|
||
| Bizler mükemmel bir dünyada mı yaşıyoruz? sınırların olmadığı? Bütün insanların kardeşce yaşadığı? cinseliğin kolayca ifade edildiği? herkesin birbiriyle dost olduğu? İnsanların ele ele tutuşup şarkı söyleyip dans etiği? Medeniyetin doğa ile barış içinde olduğu? Hastalıkların deva bulup iyileştiği? insanların özgürce yaşayıp özgürce sevebildiği? İletişim kurmanın kolay olduğu? Herkesin sevgi dolu olup birbirine sevgi ile yaklaştığı? Mutluluğun normal bir durum olduğu? ilkokulda derslerin seçmeli olup son derece eğlenceli geçtiği? liseden sonra dileyenin kolayca güzel bir iş bulup çalıştığı ve iyi bir maaş aldığı? çalışmak istemeyenin kolayca dilediği üniversitenin dilediği branşında kolayca öğrenim gördüğü? yardımlaşma ve dayanışmanın günlük hayatın parçası olduğu? kısaca insanın gerçek özüne uygun böyle güzel bir dünyada mı yaşıyoruz? ....... Bugünkü haliyle hayat en basit düzeyde yaşam kavgasıdır. Darwinin, Freudun, sosyolog, psikolog ve biologların tanımladığı şeydir. Büyük balığın küçük balığı yutuğu düşüncesi vardır ki bu bile yanlıştır. Birimiz mutlu değilsek hiçbirimiz mutlu değilizdir. çünkü korkarız. Sınırlar, askerler,nükleer silahlar, Polis, jandarma, hukukcular, mahkemeler bizi korumaya yetmez. Sıcak banyolar, nepal gezileri, pul koleksiyonu, makalı giysiler, seviyeli arkadaşlıklar, terapiler ve antipsikotikler, uyuşturucular ve Laila geceleri bizi yatıştıramaz. Afrikadaki açların ülkeye girişini önleyebiliriz. Delileri tımarhaneye, kapkaççıları kodese tıkabiliriz, işsizleri de kahvehaneye koyarız olur biter. Ama yine de güvencede olamayız. Ne kadar büyük balık olursanız olun onlar yine de ordadır. Orda olmaları olmamaları anlamına gelmez. açların olması sizin de aç kalabileceğiniz anlamına gelir. Delilerin olması sizin de delirebileceğinizin kesin kanıtıdır. sokak çocuklarının olması bi gün sizin çocuklarınızın da onların arasında olabileceği anlamına gelir. Bürodaki koltuk yerine kahvehane masasında pişti oynayan siz de olabilirsiniz. Temelde en saygın bir sanayici ile sokaktaki mendil satıcısının mücadelesi aynıdır. Biri mücadelenin sonunda manken sevgilisini diğeri kuru ekmeğini kazanır. Her ikisi de herşeyini bir anda yitirme riski ile burun burunadır. Dünya bir "yaşam kavgası" merkezidir. Çoğumuz etki tepki yasasının kuralarına göre bu kavga dünyasında yaşar gideriz. Benlik/ego dediğimiz şeyin temelinde korku vardır. Benliğimiz ölümlüdür ve yok edilmesi çok kolaydır. Bunun bir üst aşaması, yaşam kavgasının üstündeki durum "savaşcılık" dır. Savaşcının ne olduğu konusu bütün dinlerin mistisizmin temel konusudur. "savaşcı" aslında dünyevi yaşamın üzerine çıkıp bu dünyevi yaşamı yönlendirebilme yeteneğidir. Ya da Olduğumuzu sandığımızı şey olmadığımızı anlayıp, gerçek benliğimize geri dönüp onun gibi olmaktır. Kurandaki Cihat kavramı da böyle birşeydir. Çünkü bu bir savaştır, ve siz bir savaşcısınızdır. Bu savaşcılar sayesinde bugün arenalarda gladiyatör dövüşü ve insan kurban edilmesi yerine futbol maçı oynatılıyor. Örneğin Demokrasi için savaşılmıştır. insan hakları için savaşılmıştır. köleliğin kalkması için savaşılmıştır. din özgürlüğü için savaşılmıştır. Ama bunun PKKlı ya da Jakoben ya da militan olmakla alakası yoktur. Gerçek savaş insanın içinde verilir. Bu Nefs ya da Ego ya karşı verilen savaştır. Bu savaşın sonunda kişi gerçek benliğini tanrısal özünü açığa çıkarır ve dünyada