|
||
| BakınızŞamanizm ilkel kavimlerde görülen, ruhlarla insanlar arasında aracılık yaptığı ve hastaları iyileştirme gücüne sahip olduğu kabul edilen Şamanlar çevresinde yoğunlaşan inanç sistemidir. Ata ruhlarına ve doğa varlıklarına tapınmaya dayanan eski bir Asya dinidir. On üçüncü yüzyılda Avrupalı gezginlerin Mançu-Tunguz halklarından duydukları Şaman kelimesi daha sonra Sibirya sihirbazlarına verilen bir isim olarak yaygınlaşmıştır. Şamanizm ise genellikle Sibirya kavimlerinin din inançlarını ve bu inançlara bağlı olarak dini merasimlerini ifade eden bir terim olup, Kuzey Asya halkları arasında yaygın olan Şaman kelimesi etrafında kurulan, çoğunlukla dini karaktere sahip inançları ve bir takım faaliyetleri ifade için kullanılır. Çok geniş bir alana yayılan Şamanlık, Türk Moğol eski kültür tarihinde önemli yer tutar. Çin kaynaklarından anlaşıldığına göre eski Orta Asya Şamanizminin temelleri Gök Tanrı, Güneş, yer, su, atalar ve ocak yani ateş kültleriydi. Bu bağlamda Asya halklarının inandığı Şamanlığın temelinde insan ve doğanın birlik ve beraberliği ve de uyumu düşüncesi yer alır. Evren, dünya, insan, hayvan ve bitkiler alemi bir bütün olarak düşünülür. Dünya ve Gök, yaratma eylemini birlikte iş birliği halinde gerçekleştirmektedir. Bunlar bütün varlıkların yaratıcısı olmalarından ötürü kutsaldır. İşte bu yüzden Asya'nın göçebe halklarında Gökle Yer Su'yu sayma ve bunlara saygı gösterme, bu göçebe halkların inanışlarının özünü oluşturuyordu. Dağın eteğinde ya da zirvesinde, nehrin yada gölün kıyısında, yolun ya da atın bağlandığı direğin yanında bir göçebenin kutsamayla eylemleri, tüm yaşamın ortak bir bilinci paylaştığı doğaya dönüktür. Şamanlıktaki bir diğer inanışta, insan neslinin sonsuz bir şekilde devamlılığı düşüncesidir. Şamanist olan birisi kendini baba, dede ve atalarına ait olan bir hayatın devamı olarak görür, bunları bilir ve sayar yani Atalar kültü hakimdir. Bununla birlikte söz konusu insan aynı zamanda kendi geleceğini de sonraki nesillerde görmektedir ki bu durum varoluşun ana anlamıdır. Bundan dolayı bu insanın görevi çocuk ve torunlarına toplumun en iyi yanlarını aşılayarak yetiştirmek ve hayata hazırlamaktır. Şamanizm en eski inanç sistemidir. Türklerin, Moğolların ve Asya göçebelerinin eski dinidir. İnançlarına göre bir yanda gök yüzünü mesken tutmuş iyilik tanrıları, bir yanda yer altının karanlığına gömülmüş kötülük tanrılarının ve ağaçta, taşta, dağda, suda, ateşte, ayda, güneşte uyuyan ruhların varlığına inanırlar. Bu Tanrı ve ruhlarla insanlar arasında aracılık yapan kişilerdir Şamanlar. Eski Türklerde iyi ruh "Bay Ülgen", kötü ruh "Erlik" diye adlandırılmıştır. "Bay Ülgen" aynı zamanda iyi ruhların başında bulunan, onlara emir veren bir tanrıdır. Tanrı ve en büyük semavi ruh, semanın en üst tabakasında bulunan insan şeklinde bir varlık olarak tasavvur edilmiştir. Gökte yaşadığına inanılan bu en büyük ruh, insanları, ovaları, ateşi, yeri, güneşi, ayı, yıldızları yaratmış, kainatın nizamını saşlamıştır. Yine Şamanist kavimlere göre, gökte ve yerde meydana gelen çeşitli tabiat olayları, birtakım ruh ve tanrıların eseri idi. Hastalık gibi ölüm de, onlara göre, kötü ruhların bir eseri sayılıyordu. Ağaçlara, taşlara, su kaynaklarının etrafına bez bağlamak Şamanizm'de önemli bir ritüeldir. Gökteki Tanrılara beyaz, yer-su ruhlarına kırmızı, yer altı Tanrılarına ve ruhlarına ise siyah bez parçaları kullanılıyordu. Bu yolla, Tanrılara dilek ve isteklerini ilettiklerine inanıyorlardı. Moğolistan'ın dört bir yanında yol kenarlarında bulunan taş yığınları kutsal sayılır. Bu taş yığınlarına Ovo denir. Bu yığına taş, votka şişesi, para ve kumaş gibi şeyler bırakmanın şans getireceğine inanılır. Ovonun etrafında dönüp dua etmek aynı zamanda güvenli bir yolculuğun da garantisidir. Şamanizm, hastayı olduğu kadar Şaman-şifacıyı da içeren büyük bir zihinsel ve duygusal maceradır. Şaman, destansı yolculuğu ve çabaları aracılığıyla hastasının normal, sıradan, içinde kendini hasta olarak tanımladığı gerçekliği aşmasına yardımcı olur. Şaman, hastalarına, hastalıklara yada ölüme karşı giriştikleri savaşta duygusal ve ruhsal olarak yalnız olmadıklarını gösterir. Şaman, derin bir düzeyde kendi özel güçlerini hastasıyla paylaşır ve onu, başka bir insanın ona yardımcı olmak için kendisini feda etmeye hazır olduğuna ikna eder. Uygarlaşmış dünyada yaşayan bizlerin "büyücü doktor" olarak adlandırdığımız Şamanlar, kendilerinin ve topluluklarının üyelerinin sağlığı ve esenliği için geliştirdikleri ve kuşaktan kuşağa devamını sağladıkları son derece olağanüstü kadim tekniklerin koruyucularıdır. Arkeolojik ve etnolojik kanıtlar Şamanik yöntemlerin en azından yirmi yada otuz bin yaşında olduğunu bildirmektedir. Şamanik varsayımlar ve yöntemlerle ilgili dikkate değer şeylerden birisi, bunların Avustralya yerlileri yani Aborjinler, Kuzey ve Güney Amerika, Sibirya ve Orta Asya, doğu ve kuzey Avrupa ve güney Afrika'da dahil olmak üzere dünyanın birbirinden ayrı ve uzak bölümlerinde olmasına rağmen çok benzer olmasıdır. Ortaçağ ve Rönesans batı Avrupa'sında aynı temel Şamanik bilgi Engizisyon tarafından yok edilmiştir. Ruhlarla ilişki kurmak yalnızca Şamanlarda bulunurdu. Böylece Şamanlar törenlerde insanlarla ruhlar arasında aracılık yaparlardı. İyi ruhların yararlı etkilerini sürdürürler ve kötü ruhların zararlı etkilerini önlemeye çalışırlardı. İnsan ruhunun ölümden sonra göğe çıkabilmesi için parlak cenaze törenleri yapılır, kurban kesilir ve mezarlara kıymetli eşyalar konurdu. Tören sırasında çalınan davulun içine ruhların toplandığına inanılırdı. Şamanist Türk ve Moğol boylarında "Oba Kültü" denilen bir kült çok yaygındır. Oba, steplerde toprak, dağ geçitlerinde taş yığınlarından meydana getirilen yapay tepeler yani höyüklerdir. Bu obalar steplerde mukaddes dağ ve tepe yerini tutar. Şaman, filan oymağın koruyucu ruhunun filan yerde bulunduğunu söyler; boy veya oymak oraya bir höyük yapardı. Bu oba, o boyun tapınağı olurdu. Burada kurbanlar kesilir, dini törenler yapılırdı. Obanın yanından geçen her yolcu atının kılından veya elindeki paçavralardan bir parçayı adak olarak ağaçlara ya da taşlara bağlardı. Bu uygulamaya Müslüman Türkler'de de rastlanmaktadır [span style='color:green']ŞAMAN TANIM Tarih ve din bilimi açısından, Şamanizmin doğuşu ve kaynağı gibi, "Şaman" sözcüğünün de nereden geldiği, nasıl bir anlam tasıdığı kesin olarak belirlenememiştir. Bu konuda üç farklı görüş öne sürülmektedir : 1 - Şaman kavramı, Hindistan'daki Pali dilinde "ruhlardan esinlenen kişi" anlamına gelen "samana" sözcüğünden türemiştir. 2 - Şaman kavramının kaynağı, Sanskritçe'de "budacı rahip" anlamına gelen samana sözcüğüdür. 3 - Şaman kavramı, Mançu dilinde "oynayan, zıplayan, bir iş görürken sürekli olarak hareket eden" anlamındaki "saman" kavramından gelir. Şaman, Gök Tanrı tarafından bu göreve getirildiğine yani gizli güçlerle donatıldığına, Tanrı ile insanlar arasında aracı olduğuna, bazı tanrısal nitelikler, gizli bilgiler taşıdığına inanır. Şaman, büyücü ve sihirbaz anlamlarına gelir. Şaman kelimesinin kaynağı konusunda farklı görüşler vardır. Kelimenin aslen Mançuca yada Moğolca olduğunu söyleyenler bulunduğu gibi, Sanskritçe'den geldiğini de kabul edenler vardır. Türk kavimleri Şamanlara genellikle Kam demektedirler. Kalmuklar erkek Şamanlara Bö yada Böge, Kırgız-Kazaklar ise Baksi yada Bakşı derler. Uygurca'da "Şaman", "hastalıkları gideren, acıları dindiren, çılgınlıkları, saraları yatıştıran, hastalara ilaç yapan kimse" anlamında, "otacı" diye anılmıştır. Çin kaynaklarına göre, Kırgızlarda Şamanin adı Gan'dır. Altaylılar Şamana Kam, Kamların yönettikleri törene de Kamlama demişlerdir. Moğolca'da Şamanın karşılığı ise Böge'dir. Şaman anlamı bakımından büyücü rahip demektir. Bu bakımdan Şamanizmin bir din olmadığı ileri sürülmüştür. Çünkü Şamanizmde, en geniş çerçevesiyle bir dinde bulunması gereken bir din kurucusu, kutsal kitap veya kitapları, inanç esasları, ibadetleri ve cemaat gibi net özellikleri yoktur. Onun için Şamanizm, bir çeşit sihirbazlık ve büyücülük şeklinde, yaygın bir tarzda ortaya çıkan ve pek çok yerde görülen sihri bir olay olarak görülmek de istenmiştir. Şamanların belirlenmesinin başlıca iki yolu vardır: Şaman mesleğinin veraset yoluyla intikali ve içte kendiliğinden duyulan "tanrısal çağrı yoluyla" seçilme. Seçilme şekli ne olursa olsun her Şaman ikili bir eğitimden geçtikten sonra Şaman olur. Ekstatik eğitim yani rüyalar ya da trans ve geleneksel eğitim yani Şaman teknikleri, ruhların isim ve fonksiyonları, kabilenin mitolojisi gibi. Ruhların ve yaşlı Şaman ustalarının üstlendiği bu ikili eğitim bir inisiyasyondur. Şamanı sıradan bir insan olmaktan çıkaran, toplumun itibar ettiği bir kişi haline getiren bu inisiyasyon eğitimdir. Ancak Şamanizmde Şaman genellikle babadan oğula geçmek suretiyle din adamı olur. Şaman, mesleği ile ilgili bilgileri, yaşlı Şamandan ders almak suretiyle elde eder. Genellikle gelecekten haber vermek, büyü ve efsun yapmak, ruhlara kurban sunmak, ruhlarla temasa geçerek çözümü mümkün fakat zor olan işleri yapmak Şamanların başlıca görevleridir. Ölünün ruhunu öbür dünyaya göndermek, av avlamakta şanssızlığı ortadan kaldırmak ve ağır hastalıkları tedavi etmek de görevleri arasındadır. Şamanda ırsi ve marazi bazı özelliklerin bulunduğu iddia edildiği gibi, aksine olarak, ruhlar tarafından Şamanlığa davet edildiğine inanılan bu kimseye Sibirya kavimleri arasında korku ile karışık bir saygı gösterildiği de bilinir. Özel kabiliyetleri sayesinde tabiat üstü kuvvetlerle temas kurduğu kabul edildiğinden ona, mensup olduğu boy veya oymağın koruyucusu gözüyle de bakılır. Nitekim, ilk Şamanın ortaya çıkışına dair efsanelerde, ruhlarla münasebette bulunduğuna inanılan Şamanın, üstün kabiliyetleri ve farklı bir yaratılışı bulunduğu kabul edilir. Şamanlar genellikle zeki ve şair tabiatlı kimselerdir. Ayin sırasında yoğun bir vecd içinde kendinden geçip gök ve yer altı dünyalarında gördüğü garip varlıkları, acaip hadiseleri detaylarıyla anlatırlar, ayılınca da bir şey hatırlamazlar. Bir Şamanın gökteki iyi ruhlarla yer altındaki kötü ruhlara hakim olduğu ve onlarla ilişki kurduğuna inanılan toplumlar görüldüğü gibi, bu iki işin, ak ve kara denen iki ayrı Şaman tarafından üstlenildiği toplumlar da görülür. Şaman olmak için eğer tanrısal çağrı yolu yoksa belli başlı bir Şamanın neslinden olmak gerekir. Geçmiş ataların ruhundan biri Şaman olacak torununa musallat olur, onu Şaman olmaya zorlar. Bu duruma Altaylılar "töz basıp yat" yani ruh basması derler. Şamanlar Ata ruhu musallat olan kişi Şamanlığı kabul etmezse delireceği gibi bir inanışa sahiptirler. Şaman herşeyden önce, kendi özel yöntemiyle ulaştığı kendinden geçme yani vecd durumunda, ruhunun göklere yükselmek, yer altına inmek ve oralarda dolaşmak için bedeninden ayrıldığını hisseden bir aşkınlık yani trans