|
||
| Şehirlere Karşı ~ Kevin Tucker ~ Şehir i., 1. Büyük veya önemli bir kent. 2. Genelde belediye başkanı veya konsey tarafından idare edilen anonim bir belediye. 3. İnsanoğullarının doğaya savaşının fiziksel göstergesi. Her yıl, devletler bir şeyleri tamir etmek için çok çok paralar harcarlar. Her zaman kaldırımlardaki, caddelerdeki veya otobanlardaki çatlakları tamir eden, onaran insanlar görürsünüz. Fakat bunlar hep aynı yerdedirler. Çatlaklara çok para ve kaynak harcanır ve çatlakların asla gittiği görülmez. Daha fazla para, yıllar sonra büyülü bir şekilde yeniden ortaya çıkan çukurlara atılmaktadır. Her yıl, bir şeyleri düzeltmeye çalışmak için terapilere çok paralar akıtılmaktadır. Her an yeni zihinsel hastalıklar keşfedilmektedir. Milyarlarca dolarlık eczacılık ürünleri satılmakta, intihar artmakta, unutkanlık her an daha da artmakta, ve insanlar mutlu değildir. Yıldan yıla paralar harcanmakta ve insanlar kaybetmektedir. Her yıl, daha çok para bir şeyleri düzeltmek için atık imhasına harcanmaktadır. Nüfus artmakta, insanlar yemekte-sıçmakta, ve çöp üretmektedirler. Çöp birikmeye başlamaktadır. Lağım suyu sel olarak akmakta, borular kırılmakta, dolgular pis kokmakta, ve çöpümüz gezegenimizi bütünüyle kaplamaktadır. Kimyasallar vücudumuza hava, su ve topraktan girdiği gibi paralar harcanmaktadır. Her yıl, suç endüstrisine çok para harcanmaktadır. Yeni hapishaneler yapılmakta, kimse yabancılarla konuşmamakta, servetleri korumak için öldürmeye razı olan daha fazla polis, daha fazla yasa, daha fazla güvenlik sistemi ve daha fazla insan olmakta. Daha fazla para harcanmakta, daha az insan eğlenmektedir ve daha fazla hapsedilmektedir. Ve şehirler büyümekte, insanlar ürkmekte ve başka yerlere hareket etmekte ve yolları da beraberinde götürmektedir. Daha fazla yol, ev, nüfus, egemenlik, evcilleşme ve daha az doğa. Bütün bunlar yaklaşık 10.000 yıl önce ortaya çıkan bir tümörü aklımıza getiriyor. Büyük tümör, küçük ün: sabitlik. Bir şeylerin akışıyla ilgili bir sabitlikten değil, gerçek sabitlikten bahsediyorum. Sabitliğe bağımlılık şimdi daha hızla artmaktadır. Bu böyle işler: bazı insanlar istediğimiz kadar yetiştirebileceğimiz halde neden sadece sevdiğimiz bir kaç çeşit yiyeceğe sahip olduğumuzu düşünmüştü. Bu tür bir düşünme avcı-toplayıcı yaşam biçimlerine dolandı, ta ki birisi bunu tam zamanlı yapmaya karar verene kadar. Bunun getirdiği en büyük değişim şuydu ki, bu yaşam biçimi yaşamak için takip edilmesi gereken şablonları ve devri gerektiriyordu. Bu gerektiği zaman göç eden önceki toplumlara tersti. Açıkça, bunu uygulayan erken kabileler kolaylıkla eski yaşam biçimlerine geri çekilebildiler (muhakkak bir çoğunun yaptığı gibi), fakat bu yönde nesiller büyüdüğü gibi, vazgeçme yeteneklerini yitirdiler. Bunun yanı sıra, tarım temelli toplumların daha fazla toprağa (yerleşimle ilişkili yiyecek miktarındaki artış nüfus artışıyla eşittir.) ve çalışana (daha karmaşık devir, daha fazla işbölümü, daha fazla çalışan