SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => anarşist TEORİLER

Konu: Şehirlere Karşı

Sayfa: [ 1 ]

Aşk&Nefret 24.10.2005 16:21:02
Şehirlere Karşı
~ Kevin Tucker ~

Şehir i., 1. Büyük veya önemli bir kent. 2. Genelde belediye başkanı
veya
konsey tarafından idare edilen anonim bir belediye. 3. İnsanoğullarının
doğaya savaşının fiziksel göstergesi.

Her yıl, devletler bir şeyleri tamir etmek için çok çok paralar
harcarlar.
Her zaman kaldırımlardaki, caddelerdeki veya otobanlardaki çatlakları
tamir eden, onaran insanlar görürsünüz. Fakat bunlar hep aynı
yerdedirler.
Çatlaklara çok para ve kaynak harcanır ve çatlakların asla gittiği
görülmez. Daha fazla para, yıllar sonra büyülü bir şekilde yeniden
ortaya
çıkan çukurlara atılmaktadır.

Her yıl, bir şeyleri düzeltmeye çalışmak için terapilere çok paralar
akıtılmaktadır. Her an yeni zihinsel hastalıklar keşfedilmektedir.
Milyarlarca dolarlık eczacılık ürünleri satılmakta, intihar artmakta,
unutkanlık her an daha da artmakta, ve insanlar mutlu değildir. Yıldan
yıla paralar harcanmakta ve insanlar kaybetmektedir.

Her yıl, daha çok para bir şeyleri düzeltmek için atık imhasına
harcanmaktadır. Nüfus artmakta, insanlar yemekte-sıçmakta, ve çöp
üretmektedirler. Çöp birikmeye başlamaktadır. Lağım suyu sel olarak
akmakta, borular kırılmakta, dolgular pis kokmakta, ve çöpümüz
gezegenimizi bütünüyle kaplamaktadır. Kimyasallar vücudumuza hava, su
ve
topraktan girdiği gibi paralar harcanmaktadır.

Her yıl, suç endüstrisine çok para harcanmaktadır. Yeni hapishaneler
yapılmakta, kimse yabancılarla konuşmamakta, servetleri korumak için
öldürmeye razı olan daha fazla polis, daha fazla yasa, daha fazla
güvenlik
sistemi ve daha fazla insan olmakta. Daha fazla para harcanmakta, daha
az
insan eğlenmektedir ve daha fazla hapsedilmektedir.

Ve şehirler büyümekte, insanlar ürkmekte ve başka yerlere hareket
etmekte
ve yolları da beraberinde götürmektedir. Daha fazla yol, ev, nüfus,
egemenlik, evcilleşme ve daha az doğa.

Bütün bunlar yaklaşık 10.000 yıl önce ortaya çıkan bir tümörü aklımıza
getiriyor. Büyük tümör, küçük ün: sabitlik. Bir şeylerin akışıyla
ilgili
bir sabitlikten değil, gerçek sabitlikten bahsediyorum. Sabitliğe
bağımlılık şimdi daha hızla artmaktadır. Bu böyle işler: bazı insanlar
istediğimiz kadar yetiştirebileceğimiz halde neden sadece sevdiğimiz
bir
kaç çeşit yiyeceğe sahip olduğumuzu düşünmüştü. Bu tür bir düşünme
avcı-toplayıcı yaşam biçimlerine dolandı, ta ki birisi bunu tam zamanlı
yapmaya karar verene kadar.

Bunun getirdiği en büyük değişim şuydu ki, bu yaşam biçimi yaşamak için
takip edilmesi gereken şablonları ve devri gerektiriyordu. Bu gerektiği
zaman göç eden önceki toplumlara tersti.