ustasıdır. Bütün Şamanların derin sezgileri, geniş düş güçleri vardır. Derin bir coşkunluğa kapılarak kendinden geçer, bütün gökleri, yer altı dünyasını gezdiğine, ruhların yaşayışlarını gördüğüne, bütün gizli alemleri dolaştığına inanır. Şaman vecd sırasında, ruhları egemenliği altına alarak, ölüler, doğa ruhları yani cinler ve periler ve şeytanlarla ilişki kurar. Böylece ruhlar ve tanrılar dünyasıyla doğrudan ve somut ilişkilere girişen Şaman, birçok ruha sahip olur. Çoğunlukla hayvan biçiminde düşünülen söz konusu ruhlar, Sibirya halklarında ve Altaylarda ayı, kurt, geyik, tavşan, çeşitli kuşlar özellikle kartal, baykuş, karga suretinde görünebilirler. Ayrıca, büyük böcek, ağaç, toprak, ateş olarak ortaya çıkabilirler. Şaman, gerektiğinde bütün yardımcı ruhları dünyanın dört bucağında bile olsalar çağırabilir. Bu çağrıyı davul veya tefini çalarak yapar. Şamanların asıl görevleri halk arasında oluşa gelen ak ve karanın yani iyi ve kötü ruhların dengesini sağlamaktı. Bunu da çeşitli büyüler yaparak sağlarlardı. Bu kendinden geçme yani vecd durumları o kadar aşırı bir hale gelir ve izleyenleri o kadar korkuturdu ki, o an Şamanın ölüp yeniden dirildiğine inanılırdı. Şamanlar o ayin sırasında bedenlerinin parça parça edilerek yendiğini iddia ederlermiş. Ve buna çok inandıklari için de bu duruma "Şaman hastalığı" ya da "mistik parçalanma" derlermiş. Bir Şaman bilgi ve güç edinmek ve başka insanlara yardım etmek için normalde gizli olan bir gerçeklikle temasa geçmek ve onu kullanmak için kendi iradesiyle bir değiştirilmiş bilinç durumuna giren adam ya da kadındır. Şamanın emrinde en az bir ve çoğunlukla daha fazla ruhu vardır. Koruyucu bir ruh olmaksızın bir Şaman olmak hemen hemen olanaksızdır, çünkü Şaman varlık ve edimleri normalde insanlardan gizli olan olağandışı ya da ruhsal güçlerle başa çıkabilmek ve onlara hakim olabilmek için bu güçlü, temel güç kaynağına sahip olmalıdır. Koruyucu ruh çoğunlukla bir güç hayvanıdır, yalnızca Şamanı korumak ve ona hizmet etmekle kalmayıp aynı zamanda onun için bir başka benlik ya da başka bir ben olan ruhsal bir varlıktır. Bir kişinin bir koruyucu ruha sahip olması onu tek başına bir Şaman yapmaz. Bir yetişkin bunu bilse de, mutlaka çocukluğunda bir koruyucu ruhun yardımını görmüştür; aksi halde yetişkinliğe erişmek için gerekli koruyucu gücü olmayacaktır. Koruyucu ruhları açısından sıradan bir insan ile bir Şaman arasındaki ana fark, Şamanın kendi koruyucu ruhunu değiştirilmiş bilinç durumundayken aktif olarak kullanmasıdır. Şaman koruyucu ruhunu sık sık görür ve ona danışır, Şamanik yolculuklarda onunla birlikte gezer, onun kendine yardım etmesini sağlar ve onu başkalarının hastalık ya da sakatlıklarının iyileştirmesinde kullanır. Koruyucu ruhtan başka, güçlü bir Şamanın belirli sayıda yardımcı ruhları vardır. Bunlar koruyucu ruhla karşılaştırıldığında bireysel olarak, daha küçük güçlerdir, fakat bir Şamanın elinde bunlardan yüzlercesi bulunabilir ve büyük bir toplam güç sağlayabilir. Bu yardımcı ruhların belirli amaçlar için özel işlevleri vardır. Bir Şamanın bunların geniş bir kitlesini toplaması çoğunlukla yıllar alır. Şamanlar koruyucu yada himaye edici ruhun kişiyi hastalıklara karşı dirençli kıldığını düşünmüşlerdir. Bunun nedeni basittir ruh dış güçlerin istilasına dirençli olan güçlü bir beden sağlar. Şamanik bakış açısından güçle dolmuş bir bedende olağan gerçeklikte hastalık olarak bilinen istila edici, zararlı enerjilerin kolayca gireceği bir yer yoktur. Bir koruyucu ruh yalnızca kişinin fiziksel enerjisini ve bulaşıcı hastalıklara karşı direncini artırmakla kalmaz aynı zamanda kişinin zihinsel uyanıklığını ve kendine güvenini de arttırır. Bu güç kişinin yalan söylemesini bile zorlaştırır. Bir kimse depresyona girdiğinde, zayıf ya da hastalığa eğilimli olduğunda bu onun artık istenmeyen güç enfeksiyonlarına ya da istilalarına direnemediğinin ya da onları uzakta tutamadığının belirtisidir. Biz bunlara negatif enerjiler diyoruz. Şamanik yetenek ya da potansiyel açısından cinsler arasında herhangi belirgin bir farklılık görülmemektedir. Birçok kavimlerde, Şamanizm uygulamasıyla pek az bağlantısı olan ekonomik ve toplumsal nedenlerle, Şamanların çoğu erkektir ama kadınlar çocuklarını yetiştirip orta yaşa ulaştıktan sonra isterlerse Şaman olabilirler, hem de çok güçlü Şamanlar olurlar. Orta Çağ ve Rönesans Avrupa'sında, dul ve yaşlı kadınlar benzeri biçimde, kısmen kendilerini desteklemek için, sık sık şifacı Şamanlar olmuştur. Tabii ki, Engizisyon onları, batılı olmayan toplumlardaki Hıristiyan misyonerlerinin hala çoğunlukla Şamanlara "cadı" demeleri gibi onlara da"cadılar" demiştir. Bir Şaman aynı zamanda, şu anda başka bir yerde ne olup bittiğini görerek durugörüye de yani klervoyansa da ulaşabilir. Şaman gerçeklikler arasında gidip gelir, mistik yeteneklerle ilgili bilinç durumlarının büyülü bir atletidir. Şaman, olağan gerçeklikle olağan dışı gerçeklikler arasındaki bir aracıdır. Şaman aynı zamanda ruhsal gücünü insanlara yardım etmek, onları sağlıklı bir dengeye kavuşturmak için idare eden bir çeşit "güç simsarı"dır. Özünde Şamanlığa kabul deneysel ve çoğunlukla derece derecedir. Şamanik bilinç durumuna nasıl ulaşılabileceğini öğrenilmesinden ve o durumda görme ve yolculuk yapmadan, kişinin kendi koruyucu ruhundan eminlik kazanması ve onunla ilgili bilgi edinmesinden ve Şamanik bilinç durumundayken onun yardımını sağlamasından ve bir Şaman olarak başkalarına başarıyla yardımcı olmayı öğretmekten oluşur. Daha ileri düzeydeki Şamanizmin belirleyici bir aşaması kendi yardımcı ruhlarından kişisel eminlik kazanmak ve bunlarla ilgili bilgi elde etmektir. Şamanlığa kabul hiç bitmeyen bir çabalama ve neşe sürecidir ve bir Şamanın statüsüyle ilgili belirleyici kararlar yardım etmeye çalıştığı kişiler tarafından verilir. Yeni bir Şaman, temel ilkeleri, yöntemleri ve Şamanizmin kozmolojisini öğrendikten sonra, Şamanik uygulamalar ve yolculuklarla güç ve kişisel güç edinir. Bu bilgi elde edildikçe, Şaman diğerleri için bir rehber haline gelir. Örneğin, toplumdaki bir insan bir rüya ya da bir hayal görebilir ve Şamana bunun anlamını sorabilir. Usta Şaman kendisinin şimdiye kadar öğrendiklerinin ışığında "deneyimlediğin şey şu anlama geliyor..." diyebilmelidir. Şaman gizemleri açığa çıkaran, kişisel deneyimlerini bunlar sanki büyük bir kozmik yap-bozun parçalarıymış gibi sürekli olarak bir araya getirmeye çalışır. Kozmik yap-bozun üst düzeyindeki bilgisine ulaşmak için çoğunlukla yıllarca süren Şamanik deneyimlere gerek vardır ve usta bir Şaman bile bir ölümlünün yaşam süresinde yap-bozu tamamlamayı asla ummaz. Kişinin Şamanik olarak görmesi Şamanik Bilinç Durumunda olur. Buna görselleştirme, hayal etme ya da güçlü gözü kullanma adı verilebilir. Böyle bir görme, değiştirilmiş bir bilinç durumunda yapılmakla birlikte, böyle hayalleri halüsinasyon olarak nitelendirmek ön yargı olur. Şaman hayali deneyimlerken hareket edemez ama etrafında neler olup bittiğinin bilincindedir. Şamanik bilinç durumu medyumların translarının tersine normal bilinç durumuna döndüğünde deneyimin tümüyle anımsanmasına izin verir. Transı hafiftir ve davul çalınması sürdükçe devam eder. Davul ve çıngırağın değişmeyen monoton sesinin başlaması onun beynine Şamanik Bilinç Durumuna dönmesi için sinyal verir ve deneyimli bir Şaman için bu sesleri duymak çoğunlukla hafif bir transa girmek için yeterlidir çünkü kendini bu seslere koşullamıştır. Şamanik Bilinç Durumuna girerken Şaman davulu kendi çalar ancak trans ağırlaşmaya başladığında davul çalma işini yardımcısı üstlenir. Şamanik bilinç durumuna girmeye ayrıca şarkı söyleme ve danslarla da yardımcı olunur. Şamanın böyle durumlarda söylediği özel güç şarkıları vardır. Şarkılar, Şaman Şamanik Bilinç Durumuna yaklaştıkça temposu artan, yinelemeli ve monoton şarkılardır. Şaman diğer türden büyücüler ya da büyücü hekimlerden esrime yada ekstaz dediği değistirilmiş bilinç durumunu kullanmasıyla ayırt edilir. Ekstaz ruhunu göğe yükseltmek ya da cehennemi mekanlara inmek üzere bedeninden ayırdığı dinsel bir trans yöntemidir. Bunun diğer bir tanımı da ruhsal yolculuktur. Şamanın transı kendi başına yaptığı bir şuur deneyimidir. Buna Samanik Bilinç Durumu denir. Bu bilinç durumu tedavi için uygun hayvanı, bitkiyi ve diğer güçleri bulabilmek için nereye yolculuk yapacağını bilebilmesi ve alt dünyaya nasıl ulaşım sağlaması gerektiğinin bilgisini içerir. Şamanik Bilinç Durumunda Şaman gördüklerinde tipik olarak tarif edilemeyen bir sevinci, önünde açılan güzel ve gizemli dünyalara duyduğu hayranlığı deneyimler. Deneyimleri rüyalar gibidir ama bunlar onun gerçek olduğunu hissettiği ve içinde hareketlerini denetleyebildiği ve maceralarını yönlendirebildiği uyanık rüyalardır. Şaman açık bir biçimde görebilmek için karanlıkta ya da en azından gözleri örtülü olarak çalışan hünerli bir görücüdür. Bu nedenle Şamanlar uygulamalarını geceleri yaparlar ama Şamanik görme için karanlık tek başına yeterli değildir. Görücü aynı zamanda çoğunlukla davul çalma, çıngırak çalma, şarkı söyleme ve dans etmenin yardımıyla Şamanik Bilinç Durumuna girer. Şamanın okuduğu hayır dualara "alkış" denir, Şamandan alkış alan bir kimse dileklerinin yerine geleceğine inanır. Rüyalar Şamanik görüş açısından iki çeşittir. Olağan rüyalar ve olağandışı ya da büyük rüyalar. Şamanlar normalde yalnızca büyük rüyalarla ilgilenirler. Büyük rüya farklı gecelerde aynı biçimde görülen rüyadır ya da bir kez görülen ama uyanıkmış gibi canlı güçlü bir rüyadır. Şamanlara göre büyük rüyalar çoğunlukla koruyucu ruhlarının onlarla iletişimi ve ikazıdır. Büyük rüyaları olduğu gibi bir mesaj olarak alırlar ve uygulamaya sokarlar. Örneğin; Şaman eğer bir otomobil kazasında yaralandığını görürse bunu sembolik olarak bir arkadaşıyla beraber canlandırır böylelikle olayı yaşamış olur ve kimseye zarar gelmez. Bu bizim bilgimizdeki yakın çevremizdeki bir olayı gözlem yoluyla yasamamıza ve olayın bilgisini almamıza benzetilebilir. Şamanlar uzaktaki bir yakınlarını iyileştirme işleminde bir nevi imajinasyon kullanırlar. Sessiz karanlık bir odada gözlerini kapatır, çıngırağını kullanır ve güç şarkısını söyler. Yüzünü hasta kişinin bulunduğu kentin yönüne döner ve yatağında yatmakta olan hastayı gözünde canlandırır o kişinin güç hayvanını geri getirmek için alt dünyaya yolculuk yapar ve hastanın yanına yollar. Bu bir nevi imajinasyon ve bizim tabirimizle uzaktaki birine enerji yollama gibi kabul edilebilir. Tek fark bizler güç hayvanı kullanmadan imajinasyon yeteneğinimizi, gücümüzü kullanır ve enerji yollarız. Başka bir görüşe göre kenevir yardımı ile transa geçen Şaman rahip yani Kam kadınlık ve erkekliği kendinde birliğe getirip evrensel armoniye katıldığına inanırdı. Şaman güçlü bir ritim taşıyan müzik eşliğinde dans ederek esrimeye ulaşır ve sağaltımda bulunurdu. Şaman rahipleri erkeklerde olduğu