gerekiyordu) ihtiyacı vardı. Onun sonucunda tarımsal yaşam biçimleri genelde barışçıl değillerdi ve kolaylıkla savaşabilirdi. Ne istedilerse aldılar, yaşam biçimleri seçeneklerini azalttılar, köleliği, cinsiyetçiliği, kast sistemini ve benzerlerini yarattılar. Bu tamamen ilerde başka bir yerde açıklanacaktır ve bu makalenin temel konusu değildir. Daha küçük ve doğaya daha yakın olan kabileler kırlara daha kolay alışabilmektedirler. Fakat geniş bir toplum yayılmacıdır ve daha fazla alan ister. Daha fazla alanla planlamayı kastettim.. Nüfus, sabit ve belirli bir yiyecek miktarına ihtiyaç duydu, bu da doğayı kendi çıkarına kullanmayı gerektirir. Doğa kaostur. Tamamen kendiliğinden olan şeyler bakımında hiçbir düzen yoktur. Bu asla sabit değildir ve şeylerin işlemesi önceden kestirilemezliğe bağlıdır. Bu düzenin dışına adım atmak doğal dünyadan dışarıya adım atmak demektir. 3 milyon yıl, insanoğlu bu doğal düzenin bir parçasıydı (ve bazıları hala öyle). Çünkü bu kusursuzdur? Hayır, mükemmellik bile yoktur. Bu son buldu çünkü işlemektedir. Yoksa hisseden her şeyin nesli tükenmiş olacaktır (insanoğlunun uygulamalarından dolayı nesli tükenmeye itilmekte olan 200 türü kurtarın). Öyleyse bu ne anlama gelir? Aslında kitle tarımına geçiş türlerin nesillerinin tükenmesi yolunda ilk adımdır. Ve bu şehirlerle ne yapmak zorundadır? Şehirler ve tarım “bir şeyin bütününü elde etmek varken neden azıyla yetinelim?” gibi dar bir bakış açısının ürünüdürler. Şehirler türlerin tükenmesini daha da hızlandırmıştır. Var oluş temelleri doğal dünyaya karşı gelmektir. Şehirler sabitlik üzerinde kurulmuştur. Bu, bir şeyleri iyileştirmek için yılda neden milyonlarca ve milyarlarca dolar harcadıklarını gösterir. Şehir Tabiat Ana’nın yaşam kaynağına meydan okumakta ve sürekliliği açıkça tamamen imkansızdır. Otobanlar ve yol şeritleri yapılırken onların ebediyen kalacağı amacı söylenmedi. Doğanın kendiliğindenliği sadece yüksek deprem riski olan bölgelerde hesaba katılmıştır. Bu, şeylerin yaşamı idame ettirmek için sirkülasyon içinde olmak zorunda olduğu doğanın köküne meydan okur. Şehirler ve yollar, çiftlikler, vs., onların mevcut olan sözlerini kabul eder, “İlgilerimize karşı gittiği sürece dalgalanmalara bir şans vermiyoruz ve şimdiymiş gibi onu alıyoruz”!? Bu ormanları kesen, nehirlere baraj kuran, sulama kanalları yapan, asfaltla kaplayan, ve devam eden şeydir. Şehirler inşa eden uygarlıklar bize yaşam vermek amacı ile Tabiat Ananın neye ihtiyacı olduğunu belirlediklerini söylüyorlar. Yumuşakça koymak için, bütün unsurlarda yer almaya yeteri kadar akıllı değiliz. Olmak için varsayılmadık ve asla olmayacağız. Tabiat Ana açıklanamayacak muazzam bir sırdır. Eğer öyle olmasaydı, yaşamak için geriye hiçbir neden kalmazdı. (İnsanoğlunun karşı koyuşu bu bilmeceye boğucu bir cevap arayışıdır da denebilir. Gerçekten, çok acımasız bir şekilde aramak bütün yıkımların sorumlusu olabilir, ihtiyacımız olan geçmiş tüm cevaplara bakmaktan, buldozeri parçalara