsche güç istemi metafiziğinin ilk ilkesini şu şekilde dile getirmiştir: "Biz hakikati yerle bir etmeyelim diye sanata sahibiz" sanat, güç isteminin özündeki bir isteme olarak, istemenin bu güce yükselmesi bu gücün arttırılması için koyulan koşuldur. Sanat en yüksek değerdir. Hakikatin değerine göre sanat daha yüksek bir değerdir.

Koşulsuz güç isteminin egemenliğinin başladığı çağda varlık değere dönüştürülmüştür. Eskiden beri varlığa biçilen değerlerle, varlığın öz değeri yok edilmiştir. Şimdide var olanın varlığı değer olarak belirlenmiş ve böylece onun özü mühürlenmişse demek ki bu metafizikte, varolanın varlığını anlamaya yarayacak herhangi bir yol kalmamış yok edilmiştir. Varlık batı düşünmesinde ne kendisiyle ilgili bir düşünme nede hakikatiyle ilgili bir düşünme bulamamıştır, varlığı düşünmeden bu düşünme anlaşılamaz olmuştur. Şimdiki bu son durumdaysa varlık, metafizik içinde bir değer olma durumuna düşürülüyor ve varlığın başına "hiç" geliyor.

23.08.2004 17:32:40
oluşum ,meydana geliş,beynin algılayabilme kapasitesi ile sınırlı belkide,değişik pespektifden bakıldığında bu algılama değişir hiçliğe ulaşır ,bana göre nietzsche tanrı öldü derkende ,varlık kavramı hakkındaki hiçlik kurgusuylada esasında bir tepki belirtiyor ...mahvettiniz herşeyi diyor , tanrıyı siz öldürdünüz ,varlığın anlamını siz yitirdittiniz aşağalıklar ,hiçsiniz ,hiç bir bok değilsiniz...ben beynimle harmanlayınca çıkan bu, doğru ya da yanlış ...HİÇ bu hayat ,gördüğümüz herşey bir hiçin yansıması,hiçleştiren ise siz aşağalık bireyler ...

deniz 29.08.2004 08:57:09
Gate e biraz hak veriyorum.

Aslına bakılırsa Tanrı bir kurgulamadır. Onu insan beyni üretir. Yazılmış kitaplar ve onu yorumlayan insanlar. Başka da bir veri yok tanrı için.

Yüzbinlerce yıl insanları ürettiği tanrılar saflıklarını yitirdi ve fonksiyonları ortadan kalktı. Tanrı tanrılığını kaybetti. Tanrı öldü.

Tanrı yeniden aslına dönünceye kadar onu öldürmek yada ölü tutmak gerekir.

Nietzsche bunu kastetmiş olabilir mi? Yoksa yaptığı basit bir ateizm miydi?

deniz 29.08.2004 09:04:35
Alıntı
Üstün insan, başkalarından çok kendini aşabilen, başkalarının değil de kendi kendisinin efendisi olabilen insandır.
O kadar alıntı yapacak yer var ki. Ama en dikkate değeri benim için bu herhalde.

30.08.2004 08:23:36
bende en çok amadeusun son mesajında belirttiği sözü  seviyorum zaten....

ÜSTÜN İNSAN, BAŞKALARINDAN ÇOK KENDİNİ AŞABİLEN, BAŞKALARININ DEĞİLDE KENDİ KENDİNİN EFENDİSİ OLABİLEN İNSANDIR...!

30.08.2004 10:18:31
Nietzchenin söyleidgi Tanri insanlara olan acimasindan öldu..burada ateizm yoktur..

31.08.2004 10:07:21
kesinlikle marcos...!
keşke herkes bunu anlayabilse..!


Sayfa: [ 1 ]