|
||
| Burada Edip Cansever başlığı yok bunu geç de olsa farkettim... Niye yok diye sormayıp bir başlık açayım dedim. Severim kendisini...Başka sevenleri de buraya yazsın onun şiirlerini. ------------------------------- BİTTİ O SEVDA.. Bitti o sevda kesildi çığlıkları martıların Su gibi bitti, suya karşıt gibi bitti İtti kıyıyı adına deniz dediğimiz birşey Unuttuk ikimiz de her türlü yetinmezliği Kaybetti kumarda gözlerim Kaybetti kumarda gözleri. Bir kuru rüzgarlandı göğüs boşluğumuzda sanki Uzaklaştı ağaçlar birbirlerinden Yakınlaştı ağaçlar birbirlerine Yani her soluk alıp verişimizde biz derya k.: bizim Bir mekik gibi kalbin Bir mekiki gibi kalbim İşleyip durdu bu yitikliği yeniden. Ne kaldı Farkinda mısın bilmem Gündüzler.. Gündüzler biraz azaldı. |
||
|
||
| nedense bu şaire bir türlü ısınamadım.. gerçeklik payı sezemiyorum onun sözlerinde.... |
||
|
||
| Gerçeklik payından kastınız akıl sağlığı mı? Nedir? | ||
|
||
| Gerçeklik payından kasıt ne (kendi yaşamındaki duyarlılıklara ilişkin karşılıklar bulamakmak mı) bunu ben de tam anlamadım ama Edip Cansever zaman zaman gerçeküstücü ama daha çok bana göre izlenimci bir şairdir. Bence çok özel bir şairdi. sağlıcakla, |
||
|
||
| Mendilimde Kan Sesleri Her yere yetişilir Hiçbir şeye geç kalınmaz ama Çocuğum beni bağışla Ahmet Abi sen de bağışla Boynu bükük duruyorsam eğer İçimden öyle geldiği için değil Ama hiç değil Ah güzel Ahmet abim benim İnsan yaşadığı yere benzer O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer Suyunda yüzen balığa Toprağını iten çiçeğe Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine Konyanın beyaz Antebin kırmızı düzlüğüne benzer Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir Denize benzer ki dalgalıdır bakışları Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına Öylesine benzer ki Ve avlularına (Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi) Ve sözlerine (Yani bir cep aynası alım-satımına belki) Ve bir gün birinin adres sormasına benzer Sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına Öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına Minibüslerine, gecekondularına Hasretine, yalanına benzer Anısı işsizliktir Acısı bilincidir Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan Gülemiyorsun ya, gülmek Bir halk gülüyorsa gülmektir Ne kadar benziyoruz Türkiye'ye Ahmet Abi. Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden Dirseğin iskemleye dayalı -- Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben -- Cıgara paketinde yazılar resimler Resimler: cezaevleri Resimler: özlem Resimler: eskidenberi Ve bir kaşın yukarı kalkık Sevmen acele Dostluğun çabuk Bakıyorum da simdi O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde. Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi Biz eskiden seninle İstasyonları dolaşırdık bir bir O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar Nazilli kokardı Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen Kadının ütülü patiskalardan bir teni Upuzun boynu Kirpikleri Ve sana Ahmet Abi uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki Sofranı kurardı Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı Cezaevlerine düşsen cıgaranı getirirdi Çocuklar doğururdu Ve o cocukların dunyayı düzeletecek ellerini işlerdi bir dantel gibi O çocuklar büyüyecek O çocuklar büyüyecek O çocuklar... Bilmezlikten gelme Ahmet Abi Umudu dürt Umutsuzluğu yatıştır Diyeceğim şu ki Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse Çocuklar, kadınlar, erkekler Trenler tıklım tıklım Trenler cepheye giden trenler gibi İşçiler Almanya yolcusu işçiler Kadınlar Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi Ellerinde bavullar, fileler Kolonyalar, su şişeleri, paketler Onlar ki, hepsi Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler Ah güzel Ahmet Abim benim Gördün mü bak Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar Ve dağılmış pazar yerlerine memleket Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile Gelse de Öyle sürekli değil Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün O kadar çabuk O kadar kısa İşte o kadar. Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar Mendilimde kan sesleri. |
||
|
||
| O Yalnız O kadar ki, o yalnız Ona ilk rastladığım bir şeydir aklım Bir el sürer mavisini uzağa Uzaktan daha uzağa. Ardından Yetişir sayısızlığım. Kuzeyde, ince bir kar dağıtımında Çocukların oyun oynamadığı yerlerde Bulunmaya hazır ve Eski çağlara ait bir parayım. Akşam, soyulmuş gün ışıkları Bölüşülmüş insan yüzü gar Sayısız beni toplar bakışlarım Dört güneşten biri o. Kendimi tarif edemem Güneşler ıslak, soluğum kalın. |
||
|
||
| Bir şiir de benden... ACABA Dönelim Döndürsün bizi Kalbin akıp giden bulutlara benzeyen sesi Yağmursuz bir yağmura açılmış kapılardan Ve akılda kalan bir yokuştan Ve yalnız çocuklara özgü o sonsuz sinema koltuklarından Ve çocukluktan Dönelim Dönelim mi biz Gençlikten, oralardan Mutluluğu bir kabuk gibi saran mutsuzluklardan Dönelim mi acıya Acıya, büyük acıya Ve soralım mı acaba Ey büyük yalnızlık insansan eğer Bir kaya Dalgalar yalarken onu O bakarken kaskatı kalabalıklara Ah, kalbin bulut bulut akan sesi. Bütünüyle bir semte benziyor Ruhi Bey Binlerce, on binlerce kedinin hep birden kımıldadığı Kedilerden örülmüş bir semtte Ve soğuk bir tuvalde yerini bulamamış renkler gibi Soğuk ve ayakta tutan çelişkileri Bir görünümden bir başka görünüme kolayca sıçranan Her şeyin, ama her şeyin çok dıştan farkedildiği Eh belki de bir satır fazlalığı ya da bir satır eksikliği Belki de genç bir şairden ödünç alınan. Yürüyor mu, yürümeyi mi düşünüyor Ruhi Bey Düşünmesi daha mı sonra koyuluyor yola Nereye gidecek ama, nereye varacak sanki Yoksa bir oyun tadı mı buluyor bunda Oyundan atılmaktan korkmayan bir oyuncu gibi Boşvermiş de sanki oyunun kurallarına Üstelik son bölümde, perdenin kapanmasına Azıcık vakit kalmış Ya da vakit var daha. Ama ne çıkar Gövdenin yazgıya başkaldırması mı Ruhi Beyin Başkaldırması mı yoksa? Vaktinden önce anlamanın şaşkınlığı mı Vaktinde anlamanın sevinci mi Ya da biraz geç kalmanın O gereksiz tedirginliği mi Hangisi? Ama belli ki sonundayız her şeyin En sonunda. EDİP CANSEVER |