onu yaşar. İslam, teslimiyet demektir. Nefsin/ego nun Alah/gerçek benliğimize teslim olma durumudur. Allah, tüm gerçek "insani" değerlerin, yaşam kavgasının ötesine geçebilen, örneğin savaşta düşaman askerine acıma duygusunun geldiği yerdir. "yiyelim, içelim, karıları yatıralım, dünyayı feth edip saltanat sürelim, şöhretli olalım" dışında birşeyimiz varsa bu yüksek benliğimizden kaynaklanır. Yüksek benliğimizin adı Sevgidir. Bu dünyayı yöneten şey ise temelde korkudur. Savaşcı olmak demek Dünyaya ve kendine sevginin ışığını tutup onunla aydınlatmak ve aydınlanmak demektir. tanrı sevgidir. Ve allah birdir. yukarda çatışan birbiriyle didişen tanrılar yok. Hahamların da şintocu rahiplerin de secde ettiği şey aynı. Savaşcı, "selamın aleyküm" der. "tanrının barışı seninle olsun", eğer bizde savaşcıysak, aleyküm selam deriz. Savaşcı Barışı yaymak için burdadır. yüksek benliğinden gelen ışığı, alahın selametini insanlara kullara yansıtır... Kolay bişey olmadığı için adı "savaşcı" dır. Örneğin misafirperverlik savaşcı bir insanın bize mirasıdır. Kurban bayramı böyle bir mirastır. Bütün nezaket kuralları, örneğin lütfen demek, savaşcı bir insandan öğrenilip diğerleri tarafından taklit edilmiş şeylerdir (lütfen demek, eğer istersen, lütf edersen, yani seni buna zorlamıyorum, özgür bir insansın, eğer istersen yaparsın demek)... Diye böyle dilei felsefeye, entelektüellere komplike, ama uygulamada görece zor, disiplin gerektiren ama son derecede basit bir olay. Bu bilginin, savaşcılık bilgilerinin nesilden nesile aktarılması için bi sürü kitap yazılmış. En eskisi galiba Veda yazıtları, en yenisi de (büyüklerin içinde) Kuranıkerimdir. Ancak kitapta yazmaz. çünkü kimya formülü değildir. Kişinin kendini değiştirip dönüştürmesiyle ilgilidir. bunun yollarından birisi de düzenli olarak sessizce oturmaktır. rahat bi yere oturup zihninizi susturursunuz ve bunu her gün yaparsanız zihniniz susar ve her gün yeni bilgiler size doğru akar, sizi değiştirip dönüştürüp savaşcı haline getirir. Savaşcılığın en güzel örneğini TVde gördüm. Yaşlı bir dede huzur hevinde neşe ile oynayıp dans ediyordu. diğerleri yemek yiyor ya da elerini çırpmakla yetiniyordu, bu ise ayağa kalkmış şıkır şıkır oynuyordu. Ve mutluydu. endişe etmek yok, korkmak yok, pes etmek geri çekilmek, suçlamak kıkanmak rekabet etmek yok. savaşmak var. iyi ve güzel olan herşey için. |
||
|
||
| içimi temizlemekten.. dışımı temizlemeye vakit kalmıyor... iç savaşımı kazanmadan dışarı ile savaş olmaz.. bir cıhata başladımki düşmanım zorlu çıktı.. ama yenicem. yada bu ugurda ölücem... origami demişki... valla adnan bazen savaş sen istemesen de çıkıyor veya savaşmaz ve haksızlığa seyirci kalırsan kendi iç temizliğini koruman mümkün olmuyor. kendin ile savaş olayı da ayrı bir konu.. böyle bir savaş gerekli mi ? ------------------------------------------------------------------------------------- bu benim cevabım....... kendi içimizdeki savaşı yapmadan dogru karar veremeyiz.. fesat bizi yanıltır... yanlış bir kararlada kim haklı kim haksız göremeyiz yanılırız... nebi nin veda hutbesinde bir sözü hep göz ardı edildi... küçük cihat bitti büyük cihat yani cihatı ekber başladı. buda kişinin nefsi ile olan cihattır ....dedi.. nefis cihatı yapmış bir milletin karşısına hiç bir ordu çıkamaz... çünkü bu (bana göre gerçek savaş) savaşı yapmış bir millet ilimde,ileri bir millet olur. |
||