SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Düşünürler

Konu: Freud

Sayfa: [ 1 ] 2

deniz 21.08.2004 11:05:38
Sigmund FREUD (1856-1939)

6 Mayıs 1856
Moravia’da Frieiberg’de doğdu.

1860
Aile Viyana’ya yerleşir.

1865
Gymnasium’a (ortaokul) girer.

1873
Viyana Üniversitesine tıp öğrencisi olarak girer.

1876-82
Viyana’da Fizyoloji Enstitüsünde Brücke’nin yanında çalışır.

1877
İlk yayınlar: anatomi ve fizyoloji üzerine makaleler

1881
Tıp doktoru olarak mezun olur

1882
Martha Bernays ile nişanlanma

1882-5
Viyana Genel Hastanesinde çalışma, beyin anatomisi üzerinde yoğunlaşma: pek çok yayın

1884-7
Kokainin klinik kullanımı üzerine araştırmalar

1885
Nöropataloji Privatdozent’i (üniversite hocası) olarak atanma

1886
Martha Bernays’la evlenme. Viyana’da sinir hastalıkları üzerine özel muayenehane açış.

1886-93
Viyana’da Kassowitz Enstitüsünde nöroloji üzerine, özellikle çocuklardaki beyin felçleri üzerine sürekli çalışma ve pek çok yayın

1887
En büyük kızının doğumu (Mathilde)

1887-1902
Berlin’deki Wilhelm Fliess’le arkadaşlık ve yazışma. Freud’dun, bu dönemde, ona yazdığı ve ölümünden sonra, 1950’de yayımlanan mektupları görüşlerinin gelişimine pek çok ışık tutmuştur.

1887
Uygulamalarında hipnotik telkini kullanmaya başlar

1888 (yak)
Histerinin katartik sağaltımında hipnozu kullanarak, Breuer’i izlemeye başlar. Giderek hipnozu bırakır ve onun yerine serbest çağrışımı geçirir.

1889
Telkin tekniğini incelemek üzere, Nancy’de Bernheim’ı ziyaret eder. En büyük oğlunun doğumu (Martin)

1891
Afazi üzerine monografi.

1892
En küçük oğlunun doğumu (Ernst).

1893-8
Histeri, obsesyonlar ve anksiyete üzerine araştırma ve kısa makaleler.

1895
Breuer ile birlikte, “Histeri Üzerine Çalışmalar”; olgu öyküleri ve Freud’un kendi tekniği betimlemesi.

1893-6
Freud’la Breuer arasında giderek artan görüş ayrılığı. Freud, savunma ve bastırma kavramlarını ve de nevrozun, ego ile libido arasında bir çatışmanın sonucu olduğunu getirir.

1895
Bilimsel bir ruh bilim projesi: Freud’un Fliess’e mektupları arasında bulunur ve ilk kez 1950’de basılmıştır. Ruhbilimi nöroloji terimleri ile anlatmak için başarısız bir girişim, ama Freud’un daha sonraki çoğu kuramının habercisidir.

1896
“Ruh çözümleme” teriminin ortaya çıkışı. Babasının ölümü (80 yaşında).

1897
Freud’un öz-çözümlemesi; yaralanma kuramının terk edilmesine ve çocuksu cinsellik ve Oediepus karmaşasının benimsenmesine yol açmıştır.

1900
“Düşlerin Yorumu”. Son bölümünde, Freud’un zihinsel süreçler, bilinçdışı ve haz ilkesinin üstünlüğü üzerine tüm görüşleri ilk kez özetlenir.

1901
“Günlük Yaşamın Psikopatolojisi”. Bu, düşler hakkındaki kitapla birlikte, Freud’un kuramlarının, yalnızca patolojik durumlara değil normal zihinsel yaşama da uygulandığını ortaya koyar.