gibi kadınlardan da olurdu ve bunlara Kam-hatun denirdi. Şaman gereksinmeye göre doğa parçalarını özellikle de hayvanları taklit ederek transa girer ve onların gücüyle birleştiğine inanırdı. Hayvanlardan en çok at ve kuşlar için transa girilirdi. Eğer kuşla bağlantıya girilecekse Kam başına kuş tüyleri takar ve uçma taklidi yapardı. Eğer at ile bağ kurulacaksa atın yürüyüşünü taklit ederek dans ederdi. Şamanların "ateş dansı" yaparak ateş karşısında transa geçmeleri gelenekleşerek Türklerde "ocak kültü" nü oluşturmuştur. Birçok inanç töre ve davranışın kaynagı "ocak kültü"ne dayanmaktadır. Gökte güneş, yerde ateş, evde ocak Şaman yaşamı için kutsal olmuştur. Bir Kam'ın Şaman düzeyine çıkabilmesi için önce doğa parçalarıyla bağ kurup transa geçmeyi başarması, sonra da bunu hayvanlarla başarması gerekirdi. Daha sonra "ateş" transına hak kazanırdı.Ancak en sonunda insanla bağ kurup kendinde kadınlık ve erkekliği transandantal-aşkın- birliğe ulaşmakla Şaman olabilirdi. Sha=kadınlık, Man=Erkeklik Şaman da kadınlıkla erkekliğin aşkın birlikteliği olarak yorumlanırdı. ŞAMANIN GİYSİSİ Şamanın çesitli bölgelere ve zamanlara göre değişen bir kıyafeti vardır. Mesela; genellikle bir cübbe veya hırka, başa takılan bir serpuş veya maskeye benzer bir şey, eldiven ve yüksek konçlu ayakkabı, bazı aksesuarlarla beraber Şamanların kıyafetini oluşturur. Şamanların kullandığı, çeşitli hayvan derilerinden yapılmış, üzerine gök ve yer altı ruhları ile ilgili semboller yapılmış bir de Şaman davulu vardır KURBAN TÖRENI Şamanizmde törenler genel olarak ikiye ayrılmaktadır. Belirli günlerde yapılanlar veya önceden belirlenmemiş törenler. Bu törenlerde, çeşitli halkların inanç, gelenek ve göreneklerine göre farklılıklar olmakla birlikte mutlaka kurban adeti vardır. At ve koyun dışında kan akıtılarak sunulan kanlı kurban bilinmemektedir. Kutsal sayılan bir yere, bir değere bir şey sunmak, eşya adamak, Şamanın davuluna, kutsal ağaçlara bez bağlama, çeşitli maddelerden yapılan tanrı tasvirlerine yemek sunma, ateşe içki dökme ya da atma kansız kurbandır. Kansız kurbanların bir başka biçimi de ruhlara adanıp kırlara salıverilen hayvanlardır. ŞAMANİZMDEN HAYATIMIZDA KALINTILAR Türklerin inanışlarında bugün bile Şaman geleneğinin izlerini görmek olası. Matem töreninde ölünün bindiği atın kuyruğunu keserek kurban etmek, ağacı kutlu saymak, uzun ömürlü olması, daha önce ölen çocuklar gibi ölmemesi için çocuklara Yaşar, Durmuş, Duran, Satılmış, Satı gibi isimlerin konması, türbelere adak adanması, dilek ağaçlarına çaput bağlanması gibi adetler ve nazar değmemesi için tahtaya ya da bir zemine vurmak bu kapsamda değerlendirilir ŞAMAN'IN HASTA TEDAVİSİ Şaman dizleri üzerinde kendi güç şarkısını söylemeye başlar ve emme işleminde kendisine yardımcı olacak ruhları çağırır. Aynı zamanda içinde kum ya da su olan hastadan çıkarttıklarını tükürmek için hazırladığı sepet ya da kabı kendisine doğru çeker. Çıngırağını hastanın üzerinde sallayarak güçlüce sarkı söyler ve kendisine emme işleminde yardım edecek ruhları çağırmak için konsantre olur. Diğer grup üyeleri de bir çember oluşturarak onun çabasına güç şarkısını söyleyerek katkıda bulunurlar. Şaman hastanın içindeki zararlı, istilacı güçlerin yerini bulmalıdır. Bunun için bir kehanet tekniği kullanır. Gözleri kapalı olarak elini hastanın bedeni ve kafası üzerinde ileri geri gezdirir, hastanın bedeninin belirli bir yerinden gelen özel bir ısı, enerji, titreşim hissi olup olmadığını yavasça keşfeder. Bir başka teknikse herhangi bir titreşimi hissetmek için hastanın üstünden bir tüy geçirmektir. Şaman belirli yeri hissettiğinde ya sessizce ya da şarkıyla çıngırağını hastanın üzerinde aynı tempoda çalarken iki yardımcı ruhu çağırır. Gözleri kapalı olarak yardımcıların yaklaştığını gördüğünde Şaman onlardan ağzının içine girmelerini ister. Onlar burada Şamanın hastadan emeceği güç istilasını hapsedecek ve içlerine alacaklardır. Ve Şaman hastanın bedeninde zararlı istilayı hissettiği yeri bütün gücüyle emer. Bu elbisenin üzerinden yapılabilir ama elbisenin o bölümünü açmak ve deriyi fiziksel olarak emmek çoğunlukla daha etkilidir. Şaman bu işlemde gördüğü kötü yaratığın ağzından ve boğazından geçerek midesine gitmemesi için çok dikkatli olmalıdır. Eğer kazayla onu yutarsa onu çıkartmak için başka bir emen Şamanın yardımı istenir. Bu Şamanların partnerlerinin olmasını istemesinin başka bir nedenidir. Şaman gerekli olduğu kadar tekrar tekrar emer ve kuru kusar. Bunu bazen istemsiz şiddetli bir öğürmeyle yaparlar. Şaman her kuru kusuştan sonra işlemi yineleyecek kadar güçlü olana kadar konsantrasyonunu güç şarkısını söyleyerek ve yardımcı ruhlarını canlandırmak üzerine odaklanarak yeniler. Bu devreleri elini hastanın üzerinde ileri geri hareket ettirdiğinde ısı, enerji ya da titreşim yayıldığını hissetmeyene kadar sürdürür. Diğer bir yöntem ise tütün tuzaklarıdır. İstilacı ruhların tütünden zevk aldıklarına ve ona çekildiklerine inanılır. Bu yöntemde tütün paketleri ya da içinde tütün olan minyatür bez keseleri kullanılır. Yerde ya da bir zeminde yatmakta olan hastanın etrafında tütün paketlerinden çember yapılır sonra saman zararlı güç istilasını hastadan çıkartmaya çalışır, zararlı güçler hasta bedenden çıkıp tütünlere geçer ve bu çalışma bittiğinde tütün paketleri bir top halinde yuvarlanır ve derhal uzak bir yere götürülür. Orada top açılır ve tütünler ağaç dallarına asılır. Böylelikle ruhlar zarar verebilecekleri insanlardan uzak bir yere dağıtılmış olur. Başka bir yöntemse Şamanın hastanın hastalığıyla özdeşleşmesidir fakat tehlikelidir çünkü bu yöntemde Şaman hastaya zarar veren güçleri kendi üzerine almaktadır. Şaman önce hastayla hastalığı ile ilgili konuşur acısını, hissettiklerini kendi içinde hissetmeye başlar. Sonra hasta gibi olmanın nasıl birşey olduğunu, hastanın yaşama bakışının nasıl olduğunu ve hastanın sorunlarının, umutlarının neler olduğunu öğrenmeye çalışır. Şaman kendisini duygusal olarak hastayla özdeşleşebileceğinden emin olduktan sonra sağaltım çalışmasına başlamaya hazırdır. Bu noktada hasta ve Şaman insanların yerleşmemiş olduğu bir araziye gider. Şaman çıngırağı ve güç şarkısıyla koruyucu ruhunu ona yardımcı olması için uyandırır. Hasta bu aşamada onun arkasında sessiz durur. Şaman kendini güçlü hissettiğinde o ve hasta yavasça elbiselerini çıkartarak değiştirirler. Saman hastanın elbiselerinin her bir parçasını giydikçe hastanın ağrılarını ve dertlerini üzerine almak ve hastanın kişiliğini almak üzerine konsantre olur. Şaman son giysi parçasını giydiğinde artık hasta olduğunu hissetmeye başlamalıdır. Şaman ve hasta çıngırak eşliğinde dans eder. Hastanın tamamen iyileştiğini hissedene kadar elini hastanın üstünde tutar. Eğer çalışma doğru yapılmışsa Şaman hastalık ya da acı dalgalarının üzerinden geçtiğini hisseder yani bir nevi katalizörlük yapmış olur. O anda Şaman 100 metre kadar koşar, durur ve kollarını öne doğru uzatır tüm kuvvetini hastaya acı veren ve şimdi kendi üzerinde olan istilacı gücü atmaya odaklar ve bu zararlı gücü gökyüzüne uzağa fırlatır. Şaman bu işlemin bitişini hastanın derdinin ve kişiliğinin kendi bedeninden alınması hissiyle bilir. Şamanizm günümüzde Türkler ve diğer Orta Asya halklarının hayatını değişik oranlarda etkilemeye devam etmekle birlikte halen Orta Asya'da başlı başına bir din olarak devam etmektedir. Tatarların bir kısmı özellikle Hakasya Türklerinin hemen hemen tamamı Şamanisttir. Günümüzde Rusya, Moğolistan, Tacikistan, Kazakistan gibi ülkelerde Şamanist topluluklara rastlanmaktadır. Sayıları gittikçe azalmakla birlikte günümüzde yaklaşık 650.000 kadar Şaman olduğu tahmin edilmektedir.[/span] |
||
|
||
narcotic eline sağlık ,türklüğü savunuyorum ulan manyak milliyetciğim,ya allah bismillah allahu ekber diyip dolaylı yoldan atalarına küfür eden ve müslümanlığın aslında türklere araplardan geçtiği olgusunun idrakına varamamış kişilere ata dinimiz olan şamanizmi biraz olsun anlatmışsın ..ben şahsen deistim,akabinde her konuda selmanistim ama gıcık oluyorum türkçüyüm diyip arap dinini onure edenlere ..herneyse herkezin tuttuğu kendine kalınız salıcakla
|
||
|
||
| ilk yazıyı okumadık ama bir şeyler yazalım nazarınızdan geçsin BAŞLIK : Türkün Fıtri Dini İslamdır TÜRK Mili Örfünün kendisine has sahiplenmiş düşüncelerini Fıtri dini İslamda teyid edilmiş ve sağlamlaştırılmış bir şekilde bulunduğunu görmüş ve akın akın istikbal etmiştir o yüzden Türk Hakiki İslama Bağlı Kaldıkça Daima Yükselmiş Terakki etmiştir Asırlarca TÜRK dendiği Vakit İSLAM dini manası tahsil edilmiştir Bin seneden beri TÜRKÜN Kültüründe en büyük unsur olarak Din gelir bunu ispata hemen hüccet Şahit deliller istenirse Nüfus Kağıtlarımızı açtığımız vakit İslam kaydı kafidir belki aleyhinde bulunanlar dahi O kaydı sildirememişlerdir hata ve hata nüfusunda İslam kaydı Taşıdığı halde aleyhinde bulunan kim olursa olsun Kudretin Gel emrini alandıktan sonra her şeyini bırakarak masası kasası rütbesi ilmi cehli elinden alınarak manasının vesikası olan İnsanlık elbisesini bir sanduka içine gizlenmiş olduğu halde musalla taşına konulduğunu ve ceneza namazı denilen dini bir ibadet yapıldığını seyrederiz Evet TÜRKÜN Fıtri Dini İslamdır Kabiliyetinin Hak ve Hakikatten Zevk Alma Hususiyeti BOZUK olan ve Karanlığı seven bazı kimseler (Türklere İslamiyet Zorla kabul ettirmişlerdir) derler Hayır! Bu necib Kavme hiç kimse islamiyeti zorla kabul etirmemiştir Türkler ne Buda mezhebinin uyuşturucu ayinlerine ne ateşperestlerin acaib telkin ve ananelerine ne de Şamanilerin ilkel sihirlerine hile ile yapılan kötü işlerine gönül vermiyorlardı Türkler Yaratılışları itibariyle ruhlarına azamet nefislerine zeka ve akıllılıkla beraber heybet nezaket ve hiddetle olan cesaret ve yiğitlik Muhitlerinin yüksek ilhamlarına şiddet verecek bir din arıyordu işte Hıra Dağından tek başına açılan(la İlahe İllallah) davası o İslamiyet vicdanlarının asırlarca hasretle özlediği bir maşuka gibi karşılarına çıktı onlarda aşk ile istikbal ettiler Evvela Aşık oldukları nokta İslamiyette Hakim ve Mahkum unsurları olmayacağına anlamaları idi Ve derhal Tarihin efendisinin ruhuna İslamiyet gayet sevimli cana yakın hemde uygun geldi Türk Dini Ahmedi de Mutlak adaletle sınırlandırılmış Hürriyeti görmüş meftun olmuştu Asli vicadının gizli sırlarının bilinmesinin ve terakkisinin esaslarını bulmuş aşık olmuştu Milli Örfünün teyid edilmiş doğrulanmış bilgilerini düşüncelerini görmüş zevk ve heyecanla (La İlahe İllallah Muhammeden Resullellah) deyip hak meydanına girmişti Türk Fıtratan Askerdi.. Girdiği din İslamiyet de Cihadı emrediyordu Türk Taban sözünde sağlam iylik sever kahramandı kimsesizlere karşı lutufkar Mahluku Hüdaya Karşıda şefkatle karbi çarpıyordu İslamiyette Zekatı Dinin Esasında sayıyordu Kuranı Mübinde otuz iki yerde Namaz emri Bir yerde Hac emri bir yerde Oruç emri olduğu halde Yetmiş iki yerde