Açıkça, bunu uygulayan erken kabileler kolaylıkla eski yaşam
biçimlerine
geri çekilebildiler (muhakkak bir çoğunun yaptığı gibi), fakat bu yönde
nesiller büyüdüğü gibi, vazgeçme yeteneklerini yitirdiler. Bunun yanı
sıra, tarım temelli toplumların daha fazla toprağa (yerleşimle ilişkili
yiyecek miktarındaki artış nüfus artışıyla eşittir.) ve çalışana (daha
karmaşık devir, daha fazla işbölümü, daha fazla çalışan gerekiyordu)
ihtiyacı vardı. Onun sonucunda tarımsal yaşam biçimleri genelde
barışçıl
değillerdi ve kolaylıkla savaşabilirdi. Ne istedilerse aldılar, yaşam
biçimleri seçeneklerini azalttılar, köleliği, cinsiyetçiliği, kast
sistemini ve benzerlerini yarattılar. Bu tamamen ilerde başka bir yerde
açıklanacaktır ve bu makalenin temel konusu değildir.

Daha küçük ve doğaya daha yakın olan kabileler kırlara daha kolay
alışabilmektedirler. Fakat geniş bir toplum yayılmacıdır ve daha fazla
alan ister. Daha fazla alanla planlamayı kastettim.. Nüfus, sabit ve
belirli bir yiyecek miktarına ihtiyaç duydu, bu da doğayı kendi
çıkarına
kullanmayı gerektirir. Doğa kaostur. Tamamen kendiliğinden olan şeyler
bakımında hiçbir düzen yoktur. Bu asla sabit değildir ve şeylerin
işlemesi
önceden kestirilemezliğe bağlıdır. Bu düzenin dışına adım atmak doğal
dünyadan dışarıya adım atmak demektir. 3 milyon yıl, insanoğlu bu
doğal
düzenin bir parçasıydı (ve bazıları hala öyle). Çünkü bu kusursuzdur?
Hayır, mükemmellik bile yoktur. Bu son buldu çünkü işlemektedir. Yoksa
hisseden her şeyin nesli tükenmiş olacaktır (insanoğlunun
uygulamalarından
dolayı nesli tükenmeye itilmekte olan 200 türü kurtarın).

Öyleyse bu ne anlama gelir? Aslında kitle tarımına geçiş türlerin
nesillerinin tükenmesi yolunda ilk adımdır.

Ve bu şehirlerle ne yapmak zorundadır?

Şehirler ve tarım “bir şeyin bütününü elde etmek varken neden azıyla
yetinelim?” gibi dar bir bakış açısının ürünüdürler. Şehirler
türlerin tükenmesini daha da hızlandırmıştır. Var oluş temelleri doğal
dünyaya karşı gelmektir. Şehirler sabitlik üzerinde kurulmuştur. Bu,
bir
şeyleri iyileştirmek için yılda neden milyonlarca ve milyarlarca dolar
harcadıklarını gösterir. Şehir Tabiat Ana’nın yaşam kaynağına meydan
okumakta ve sürekliliği açıkça tamamen imkansızdır.

Otobanlar ve yol şeritleri yapılırken onların ebediyen kalacağı amacı
söylenmedi. Doğanın kendiliğindenliği sadece yüksek deprem riski olan
bölgelerde hesaba katılmıştır. Bu, şeylerin yaşamı idame ettirmek için
sirkülasyon içinde olmak zorunda olduğu doğanın köküne meydan okur.
Şehirler ve yollar, çiftlikler, vs., onların mevcut olan sözlerini
kabul
eder, “İlgilerimize karşı gittiği sürece dalgalanmalara bir şans
vermiyoruz ve şimdiymiş gibi onu alıyoruz”!? Bu ormanları kesen,
nehirlere baraj kuran, sulama kanalları yapan, asfaltla kaplayan, ve
devam
eden şeydir. Şehirler inşa eden uygarlıklar bize yaşam vermek amacı ile
Tabiat Ananın neye ihtiyacı olduğunu belirlediklerini söylüyorlar.