ayırmaktan beri.). Bu, bizim inkar ettiğimiz, yaşamın basit bir gerçeğidir. İnkar her zaman geri gelmekte ve suratımıza vurmaktadır, henüz derslerimizi öğrenmedik. Kitlesel üretilmiş besinlerin etkenlerinin, yabani otların ve böceklerin artan popülasyonlarını içerdiğinden beri, uzun yıllardan beri DDT kullanılmıştı. Doğanın yaşam döngülerinde bu şeylerin oynadığı tam rolü bilmeden, çiftçiler onları verimliliğin düşmanı olarak gördüler. Pestisidlerin dünyasına giriş. Savaş endüstrisinden insanlar çoğunlukla bu kimyasalları ürettiler. (Ülkeleri öldürebilrlerse, neden pestleride öldürmesinler?) Ve böylece onların her birini yok etmek için arayıp buldular. DDT bunlardan sadece bir tanesi. Yapmak için tasarlanıldığı şeyi yaptı ve gayet iyi yaptı. İnsanlara kanser veriyor olduğu halde bir küçük problem vardı. Problem daha da büyüyordu ve büyüyor da. Şimdi sadece DDT değil ve boyaya yol açıyor, hemen hemen bütün pestisidler ve mikrodalgalar ve daha fazlasıdır. Öğrenilmiş bir ders var mı? Elbette yok! İlermeyi geriye döndüremezler!? Bu yüzden yerine daha fazla şirket bizi karanlıkta tutmak için çok çok daha fazla harcamak zorunda. Fakat onlar kazıkları yükseltti (Elbette, bu teknolojik yeniliğin nasıl çalıştığını gösterir, doğru mu? “Omlet yapmak için bir kaç yumurta kırmak zorundasın?.”) Şimdi pestisidlerin üzerine boşaltmanın dışında, onun DNAsını hayvanlar, besinlerimiz ve biz ile ekliyorlar. Bu sömürgenin(bağımlı olmanın) nasıl çalıştığıdır. “Eğer ilk seferinde başaralı değilsen, tekrar tekrar dene!” “ALTINA HÜCUM!” Öyleyse kimyasallar yiyeceklerimize ve bize boşaltılmıştır, içinde ve dışarı. Oradan tuvaletlerimize gider, çok sayıda borudan geçerek (hala yol gösteren birilerinden kurtuluyor), lağım borularında, hendeklerde, arıtma tankerlerinde son bulana kadar (bildiğimiz tüm kötü maddelerden kurtulmak için), ve insan yapımı ve denetlenmiş su tutma sistemleri içersine geri gider. Bu sırada, o diğer kimyasallar ile karışır ve diğer hayvanlar boyunca işleme tabi tutulan bir hal alır, buharlaşır ve üzerimize yağmur olarak geri yağar. (Asit yağmurlarını unutuyor muyduk?) Öyleyse bir insan grubu yemeğin temel gereksinimlerini karşılayabilir. (Ve bu, hatta hayvanları evcilleştirme ve işleme tabii tutmayla ilişkili korkunç hareketleri anımsatmadandır. Bunların hepsi için ulaşımı elde etmek ve korunmasıyla ilişkili diğer tüm hayvani hareketlerin üzerinde.), ve hepsini işleme tabii tutarak. Doğa temelli toplumlarda, bu eylemler biraz düşünce ve eyleme gerek duyar. Kolaylıkla elde edilmiş olabilirlerdi, ve değillerse, insanlar toplayacak ve yapılmış olabileceği bir yere giderler. Fakat toplumun dışında terstir. Eğer onun ihtiyaçları bir bakış açısında buluşamıyorsa, diğerlerinin hepsi hamleyi hissettiğinden emindir. Bu yüzden doğa doğal döngü içersinde hareket ettiğinde, bunun hepsini fırlatıp atabilir. Bir tornado, kasırga veya deprem ağır uzantılara sahip olacaktır, fakat bu şeyler sadece olur. Toplumumuz bu temel gerçek ile