İnfak emri Vardı Düşmüşü kaldırın deniyordu Hulasa Türk Yaratılış dinini İslamiyette bulmuş İslamiyette onun ruhi ihtiyaçlarını tatmin etmiş ve onu birdenbire yükseltmiş tarihin en haşmetli sayfalarında ona mümtaz bir mevkii kazandırmıştı Evet Tarihin en eski efendisi olan necib Türkün yaratılış dini Dini celili İslamdır Türk Hakiki İslamiyete Bağlı kaldıkça daima yükselmiş olduğuna Tarihten büyük Şahid Huccet Burhan aramaya lüzum mu vardır ? evet Bu necib millet Fıtratan Hak ve Hakikate Aşık olarak doğmuştur Allahın Yed-i Sübhanisi onun üzerine hususi işlemiştir.. Esasen isminden bellidir Zira İsmini Fıtrat vermiştir Onun manası Bütün çirkinlikleri insanlığın aklın kalbin vicdanın Allahın sevmediği neler varsa hepsini TERK etmiş TERK ten gelmiş TÜRK denmiştir ve onun yaratılışına bu din pek uygun gemiştir Asırlarca TÜRK dendiği vakit İSLAM DİNİ manası tahsil edilmiştir.. İnsanlığı Karanlıktan nura çıkaran büyük peygamberin şu fermanını Tarihin en eski efendisi olan necib TÜRK milleti kadar ruhan benimsemiş hiç bir millet yoktur manası : Ya Ömer ! Ben senden daha ziyade kıskancım Allah da bizden daha ziyade kıskanctır Esasen dini celili İslam Türkün Fıtratına Necabeti Asliyesine Ruhundaki Safasına çok uygun geldiğinden tebliğ edilir edilmez Hakikat anlatılır anlatılmaz hemen kabul etmişlerdir Resüli Ekrem eshabına . Türk Kavmini kendi hali üzerine bırakın onlar hak ve Hakikate meftundurlar onun peşinden koşarlar bu aziz dini seve seve şuurlu bir vaziyette kabul ederler diye emretmişler Nitekim Mücizei Nebi olarak emrettikleri gibi olmuştur. (Ve yine nitekim) TÜRKLER yaratılışlarına uyugun olan bu dini kabul ettiklerinden itibaren bu dine yapmış oldukları hizmetleri İslam dinine salik olan hiç bir kavim yapmamıştır desek hata etmiş olmayız Tarih apaşikar bunu beyan eder Acaba Neden Bu kavim akın akın dini celili islamı başını üstünde taşıyıp başının taçı yapıyorlardı buna verilecek cevap şudur Tarih gösteriyor ki bu kavim kadar istikbaline düşkün Hürriyetine tutkun gönül vermiş hayran olmuş hiç bir kavim gelmemiş islam dini de TÜRKE bunu hiç bir medeniyetin veremiyeceği kadar bol bol vermiş İnsalığın hakiki kurtarıcısı Resulü ekrem şöyle ilan etmişti Bir Kavmin teallisi tekamülü için istikbalini muhafaza etmesi için akıl ve ilim hürriyeti şarttır işte dini celili İslam Terakkiye mani olmak değil Terakkiye mani olan bütün kayıdları bağları kırıyordu bütün dinler Aklı rehber edinmeyeniz kabul etmeyiniz diye ilan ederken Resuli Zişan Allahın razı olmuş Olduğu din Akıldan İbarettir Aklı Olmayanın dinide yoktur diye buyurdular sonraaa TÜRK Kuranı Kerimde ALLAHIN Hikaye ettiği bahsettiği yani ya İbrahim Alehisselamın kıssasına bakmış o bakış o görüş ona yetmiş vicdanındaki zevk ile ((La İlahe İllallah Muhammeden Resullallah))demiş evet o kısasta Hazreti ibrahim Bu yıldızlar bu aylar bu güneşler Allah olmaz ! evet bu mahkum cisimler bu son bulan cesedler Allah olamaz! Allah bunları halk ve tedbir tanzim ü tanzif ve tedvir eden beni de bütün mevcudatı da var eyleyendir diyor (Dikkat ! Şaşırma ! Hazreti İbrahimde daha mini min iken tecelli eden bu fikir mertebelerini İnsanlık binlerce asırda ancak kat-ı ikmal edebilmiştir) işte O güneş ay yıldızlara ilk önce şöyle bir bakıyor sonra son buldu diyor battı diyor hiç kaptırır mıyım ben kendimi ona O Güneş batmış kendimi kaptırır mıyım ben bundan maksat nedir ? Zevahirde ne kadar büyük azametler varsa hakiki insanı çarpmaz onu gösteriyor TÜRK te bunu islamda görüyor akın akın Aşk ile İstikbal ediyor O güneşten Maksat iç manasında Gök yüzündeki güneş değildir sen insani haklarını kendinden açiz bir insanın görünüş bir azemetine karşı el pence divan durupta boyun kestin mi işte senin put o dur zevahirin insanı çarpmaması için İbrahim olması şarttır der onun için Halil tahlil etmiş işi Ondan Halil demiş Benim vücud eczanemde benim ruhumdan başka bir şey yok diyor Çarpılmam ben diyor Kudret Hepimizi O safayı versin Hulasa TÜRKün karşısına Hıra Dağından tek başına açılan(la İlahe İllallah) davası o İslamiyet vicdanlarının asırlarca hasretle özlediği bir maşuka gibi karşılarına çıktı onlarda aşk ile istikbal ettiler |
||
|
||
| evet öyledir.... <_< | ||
|
||
| ŞAMANİZMİN ÇEVRESEL VE OLGUSAL YÖNLERİ* A. HULTKRANTZ Çev.: Ali Osman ABDURREZZAK ÖZET Bu yazı, 28. sayıdan itibaren Türkçeye çevirerek yayımlamaya başladığımız, Sibirya’da Şamanizmi değişik yazarlara ait makalelerle anlatan, Vilmos DIÓSZEGI ve M. HOPPAL’ın editörlüğünü yaptığı SHAMANISM IN SIBERIA (Akademiai Kiado, Budapest, 1978) adlı kitabın ikinci makalesidir. Bu makalede, Şamanizmin olgusal kavramları ve Şamanizm tartışmalarının Şamanizin bütün unsurları üzerindeki etnolojik durumu ele alınmaktadır. Bununla birlikte, özellikle Şamanimin alanı alanı ilan edilen Kuzey Avrasya Şamanıizmi, ana kurallar ve Şamanizm üzerindeki otoriteler tarafından son zamanlarda meydana getirilen bazı temel konular da yer almaktadır. ABSTRACT This writting is the second article in the book titled SHAMANISM IN SIBERIA (Akademia Kiado, Budapest, 1978), which was edited by Vilmos DIÓSZEGI and M. HOPPAL. We began to translate and publish the book begining from the 28th issue of our jurnal. Shamanism in Siberiaincludes articles of different autors explaining Shamanism in Siberia. In this article, the author explains the etnolojical aspect an phenomenological aspect and the argument about Shmanizm. In addition, this article is about Northern Eurosiatic Shabanism, the main field of Shamanism, the main rules and the same main subjects have been produced nowadays by the autorities on Shamanism. Anahtar Kelimeler: Şamanizm, Kuzey Avrasya, Şaman ritüelleri Key Words: Shamanism, Northern Eurasia, Shamanistic rituals İlkel kültürlerdeki pek çok dinî açıklamanın tanımlarının ve terminolojisinin araştırmacılar arasında büyük anlaşmazlığın konusu olduğu çok iyi bilinir. Teknoloji, yakınlık ilişkileri ve politik kuruluşlar başarılı bir biçimde analiz edilmiş ve teorik olarak görevsel birimler seviyesine indirgenmiş; az sayıda araştırmacı, bu özel sistemleri kabul etmişti. Fakat totemcilik, ruhsal varlıkçılık, fetişizm ve Şamanizmin işlevsel olarak mı yoksa kavram olarak mı mevcut olduğu bugün hayli tartışılmaktadır. Bu, en az, Şamanizm konusunda şaşırtıcı görülebilir. Şamanizm oldukça iyi yapılanmış ve sınırlanmış dinsel bir bileşim değil midir? Bazı çağdaş bulgular buna açıklık getiriyor: Geertz gibi bir antropolog, Şamanizmin bazı kategorilerine bakarak ‘onların bilgi birikimlerinin oluşturduğu dinsel inancın etnoğrafik anlamını değerlendirir’[1] Geertz’in meslektaşı Robert Spencer, bu konuda daha katıdır. O, ‘Şamanizm bir kavramsal olgu mu, yoksa anlamsal bir tuzak mıdır?’ sorusunu sorar. Tylor, Frozer ve Marette gibi araştırmacıların düşüncelerinin miras olan inançların gelişim tipolojilerini, son yıllarda dinlerle ilgili yapılan araştırmalar değiştirmeye başlamıştır. Bu değişmeler, Şamanizme ait kavramların kesinlikle ataların ruhuna tapınma olarak algılanması ile totemizm gibi, uzun bir zamandır yapılan araştırmaları, antropolojik düşünceleri yeniden oluşturacaktır. Diğer toplumsal bildirgelerin çok nitelikli tanımlamaları vardır. Bu tanımlamalar daha çok inançları düzensiz ve karmaşık bir yumak olarak göstermeye isteklidir. Yine de, tarihsel, yapısal, işlevsel terimler veya olgusal psikolojik ve felsefî bağlam, olumlu gelişmeleri çağrıştırmaktadır. Buna rağmen anlamsal olarak en azından özellikle anlamsal bir karışım görüntüsü verdiği söylenebilir.[2] İlkel inançlar üzerine yapılan araştırmalarda oluşan çekirdek kavrama karşı duyulan tepki, kısmen de olsa şimdiye kadar ortaya çıkan belirsizliğin sebebidir. Gerçekten, bazı Anglo Amerikan ekolüne bağlı etnologlar, Şamanizm kelimesinin diğer dillerde kelimenin kullanımıyla ilgili uygun olmayan bir anlamını ortaya koydular. Etnologlar, şaman olarak büyücü-hekimi düşünmeye yöneldiler. Onlar, şaman kelimesinin kapsamında; doktorluk, gelecekten haber verme, coşkulu büyü ve sihir yanında ruhlar dünyası ile insanlar arasında aracılık görevini içine alan; Tunguzca’dan veya muhtemelen Sanksritçe’den geçen orijinal bir kelime olduğunu diğer araştırmacılardan özgün olarak ortaya koymuşlardır. Diğer yandan, inanç tarihçileri inanç ve ruhlar dünyasıyla ilgili her coşku hâlinin şamanla ilgili olduğunu düşünmektedirler. Şamanın sosyal işlevlerinin önemini de böylece ortaya koymaktadırlar. Dahası, bazı sosyologlar açıkça şamanları ayrı, profesyonel bir inanç kategorisi olarak belirtmez. Örneğin, Watch, hâlen Eskimolar arasında şaman veya angokog olarak adlandırılan kişileri ‘Eskimolar’ın inanç ölçüleri, peygamberleri veya büyücüleri’ olarak kabul eder.[3] Şamanın ne olduğu ve Şamanizm terimi altında olgunun ne içerdiğini açıklamaya ihtiyaç vardır. Tüm bunlar göz önüne alındığında, Şamanizm üzerine araştırmaların eleştirisi deneysel gerçeklerin yorumuna ve gelişmeci mantığa bağlı olmadığı için tutarlı değildir. Şamanizm kavramının içine giren tüm unsurlar, terimlerin araştırılması veya tanımlanması yoluyla ele alınabilir. Son zamanlardaki araştırmalar uluslar arası ilkeler düzeyinde yapılmıştır. Bununla birlikte bu çalışmalarda eleştirel bakış göz ardı edilmiştir.[4] Bu ‘şamanistik problemin’ tekrar ele alınması, şimdiki olumsuz eleştirme açısından haklı gösterilebilir. Benim çalışmam, Şamanizmin olgusal kavramları ve Şamanizm tartışmalarının Şamanizmin bütün unsurlarının etnolojik durumu çerçevesinde olacaktır. Bu iki problem kuvvetli bir biçimde birbirine bağlıdır.[5] Araştırmanın evreni benim onları gerçekten lâyık oldukları gibi derinlemesine işlememe izin vermiyor. Dahası bu tartışma, ana kurallar üzerinde ve Şamanizmle ilgili otoritelerin son zamanlarda oluşturdukları bazı temel konular üzerinde odaklanacaktır. Bu makalede, kendi görüşlerimi ifade ettiğim gibi, diğer otoritelerin görüşlerine de yer vereceğim. Dikkatimizi yoğunlaştıracağımız ilk alan Kuzey Avrasya Şamanizmidir. Bu alan Şamanizmin ana alanı olarak kabul edilmektedir. Fakat, aynı zamanda özellikle Kuzey Amerika Şamanizmi ile diğer unsurları da göz önünde bulunduracağız. 2 İlk olarak araştırmamızın olgusal alanına dönebiliriz. Şamanizm olarak nitelendirilen törenler ve düşünceler kümesi ardındaki bu gerekli bütünlük nedir? Şamanizmi ilk araştıranlar için bu cevap kolaydı. Şamanizm, Kuzey Asya dini veya herhangi bir ilkel inanç olarak tanımlanıyordu.[6] Bağlantılar arasındaki ilişkinin başarılı bir organizasyonla birleştirilmesi, Şamanizm kavramının içine giren tüm unsurların, hikâyelerin ve tören uygulamalarının doğru gözlemiyle bu kanaate varıldı. Şamanizm üzerine araştırma yapan son araştırmacılardan Findeisen, dinî aktiviteler ve inançların oluşturduğu karmaşık yapıya bakarak Şamanizmi bir inanç olarak adlandırmayı tercih etti.