|
||
| Özgür bir dünya ütopyasından vazgeçmek anarşizmin ölümüdür Mehmet Salih Akın Anarşizm, birkaç ana ilke haricinde değiş(tirile)mez kurallara sahip olmayan yapısı nedeniyle kendini yenileme, geliştirme yeteneği oldukça güçlü bir teoridir. Ancak söz konusu "kendini yenileme" son yıllarda, anarşizmin, Rusya'da, İspanya'da, Güney Amerika'da ve dünyanın daha birçok yerinde özgür bir toplum mücadelesi için yaşayan, ölen milyonlarca devrimci tarafından kuşaktan kuşağa aktarılan devrimci mirasını tahrip etmeye yönelik düşüncelerin ortaya çıkışını maskeleyebiliyor. Anarşizm; Godwin, Stirner gibi bireyci düşünürlerden Bakunin, Kropotkin gibi sosyalistlere(1) kadar uzanan geniş bir teorik alanda şekillenmiştir. Bireyci anarşizm, ortaya çıkışından günümüze kitap sayfalarının dışında ancak bohem çevrelerde sanat, felsefe alanlarına uyarlanabilmiştir. Bakunin'in, Kropotkin'in toplumsal devrim mücadelesine dayanan görüşlerinin izinden gidenlerse ortaya çıkışından günümüze birçok coğrafyada devrimci hareketin önemli bileşenlerinden biri olarak anarşizmin ana akımını oluşturuyor. Günümüzdeyse, anarşizm adına ortaya konan düşünceler, devrim düşüncesiyle ve özgür bir toplum hayaliyle dalga geçer nitelikte. SSBC'nin yıkılmasıyla yaygınlaşan hayal gücü yitimi, devrime ve daha güzel bir dünyaya inancın ortadan kalkması, en az etkisi altına girmesi beklenen kesimi de etkisi altına almış gözüküyor: anarşistler. Amerikalı anarşist Hakim Bey(2) devrimin yerine isyanı koyarken anarşizmin devrim mücadelesini hiçe sayıyor: "Anarşist düşe, sürekli otonom bölgeye, özgür topluma, özgür kültüre ne oldu? Varoluşçu bir acte gratuit karşılığında bu umuttan vazgeçmek zorunda mıyız? ...devrim bu düşü gerçekleştirmeyi henüz başaramamıştır. Vizyon, ayaklanma anlarında yaşam kazanmaktadır- fakat devrimin zafer kazanması ve devletin geri dönüşü gerçekleşir gerçekleşmez, düş ve ideal çoktan ihanete uğrar. Umuttan ve hatta değişim beklentisinden vazgeçmedim fakat devrim sözcüğüne güvenmiyorum." ve ucube bir devrim tanımı yapıyor: "devrim: gericilik, hıyanet, daha güçlü ve daha baskıcı bir devletin kurulması- çarkın dönmesi, tarihin yeniden ve yeniden en yüksek biçimine geri dönmesi: İnsanlığın suratında daima asker postalı." (3) SSBC'nin yıkılmasını ABD propagandası doğrultusunda değerlendirmek, tam da kapitalizmin oyununa düşmektir oysa. Marksistlerin dünyanın neredeyse dünyanın üçte birini elinde tuttuğu 1900'lü yıllar, Bakunin'in otoriter sosyalizme dair öngörülerini her açıdan haklı çıkardı. Bu koşullarda anarşizm dünya çapında yaygınlaşma ve devrimci hareketleri belirleme olanağına sahipken, anarşistler, kapitalizmin "devrimin (bir hayal olarak dahi) öldüğü" propagandasının gölgesinde devrim düşüncesinden uzak, günübirlik, stratejiden yoksun ve Foucault'nun "kişisel isyan" yaklaşımına denk düşen bir varoluş biçimine sürüklendi. Dünya genelinde, İspanya İç Savaşı'nın ardından sürekli mevzi kaybeden bir mücadele olarak anarşizm, halkın içindeki yaygınlığını kaybetmesine karşın entelektüeller arasında uyandırdığı