Yumuşakça koymak için, bütün unsurlarda yer almaya yeteri kadar akıllı
değiliz. Olmak için varsayılmadık ve asla olmayacağız. Tabiat Ana
açıklanamayacak muazzam bir sırdır. Eğer öyle olmasaydı, yaşamak için
geriye hiçbir neden kalmazdı. (İnsanoğlunun karşı koyuşu bu bilmeceye
boğucu bir cevap arayışıdır da denebilir. Gerçekten, çok acımasız bir
şekilde aramak bütün yıkımların sorumlusu olabilir, ihtiyacımız olan
geçmiş tüm cevaplara bakmaktan, buldozeri parçalara ayırmaktan beri.).
Bu,
bizim inkar ettiğimiz, yaşamın basit bir gerçeğidir. İnkar her zaman
geri
gelmekte ve suratımıza vurmaktadır, henüz derslerimizi öğrenmedik.

Kitlesel üretilmiş besinlerin etkenlerinin, yabani otların ve
böceklerin
artan popülasyonlarını içerdiğinden beri, uzun yıllardan beri DDT
kullanılmıştı. Doğanın yaşam döngülerinde bu şeylerin oynadığı tam rolü
bilmeden, çiftçiler onları verimliliğin düşmanı olarak gördüler.
Pestisidlerin dünyasına giriş. Savaş endüstrisinden insanlar çoğunlukla
bu
kimyasalları ürettiler. (Ülkeleri öldürebilrlerse, neden pestleride
öldürmesinler?) Ve böylece onların her birini yok etmek için arayıp
buldular. DDT bunlardan sadece bir tanesi. Yapmak için tasarlanıldığı
şeyi
yaptı ve gayet iyi yaptı. İnsanlara kanser veriyor olduğu halde bir
küçük
problem vardı. Problem daha da büyüyordu ve büyüyor da. Şimdi sadece
DDT
değil ve boyaya yol açıyor, hemen hemen bütün pestisidler ve
mikrodalgalar
ve daha fazlasıdır. Öğrenilmiş bir ders var mı? Elbette yok! İlermeyi
geriye döndüremezler!? Bu yüzden yerine daha fazla şirket bizi
karanlıkta
tutmak için çok çok daha fazla harcamak zorunda. Fakat onlar kazıkları
yükseltti (Elbette, bu teknolojik yeniliğin nasıl çalıştığını gösterir,
doğru mu? “Omlet yapmak için bir kaç yumurta kırmak
zorundasın?.”) Şimdi pestisidlerin üzerine boşaltmanın dışında, onun
DNAsını hayvanlar, besinlerimiz ve biz ile ekliyorlar. Bu
sömürgenin(bağımlı olmanın) nasıl çalıştığıdır. “Eğer ilk seferinde
başaralı değilsen, tekrar tekrar dene!” “ALTINA HÜCUM!”

Öyleyse kimyasallar yiyeceklerimize ve bize boşaltılmıştır, içinde ve
dışarı. Oradan tuvaletlerimize gider, çok sayıda borudan geçerek (hala
yol
gösteren birilerinden kurtuluyor), lağım borularında, hendeklerde,
arıtma
tankerlerinde son bulana kadar (bildiğimiz tüm kötü maddelerden
kurtulmak
için), ve insan yapımı ve denetlenmiş su tutma sistemleri içersine geri
gider. Bu sırada, o diğer kimyasallar ile karışır ve diğer hayvanlar
boyunca işleme tabi tutulan bir hal alır, buharlaşır ve üzerimize
yağmur
olarak geri yağar. (Asit yağmurlarını unutuyor muyduk?) Öyleyse bir
insan
grubu yemeğin temel gereksinimlerini karşılayabilir. (Ve bu, hatta
hayvanları evcilleştirme ve işleme tabii tutmayla ilişkili korkunç
hareketleri anımsatmadandır. Bunların hepsi için ulaşımı elde etmek ve
korunmasıyla ilişkili diğer tüm hayvani hareketlerin üzerinde.), ve
hepsini işleme tabii tutarak.