[7] Onun görüşüne göre Şamanizm, diğer dinlerle beraber yaşayabilen bir dindi. Findisen, ataya adanan Yukaghir kurbanlarının şaman tarafından değil, köyün en yaşlıları tarafından verildiğini söyler: Yukaghir’in (adak kurbanı) iki farklı inancın etkisinde yapıldığından şüphe etmiyorum. Bu inançlardan biri şamanistik bir inanç, diğeri ise Şamanizm dışı bir inançtı. Niçin insanlık yalnızca bir dine sahip olmalıdır?[8] Burada Findeisen, inanç ve inançları birbirine karıştırarak yapılandırma hatasına düşer. Bizim, Şamanizm ile ilgili olarak yaptığımız tanımlama, bir azınlık inancının yarı bağımsız dilleri, buna bağlı inanışların bütünü, törenleri, sözlü gelenekleriyle bir diğerinin birbiriyle uyumuna dayanmaktadır. Ancak, sıklıkla aynı inançların diğer dillerdeki rol dağılımı gelenekleri, törenleri ve inanışları birbirine uymamaktadır. İnançların yapılandırılmasındaki çekirdek unsur, öz, sosyal antropologlar tarafından ‘inanç sistemi’ ve benzeri şekilde adlandırılmıştır.[9] İnançların tanımlanmasında kavramlar arası ilişki, bağlantılar, bu bağlantı zincirlerinin birbiriyle motivasyonu bu tanımlamaya esas teşkil eder Şamanizm, bir inanç değil, kendi doğruları olan bir yapılanma biçimidir ki bu karmaşık yapıyı birlikte izleyerek göreceğiz. Bu, Kuzey Avrasya inançları gibi açık, baskın ve tipik bir inançtır.[10] Benedict’in kültürel yakınlıklar ve benzeyişlerle ilgili kurduğu kategorilendirmeyi kullanarak baskın bir değer ( inanç) hakkında konuşabiliriz. Sibirya sahasında birbirinden farklı inanç ve ritüellerin oluşturduğu ilişki sonucu ortaya çıkan görünüşün tümü Şamanizmdir.[11] Bunu uygun sözcüklerle de ifade edersek Şamanizmi herhangi bir bölgenin dini olarak ilân etmek yanlış olabilir. Dahası Şamanizm, ortaya çıkan unsurları ve onun genel motivasyonundaki referanslarla açıklanmalıdır. Diğer bir deyişle, Şamanizmi ifade eden merkezî bir düşünce ve semboller serisine sahibiz. Bu sembollerin bazıları o kadar yaratıcıdır ki onlar tüm şamanistik bağlantılarda tekerrür eder. Halbuki, diğerleri daha az gerekli veya ayrı tarihsel gelişmelerle şekillenmişlerdir. Şamanizmin bu merkez düşüncesi, profesyonel ve ruhların coşkun deneyimleri sorunu, doğaüstü dünya ile ilişkiye geçilmesi üzerine kurulmuştur. Bu yüzden Şamanizmin dört önemli ögesi vardır: İdeolojik hipotez, doğaüstü dünya ve onunla bağlantılar; bir insan grubu adına oyuncu-aktör olan şaman; yardımcı ruhları yardımıyla şamana ilham veren şamanın mükemmel estetik tecrübeleri. Şamanizmin birçok açıklaması, bu unsurların bir veya ikisini önemsemiyor. Niaradze, ruhlar dünyasıyla insanoğlunun ansızın bağlantılarından Şamanizmin ayırt edici niteliğini bulur.[12] Shirokogoroff ise, gerçeğin değişmeyen bilgisi için ruhları kullanmada şamanın kapasitesini esas alır.[13] Dixon, doğaüstüyle ve insanlarla bütün bağlantılarını kapamayı ölçü kabul eder.[14] Bouteiller, hizmet ettiği sosyal gruplar ve doğaüstü dünya ile şaman arsındaki ilişkileri Şamanizm sayar.[15] Eliade (sonra onu Shröder takip eder), şamanın coşum tekniğini esas alır.[16] Bu açıklamaların her birinin karmaşık yorumlara yol açabileceğini görmek kolaydır. Bunlardan ikisini seçersek. Birincisi Dixon’ a göre şaman diğer insanlardan daha dindar ve basit bir kimsedir.[17] Eliade’a göre ise coşumsu deneyleri ile doğaüstü bilgilere aracı olan aziz veya bir Finli’ye göre ise şaman iyi bir meczuptur. Şamanlar, inanç etnolojisi ve inanç tarihindeki coşumsu deneyimlerin belge çeşitlerine ulaşmakta zorluk çekmezler. Bu yüzden her coşumsu kişilik bir şaman olarak düşünülemez.. Özel bir trans esnasındayken şamanın vücudu ve ruhu ya gök yüzüne yükselir veya yer altına girer.[18] Şamanistik coşumun bu özelliklerine dönelim.[19] Ancak önce Eliade’in şamanın sosyal rolünün önemi, ana noktaları ve Şamanizmin yüzeysel tanımıyla ilgili görüşlerinin üzerinde durmalıyız. 3 Şaman doğaüstü dünya ile bağlantılar kurar. Şamanizmin doğaüstü dünyası hakkında çok şey yazılmıştır. Yazılanları yakından incelediğimiz zaman çoğu manasızdır. Wilhelm Schmidt’den bir bütün olarak Şamanizmin ilk tanımını öğreniyoruz. Ona göre yer altı dünyasının ruhları ve ataların ruhlarıyla “Ay Mitolojisi” etrafında animistik ve tarımsal yapının karakteristik bir ideolojisidir. Buna kara Şamanizm diyoruz. Eliade da ‘Beyaz Şamanlar’ın Şamanizmin bütün unsurlarının özü ve gerçeği olduğunu ruhların coşku hâlindeki gezileri kavramıyla birlikte bulur.[20] Şamanizmin özgün yapısının tartışılması, duruma göre değişen, aslında birbiriyle ilgili siyah ve beyaz şaman arasındaki farklılıkların Schmidt tarafından öne sürülmüş biçimdir.[21] Dahası, bu sorun sadece Yakut ve Buryat Şamanizmi için geçerlidir. En önemli şey, ruhlar dünyasının yapısı ve sakinleri değildir. Yerel tarihsel gelişmeler bu görüntünün her yerde anlaşılmasını zor hâle getirir ve yalnızca yaygın olan yol, şamanın yardımcı ruhların ev sahibi olmasıdır. Önemli nokta, onun yapısı, kozmolojisi, şaman ve ruhlar arasındaki olası bağlantıyı nasıl kurduğudur. Dünya üzerinde, ilkel toplumlarda doğaüstü dünyayla direk iletişim (bağlantı) yıllık dünya ayininde sık sık belirtilir. Bu ayindeki en çok bilinen temel unsur; dünyamız, üst dünya ve zaman zaman alt dünyayla arasında iletişim kanallarını simgeleyen temel ağaçtır. Adaklar en yüce oluşumun temsilcisi olarak bazı yönlerde, işaret edilen kutsal direğin önünde hatta ona doğru adanır. Aynı direk veya ağaç figürleri, bir şamanın gökyüzüne temsili yükselişi için bir ağaç görevi görür. Kozmolojik dünya sütunu yapısı ile şaman arasındaki bağlantıları daha fazla vurgulayan Eliade şu önemli noktaya dikkat çeker: Şaman kozmolojik ideolojiyi içine sindirir, onu tecrübe eder ve kendinden geçme hâlindeki yolculuklar için onu bir program olarak kullanır.[22] Eliade’nin bize gösterdiği bu gerçekten bir adım ilerisi, şamanın törenin başında kutsal direğe tırmanışıyla birçok olay ilişkilidir (Örnekler: Tungus, Buryat, Dayak, Pamo, Carib ve Araucan toplumları).[23] Ruhlar, şamanla buluşmak için direği kullanarak aşağı inmezse; şaman, düzenli ve yıllık yapılan törenlerde kendisi ruhlarla buluşmak için evren ağacına tırmanır. Şamanla, diğer kozmolojik semboller ve kutsal direk arasındaki ilişki bu yüzden çok canlı ve gerçekçidir. Ama şamanın doğaüstü dünyayla olan tüm bağlantılarının kutsal direk ile yapıldığı üzerinde ısrarcı olmak henüz erken bir düşünce olabilirdi. Bunu kanıtlamak öyle kolay bir iş değildir. Çoğu yerde Şamanizm dünya ağacının sembolleriyle ya da Sibirya’da dendiği gibi şaman ağacıyla (Shamanenbaum) bağlantılıdır. Birçok şamanist sorunda bu bağlantı yoktur. Dahası “dünya ağacı” veya “dünya direği” sembolü, “dünya ırmağı” sembolüyle şamanistik ideolojide “ölüm ırmağı” yoluna dönüşerek bazı kültürlerde farklı biçimde yerini alır. Buryat inancında, alt dünya, üst dünya ve insanların gerçek dünyası arasında bağlantıyı sağlayan bir akıntı vardır ki buna “her şeyi kuşatan efsanevî ırmak” adını verirler. Üst ya da alt dünyada dolaşırken, şaman bu nehirde gidip gelir.[24] “Dünya nehri” ve “evren ağacı” aynı kozmik düşüncenin değişik biçimleridir. Bu düşünceye göre, alt ve üst dünyanın her ikisi de birbiriyle iletişim hâlindedir. Eliade’ın zannettiği gibi yalnızca gökyüzüne yükselişin sembolü değil, hepsini kapsayan bir varsayımdır. Yine de, “dünya ağacı” ya da “dünya sütunu” kavramının “dünya nehri” kavramından daha yaygın olduğunu söylemek mümkündür.[25] Bu kavram, Şamanizmle birlikte var olan bir yol veya bir karışımdır. Dolayısıyla, diğer dünya ile iletişimde bir model olarak Şamanizm kavramını oluşturduğu için önem kazandı.[26] 4 Şaman, doğaüstüyle insan grupları arasında aracıdır. İlk avcı toplumlarda şaman, güçlerden önce sosyal grupların temsilcisi ve güçlerin hizmetçisidir. Bu bağlantı burada birkaç tanesinin bahsedileceği birçok ilginç problemi gün ışığına çıkarır. Şamanın, grubu içindeki pozisyonunun önemi, sosyo-politik organizasyon türü olarak Şamanizmle bütünleşmiştir. Yukarıda yaptığımız bu tanım, özel bir değerlendirme olarak diğer değerlendirmelerden ayrı tutulmalıdır. (Şamanizmin etnolojik durumuna aşağıda ayrıca değineceğiz.) Güçlerden önce sosyal grubun lideri olarak şaman, dinsel ayinleri yürüten papazlara benzer.[27] Ama şaman yalnızca kendi mezhebinin sorumluluğu altındadır.[28] O, coşumsu bir kendinden geçişle doğaüstü güçlerle ilişkiye girmede öncüdür. Coşumsu bir kendinden geçişte Bai Ülgen’e at kurban eder. Böylece, kurbanın kabul edilip edilmemesi veya eğer kabul edilmemişse daha fazla kurban adanması durumunu tespit eder. Arabulucu olarak şamanın rolü, coşkunluk seviyesinde toplumun ihtiyaçlarına yalnız başına karşılık verip veremediği fikrinde yatar. Kuzey Avrasya’da Şamanizmin genellikle babadan oğla miras kalır. Araştırmacı Danner, babası yoluyla yedi kuşak ilişkiye giren bir Samoyed şamanıyla karşılaştı.[29] Bu özellik, Kuzey Doğu Amerika’daki durumla çelişmektedir. Kuzey Doğu Amerika Şamanizminde her insan doğaüstü deneyimleriyle doğaüstü gözlemlerde bulunabilir. Burada ince bir çizgi olarak, bir şamanla diğer gözlemciler arasında kalite farkı vardır. Lowie, Kuzey Doğu Amerika’da demokratik bir Şamanizmin bulunduğunu düşünür.[30] (Burada Anadolu Aleviliğinde bulunan dedelik ve babalık kurumu ile büyük bir benzerlik bulunmaktadır. Dedegan kolu adını verdiğimiz kolda dedelik babadan oğla geçer. Babagan kolunda ise yetenekli ve bilgili olan bir kimse baba olarak seçilir. Çevirmenin dipnotu)[31] Alman Araştırmacı Meinhard Schuster, Şamanizmin dış ana çizgileri konusunda farklı bir teori öne sürmektedir. Ona göre Chuckee ve Koryaklarda bütün aileler tarafından kabul edilen şaman davulunun şaman ailesinin simgesi olduğunu, Labrode Naskapililerin ruhlar tarafından konulan kendi ruhlarının özgür olabildiği şamanist deneyimlerini, buna örnek gösterir. Profesyonel Şamanizm, genel Şamanizmin esinlenilen özel biçimlerinden doğmuş ikinci bir şekildir.[32] Schuster’in örnekleri dünyanın bazı bölgelerinde[33] (Lappsde) görülmekte ise de bu hiç şüphe yok ki yaygın ve benimsenebilir bir örnek değildir. 20. yy. başlarında yaşayan Jackelson ve Bogaras, Koryak ve Chuckeeler üzerine otorite olmuşlardır. Onların bu konudaki bulguları, Schuster’in iddialarıyla benzerlik göstermektedir. Şaman olmak için transa girmeksizin önceden planlanmış bazı hareketlerin yapılması bir nitelik olarak göze çarpar. Nitekim şamanlık belirli dönemlerde yapılan festivallerdeki alışılmış görevler olarak görülmektedir. Eliade şu sonucu verir:[34] “Dinler tarihinde çok sık görüldüğü gibi Sibirya Şamanizminde de sahte şamanların kendinden geçme denemelerinin yalan üzerine kurulduğu gözlemlenmektedir.”