1902
Professor Extraordinarius atanır.

1905
“Cinsellik Kuramı Üzerine Üç Deneme”: İnsanoğlunda, cinsel içgüdünün gelişiminin, bebeklikten erişkinliğe dek ilk kez izlenişi.

1906 (yak)
Jung ruh çözümlemeye katılır.

1908
Ruhçözümleyicilerin ilk uluslar arası toplantısı (Salzburg’da).

1909
Freud ve Jung konferans vermek üzere A.B.D.ye çağırılırlar. Bir çocuğun ilk çözümlemesinin olgu öyküsü (küçük Hans beş yaşında) daha önce, erişkinlerin çözümlemesinden çıkarılmış olan sonuçların, özellikle de bebeklik cinselliği ile Oediepus ve iğdiş edilme karmaşasına ilişkin olanların desteklenmesi.

1910 (yak)
“Narsisizm” kuramının ilk ortaya çıkışı.

1911-15
Ruh çözümleme tekniği üzerine makaleler.

1911
Adler’in ayrılışı. Ruh çözümleme kuramlarının psikolojik bir olguya, Dr. Schreber’in öz yaşam öyküsüne uyarlanması.

1912-13
“Totem ve Tabu”: Ruh çözümlemenin, antropolojik malzemeye uyarlanması.

1914
Jung’un ayrılışı. “Ruhçözümsel Devinimin Tarihi Üzerine”. Adler ve jung hakkında polemik yapılan bir kesimi de içerir. Son büyük olgu öyküsünü, “Kurt Adam”ı yazar. (1918’e dek yayınlanmamıştır).

1915
Günümüze yalnızca beş tanesi gelmiş temel kuramsal sorularla ilgili oniki “metapsikolojik” makaleden oluşan dizi.

1915-17
“Giriş Konferansları”: Freud’un görüşlerinin birinci Dünya Savaşı’na kadarki durumunun kapsamlı genel bir değerlendirmesi.

1919
Narsisizm kuramının savaş nevrozlarına uygulanması. İkinci kızının ölümü.

1920
”Haz İlkesinin ötesinde”: “yineleme takıntısı” ve “ölüm iç güdüsü” kuramının ilk kez açık olarak tanıtılması.

1921
“Grup Ruhbilimi”. Egonun sistematik bir çözümsel incelenmesinin başlangıcı.

1923
“Ego ve İd”. Bir id, bir ego ve bir de süperegoya bölünmesiyle aklın yapı ve işleyişinin büyük ölçüde düzeltilmiş tanımı. Kanser hastalığının ortaya çıkışı.

1925
Kadınların cinsel gelişimi üzerine düzeltilmiş görüşler.

1926
“Ketvurmalar, Belirtiler ve Anksiyete”. Anksiyete sorunu üzerine düzeltilmiş görüşler.

1927
“Bir yanılsamanın geleceği”. Bir din tartışması: Freud’un geriye kalan yıllarının çoğunu adadığı bir dizi toplum bilimsel çalışmanın birincisi.

1930
“Uygarlık ve Hoşnutsuzlukları”. Bu, Freud’un yıkıcı iç güdüler (ki ölüm iç güdüsünün bir görünümü sayılmıştır) üzerine ilk kapsamlı çalışmasını içerir. Freud, Frankfurt kenti tarafından Goethe ödülü ile ödüllendirilir.

1933
Hitler Almanya’da güç kazanır. Freud’un kitapları Berlin’de halk önünde Naziler tarafından yakılır.

1934-8
“Musa ve Tek Tanrıcılık”. Freud’un yaşarken yayımlanan son kitabı.

1936
Hitler’in Avusturya’yı işgali. Freud, Londra’ya gitmek üzere, Viyana’yı terk eder. “Ruhçözümlemenin Bir Taslağı”. Ruh çözümlemenin son, bitmemiş ama köklü bir tanımı.