uğraşamayabilir. Ve onu birleştirmek mümkün değildir. Altyapılar tamamen yanlış yapıldığında, şehirler yeniden inşa edilemez Bir Wal-Mart için düzleştirilmiş bir dağ hala erozyona duyarlıdır, gezegenin kendi döngüsünü donduracağı umularak yapılmış tüm beton yapılar gibi kalıntılar içersinde kalacaktır. İnsanlar bunların hepsi içinde neredeler? İnsanlar diğer türler kadar hayvanlar. Bizim tek farkımız dünyanın geri kalanından daha iyiyi hak ettiğimizi düşünüyor oluşumuz. Neden? Ki gerçekten bilmiyorum. Fakat bu yolu düşünen tüm insanlar değil. Yalnızca küçük bir kısım yaptı, ve hala diğer yaratıklar gibi yaşayacağımız hastalanmışlığını hissetiler. Böylece hikayeler icat etmeye başladılar. İlgilerine uyduğu için buruşturabildikleri gündelik yaşamda gözükebilen her bakış açısını içeren hikayeler: Kısa çubuğu çekebileceklerini kanıtlamak için. Onlara yalnızca yaratılış ile değil aynı zamanda üstünlük ile de verilmiş yüksek güç yarattılar. En iyi olmak zorundalardı, böylelikle taleplerini karşılamak için şeyleri yerleştirdiler. Hayvanlar artık hayvanlar değildi, onlar kediler, köpekler, kuşlar, ve tüm farklı türlerin çeşitleriydi, genetik olarak farklı. Daha sonra en önemli parçaya geldi: insanlar. Artık hayvan değildik; Tanrılar tarafından tanrılar olmak için yaratıldık. Herşeyin yöneteni olmayı hak ettik ve bu sadece yaptığımızdı. Dil yaratıldı ve bu üstünlüğü yeniden kullanıma koyduğu için kullanıma konuldu. İyi ve kötü, güçlü ve zayıf ‘ın yeni ideallerinin her çeşidini kurduk. İnsanlar büyüklüğün yeni standart idealı olmakta en iyiydi. Eğer diğer hayvanlar yapabilseydi, biz de yapabilirdik. Kuşlar uçabilirler, böylece uçakları yaptık, balıklar yüzebilir, böylece botları ve denizaltıları yaptık, ve eğer yapabilemeseydik, yapmak istemediğimizden dolayıdır. Diğer hayvanlar kirli hale geldiler, ve hala öyle yaşayan insanlar bizden aşağıdaydılar. Misyonerler onları uygar yapmaya çalıştı, ve eğer çalışmadılarsa, onlar aşağı olduklarından dolayıdır ve onları olduğu gibi hükmümüz altına itme hakkımız vardı. Bu devam ve devam etti, ve şimdi şimdiye kadar en yüksek ulaşma doruğundayız. Uzun bir yol yükseldik ve bu uzaklıkta olmakla çok çok daha problemler buluyoruz. Bazı olasılıklar gözden kaçmış oldu, ve şimdi bizlerden bazıları belki orada aşağıda ihtiyacımız olmuş birşeylerin var olduğunu farketmeye başlıyor. Fakat “geri dönemezsin” ve şeylerin gittiği yol olmuştur. Böylece izolasyon ve depresyon içersinde aşağıyı daha uzağı kazmayı sürdürürüz Şehirlerimiz teknoloji ve elektrikle çalışır. Bu şeyler işlemek için karmaşık kurgular gerektirir. Sadece stereoyu sokete takmazsın, bu sokette elektriğe ihtiyacın vardır, doğal kaynakları enerjiye dönüştürmek için çok fazla gürültü çıkaran jeneratörlerden gelen borular ve kabloların dizisince güç verilmiş. Ve etraftan bu enerjiyi almak daha fazla ulaşım gerektirir. Daha fazla gaz ve gaz istasyonları, veya trenler, uçaklar vs. anlamına gelen. Hepsi çok bol, hepsi çok gürültülü, ve hepsi dünyadan