Doğa temelli toplumlarda, bu eylemler biraz düşünce ve eyleme gerek
duyar.
Kolaylıkla elde edilmiş olabilirlerdi, ve değillerse, insanlar
toplayacak
ve yapılmış olabileceği bir yere giderler. Fakat toplumun dışında
terstir. Eğer onun ihtiyaçları bir bakış açısında buluşamıyorsa,
diğerlerinin hepsi hamleyi hissettiğinden emindir. Bu yüzden doğa doğal
döngü içersinde hareket ettiğinde, bunun hepsini fırlatıp atabilir.
Bir
tornado, kasırga veya deprem ağır uzantılara sahip olacaktır, fakat bu
şeyler sadece olur. Toplumumuz bu temel gerçek ile uğraşamayabilir. Ve
onu
birleştirmek mümkün değildir. Altyapılar tamamen yanlış yapıldığında,
şehirler yeniden inşa edilemez Bir Wal-Mart için düzleştirilmiş bir dağ
hala erozyona duyarlıdır, gezegenin kendi döngüsünü donduracağı
umularak
yapılmış tüm beton yapılar gibi kalıntılar içersinde kalacaktır.

İnsanlar bunların hepsi içinde neredeler? İnsanlar diğer türler kadar
hayvanlar. Bizim tek farkımız dünyanın geri kalanından daha iyiyi hak
ettiğimizi düşünüyor oluşumuz. Neden? Ki gerçekten bilmiyorum. Fakat
bu
yolu düşünen tüm insanlar değil. Yalnızca küçük bir kısım yaptı, ve
hala
diğer yaratıklar gibi yaşayacağımız hastalanmışlığını hissetiler.
Böylece
hikayeler icat etmeye başladılar. İlgilerine uyduğu için
buruşturabildikleri gündelik yaşamda gözükebilen her bakış açısını
içeren
hikayeler: Kısa çubuğu çekebileceklerini kanıtlamak için. Onlara
yalnızca
yaratılış ile değil aynı zamanda üstünlük ile de verilmiş yüksek güç
yarattılar. En iyi olmak zorundalardı, böylelikle taleplerini
karşılamak
için şeyleri yerleştirdiler. Hayvanlar artık hayvanlar değildi, onlar
kediler, köpekler, kuşlar, ve tüm farklı türlerin çeşitleriydi, genetik
olarak farklı. Daha sonra en önemli parçaya geldi: insanlar. Artık
hayvan
değildik; Tanrılar tarafından tanrılar olmak için yaratıldık. Herşeyin
yöneteni olmayı hak ettik ve bu sadece yaptığımızdı. Dil yaratıldı ve
bu
üstünlüğü yeniden kullanıma koyduğu için kullanıma konuldu. İyi ve
kötü,
güçlü ve zayıf ‘ın yeni ideallerinin her çeşidini kurduk. İnsanlar
büyüklüğün yeni standart idealı olmakta en iyiydi. Eğer diğer hayvanlar
yapabilseydi, biz de yapabilirdik. Kuşlar uçabilirler, böylece uçakları
yaptık, balıklar yüzebilir, böylece botları ve denizaltıları yaptık, ve
eğer yapabilemeseydik, yapmak istemediğimizden dolayıdır. Diğer
hayvanlar
kirli hale geldiler, ve hala öyle yaşayan insanlar bizden
aşağıdaydılar.
Misyonerler onları uygar yapmaya çalıştı, ve eğer çalışmadılarsa, onlar
aşağı olduklarından dolayıdır ve onları olduğu gibi hükmümüz altına
itme
hakkımız vardı. Bu devam ve devam etti, ve şimdi şimdiye kadar en
yüksek
ulaşma doruğundayız. Uzun bir yol yükseldik ve bu uzaklıkta olmakla çok
çok daha problemler buluyoruz. Bazı olasılıklar gözden kaçmış oldu, ve
şimdi bizlerden bazıları belki orada aşağıda ihtiyacımız olmuş
birşeylerin
var olduğunu farketmeye başlıyor. Fakat “geri dönemezsin” ve
şeylerin gittiği yol olmuştur. Böylece izolasyon ve depresyon içersinde
aşağıyı daha uzağı kazmayı sürdürürüz