1939
23 Eylül, Londra’da ölümü.

deniz 21.08.2004 11:12:23
Freud ve Psikanaliz

Sigmund Freud 6 Mayıs 1856'da Moravya'da doğdu ve 23 Eylül 1939'da Londra'da öldü. Yaşamının seksen yılını Viyana'da sürdüren Freud, bu kenti Naziler ele geçirdiğinde terk etti. Tıp eğitimini Viyana Ünivertesi'nde yapmış olan Freud üniversitedeki görevinden  ayrıldıktan   kısa bir süre sonra 1885'te Paris'e
giderek Charcot'nun yanında eğitim gördü. Sonradan Bernheim ve Liebault ile tanıştı  ve onların histeri hastaları üzerinde sürdürdükleri hipnoz denemelerinden
çok etkilendi.

Fransa'da izlediklerinden sonra Freud, insanın bilinçli dünyasından gizli ve çok güçlü bir sürecin varlığına  kesinlikle inanmış olarak ülkesine döndü.

Viyana'ya dönüşünde Freud, tecrübeli bir hekim olan Joseph Breuer ile birlikte çalışmaya başladı. Breuer, çoğu kadın olan hastaları üzerinde hipnozu ilginç bir biçimde kullanıyordu.  Bu hastalar hipnoz altında sorunlarını baskısızca  ve açıkça anlatabiliyor, hipnozdan uyandıklarında da rahatlık
duyuyorlardı.

Duyguların boşalımına olanak veren bu yönteme "arınma" anlamına gelen katarsiz denmişti. Sağladığı rahatlamanın  yanı sıra  bu yöntem, hastanın nevrotik belirtilerine neden olan duygusal çatışmalarının da ortaya çıkmasını sağlıyordu. Her ne kadar hasta, içsel sorunları ile hastalık arasında bir ilişki kuramıyorsa da, onu hipnoz altında gözleyen hekim bu ilişkiyi açıkça görebiliyordu. Dolayısı ile bu uygulamalar sayesinde insanın bilinç dışı dünyasındaki süreçlerin bilinçli davranışlarla  yaptığı  önemli etkide giderek
anlaşılmaya başlamıştı.

Freud ve Breuer 1893'te bu konuda ortak bir yazıda psikodinamik  kavramının temelini atmış oldular. Ne var ki, Breuer histerinin oluşumunda cinsel etmenlere Freud'un verdiği  önemi kabul etmediği için iki hekim bir süre sonra ayrıldılar.
Çalışmalarını  yalnız olarak sürdüren Freud, giderek hipnoz kullanmaktan vazgeçti ve hastalarını uyanık durumda , düşünce düzeni  ve toplum değerlerini
gözetmeksizin özgürce konuşmayı teklif etti.

Bu yeni yöntemle hastalar içsel engellerini yenebiliyorlar, unutulmuş anılarına inebiliyorlar. Ve sorunlarını açıkça tartışabiliyorlardı. Bu yeni yönteme serbest çağrışım, hastaların içsel dünyalarına inerek  kendilerini daha iyi tanımalarına ve
dolayısıyla daha sağlıklı  bir uyum düzeyine erişebilmelerini sağlayan tedavi yöntemine de psikanaliz adı verildi.

Psikanalizin temel çıkış  noktası, nevrozların (fonksiyon bozukların) temelinde yatan sebeplerdir. Burada nevrozu da tanımlamak gerekirse, histolojik-anatomik hiçbir değişikliğe  rastlanmamasına karşın ortaya çıkan fonksiyonel bozukluklardır denilebilir. Psikanalizden önce tıp hiçbir şekilde bunların sebeplerini tespit edemezken, Freud bunların nedenlerinin süper ego'nun (toplumsal şartlanmaların) ıd ve ego (kişisel benlik) üzerine yaptığı  baskıların
sonucunda açığa  çıkan patolojik bozukluklar olduğunu öne sürmüştür.