ne ihtiyacı varsa alan ve arkada dünyanın ihtiyacı olmayan şeyleri bırakan. Şehirler, uygarlık fikirlerinin merkezi olan mülkiyetin üzerine kurulmuştur. Tabiat yaşam kaynaklarını sağlar, istediğimiz şeylerden daha çok veren ve istemediklerimizden daha az veren hiyerarşik topluma katılarak her şeye rağmen elde ettiğimiz miktarı kontrol edebiliriz. Elbette, bazı kurbanlar yapmak zorundayız, fakat istediğimiz maddelerin fazlasını aldık, ve istemediğimiz madde genişledi. Bundan dolayı uzun süreç boyunca, uzun dönem ilgilerimizi ve ihtiyaçlarımızı serbest bırakırız, fakat hemen tatmin edilmiş imal edilen ihtiyaçlarımızın bazılarını alırız (veya en azından, onları satın almak için ihtiyaç duyduğumuz parayı kazanmak için çalıştıktan sonra, bu para için çalışmaya yer sağlayan yaşam biçimi için ödemeye gereken paranın tepesinde, bu aktiviteleri tamamlamak için alınan tüm zamanın hepsinde, vs.). Bundan dolayı tüm bu maddeler ile ne yapılır? Eğer bazı insanlar sizin yaptığınız tüm zaman ve çabaya yatırım yapmak istemezlerse ne olur? Pekala, onu korumanız gerekir. Onu, sizin için olan bir yere koymanız gerekir. Bunu ormanın içersinde gerçekten yapamazsın, en azından bu bir çok insan için değil. Konuta ihtiyacın var, konutun için güvenlik sistemlerine ihtiyacın var, diğer insan olmayan hırsızları uzak tutman için konuta ihtiyacın var, ve diğer tüm eşyaların ile seni kapsayan yeteri kadar konforlu bir şeye ihtiyacın var. Mevcut şehirlerimiz insanların eşyalarını tutmada, ve git gide, onunla bağlanmış eşyaları edinen insanları tutmada en yüksek teknolojideler. Bu yüzden en çok sevdiğimiz daha fazla şeye sahip olmak amacı ile, kendilerinmiş gibi aldıkları ve daha sonra büyük bedellerle geri almaya çalıştığımız ufak bölglerimizde sıkışimış durumdayız (ya da bağlanmış). Burası iyice yalnız olmaya başladı. Şimdiye kadar ihtiyaç duyduğumuzdan çok daha fazla değersiz eşyaya sahibiz, bizi şirket konumunda tutmak için bilgisayarlar ve TVler, bizlere bir çıkım vermek için yüzsüz ve duygusuz müzik, içi boş ilişkiler, drama ile doldurulmuş sahip olmuş olmayı dilediğimiz ilişkilerin videoları, ateşli seks, ve bir mutlu son. Herkes daha önce asla daha iyisine sahip olmadığmızı söylüyor! İntihar, zihinsel hastalık, aşırı çalışmak, borç, depresyon oranı, ve şu an sınırsız nefret farklı söylüyor gözüküyor. Eko-psikoloji alanı burada kayıp apaçık şeyi görüşmeye başlamak için harikalar yapmıştır: tabiat. Eğer ağaçların arasında yol alırsanız: hissedersiniz, çölde zaman geçirdiğinizde: hissedersiniz, hayvanlar etrafınızı sardığında: hissedersiniz. Orada tabiatta, buraya getiremediğimiz bir şey var. Dünya ile ve diğer her şeyle kontağı kaybediyoruz. Daha önce hiç görmediğimiz ya da buluşmadığımız insanlara içimizi döküyoruz, “bilgi otobanları” üzerinde, Birleşmiş Devletler ordusu tarafından inşa edilmiş bir düşman milleti yok etmek için savaş içersine aslında gerçek insanları hiçbir zaman göndermemek için. Hiçbir zaman bu kadar eşyamız olmamıştı, fakat