||
|
||
| ya alkol olmasaydı? | ||
|
||
| her şey daha netleşir ve çizgiler dümdüz giderdi. ama bu denli netlik ve dümdüzlük iyi bir şey mi? | ||
|
||
| alkolun buğusuna her zaman ihtiyaç vardır.. her zamandan kasıt dönemdir tabi.. çünkü buğuyu kanıksadıktan sonra artık o buğu olmaktan çıkar.. bence. | ||
|
||
| Ya alkol olmasaydı. Bir uzun bardaklarımız vardı. Herkes birbirinden artardı Bulanık, bungun artardı Kuru gök, kuru bir yağmur bırakırdı sesimize Çok uzaklarda çok düşündüğümüz bir şey solar solar solardı Meyhaneler biraz olsun solardı İmgeler ve bütün çözüm yolları. Bardaklar Bardaklar, o uzun bardaklar, dişi alkoller yani Çiftleşip bırakırlardı sesimizi Sirkler ve bütün sirkler, atlıkarıncalar öyle Çılgınca dönerlerdi sesimizde Biz bütün görme gücüyle görürdük sesimizi Renksizdi Ve nasıl kirliydi ki, her günkü kuşkulardan Her türlü engellerden, aşklardan ve kurallardan - Sesimizi duyuyor musunuz. Hayır! - Sesimizi duyuyor musunuz. Evet! Yani işte böyle biz Tek anlamlı iki söz parçası olan. Biz bir de çok eski zamanlardan kalmış olurduk. Ve bir de Sert içkiler içerdik - Bu tuhaf akşamları kim çizdi Öyküsü tanrılardan ve açık denizlerden derlenen Bu tuhaf akşamları kim çizdi Güçlü bir soluk tarafından ve hırsla Ve kirli Ve büyük bir sirk çadırı gibi, uçsuz bucaksız Bu tuhaf akşamları kim çizdi Biz içkiler içerken. Biz içkiler içerken cam kapılar yeryüzünü keserdi Düşük organlarıyla kadınları keserdi Biz içkiler içerken Kesilince giderdi Cam kapılar dönerdi, dünyacığımız kanardı Cam kapılar dönerdi Gökboyu giderlerdi bir saydamlığı akıtıp Doğanın gizlerine ve bütün rahimlere Gökboyu giderlerdi Tezgâhlar bira çekerdi Tezgâhlar bira çekerdi, çürük ot oralarda kokardı Çürük ot, çürük ot.. Oralarda kokardı Sonra hep eski zamanlardan kalmış olurduk, o tenha Bahçelerde, tasvirlerde, bir garip kum sarılığında Olmuş olurduk Sonra birden çağımıza girerdik. O çılgın Atlarımız, örtülerimiz alkolden Anılarımız, içgüdülerimiz Ve büyük çıplaklığımız alkolden Alkolse biraz olsun alkolden yaratıldığımız Tanrımız bilincimiz tanrımız Çağımıza girerdik. Çağımıza girerdik, kaygan ve boyutsuz bir anlam biçiminde Kurumuş bir kan kokusu ağzında Kemikten bir av borusu tadında Ağrılı bir hayvanın benekleri üstünde Çağımıza girerdik Çağımıza girerdik, çiftleşip bırakırdık çağımızı Bırakınca giderdik Bırakınca giderdik. Sonra her şey giderdi. Ve artık Bir silah patlasa, bir kurşun Doğayı baştanbaşa kanatan Bir kurşun olurdu. İçkilere dönerdik. Çünkü başka ne vardı, alkoller bizi yıkardı Sığ denizler gibiydi alkol, geçerdi üstümüzden Ve birden bırakırdı bizi Biz öyle kalırdık da çakıllamış ve beyaz Seslerimiz birbirinden artardı. Çünkü yalnız o vardı, o alkol biçiminde olmak O sonsuz buruşukluk O sonsuz buruşukluk: ya alkol olmasaydı Ya alkol olmasaydı Ve alok olmasaydı biz ölümsüz kalırdık Dayanılmaz acısında bir ölümsüzlüğün Biz öylece kalırdık İmgelerin ve bütün çözüm yollarının bir öte dünyasında