Freudun yaptığı  çalışmalar ve incelemelerde nevrozlardaki temel sebebin özelikle cinselliğe götürmesi, Freud'u tüm semptomların ve zorlamaların buradan  kaynaklandığı fikrine götürdü. Çalışmalarını bu alanda yoğunlaştıra Freud odipus komplexine (çocuklarda anne yada babaya cinsel yakınlık hissetmesi) kadar uzanmış ve bir çok nevrotik rahatsızlığın  temelinde bu etmenin yattığı fikrine ulaşmıştır.

Kişinin ortaya koyduğu düşüncelerinin dışında çok daha derinlerde, kendine dahi kapattığı yerdeki düşüncelerine ulaşma metodu diyebileceğimiz psikanaliz
ile, nevroz'un ana sebebine ulaşılıp tedavi başarı ile sonuçlandırılabilmektedir.

Gerçekten de büyük bir uzmanlık ve deneyim isteyen bu metod, bir dedektifin katili araması, ararken de, elindeki çok küçük üç beş delille hareket etmesine benzetebiliriz. Bu yöntemle, kişinin aklına gelen anlamlı yada anlamsız sözcükleri söylemesi teklif edilerek, buralardan bir ipucu elde edip, kişinin derinlerdeki iç dünyasına bir yolculuk başlatılır.
Tabii ki kişi kendindeki koruma iç güdüsü ile birlikte, nevroz'un ana sebebine götürmemeye çalışacak, gerekirse uzman kişiyi başka yollara sürüklemeye çalışarak kendine dahi kapattığı  gerçekleri uzman kişiden saklamaya çalışacaktır. Bu durumda, bir dedektif gibi tüm verileri değerlendirmenin yanında, hastayla kurulan empatinin de önemi gözlerden kaçmamaktadır.

Freud 1915-1917 yılları arasında doktor ve amatörlerden oluşan kişilere sunduğu konferaranslarda psikanalizi  ayrıntılarıyla anlatma fırsatı bulmuştur. Burada anlatılan edim hataları (dil sürçmesi, yanlış yazma, yanlış okuma, unutma, koyduğu yerde eşyasını kaybetme) gibi günlük hayatın içinde olan olayların,
psikanalizle ilişkisini anlatmış. Bilinçdışı diyeceğimiz bu süreçlerin, bazen bilinçli dünyamıza olan etkileri ile kişiler hakkında çeşitli ip uçları yakalayabileceğimizi öne sürmüştür. O zamana kadar hiç düşünülmeyen ve araştırılmayan bir konuyu da böylelikle psikanalizin içine katabilmiştir.

Ayrıca özelikle rüyalar hakkında çok derin araştırmalar yaparak, rüyalardaki sembollerin dahi bilindiği süreçlerin, insanın bilinçli dünyasına etkisi olarak açıklamıştır.

Freud, insandaki cinsellik iç güdüsünün anne karnında başladığını  en pik noktasınında ergenlik döneminde yaşandığını savunmaktadır. Bu dönemde, cinsellikle ilgili olarak yaşanılanlar, süper-ego'nun baskısı nedeniyle, bilindışı süreçler olarak daha sonraki yıllarda karşımıza çeşitli rahatsızlıklar şeklinde çıktığını savunmuştur.

Tüm bu anlattıklarımızla psikanalizin, insanın gizli kalmış   bilinçdışı  süreçlerini inceleyen, buralarda bulduğu semptomları ( psikolojik rahatsızlıkları) tedavi eden ve devamında kişinin yeni oluşacak semptomlara olan eğilimini yıkan bir yöntem olduğunu anlatmaya çalıştık.

Tüm bu anlattıklarımızdan  sonra, Freud'un ortaya koymuş olduğu bu görüşleri tümüyle kabul etmemize rağmen bizim de bu görüşleri değerlendirerek bazı görüşler ortaya koymamız gerekliliğini hissettik.