hiçbir zaman duygusal olarak bu kadar ölü olmamıştık. Reklamların, ölü insanların ve cinsel baskımızı aşırı cinselliğe sürükleyen resimlerin parladığı, artık farkına bile varamadığımız çoklukta beyinlerimizi uyaran ekranlara gözlerimizi dikip bakıyoruz. Bizim işim yaşamlarımıza işleyen mekanizma sürekli olarak, sağır olmaya ve sabit çınlama seslerinden akıl sağlığımızı kaybetmeye doğru gittiğimizin asla farkına varamadığımız çok fazla ses yapıyor. Doğduğumuz zaman farkına vardık ki, bir başkasının nedenleri için varoluşun içersine alındık, ve bunun için hemen hemen hiçbir zaman bütün olmayacağız. Yaşamlarımız artık hiçbir değere sahip olmadığımız zırvalıklarla dolu. Bunun hepsi mükemmelliğe ulaşmamız gerektiği imkansız fikrini yerine getirmeyi denemektir, bunun hepsi bundan dolayı dünyanın pislik deliklerinde yaşayabiliriz ve vahşiden geriye ne kaldıysa öldürebiliriz böylece kendimiz için asla herhangi bir şey yapmak zorunda değiliz. Tempolu adımlarla alı koyulmuş olmak için okula, işe yürüyoruz böylece en sonunda, emeklilikte daha fazla eşya elde etme limitinin üzerine kendimizi zorlayabiliriz, eğer önce ölmezsek, böylelikle son yıllarımızı ve dolarlarımızı azaltabiliriz. Kendimiz için imkansız bir amaç kuruyoruz. Hiçbir zaman ulaşamayacağımız, fakat ölmeyi düşleyeceğimiz, ve bazı durumlarda, öldürmeyi düşleyeceğimiz en önemli/yüksek bir nokta var. Gezegenin geri kalanı, kendimizi de içeren, mutlu ve hayal edebileceğimizden daha fazla zaman çalışıyordu. Kusursuz değildik, fakat istediklerimize sahiptik ve öyle yapmaya çalışırken diğerleri için hepsini yok etmedik. Öyleyse neden ebediyeti harcama içersine bizi iten kuleleri yukarıda tutmaya çalışmayı sürdürüyoruz? Orada çalışmış olan bir şey vardı, ve şeyleri giden konumunda tuttu çünkü doğruydu. Öyleyse şimdi nereye? Önce yaptığımız gibi devam etmeyi ve bir sonraki teknolojinin, bir sonraki “her şeyi onar” hapının çalışacağını ve herhangi negatif bir yan etki olmadan başka her şeyi geri alacağını ummayı sürdürecek miyiz? Neden geriye bakmıyor ve “bu başlangıçtan yapılan bir hataydı ve bu şekilde devam edemeyiz” demiyoruz? Kendi parçamızda çok büyük bir kayıp değil, ihtiyacımız olan her şey hala doğada, açıkça daha az erişilebilir, fakat doğa kendisini iyileştirecektir. Dokunaklı varoluşumuzun üzerinde büyük boş duraklama süresi olmadan, hayatlarımızı yaşamak için kendi bokumuzu bırakırız. Bizden kar eden bu içi boş devletin içinde bulunmaktan yaşamlarımızı geri almalı ve bizi engellemelerine izin vermemeliyiz. Önceleri sahip olunan imparatorluğumuzdan vazgeçmeliyiz. Şehir kusurlu ve kurtulamaz, öyleyse bir adım geri atmaya ve orada kalmaya ihtiyacımız var. Burasıyla orası arasındaki tek şey, yaptığımızın doğru olduğu ve geri dönemeyeceğimiz düşüncesidir. Öyleyse şu an can alıcı bir noktadayız, böyle gitmesine izin mi vereceğiz, yoksa deliklerimizden çıkıp yaşama bir adım mı atacağız?. Gemi batmakta, siz de onunla birlikte boğulacak mısınız? Çeviren : Elfun |
||