Yani bir gerilimde, her şeyin bir kavram olup aktığı kanımızda Oralarda Sevişirken kalırdık Akarsular alkollere girer kalırdı Balıklar soğuk soğuk devinirdi, kalırdı İçe ingin gözlerimiz vardı, kalırdı Bir sessizlik gününün durmadan kutlandığı Oralarda kalırdı. Çünkü yalnız o vardı, o alkol biçiminde olmak O sonsuz buruşukluk O sonsuz buruşukluk: ya alkol olmasaydı Ya alkol olmasaydı. Herkes nerelerden olsa biraz sarkardı Bir şeyden, bir olaydan, korkunun ilk yerinden İşkenceler biraz olsun sarkardı Ve duvar kâğıtları sarkardı ve sinek pislikleri, ampuller İntihar zabıtları sarkardı Evraklar, çekmeceler Telefonlar biraz olsun sarkardı Ve sesler örtmek için sesleri, sarkardı Ve eller Çürükler, sinir uçları Bir korkunçluk gününün durmadan kutlandığı Sert duvarlar beyaz beyaz kanardı Ve polis müdürleri sarkardı kuşkunun ilk yerinden Belki de bir cümleden: bütün işkencelere rağmen konuşmaz! Diye harfler öyle öyle sarkardı Ve cezaevleri sarkardı ve ıslak tabutlukar Ve kurallar sarkardı, yasalar sonra sarkardı Bir şeyden, bir olaydan, acının ilk yerinden Herkes nerelerden olsa biraz sarkardı. KORO Ellerin ve bütün eylemlerin biraz olsun sarktığı Sizi yok saymaya geldiklerinin anlamıyla Şimdi bir anlama geldiğigiller çağı. EPİSODE Ya alkol olmasaydı. Bir uzun bardaklarımız vardı. Herkes birbirinden artardı Bulanık, bungun artardı Kuru gök, kuru bir yağmur bırakırdı sesimize Çok uzaklarda çok düşündüğümüz bir şey solar solar solardı. |
||
|
||
| Robespierre Her gün biraz daha yalnız Robespierre Ve Fransa biraz uğultulu Yalnızdır akşamı yok edilen bir subay Bilinmez ürkütülmüş atları ne çok sevdiği Her yalnızlık biraz ihtilal. Çok şeyleri kadınlar için yaptım, kadınlar Onlar ki yokmuşum gibi sevdiler beni Beğenmek, beğenilmek gibi ayrı kaldılar Bir gün de akşamdı, ben o akşamı hiç unutmam Her sessizlik biraz ihtilal. İşte bir tanrı evi, kimler ki geçerken uğruyorlar Sonra çılgınlar gibi kalabalığa Belki de yarı kalmış bir sevgiye koşuyorlar Belki de her boyun eğdikleri, her diz çöküş Yavaşça bir ihtilal. |
||
|
||
| Ay Kırmızı Aylar Kırmızı Benim yüzüm budur sanıyorum Çirkin mi diyorum, değil korkulu Tarife göre bir atımlık tedirgin Gününe göre azıcık anlaşılmaz Geceye sorarsanız bir yere yolcu. Belki bir sevme olayında kayıp Bakınca anlaşılır gözlerimin çokluğu Şarabıma gidiyorlar tek kelimeyle Her şarap bir bitendir tarife göre Yani bir aşk mevsimidir bardağın sonu. Bütün yüzler budur sanıyorum Çok kaybettim niye olduğumu Oynasam kazanırdım kendime göre Belki de bir Tanrı bulup sığınır ellerime Büyütür dururdur korkunçluğumu. Onu gezdiriyorum şimdi; o garip, anlaşılmaz Ben ki ölmedim daha, ölümün yüzü bu Bir çiçek kırılsa, bir dal eğilse Yok diyecek doğrusu ölümün zaferine Yani bu uzaklık zorunlu |
||
|
||