Kişinin tabandaki istekleri diyebileceğimiz beslenme, cinsellik ve barınma ihtiyaçlarını  temin ettikten sonra, bir sonraki aşamada ortaya çıkan benliksel ihtiyaçları ve gereksinimleri vardır. Sosyalleşen insan için geçerli bir durumdur. Bu durumda artık geleceğini düşünen insan , sosyal olmanın doğal sonucu olarak, sosyal haklarını aramaya çalışır. Bu insan takdir edilmek,  başarı  elde etmek, ünvan sahibi olmak ve ortaya bir şeyler koyabilmek amacına dönük fiiller
ortaya koyar,  burada da belirli bir tatmine ulaşan insan. Üçüncü aşama diyebileceğimiz kendini, aslının bilinç olarak ne anlama geldiğini araştırmaya başlar. İlk iki aşamayla ilgili tüm kaygı, korkularını silen insan tüm dikkatini bu alana yönlendirerek kendini çeşitli biliş ve buluş seviyelerinde hisseder.

Esasında Freud'un söylemiş oldukları tümüyle gerçekleri yansıtmaktadır çünkü bugün dahi insanların % 99?u  daha ilk iki seviyeyi aşmış  değildir. Ama batıda
özelikle Amerikada' ki araştırmalar ve gelişmeler insanda   artık üçüncü aşamaya geçişin başladığında açıkça göstermektedir.

Özelikle kuantum fiziği ile bilincin doğası, insan beyni üzerine yapılan araştırmalar, halografik evren modelleri ile insanın orjin  yapısı  incelenmeye
alınmış   böylelikle de insanlık yeni bir sürece girmiştir diyebiliriz.

İstanbul - 28.5.2001
http://afyuksel.com

Popüler Bilim Dergisi
Temmuz 2001


KAYNAKÇA:
PSİKANALİZE GİRİŞ DERSLERİ..... SIGMUNSD FREUD
YAŞAMIN VE PSİKANALİZ............. SIGMUND FREUD
KUANTUM BENLİK.......................... DANAH ZOHAR

21.08.2004 13:26:57
sex insan yaşamında çok büyük bir yer kaplar ama freud'un savunduğu kadar büyük bir paydayı hatta neredeyse tümünü kapsar mı orası tartışılır...küçükken eski dönemlerde hadım edilmiş köleler vardı ,eee onlara ne olacak _?_ve ciddi anlamda aseksüel bir kitlede var dünyada ,sexden iğrenen ki çocukluklarından gelen bir olay sonucu da olabilir bu yada tercih meselesi ,ama hayata başlamamızı,hayata gelememizi sağlayan sex hayatın yüzde kaçıdır ki acaba ?%freudu laugh

21.08.2004 18:14:26
Alıntı
Freud ve Psikanaliz









Kişinin ortaya koyduğu düşüncelerinin dışında çok daha derinlerde, kendine dahi kapattığı yerdeki düşüncelerine ulaşma metodu diyebileceğimiz psikanaliz
ile, nevroz'un ana sebebine ulaşılıp tedavi başarı ile sonuçlandırılabilmektedir.

 
Seviyorum bu allahsizi

06.09.2004 22:14:53
Freud un libido kavramı hep kısıtlı anlamlarda kalmıştır. ya da belki eleştirenler açısından böyle olması istenmiştir.

Libido= anabolik oluşum, güç. Oluşturucu, pozitif yapılandırıcı anlamında kullanmıştır bu terimi...
 

06.09.2004 22:45:52
freud'un teorileri edebiyatta metin çözümlemelerine de çok farklı bi boyut getirmiştir.
freud'un phallus'a getirdiği yeni yaklaşım dramaturgi çalışmalarında metinleri cinsellik ve iktidar ilişkileri açısından incelemede fark oluşturmuştur.
 