[35] Kuzey Amerika dışında genel Şamanizm kavramı, kapalı çevrelerde gelişmiş, çok farklı biçimleri içinde bulunduran profesyonel bir Şamanizmdir. Öyleyse, temsil ettiği kimseler için profesyonel bir şaman hangi hizmetleri verir? Onların doğaları farklıdır ve doğaüstü olayları önceden söyleyebilme özelliğine sahiptirler. Eğer onların aktivitelerinin ana noktasını tanımlamak istersek yaptıkları şey büyü ve sihirdir. Ama bütün şamanlar böyle değildir. Şamanizmi bütün özellikleriyle bir tanım içine sokmak zordur. Bazı kutup topluluklarında şamanın fonksiyonlarından çok, fizik ötesi güçlerinin tercih edilmesi karakteristik bir boyuttur. Gelecekten haber veren şamanlar, mucize yaratan şamanlar, küçük şamanlar, rüya tabircisi ve sözle sakinleştirici şamanlar olmak üzere 4 kategoriye ayrılmaktadır.[36] Ama insanlar hangi durumlarda hangi özellikteki şamanlara başvuracaklarını bilirler. Bir örnek vermek gerekirse; Tofa (Karagas), bir şey kaybolduğunda (meselâ bir ren geyiği), birisi hasta olduğunda, onun iyi olması, başarılı bir şekilde bulunması ya da geleceği hakkında bilgi vermesi için şamanı ziyaret ederdi.[37] Sibirya ve Kuzey Amerika’daki çoğu topluluk, küçük hastalıklar, toplulukların birbirinden kopması, aile içi gelişmeler karşısında birtakım törenler yaparlar ki, bunların tümünü profesyonel şamanlık alanı içinde kabul etmek gerekir. Şamanın ana konuları şöyle tanımlanabilir: 1. Şaman doktordur. Bu kapasitede ve bu özellikleri ile onun ilk işi, hastalığa doğru teşhis koymasıdır ve teşhis koymada kaynakları yetersiz olduğu sürece gerekirse ruh çağırır. İki ana hastalık teorisi vardır. Ruh kaybında hastanın ruhu (genellikle ruh en azından Sibirya’da) özgürdür, ya yolunu kaybeder ya da şeytanî ruhlar tarafından çalınır. Bu durum sıklıkla ruhun ölümüdür. Hastanın ruhunun zorla ele geçirilmesi durumunda, bir nesne ya da bir ruh hastanın ruhunu işgal eder. Genellikle kayıp ruhun tamamında ya da bir kısmında bilinç kaybı (Koma, yüksek ateş, ruh kaybıdır.) gibi dönemlerde ve bilinçsizlik durumundaki fiziksel rahatsızlıklarla ilgilidir.[38] Şamanın prosedürü tanımlanacak duruma göre değişir. Ruhun kaybı durumunda şaman hapsedilen hastanın ruhunu yakalamak için öbür dünyaya corporeal (bedene ait) formunda seyahat eder. Sibirya da şaman, bir kuş, bir Ren geyiği ya da başka bir geyik elbisesi içinde yolculuk eder. Feindeisen elbiseyi yardımcı bir ruhun sembolü olarak, anne hayvan kabul eder.[39] Bu yorumlar bazı durumlarda ise, elbise, şamanın gizli kapasiteleri ve onun serbest ruhunu simgeler. Harva’nın şaman elbiselerini tehlikeli ruhları korkutan bir alet olarak görüşü, daha az kabul gören bir teoridir.[40] Elbisenin yanında davul ve davul tokmağı Sibirya’da ruhsal gezinin gerçekleşmesine hizmet eden araçlardır. Şaman kendisinin Ren geyiği veya atı diye isimlendirdiği davuluna (Yakut, Mangol ve Buryatlar arasında) veya bot olarak (bazı Tunguslar arasında daha düşük dünyaya) biner veya oturur; davul teknesi ise kırbaç görevi görür.[41] Tarif edilmek istenirse, şamanın ruhî yolculuğu monodrama olarak açıklanabilir. Burada şaman özel elbisesi ve elindeki davuluyla cennet ağacına tırmanır, aynı zamanda burada farklı cennetlerdeki kendi özgür ruhuyla buluşma serüvenini seyirciye izleterek onlarla bağ kurar.[42] Hastaların tedavisi sırasında ona etki eden ruhlarla ilgili olarak şamanların ruhsal yükselişleri ile ilgili raporlarda bazı tanımlar bulunmaktadır. Şamanistik güç değişik ruhların sorunlarında değişik görüntüler verir. Şaman, hastanın tedavisinde ona yardımcı bütün ruhları çağırmak için kutsal tüyler kullanır, düzenli hareketlerle onu yeniden canlandırır. Bazen şeytanî ruh çok güçlü olup hastayı rehin alabilir. Böyle bir durumda içinden çıkarılması gerekmektedir.[43] Feindeisen’in tanımlamalarına göre bazı şamanlarda şeytanî ruhun hastayı alıkoyması üzerine, onun kurtarılmasında şamanın özel bir uyum içerisinde olması gerekir.[44] Bu noktada şamanın bu doğaüstü göreviyle Psikanalist ve Psikiyatristlerin aktiviteleri arasında benzerlik olabilir.[45] 2. Şaman kutsal biridir.45[46] Şaman geçmiş zamana ait bilgiler, kaybolan insanlar ve eşyalarla, gelecekteki bilinmeyen olayları açıklayan bir kahindir. Gelecekteki bazı iklim olaylarını (yağmur yağdırma) etkileyebilir.[47] Kutsal kişilerin iki ana kategorisi vardır. Birisi, kendisine yardım etmesi için ruhlarla doğrudan ya da dolaylı olarak ilişki kurmak için araştırmalar yapmak. Onlar parlak sezgisel buluşlarıyla herhangi bir yardım olmaksızın ruhların yardımını sağlarlar. Chuckee Şamanları bu yüzden büyük saygı görürlerdi.[48] Diğer şaman kategorisinde ise şaman, bir (sığır) kürek kemiği veya çevredeki olayları gözlemleyerek gerçekleri anlamaya çalışırdı. Bazıları ise gelecekle ilgili, doğadaki görünüşlerden veya el falından yararlanırlardı. 3. Şaman, ölüm ötesi yaşama gidişinde ölünün ruhunun ona koruyuculuk yapacak büyüleyici psikolojik bir tören yapar. Bu pek çok kültürde önemli bir noktadır. Örneğin, şaman Amur nehrindeki Goldi kabilesi arasında ölüler için seremoniyi yönetir.[49] Kayıp ruh terapisinde olduğu gibi, şaman kendi ruhunu ölüye eşlik etmesi için gönderir. 4. Şaman aynı zamanda avcı grupların büyücüsü olarak, hem avlanacak hayvanların bulunduğu yeri kehanetle bildirir, hem de hayvanları etkiler. Finlandiya da Lapps (Laponlar arasında) ormanlarında şamanın, büyü yoluyla ren geyiklerini çağırarak, avcı grubunun avlanmasını sağladığına inanılır.[50] Aynı fikirler Kuzey Amerika ve Sibirya’da çoğu yerde de vardır. Şaman, yukarıda da bahsedildiği gibi bazı istisnaiî durumlarda adak kurbanını yöneten bir din adamıdır. Şamanizm ile insanların dilekleri arasında bazen ilişki kurulur. Buryatlarda seremoniyi yürüten şamanın gücü, kurbanı dilekler doğrultusunda tutar.[51] Altaylılardan bir örneği daha önce vermiştik. Şamanizmde kadının ayrıcalıklı yeri ayrı bir bölüm hâlinde anlatılabilir. Bu, ayrı bir makalenin konusudur. Şamanizmde kadının yeriyle ilgili sorun bazı şamanlarda cinsiyet değiştirme problemidir. Bu değişiklik ya sahte ya da gerçek olabilir.[52] Bazı durumlarda cinsiyet değiştirme ritüelinin altında yatan mitolojik bir kişilikle tanımlanır.[53] 5 Şaman, ilhamını onun koruyucu ya da yardımcı ruhlarından alır.[54] Bu konuda çok şey yazılmış olmasına rağmen burada bazı şeyleri tartışmamız gerekir. Yardımcı ruhların diğer dünyayla bağlantı kurulmasında doğa üstü geçişi sağlamak için şamanın yardımcı ruhlarına ihtiyaç duyduğu söylenebilir. Bu yardımcı ruhlar, şaman ayini sırasında başlangıçta transsız ruhlar dünyasından mesajları alırlar ve doğaüstü bilgilerde şamana yardımcı olurlar.[55] Bazı zamanlar şaman yardımcı ruhları taklit eder, bazı zamanlar da tahtadan yapılmış kuklaları kaldırarak onların aktivitelerine katılır. Burada taklitçi Şamanizm ve gösterişçi Şamanizm arasında fark vardır. Ben sadece bunun dış hatlarını ortaya koydum. Bazı zamanlar şaman, tören elbisesi ve davuluyla ruhları çağırır. Yakutlar’da şamanın göğsüne bağlı olan bir plâka vardır ve buna amagyat adı verilir. Bu, aynı isimli ruhun kılığına girebilmek içindir.[56] Şamana ruhların sahip oluşunu daha sonra anlatacağız. Bütün bu bildiklerimizi özetlersek; ruhlar şamanla yan yana varlıklarını sürdürürler, ona bilgi fısıldarlar, onun kutsal yolculuğu sırasında koruyarak ona eşlik ederler. Bazen bunu hayvan biçiminde yaparlar. O zaman, havada uçan bir kuş, karada koşan bir Ren geyiği gibi ya da denizde yüzen bir balık gibidirler. Bu dikkat çekici şeylerin, Paulson’un belirttiği gibi, sahip olmanın kanıtı olarak düşünülmemesi gerekir.[57] Bu, onun hayvan biçimindeki özgür ruhuyla ilgilidir.[58] Serbest gezen ruh bazen kendini bir hayvan formunda, kimi zaman da Kuzey Avrasya ve Kuzey Amerika için gösterdiğim gibi yardımcı ruh olarak da aynı bölgelerde kendini gösterir.[59] Bu kavramların net bir şekilde ortaya konulabilmesi akademik bir bakış gerektirir.[60] Sorumluluk almak için bu konuda; Anisimov’un görüşlerine de yer vermemiz gerekir. Ona göre şaman törenlerde antromorfik (insan biçiminde) bir formda görünmesine rağmen sıradan bir insan olmayıp yardımcı ruhlar arasında bölünür. Anisimov’la düşüncelerimiz örtüşmektedir.[61] Ruhların kanıtlanması ilginç bir problemdir. Frederick, avcılar dünyasının kavramları konusunda, şamanistik düşüncelerin etkisi konusunda haklıydı.[62] Çünkü yaşadığımız dünya hayvana benzeyen ruhlar ve hayvan ruhları üzerine düşüncelerin baskın olduğu bir dünyadır. Ya da, Findeisen’ın dediği gibi Tierschicht’tir. Frederick, şamanın ölümü ve yeniden dirilişi inancında özellikle ruhlar dünyasındaki gezisinin sonunda ölümü ve geriye dönüşünün, avlanma düşüncesinden kaynaklandığını gördü. Şamanın ritüeller sırasındaki (rite de pasage) kendinden geçme deneyimlerini, eski avcı ritüellerindeki yeniden canlanmayı, hayvanların kemikleri üzerinde yapılan ritüellerle mümkün kıldığını, anladı. Frederick, yine şamanların öldükten sonra parçalanmış olan ruhların yeniden canlandırılması görevini üstlendiğini tespit etti.[63] Bir çok yazar, kartal, ayı, gerdanlı dalgıç, mersin balığı, Ren geyiği ve bu türdeki diğer hayvan figürleri gibi yardımcı ruhlara theriomrphism (parçadan bütüne) dikkat çekerler.[64] Ivar Paulson, hayvanların lideri kavramıyla yardımcı ruhların yardımı arasında ilişki kurmanın mümkün olabileceğini düşünmüştür.[65] Bu ruhların çoğu, özellikle Sibirya’da kategoriye sahiptir. Diğerleri belki hiçbir belirgin fonksiyonu olmayan hayvan ruhlarıdır.[66] Feindeisen, Yakut ve Dolganlar arasında önemli yeri olan ‘hayvan anne’ (Tiermutter)’nin totemik bir kökeni olduğunu belirtmiştir.[67] Vajdan’ın da belirttiği gibi kökeni ne olursa olsun bu önemli ve gizemli ruhun tanımları, bir dereceye kadar, nagual veya alt benlik kavramına uyar. Nagual veya alt benlik (ikinci kişilik) kişinin hayatı ve gücünü simgeleyen koruyucu ruhtur.[68] Şamanlar ve onların yardımcı ruhları arasındaki yakın ilişki Lapps, Samoyed, Goldi ve bazı Kuzey Amerika kabileleri arasında gözlemlenebilir.[69] Bunlardan en önemlisi sık sık şamanın içine yerleşen kontrolcü veya ana, temel ruhtur ve bu ruh şamanın ataları veya ölmüş soylarıyla birçok durumda benzerlik gösterir. Hayalet kavramı baş yardımcı ruh olarak Sibirya ve Kuzey Amerika’da da ruh birleşimi içinde yaygındır. Sibirya’da hayalet ölü bir şamandır. Kuzey Amerika’da ise böyle bir durum görülmez. İnsan kökenli olmasına rağmen Sibiryalı ana ruh kendini hayvan biçiminde gösterebilir; tıpkı Tungus şamanının atalarının ruhunu dalgıç balığı kılığında gösterebilmeleri gibi.[70] Kuzey Amerika’da şamanın ana ruhu olan hayalet, baykuş olarak düşünülür.[71] (Baykuşa Anadolu inançlarında değişik bölgelerde değişik misyonların yüklendiği göz önünde bulundurulmalıdır.)[72] Yakutlar arasında Troscanskiye, ikinci derecede önemli olarak görülmesine rağmen Yakutlar arasında ana ruh ve hayvan annenin her ikisi de önemlidir.[73] |
||
|
||
| Türkiyede'de şamanizm (yaşanmaktadır bilinmeden) | ||
|
||
Alıntı Türkiyede'de şamanizm (yaşanmaktadır bilinmeden) Ülkemizde ŞİT diye bir terör örgütü var.Şamanist İntikam Tugayı. Herşeye düşmanlar.İslamiyete ,çine(doğu türkistan),hatta satanizme bile.şamanizmin yaşanması meselesinde ise haklısın ama kalıntıları yaşıyor desek daha iyi olur bence.
