SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => anarşist TEORİLER

Konu: Toplumsal Ekoloji Eleştrisi

Sayfa: [ 1 ]

Aşk&Nefret 05.12.2005 18:14:25
Toplumsal Ekoloji Eleştrisi
 
Val Plumwood
 
Ekolojil sorunları toplumsal hiyerarşi ve piyasa toplumu açısından çözümlemek için radikal gelenekten yola çıkan toplumsal ekoloji ilk bakışta, tutarlı bir özgürlükçü perspektif arayışında ümit veren bir alana benzer. Fakat en ünlü temsilcisi Murray Bookchin’in son yapıtında dile getirdiği haliyle toplumsal ekoloji, sömürü biçimleri arasında ki ilişki sorununu alışılmış ama büyük ölçüde sorunlu olan bir yolla; baskılar arasında bir hiyerarşi yaratarak çözmeye çalışır. Bookchin çalışmalarında insanlar arası hiyerarşi ve merkeziyetçiliğin ekolojik felaketteki rolüne yönelik bir eleştiriyi, çoğunlukla güçlü bir biçimde geliştirerek temel toplumsal yapılara yönelik eleştirinin sürdürülmesi gerektiğini vurgulamıştır. Ama son yapıtı insanın doğa üzerinde ki tahakkümünün tam bir eleştirisini ortaya koymakta ve hiyerarşiye bağlı olmayan bir farklılık kavramını kabul etmekte yetersiz ve isteksizdir. Son dönemlerde genel bir uzlaşmaya yönelik son (kuramsal açıdan yüzeysel) çabalar, kuramsal ayrılıklara son verememiştir. Bookchin’in son yapıtı, kuramının insanmerkezciliklerin yeni eleştirisine büyük ölçüde düşman olduğu ve bunu insan üzerindeki tahakkümün bir biçimi olarak görmeye pek hevesli olduğu konusunda kuşku bırakmıyor. Bookchin insanın doğa üzerindeki tahakkümünün, insan üzerindeki tahakkümden sonra geldiğinden ve bütünüyle ikincil olduğundan emindir, bizimde emin olmamızı ister. Böylece bir tarihsel indirgeme tezini öne sürer:
 
“Doğayı tahakküm altına almaya ilişkin bütün kavramlarımız insanın insana tahakkümünden kaynaklanır. Bu tarihsel ifade insanın insana tahakkümünün , kesinlikle doğanın tahakküm altına alınmasını öncelediğini beyan eder”
 
Bookchin’e göre insanın insana tahakkümü başka şekillerde de önce gelir. Değerlendirmesi insanın kurtuluşunu vurgular, fakat bunu bir “toplumsal nedenden çok toplumsal semptom” olarak betimlediği doğanın özgürlüğünden ayrılmaz görmediği gibi , stratejik olarak öncelikli sayar ve ondan önce gelmesi gerektiğini savunur. Bookchin’in sözleri, gerçekten rasyonel ve ekolojik olan bir topluma kavuşma umudundan önce , insanlar arası hiyerarşinin tüm biçimleriyle ortadan kaldırıldığı bir toplum yaratmamız gerekir diye okunabilir. Toplumsal ekolojide radikal bir siyasi eğilim vurgulansa da Bookchin’in sosyal ekoloji yorumu siyaseti insanlar arası ilişkilerle sınırlıyormuş, metinleri de batılı insan/doğa ilişkilerinde ki sömürgeci siyasete duyarsız kalıyormuş gibidir. Nitekim Bookchin Toplumu Yeniden Kurmak’ta insan dışı doğandan “basit” ya da “sadece” sözcüklerini kullanmadan nadiren söz eder.
 
(örneğin Bookchin’e göre derin ekolojistler insanı basit hayvanlıkla bir tutmak ister ve insanlığın basit bir tür olarak biyosferik demokrasi içinde eriyip gitmesini, insanlığı birçok yaşam biçimi arasından sadece birine indirgemeyi savunurlar) Bookchin tarafından derin ekolojinin bazı biçimlerinin savunduğu eşitlikçi yaklaşım, insanı alçalttığı ve insan türüne özgü rasyonel niteliği reddettiği gerekçesiyle şiddetle kınanır.
 
Bookchin’e göre ekolojik krizin gerektirdiği, batılı kültürel akıl ideallerinin kendilerini kadın olana, doğa ve geçim alanına karşıt olarak tanımlanır olduklarını öne süren çevreci,feminist, postmodernist eleştirmenlere karşı aklın ve batı geleneğinin üstünlüğünü savunmaktadır. Bookchin’in ekolojik akılcılığı, karşıt olarak hümanist-aydınlanmacı bir yaklaşımla maneviyat karşısında aklı vurgular ve insanın farklılığı ve kimliğinin temeli, insanın doğaya karşı üstünlüğünün başlıca gerekçesi olarak aklın geleneksel rolünü savunur. İnsanmerkezciliği ekolojik açıdan eleştiren birçok kişi, batı kültüründe egemen eğilimin, farklılığı hiyerarşi açısından yorumlamak olduğunu ve doğaya karşı daha az sömürgeci bir yaklaşımın insan aklını ve insanın farklılığını yadsımayı değil aklın üstünlük ve tahakkümün merkezi olarak görmekten vazgeçmek gerektiğini öne sürmüştür. Oysa Bookchin doğa karşısında insanın hiyerarşik bir üstünlüğünün olduğunu yadsımayı, insanın farklılığını yadsımak olarak, aklın sömürgeci biçimlerinin reddini de her tür rasyonalitenin reddedilmesi olarak sunmaktadır.
 
Bookchin’in yeni-Hgelci ekolojik akılcılığı ile doğa alanını ve batılı olmayan kültürü aşağısayan batı merkezli kılcı kavramlardan herhangi birinin – rasyonellik, ilerleme,gelişme ve uygarlık- yeniden değerlendirilmesi birbiriyle uzlaşmıyor. Bookchin’in yapıtında “atacılık” ya da “ilkelciliğe” sürekli kötü göndermeler yapılmasında karşıolumsal bir akıl kavramının korunduğu görülüyor, bu kavramın dışladıklarına yönelik daimi bir korku ve inkar okunuyor.
 
Kısaca Bookchin’in toplumsal ekoloji yorumu, insan toplumunda ki bazı hiyerarşi biçimlerine odaklanır ama hümanist, aydınlanmacı, Hegelci, Marksist geleneklerin pek çok sorunlu yönünü de miras alır. İnsanın doğayı sömürgeleştirmesiyle yakından bağlantılı olan varsayımları savunup, bunlara dayanan insanlararası hiyerarşi biçimlerini korur. Toplumsal ekoloji her ne kadar kendisini tahakküme yönelik farklı eleştirileri uzlaştırmanın bir yolu olarak sunsa da en azından Bookchin’in yorumu bu hedefin çok uzağına düşüyor.

bilgisayara geçiren:lilith

lilith_noir 19.03.2007 17:08:32
Bu yazının çevirmeni olan ( ve bana yazıyı bilgisayara geçirmemi dikte eden Smiley ) arkadaşımız aşk&nefret de sisteme bir yerinden boyun eğip askere gitti arkadaşlar...

Çabuk dönüp kaldığı yerden devam etmesi dileğiyle...

Özletme kendini propaganda manyağı anarşist insan  afro

data_grrr 19.03.2007 17:37:26
en azından hiyerarşiyi yerinde inceleme fırsatı buldu...
kafası karışmaz umarım Smiley


Sayfa: [ 1 ]