11.11.2004 16:15:26
Libido deyince hep bu kavram atiliyor kisitli anlam deniliyor veya ensest iliskiden bahsediyorlar.Psikanalizde kaynagini idden alan ruhsal enerjidir. Freud'un ilk yazilarinda cinsel agirlikli bir anlam tasirken, sonraki yazilarinda icgudu teorisinde yaptigi degisiklere bagli olarak, her turlu ruhsal enerjiyi iceren ve hem yasam hem de olum icgudusunu kapsayan bir kavram olarak kullanilmistir. Beyin merkez olarak alinarak cinsel guc ve haz veren duygularin geldigi enerjidir.Ancak bu enerjiyi ve icguduyu ensest olarak ele alan hicbir kitabina rastlamadim..
 

11.11.2004 16:24:47
Yanılmıyorsam sandor ferencsinin bir kitabı vardı.Psikoanaliz açısından cinsel yaşamın temelleri diye. Orda çok geçiyor bu libido kavramı. Ama ben genede Freudçasını anlatmaya çalışayım biraz. Marcos kardeşim dediklerin çok doğru yanlız denizin etrafında dolaşıp denize dalmadan geri dönmüşsün Smiley şöyleki : Libido adı verilen cinsellik dürtüsü insanı cinsel eylem arayışına iten ve aynen açlık, susuzluk, kendini koruma dürtüleri gibi çalışan bir "itici güçtür". Açlık insanı gıda aramaya ve kendini beslemeye yöneltir ve amacı bedenin yaşamını devam ettirmek için ihtiyaç duyduğu maddeleri almasını sağlamaktır. Benzer bir şekilde libido insanın kendi neslinin devamını sağlamaya yönelik olarak çalışır ve onu karşı cinsten biriyle birleşerek yeni bir canlı dünyaya getirmeye yöneltir. Bu daha çok Bireyoluşsal ve Soyoluşsal olarak ikiye ayrılan dürtünün genel adı diyebiliriz ama dabi daha çok bireyoluşsal temelli. Anal ve üreltral olarak da geçer. Ama şunu demeden geçemeyecem ki Freud bu konunun kesinlikle bir numaralı üstadıdır...

 

11.11.2004 16:32:25
İnsanın yaşama enerjisinin -yaşama tutkusunun ,yaşama dönüşme gayretinin bir parçası olarak -tamam bazılarında gayet bütüne yakın bir parça olabilir- benzer içerikli bir cinsellik enerjisi olduğu tamam ,mantıklıdır ancak Freud varlığıyla edebiyatı tehdit ettiği de açık.Onun yüzünden insanlar kitap yazmaya korkacak. Tongue  

11.11.2004 16:35:02
Sevgili ceben sonucda ensest bir ilsikiden bahsedilmiyor...yani ayriligimiz yok -ki yuzme bilmiyorsan dusmeyeceksin diye bir aforizma var biliyormusun buyuk ustat marcosun  Smiley

Bu arada Freudùn buisin babasi oldugu gercekten apacik ortada.

11.11.2004 16:40:40
Bak bu yüzme bilmiyorsan düşmeyeceksin aforizmasına bayıldım sevgili marcos Smiley Zaten ayrıldığımız bir noktada olamaz aklın yolu bir dimi.

Bana en çok ilginç gelen ise şu fikri olmuştu... Erkeğin cinsel ilişki sırasında sokma olayına girmek için sabırsızlanmasının nedeni tüm vücut organlarının o an için penis tarafından temsil edilmesi , yani insanın psikoanalitik olarak penis olması ve anne karnına geri dönme isteğinin karşı konmaz arzusu içinde sokma isteiğinin oluşması... Hatta orgazm sonrası alınan rahat nefeste çocuğun anne karnından çıkıtıktan sonra aldığı ilk oksijenle ilişkilendiriliyor... Ben demiyorum Freud diyor Smiley ben onun yalancısıyım valla Smiley

11.11.2004 16:49:18
Tesekkur ederim bir gun gelecek sadece aforizmalarimla cumle kuracaksiniz   Smiley ..