|
||
|
||
kurşun döktürme, tahtaya vurma gibi mi .. ?
|
||
|
||
| dilek ağacına bez bağlama türbelerden medet umma kara kedinin önünden geçmenin uğursuzluk sayılması ... |
||
|
||
| Samanizm,Türklerin isamiyetten önceki dinlerine verilen isimdir.Türkler anayurtlari Orta Asyada yasadiklari tarihlerde esas olarak Saman idiler.Gerci Samani inanc disinda,Budist,Musavi,Mani ve Hiristiyan Türklerdende söz etmek mümkün.Ama büyük cogunlugu Samanist idiler. Türkler,dogustan Müslüman degillerdi.Türklerin eski dinlerinden biri olan Samanlik Türkler arasinda en uzun yasayan din olmustur.Samanlik Türkler arasinda yaklasik 13 yüzyil yasamistir.Bildigimiz gibi Islam,Arap kökenlidir.Islam dini Arap kültürünün bir ürünüdür.Islam, Türklerle IX.yüzyilin baslarinda Evmeviler döneminde tanisti. Emevi müslümanligi Türklere karsi cok olumsuz davrandi.Türkleri müslümanlastirmak icin katliamlara giristi.Türklerin Islami kabul edisi baris ile,gönül rizasi ile degil esas olarak kilic ile olmustur. Muhammedin Türkler icin söyledigi sözler Buharinin hadis kitaplarinda vardir.Örnek olarak;Kirmizi yüzlü , küçük gözlü , basik burunlu ,suratlari deriden kalkanlara benzeyen ve kivrik kildan yapilmis sandallar giyen TÜRKLER yokedilmedikçe kiyamet günü gelmeyecektir.(buhari ,sahih ,kitabi cihad,ibid t.2 sh.323) Bu konuda Arap konutani Kuteybe sunlari söylüyor;"Ey müslümanlar,nereye giderseniz?Her kim Türklerden bas getirirse 100 dirhem"diye komutanlarini Türklere kiskirtir.Buharada kent yagma edilir.Türkler kilictan gecirilir.Kafalari kiliclara gecirilenler disinda 50 bin Türk köle olarak götürülür.Yezid,Dagistan da 14 bin kisinin boynu ucurulur. Araplar eliyle Türkleri kendi dinleri olan Islama davet yöntemi kilic,kirbac,kan,ölüm,gözyasi,talan,yagma,esaret,kölelik ve kirimdir. Türkler bu durumda Islami nasil gönüllü secebilirler.Elbette zorla,baski ile secmislerdir,daha dogrusu kabullenmek zorunda kalmislardir. |
||
|
||
| Eski Türk Dininin İsimlendirilmesi Üzerine* Eski Türk dini ile ilgili birçok problem vardır. Şimdiye kadar bu konuda yapılmış olan araştırmaları dikkate aldığımızda da söz konusu problemleri daha açık şekilde tesbit etmemiz mümkündür. Ancak biz doğrudan konuya geçmeden, durumun daha iyi anlaşılabilmesi için tarih ve dinler tarihi üzerinde kısaca durmak, aralarındaki mevcut ilişki ve farklılıklara dikkat çekmek istiyoruz. Tarih insanların mekân ve zaman çerçevesi içinde meydana getirdikleri olayları, bu olayların sebep ve sonuçlarını ortaya koyan objektif bir bilimdir. Tarihçi olayların açıklamasını yaparken konu ile ilgili dokümanları (arkeolojik, etnografik. linguistik... vb.) ve olayları meydana getiren toplulukların ruhi durumlarını da dikkate almak zorundadır. Dinler tarihi ise, tarihle aynı metodları kullanarak dini olayları ortaya koyma bilimidir. Böyle olmakla birlikte, tarihçi ile dinler tarihçisi arasında fark vardır. Şöyle ki; dinler tarihcisi bir dini incelerken hem tarihi, hem de incelediği dinin mahiyetini bilmek, dini bir olayın spesifik ve tarihi aşan (transhistorique) anlamını kavramak zorunda iken, tarihçi için böyle bir zorunluluk söz konusu değildir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, tarihi olaylar bir defaya mahsus olarak meydana gelirken, fenomeni yaratanın süreç olduğu dikkate alındığında, dini olaylar bir defaya mahsus, belli bir zaman ve mekânla sınırlı olarak ortaya çıkmaz. Dini inceleyen biri için ise, tarih tüm fenomenlere bağımlılığı ihtiva etmektedir. Hiçbir dini fenomenin saf halde bulunmayacağını göz önüne alırsak, dini olayları sosyo-kültürel, ve sosyo-ekonomik olaylardan bağımsız düşünemeyiz. Bu sebeple eski Türk dinini anlamak ve kavramak için de onu sadece bir yönü ile değil, birçok yönü ile ele almak zorundayız. Bu kısa açıklamadan sonra eski Türk dini ile ilgili görüş ve düşüncelere geçebiliriz. Eski Türk dini ile ilgili ana kaynaklar bulmak oldukça zordur. Bu sebeple onların dini inanış ve âdetlerini ve bu konudaki bilgileri ancak kendilerine komşu olan halklardan, onların tuttuğu günlük ve yazdıkları kroniklerden öğrenmekteyiz. Ancak bu kavimlerin de Türkler hakkında verdikleri bilgilerin doğruluğu her zaman tartışma konusu olmuştur. Eski Türk dini hakkında en önemli kaynak hiç şüphesiz Hoytu Tamir yazıtlarıdır. İlk defa bu yazıtlarda Tanrı'ya Iduk sıfatı verilmiştir. Bu yazıtlardan sonra 732 / 734 yıllarında Orkun ırmağı kenarına dikilmiş olan abideler gelmektedir. Bu abidelerin birer mezar kitabesi olması dini terminoloji olarak çok az kavram içermesine sebep olmuştur. Kuşkusuz kitabelerde zikredilen Tengri, Yer sub, Iduk, Umay, Kut, Küç, Ülüg, Türk Tengrisi kavramları ile bütün bir dini hayatı ifade etmek imkânsızdır. Türkler 751 yılında yapılan Talas Savaşı neticesinde İslam alemini, Araplar da Türk Dünyasını tanıma fırsatı buldular. Türklerin inanç ve düşünceleri ortaçağ boyunca Müslüman Arap bilgin ve seyyahlarının dikkatini çekti ve onlar bu konu ile ilgili basit gözlemlere dayanan bilgiler verdiler. Ancak bu bilgin ve seyyahlar, semitik dinlerin kendilerine empoze ettiği din anlayışı ile problemleri ele alıp tesbitlerde bulundular. Bunların onunla ilgili önemli tesbitleri ise, Türklerin tek tanrıya inanmış oldukları gerçeği idi. 19. yüzyılda Avrupa’da başlayan dinler tarihi çalışmaları dini fenomenlerin tesbit, yorum ve açıklaması yerine, dinin kaynağının ne olduğu üzerine yoğunlaşmış; Spencer, Taylor, Durkheim, M. Müller vb. bu çalışmalara öncülük etmişlerdir. Daha sonra bu çalışmalar yurdumuzu da etkilemiş ve Ahmed Mithat Efendi bu konuda öncülük etmiştir. Ama ne yazık ki, bu araştırmalarda eski Türk dini ile ilgili hususlara rastlamak mümkün değildir. Yurdumuzda eski Türk dini konusunda ilk çalışma Ziya Gökalp[1] tarafından yapılmış olup, Gökalp bu çalışmasında eski Türk dinine Şamanizm denilemeyeceğine işaret etmiş, hatta bu tezini ısrarla savunmuştur. Ne var ki, Gökalp tarafından ileri sürülen bu tez M. Fuad Köprülü[2] ve A. İnan[3] tarafından bir türlü kabul görmemiş, bunlar eski Türk dinini Şamanizm olarak nitelemeyi ve adlandırmayı uygun görmüşlerdir. Hâlâ günümüz bazı araştırmacıları bu terimi anlamını bilmeden şuursuzca kullanmakta ve kavram kargaşasına sebep olmaktadırlar. Acaba sık sık sözü edilen Şamanizm nedir? Önce bunun tanımını yapmak gerekmektedir. Eliade’a göre: Şamanizm hem mistik hem büyü hem de kelimenin geniş anlamında din olan arkaik vecd tekniklerinden biridir[4]. Couliano ise bunu bir din olmaktan ziyade, gayesi insanlar âlemine paralel, ancak görünmez ruhlar âlemi ile ilişkili ve beşeri işlerin yönetimin de ruhların desteğini sağlamaktan ibaret ekstazik ve terapötik metodlar toplamı[5] olarak tanımlamaktadır, Burada bir hususu özellikle belirtmek gerekir. O da, Şamanizm’in bir din olması ile, bir dinde Şamanî unsurların bulunup bulunmadığı konusunun birbirlerinden ayrılmasıdır. Zira dinin Şamanizm olması ayrı, bir dinde Şamanî unsurların bulunması ayrıdır. Başta rahmetli hocam Tanyu olmak üzere, Türk din tarihçileri Şamanizm’in bir din olmadığı, eski Türk dinine Şamanizm denilemeyeceği kanaat ve inancındayız. O zaman şöyle bir soru akla gelmektedir. Madem ki, eski Türk dini Şamanizm değilse, o zaman eski Türk dinini nasıl isimlendirmek lazımdır? Yukarıda ifade ettiğim gibi, kitabelerde kullanılan terimlerle bir dini tam olarak kavramak, ifade etmek imkânsızdır. Ama burada dikkati çeken temel kavram Tanrı’dır. Şimdiye kadar Türk dini ile ilgili araştırma yapanlar da Türk dininin Tanrı ekseninde şekillendiğinden hareket etmiş, diğer kavramları yarı dini kavramlar olarak görmüşlerdir. Bu durum bir bakıma ikincil kavramların neden oluşamadığı sorusunu akla getirmektedir. Buna şöyle cevap vermek mümkündür Budizm Taoizm, Hıristiyanlık (Nesturilik), Mani dini gibi evrensel dinler Türk düşünce sistemini tahmin edilenden çok daha erken devirlerde etkilemiş, bu dinlerin baskısı altında kalmış olan eski Türk dini, kendi özbenliğini ifade edip ortaya koyacak terminolojiyi oluşturamamış ve bu sebeple de kendini hep ödünç terimlerle ifade etme yolunu seçmiştir. Bu da yeni problemlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bütün bunlar gözönüne alındığında da eski Türk dininde esas kavramın Tanrı olduğu açıktır. Öyleyse Tanrı inanışı üzerinde durmak gerekmektedir. Hunlar, Gök Tanrı’ya inanıyor, onu daha sonra Kaşgarlı Mahmud’un da ifade edeceği üzere; hem Gök, hem de Tanrı anlamını içeren Tengri kelimesi ile ifade ediyorlardı.[6] Göktürkler de aynı anlamda Tengri kelimesini kullanıyor, Tonyukuk Kitabesi’nde ayrıca Türk Tanrısı kavramına yer veriyorlardı. Burada bir hususu hatırlatmak gerekir. O da bütün Türk boylarının eskiden olduğu gibi, üniversel dinlerle temastan sonra da Tanrı kelimesini kullanmış olmalarıdır. Ancak 762 yılında Mani dinini kabul eden Uygurlar sebebi pek anlaşılmasa da Tanrı kelimesinin başına Kün, Ay, Kün-ay kelimelerini ilave ederek, Kün Tengri, Ay Tengri, Kün-ay Tengri kavramlarını oluşturmuşlardır.Acaba sözü edilen, kendine inanılan bu Tanrı hangi özelliklere sahiptir? Eski Türkler Tanrı'nın antropomorfik bir özellik taşımadığından hareketle onun resim ve heykellerini yapmamışlardır. İşte bu Tanrı gerek yapılan folklorik araştırmalardan, gerekse kitabelerden anlaşılacağı üzere yaratıcı bir özelliğe sahiptir. Fonksiyonel olup olmaması açısından bakıldığında ezeli ve ebedi yani bengü, mönke, mengü olan, hakanlara güç ve kut veren, kozmik düzenin, toplumun organizasyonu ile insanların kaderinin kendisine bağlı olduğu Tanrı, Sami kültür ağırlıklı dinlerde olduğu gibi müdahaleci değildir. O, insanların işlerine doğrudan karışmayıp sosyal düzen bozulduğu zaman bu düzenin korunması için bakanlara yardım eder. Bu özelliği ile Türk Tanrısı Deus Otiosus bir karakter arzetmektedir Bu husus daha sonra İbn Sina ve Farabi’nin düşüncesinde de kendini göstermektedir. Bazı Türk destan ve hikâyelerinde Tanrı’nın çocuklarından bahsedilmekle birlikte, Eliade’ın de ifade ettiği gibi, Türk Tanrı anlayışında kutsal evlilik (hierogamie)e rastlanmaz.