ilgiyi korumayı büyük ölçüde başardı. Anarşizmin, halk kitlelerinin arasından çekildiği yıllar boyunca, anarşizm adına gittikçe daha çok ve derinlemesine düşünce üretilirken, aynı zamanda bu düşünceler yaşamla ve insanlarla olan bağlantılarını hızla kaybettiler. Böylece anarşizm "düşünce dünyası"na ait ve hatta "düşünce dünyası"na hapsolmuş bir ütopya olmaya mahkum oldu. Anarşizm ve sokak birbirlerinden o kadar uzak kavramlara dönüştüler ki; "Ne yani, Amerikan uçak gemilerine de molotof mu atacaksınız?" (4) tarzı sorularla muhatap olmak zorunda kaldık. Anarşistler arasında bireyciliğin doğu mistizmine bulanmış bir türevinin yaygınlaşması, anarşizmi bir eylem ve devrimci mücadele teorisinden bir hobi, sistemin tanıdığı 'oyun alanı'na ait bir varoluş haline getirdi.(5) Özgürlük, herkesin yaşamak ve başkalarının iradesine boyun eğmeden hareket etmek için gereken olanaklara sahip olması anlamına gelir ve bunun önkoşulu da toprağın, hammaddelerin ve üretim araçlarının eşit ve özgür kullanıldığı özgür bir toplumdur. Özgür bir toplum olmadan 'özgür birey'in de olamayacağı gözden kaçırılarak bir özgürlük yanılsaması yaratıldı. Ayakları günümüz toplumuna basan "özgür birey" durduğu noktadan toplumu aşağıladı ve ona karşı savaş açtı. "İnsan için, topluma karşı kökten bir ayaklanma, doğaya karşı ayaklanma kadar imkansızdır; çünkü insan toplumu, doğanın bu dünyadaki son büyük gösterisi ya da yaratısından başka bir şey değildir. Ve topluma başkaldırmak isteyen bir birey kendisini gerçek varoluş alanının dışına itecektir." (6) Ve itti de. Anarşistlerin önemli bir bölümü, toplumdan kopuk, kendi içine kapalı bir topluluğa dönüştüler. İktidara karşı hissedilmesi gereken nefret ve tiksinme, daha çok iktidarın toplumda yol açtığı çürümeye ve toplumun kendisine karşı ortaya çıktı. Anarşizmin bir türlü toplumsallaşamamasının sorumluluğu anarşistlerden çok topluma yüklendi, "Koyunlar, yönetilmeden yaşamaktan acizler! Başkaldırmaktan aciz sefiller!" tarzı söylemler sıklaştı. Oysa İspanya İç Savaşı deneyimi ve daha birçokları, doğru stratejilerle ve samimi, özverili çabalarla milyonlarca insanın özgürlük mücadelesine katılabileceğini kanıtlamışlardı. Aynı süreçte postmodern düşünceyle girilen etkileşimse anarşizmin devrim anlayışını felce uğrattı. Foucault iktidarın her yerde olduğunu, direnişin de her yerde olması gerektiğini söylerken, önemli bir noktayı gözden kaçırmaktadır. Baba-oğul ilişkisinde ortaya çıkan iktidarı, devlet-vatandaş ilişkisinin temeli olan iktidarla aynılaştırarak algılamaya çalışmak, iktidar sorununu nedenselliğinden, tarihsel temellerinden yalıtarak ele almaktır. İktidarın neden ortaya çıktığını, kimlerin çıkarına işlediğini ortaya koymamak, iktidara "tarafsız" yaklaşmak; iktidar karşıtı bir mücadeleyi imkansızlaştırmaktadır. Bu düşünce, "direnişin illa da daima var olan -ve kaçınılmaz olarak yenilen- bir gerilla savaşı olması gerektiği sonucuna varır." (7) Oldukça "kötümser" bir yaklaşım! Oysa anarşistlerin karşı çıkışları, amacını kendisinde gerçekleştiren bir eylem değildir, anarşistler "var olan"a daha iyisini yaratma iddiasıyla karşı çıkarlar. Özgür bir dünya ütopyasından vazgeçmek anarşizmin ölümüdür. Anarşizm, bireyci bir felsefe olarak değil, özgürlük ve adalet ilkeleri çerçevesinde örgütlenen bir toplum yaratma mücadelesi olarak değerlidir. Anarşizmin, geçmişten günümüze ulaşırken zaman zaman kendini yenilediği, geliştirdiği açıktır; şimdi, şu anda ve gelecekte de kendini yenilemeye ve geliştirmeye duyulan gereksinim daha az değildir. Sorun anarşizmin kendini yenilemek, geliştirmek yerine sistem içine çekilmeye çalışılmasındadır. Anarşizmin devrimci geleneğini sürdürmek, kuşkusuz Kropotkin'in aşırı iyimser bilimsel anarşizm düşüncesini devralmak ya da 'Devlet ve Anarşi'nin(8) günümüzde verilecek mücadeleyi tam anlamıyla açıklayabileceğini iddia etmek değildir. Bakunin'in bir ayaklanmadan bir diğerine geçen hayatında somutlaşan mücadele azminden, İspanya'da devrimin neredeyse elle tutulur hale geldiği 30'ların inancından beslenerek bugünü ve yarınları yaratmaktır. NOTLAR 1. Sosyalizm sözcüğü burada günümüzdeki dar anlamında(marksist sosyalizm) değil, marksistleri, anarşistleri, Blanquistleri, Fouriercileri vb. Kapsayan geniş anlamında kullanılmıştır. 2. Hakim Bey(Peter Lamborn Wilson), Geçici Otonom Bölgeler(TAZ) adlı kitabını 1984-88 yılları arasında yazmıştı, ancak kitap 1991'de yayımlandı ve dolayısıyla SSBC'nin yıkılmasının desteklediği umutsuzluk ortamı, kitabın ve Hakim Bey'in karşı-devrimci görüşlerinin popülerleşmesinde önemli bir rol oynadı. 3. Geçici Otonom Bölgeler, Hakim Bey. 4. Felsefe ve Anarşizm söyleşisi, Kara Hafta '99, Ömer Naci Soykan. Anarşizmi toplumsal bir mücadele olarak değil de, bir felsefe metodu olarak algıladığını söyleyen Soykan geçtiğimiz yıl İnsancıl dergisinde yayımlanan Anarşist Manifesto'sunda "mücadele etmemenin" yollarını bir kez daha ortaya koymanın "haklı gururu"nu yaşamış olsa gerek. 5. Amerikalı anarşist Murray Bookchin bu durumu Lifestyle(yaşamtarzı) Anarşizm olarak adlandırıyor. 6. Bakunin'in Politik Felsefesi, der: G.P. Maksimov 7. Toplumsal Anarşizm mi, Yaşamtarzı Anarşizm mi, Murray Bookchin 8. Michael Bakunin |
||
|
||
| vazgeçilmiş zaten çok zaman önce... nedeni ise ruhsuz insan sayısındaki hızlı artış.. dediğim gibi anarşizm ruh ve azim gerektirir... üstinsan gerektirir.. |
||
|
||
| maalesef haklısın | ||
|
||
| Kendi adınıza konuşun o zaman. Hala insanlığını kaybetmemiş olup da bunu diğer insanlara yaymaya çalışanlar var, siz göremeseniz de... önce kendini geliştirmeli, ardından toplumu dönüştürmeli. Yok özgür toplum kurma mücadelesi bitmişmiş de insan yokmuşmuş, bunlar lafta kaldığı gibi, bir de bunları iddia eden insanın özgür toplum düşüne ne kadar mesafede olduğunu, kapitalist dünya sisteminin hakim değerlerini de ne kadar sindirmiş olduğunu gösteriyor; buna kısaca yabancılaşma diyebiliriz. |
||
|
||
| valla bence de zerdüşt kendi adına konuş. tüm dünyada özgürlük talepleri çok daha güçlü ve organize seslendirliyor. amerikada bile geçenlerde yüzbinlcer insan toplandı ve büyük eylemler yaptılar.
|
||