Sevgili ceben Söyle bir dusunce var erkeklerde cinsel isteklerin anne uzerine yogunlugu,babayada dusman oldugu söyleniyor..kizlar icinde tersi görunuyormus
(freud ve psikanaliz.bozak yay.)freud bu kelimeyi kullanıyor,anlatmak istedigi ensest oldugu degil,ensest karakter tasıdıgı,ikisi arasında ne fark var?

Birde yazinisdaki su kisimda bu sormak istedigimle baglanti kurdum-yoksa yanlismi bir kurum?ensest demekle bu dediginizikaristiriyorlar olabilir herhalde?

Demissiniz ki ""yani insanın psikoanalitik olarak penis olması ve anne karnına geri dönme isteğinin karşı konmaz arzusu içinde sokma isteiğinin oluşması""

 

11.11.2004 17:30:04
Aslında anlatmak istediğim hadiseyi yukarda belirttim ama fazla açmamışım... Biraz daha açmakta fayda var..

Freuda göre cinsellik insan psikolojisinin temelidir. Hatta verdiği bir örnekte şöyle bağlar bu konuyu , Bir erkek cinsel ilişkiye girdiği bir kızla , ilişki gecesinin sabahı arabasına atlar ve yolda giderken arabası paramparça olacak şekilde kaza yapar. Herkes bunun bi kaza olduğunu sansada bu cinsel ilişki sonrası adamda oluşan suçluluk duygusu ve pişmanlıktır...

Gelelim senin soruna... Bu dediklerinin ensestlikle hiç bir alakası yok. Cinsel birleşme sırasında erkek bir sabırsızlık içinde sokma arzusu güder. İnanılmaz bir arzudur ki bunu bebeğin doğum sırasındaki dışarı çıkma arzusuna benzetir. Daha sonra bütün mekanizma -ruh,organlar,beyin,herşey- psikoanalitik olarak penise dönüşür ve vajinaya girerek tekrar anne karnına dönme isteği yaşanır. Boşalma evresinde ise penis kendisini bedene bağlı olarak görür ve kopup içeri gitmek ister fakat boşalma olayı , yani genital sıvının fışkırması bu durumu engeller. Bunun esas nedenine gelince sevgili marcus anne karnında yaşanan güvenli ve güzel (ekmek elden su gölden Smiley ) dönemin bilinç altındaki hoş cazibesidir diyor freud...

Biraz olsun anlatabildimmi ??

deniz 12.11.2004 08:26:56
bireysel ilgiye dayalı tüm ilişkilerde sex faktörü muhakkak var.
aile içi de buna dahil.

yalnız sex ilişkisini ben tu-kaka anlamında düşünmüyorum.
bu öncelikle duygusal bir iletişimdir. sonrasında fiziksel paylaşım gelir.

bir bebeğin annesinin memesi ile ilgilenmesi de duygusal-fiziksel bir paylaşımdır.
yani sexdir.

torq 11.12.2004 18:41:41
Alıntı
yalnız sex ilişkisini ben tu-kaka anlamında düşünmüyorum.
bu öncelikle duygusal bir iletişimdir. sonrasında fiziksel paylaşım gelir.

bir bebeğin annesinin memesi ile ilgilenmesi de duygusal-fiziksel bir paylaşımdır.
yani sexdir.
Seks hiç bir zaman duygusal bir eylem olamaz. Bunu böyle düşünenler sadece dişilerdir. Erkeklerin duyguları sekse göre tasarlanmamıştır. Bir erkek hiç sevmediği ya da beğenmediği bir kadınla rahatça seks yapabilir. Bir kadın bunu kesinlikle yapamaz. Bu nedenle kadınlar seksin duygusuz bir eylem olmasını kabullenemezler ve her eylemde duygu ararlar.
Bebeğin meme emmesi de insanın emme içgüdüsüyle ilgilidir, daha sonra öpüşmek ve sigara içmek gibi eylemlere ilham kaynağı olmuştur.  


Sayfa: [ 1 ] 2