[7] Yani Türk Tanrısı Asur, Babil, Yunan ve Roma tanrıları gibi tanrıçalarla evlenmezler. Aslında Türkler’in zihni mentalitelerinde ve dil mantıklarında Sami ve Hint-Avrupa dil ailesine mensup kavimler gibi erkek-dişi ayrımına rastlanmaz. Türkler kainatı bir bütün olarak kavrarlar. İşte bu yüzden Türklerde kadın-erkek ayrımı da yoktur. Gök Tanrı anlayışının neolitik çağda ortaya[8] çıktığından hareketle günümüze kadar bu Gök Tanrı’nın orijinal şeklini koruyup korumadığı tartışılabilirse de, tarihin ilkel diye nitelendirebileceğimiz teofani (theophanie)leri değiştirdiğini kabul edersek, Harva'nın da belirttiği gibi, Tanrı'nın da ilkel ve belirsiz biçimde kalmadığını ifade edebiliriz. Hatta bu şekillenmede üniversel dinlerle ilişkinin etkili olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu etkilerin hiçbir zaman Tanrı'nın orijinal strüktürünü değiştirmeyi başardığını ise kabul etmek imkânsızdır. Salamon Reinach başta olmak üzere bir kısım araştırmacı Moğol devri etkisi ile ortaya çıkmış Erlik’i Bay Ulgen’in karşısına yerleştirerek eski Türk dini sisteminin dualist bir karakter arzettiğini ifade etmişlerse de[9], bu görüşe katılmak mümkün değildir. Eski Türk dini Monoteizm’dir. J. P. Roux bu monoteizmi politeizmle iç içe girmiş bir monoteizm olarak nitelemekte[10], bir bakıma Hıristiyan monoteizmini eski Türk dinine uygulamak gibi bir davranış sergilemektedir. Bu görüşü benimsemek mümkün olmadığı gibi, onu henoteizm olarak nitelemek de imkânsızdır. Gök Tanrı ekseninde şekillenmiş olan eski Türk dini monoteizmini basit benzetmelerle Hanifilik olarak isimlendirmek de bizce yanlıştır. Bu yanlış ve farklılıkların birinci sebebi; eski Türk yazıtlarının farklı değerlendirilmesi yanında, çok geniş bir coğrafi alanda yaşayan Türk kavimlerinin herhangi birinde tesbit edilmiş inanışların genelleştirilmesi, ikinci sebebi ise; dinin kendi terminolojisi dışında, hemen hiç kullanmadığı terim ve terminoloji ile adlandırılması yoluna gidilmesidir. Eğer bir din kendi terminolojisi dışında başka bir dinin terminolojisi ile izah edilirse, bu, izah edilen dini o dinin kalıpları arasında hapsetmek anlamına gelir ve bu da söz konusu dini anlaşılmaz duruma sokar. Burada eski Türkler acaba kendi dinlerini nasıl adlandırıyorlardı? diye bir soru sorulabilir. Bu konuda kesin bilgiler olmamasına rağmen Sovyetler Birliği döneminde bazı Türk topluluklarının kendilerinin Şamanist oldukları hakkında nitelemelere karşı çıktıkları bilinmektedir. Kendi dinlerinin isimlendirilmesine gelince, yapılan araştırmalar ve elde edilen dokümanlar gösteriyor ki, eski Türkler dinle iç içe bir hayat yaşıyorlardı. Toplum geliştikçe din de bu gelişmeye paralel olarak gelişiyordu. Günlük hayatın bir parçası olan din, Yahudilik, Zerdüştlük, Budizm... vb. gibi ayrı toplumsal gerçeklik olarak kurumsallaşmamıştı. Bu sebeple olmalı ki, Türkler kendi dinlerine bir isim vermemişlerdir. Sonuç olarak denilebilir ki, eski Türk dini animistik, totemistik ve atalara tapınma gibi bir takım özellikler gösterse de onu Lev N. Gumilev’in belirttiği gibi halkın Gök Tanrı’ya, aristokratların da atalara tapındıkları[11] şeklinde ikili bir şemaya oturttuğu, nitelik yönünden de bir nevi animatizm olarak ifade ettiği düşünceye katılmak mümkün olmadığı gibi, J. P. Roux’nun dediği gibi Moğol etkisi ile yeniden canlandırılmış bir çeşit Şamanizm olarak da kabul etmek mümkün değildir. Bize göre eski Türk dini, Gök dini, Gök Tanrı merkezli, onun etrafında şekillenmiş,tamamen kendine özgü bir monoteizmdir ve onu ancak Gök Tanrı Dini olarak isimlendirmek mümkündür. -------------------------------------------------------------------------------- * Prof. Dr. Umay Günay Armağanı. Ankara 1996: 34-39. [1] Ziya Gökalp: Türk Medeniyeti Tarihi. (Haz. Kazım Yaşar Kopraman-İsmail Aka), İstanbul 1976: 117. [2] M. Fuad Köprülü: Türk Tarih-i Dinisi. İstanbul 1341: 45 vd. [3] Abdülkadir İnan: Tarihte ve Bugün Şamanizm. (II. Baskı), Ankara 1972: 1. [4] Mircea Eliade: Le Chamanisme et Les Techniques Archaique de L’extase. Paris 1951: 14. [5] M. Eliade, İ.P. Couliano: Dictionnaire des Religions. Paris 1990: 90. [6] Kaşgarlı Mahmud: Divanü Lügat-it Türk. (Çev. Besim Atalay), Ankara 1986, C. III: 377. [7] M. Eliade: Traite D’histoire des Religions. Paris 1974: 66. [8] Paul Poupard: Les Religions (deuxieme Editions). Paris 1989: 34. [9] Salamon Reinach: Orpheus, Histoire des Religions. Paris 1976: 224. [10] Jean Paul Roux: La Religion des Turcs et des Mongols. Paris 1984: 123. [11] Lev N. Gumilev: Drevniya Türki. Moskva 1993: 75. Harun GÜNGÖR ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ TÜRKOLOJİ ARAŞTIRMALARI MERKEZİ |
||
|
||
Cok güzel Saol darkmoon
|
||
|
||
![]() hadisler konusunda da çok şey söylenebilir ama İmam Malik'in tavrı özellikle ilginçtir: Muvatta isimli hadis kitabına 100 bin hadis arasından seçtiği 10 bin hadis alan İmam Malik, yaşadığı sürece bunları elemeye devam etmiş ve öldüğünde kitabında yaklaşık 500 hadis kalmıştır.. hatta onun biraz daha yaşasa hepsini atabileceği söylenir.. Keza Ebu Hanife benzer şekilde çok az sayıda hadisle çalışmıştır.. Peygamberin, kendisinden söz yazılmasını yasaklayan ve yazılanların yakılmasını isteyen sözü aksine hareket etmiş bir ümmetin içinden çıkılmaz bir hal almış garip dünyası hadisler.. ne ararsan bulmak mümkün.. |
||
|
||
| Din bilimcilerin 'kitaplı dinler' olarak ifade ettiği semavi dinler, eski dinlerin ve inançların etkisinden kurtulamamışlardır. Bu olgu İslam dini ve Şamanizm için de geçerlidir. Orta Asya'da Şaman ya da Gök-Tanrı inancı taşıyan Türkler İslamiyeti kabul ederken, Müslümanlığı Arap Yarımadası'nda ortaya çıktığı şekilde değil kendi kültür ve eski inançlarıyla uyumlu olabilecek özellikleriyle birlikte benimsemişlerdir. Tariçilere göre Türkler'le Arap İslam ordularının ilk karşılaşmaları Kafkasya üzerinden Hazar Türkleri, Horasan üzerinden de Göktürkler'le olmuştur. Müslüman Arap ordularının Orta Asya'ya yayılmak ve hakimiyet kurmak için giriştikleri savaşlar çok kanlı olmuştur. Arap orduları içindeki 'bedevilere', fethedilen yerlerde vaad edilen ganimet, Türk yurtlarında tarihin ender rastladığı vahşete ve toplu katliamlara yol açmıştır. O tarihlerde Türkler arasında en yaygın din anlayışının başında Şamanizm, Budizm yer almaktaydı. Bazı bölgelerde ve Türk topluluklarında ise Hıristiyanlık, Musevilik, Çintuizm ve birçok farklı inanç da hüküm sürmekteydi. Bu nedenle bu kadar çok sayıda ve birbirinden farklı dinlerin aynı coğrafi bölgelerde birarada kavgasız yaşaması, muhtemelen Türkler'de başlangıçtan beri varolan tolerans düşüncesinin bir ürünü veya toleransın gelişip yerleşmesine neden olmuştur. Fakat Müslümanların ordularının, zenginliği ile bilinen Türk yurtlarına karşı başlattıkları ve ganimet vaad edilen yayılma ve bir dinin zorla kabul baskılarının doğurduğu çok kanlı savaşlar, Müslümanlığın 300-350 yıl kadar süren büyük bir direnişten sonra kabulüne yol açmıştır. Hazar Türkleri arasında Müslümanlık yerleşememiştir. 8. y.y. başlarında Hazar Hakanı Yahudiliği din olarak seçmiştir. Bu bölgede islamiyet, Hazar Devletinin yıkılışından sonra Özbek Han (1313-1340) zamanında kanlı mücadeleler sonunda yerleşmiştir. Oğuz'ların İslamlaştırılması iki asır sürmüştür. Kıpçak Türkleri'nin İslamlaşması ise 10. y.y. başlarından 14. y.y. başlarına kadar devam etmiştir. Demek oluyor ki İslam dini Türklerin özgür iradeleriyle seçtikleri bir din değildir aksine zorla baskıyla Arap ve diğer müslümanların dayatmalarıyla kabul ettirilmiştir. "Türkün Fıtri Dini İslamdır" kadar saçma bir söz yoktur. Bu ırkını reddetmek basit Arap yalakalığıdır! Kendinize gelin! Yüzyıllar boyu İslam kültürü Türk kültürünü asimilasyona uğratmıştır. Türkler ne zaman gerçek ve öz dinleri olan şamanizme dönerlerse içine düşülen bu durumdan kurtulunur. |
||
|
||
| Yukarıda Hultkranz'ın tam 73 kaynaklı (herhalde kitabından bir bölüm sadece!!) yazı çok çok iyi yaa. Çukurova ünv. Türkoloji araştırmaları da var ama ben işte bizim Türkoloji araştırmacılarının nesnel davranacağına çok güvensiz bir adam olduğumdan olacak ileride Hultkranz'ın kitabını okurum bu konuda... Biraz da ööölessinnee olacak türden yorumlar yapayım efenim: Tarih'te önce Akıl sonra da onun nesnesi bilim belirdikten sonra tedavi de işe yaramayacaktır artık ilkel kavimlerin büyücüleri de onun günümüzdeki uzantıları da, ayrıca psikanaliz ile karşılaştırmalar da yanlıgılara sürüklememeli -psikanaliz, kendi kuralları, ilkeleri, kuramları olan çok ciddi bir bilim dalı, Tarih'in sınamalrından da geçmiş kuramlarıyla bir bilim dalı. |
||