| SENİ GÜNLERE BÖLDÜM Seni günlere böldüm, seni aylara Daha yıllara, yüzyıllara böleceğim Ve her zaman söyleyeceğim ki beni anla Böyle eskitilmiş de olsa bu kalbi Minesi çatlamış bir diş gibi Durduracağım karşında. Şiirler söylenir, şiirler biter Biz bu sevdayı neresine sakladıktı sen ona bak da Kahverengi avuçlarına mı gözlerinin Tam oradan mı kahverengi yağan bir aydınlığa. Bütün günler yenileşir her bekleyişte Ve bütün dünler, bütün geçmişler Kapısını açarsın ki bir de, hiç kimseler yok Çaresiz, benim sana gelişim de hep böyle. Dün akşama doğru turuncu bir bulut geçti Sonra bütün bulutlar hep birden geçti Anılar, anılar, belki hepsi bir kelime. |
||
|
||
| BOŞVERSENE SEN NİYE BEKLEMELİ Boşversene sen niye beklemeli Sıktı artık bu kent beni Çekip gitmeliyim hiç düşünmeden Bulmalıyım aradığım o yeri Şiirmiş, bilgelikmiş, her neyse Ne varsa benden kalsın geride Kalsın o yalanlar, o yalan ilişkiler de Ve ölümler ki sevdanın ikiz doğurduğu Yetsin, taşımak istemiyorum hiçbirini yedeğimde Nerdesin ey benim her gün yeniden doğan oğlum Sevginin çoğul oğlu Senin ülkende yalnız bütün özlemler Bilirim yalnız orada, içtenlik, erinç, coşku Bayrağındaki bir tek çiçekli dalla Orada uçsuz bucaksız Olanca görkemiyle bir erguvan imparatorluğu Öğrendim öğrenmesine, mutsuzluk da bir gelişmedir Tanımadığım kentler, yüzler, hiç mi hiç tanımadığım Oteller, genelevler, nar ağaçları Dar sokaklar, eğri büğrü kaldırımlar Satın alamadığım bir örtüye çeviren yalnızlığı Ve bir yağmur öncesinde, belli belirsiz. Üç beş çocuğun birbirini çağırdığı Sopasını düşürdüğü bir dilencinin Unutup gittiği sonra ses çıkarmadan Anlaşılmaz mırıltılarla yokuş aşağı Yokuş aşağı, yokuş aşağı! İner gibi ben de Örgüsünden başını kaldıran bir kadının Gözlerinde Nasıl binlerce rengin içinden sıyrılırsa dünya Bulacağım elbette aradığım o yeri Yıllar yılı tuttuğum aklımda Hani salkımlar içinde bir ev vardı Eski bir gemici feneri asılıydı kapısında Duvarlarında uçan balıkların kurutulduğu Yıkılmışsa ne yaparım bilmem ki Eksilmiş gibi ağzımda bir dişim Yerini dilimle oynaya oynaya Dalar çıkarım elbet bambaşka sokaklara Geçerim kurduğum hayallerin altından Bir gökkuşağının altından geçer gibi Budakları kalın ellerimi andıran Asmaların yanıbaşından Yüzümde bir garajın tutulmaz akşamıyla O geçimsiz akşamla Ve mutlaka kayalardan doğmuş olan Göğün mavi yapamadığı bir şahin Başımın üstünde tek başıma Kırmızı dallar, göğe uzanan çitler Yıldızları birbirinden ayıran Bilmez olur muyum hiç, mutluluk da bir gelişmedir Yaşarken olsun, ölümle olsun, sonu ayrılığa varan Ey gün batımı! benden duymuş olma bu yakınmayı Bir gül bana kendini kopardı verdi Daha dün akşam, daha dün akşam Yürek bir kez görür, sonra hep gözler görür Ben onu yüreğimle görmüşüm anlaşılan Çözüldü artık o büyü, yanımda Sıcaklığı parmaklarımı acıtan bir haziran Üstelik çoktan buldum aradığım o yeri Tam yedi kez doğan güneşlerin altından Bir yitip bir yükselen sıradağların ardından Yıkansam, yıkansam, hep o güneşlerle yıkansam Dişleri tenime geçse yaz rüzgârlarının İzine pek rastlamasam Ama kalbini sert ve serin tutan bir denizciye Bunu bir daha sorsam Ne çıkar bir daha sorsam Sonra hiç konuşmasam, sonra hiç konuşmasam Ve bu yorgun, bu üzünçlü yüreği Benim değilmiş gibi, benim değilmiş gibi Kimse görmeden şöyle bir yol kenarına bıraksam |
||