Şehirlerimiz teknoloji ve elektrikle çalışır. Bu şeyler işlemek için
karmaşık kurgular gerektirir. Sadece stereoyu sokete takmazsın, bu
sokette
elektriğe ihtiyacın vardır, doğal kaynakları enerjiye dönüştürmek için
çok
fazla gürültü çıkaran jeneratörlerden gelen borular ve kabloların
dizisince güç verilmiş. Ve etraftan bu enerjiyi almak daha fazla ulaşım
gerektirir. Daha fazla gaz ve gaz istasyonları, veya trenler, uçaklar
vs.
anlamına gelen. Hepsi çok bol, hepsi çok gürültülü, ve hepsi dünyadan
ne
ihtiyacı varsa alan ve arkada dünyanın ihtiyacı olmayan şeyleri
bırakan.

Şehirler, uygarlık fikirlerinin merkezi olan mülkiyetin üzerine
kurulmuştur. Tabiat yaşam kaynaklarını sağlar, istediğimiz şeylerden
daha
çok veren ve istemediklerimizden daha az veren hiyerarşik topluma
katılarak her şeye rağmen elde ettiğimiz miktarı kontrol edebiliriz.
Elbette, bazı kurbanlar yapmak zorundayız, fakat istediğimiz maddelerin
fazlasını aldık, ve istemediğimiz madde genişledi. Bundan dolayı uzun
süreç boyunca, uzun dönem ilgilerimizi ve ihtiyaçlarımızı serbest
bırakırız, fakat hemen tatmin edilmiş imal edilen ihtiyaçlarımızın
bazılarını alırız (veya en azından, onları satın almak için ihtiyaç
duyduğumuz parayı kazanmak için çalıştıktan sonra, bu para için
çalışmaya
yer sağlayan yaşam biçimi için ödemeye gereken paranın tepesinde, bu
aktiviteleri tamamlamak için alınan tüm zamanın hepsinde, vs.). Bundan
dolayı tüm bu maddeler ile ne yapılır? Eğer bazı insanlar sizin
yaptığınız
tüm zaman ve çabaya yatırım yapmak istemezlerse ne olur? Pekala, onu
korumanız gerekir. Onu, sizin için olan bir yere koymanız gerekir. Bunu
ormanın içersinde gerçekten yapamazsın, en azından bu bir çok insan
için
değil. Konuta ihtiyacın var, konutun için güvenlik sistemlerine
ihtiyacın
var, diğer insan olmayan hırsızları uzak tutman için konuta ihtiyacın
var,
ve diğer tüm eşyaların ile seni kapsayan yeteri kadar konforlu bir şeye
ihtiyacın var. Mevcut şehirlerimiz insanların eşyalarını tutmada, ve
git
gide, onunla bağlanmış eşyaları edinen insanları tutmada en yüksek
teknolojideler. Bu yüzden en çok sevdiğimiz daha fazla şeye sahip olmak
amacı ile, kendilerinmiş gibi aldıkları ve daha sonra büyük bedellerle
geri almaya çalıştığımız ufak bölglerimizde sıkışimış durumdayız (ya da
bağlanmış). Burası iyice yalnız olmaya başladı. Şimdiye kadar ihtiyaç
duyduğumuzdan çok daha fazla değersiz eşyaya sahibiz, bizi şirket
konumunda tutmak için bilgisayarlar ve TVler, bizlere bir çıkım vermek
için yüzsüz ve duygusuz müzik, içi boş ilişkiler, drama ile doldurulmuş
sahip olmuş olmayı dilediğimiz ilişkilerin videoları, ateşli seks, ve
bir
mutlu son. Herkes daha önce asla daha iyisine sahip olmadığmızı
söylüyor!
İntihar, zihinsel hastalık, aşırı çalışmak, borç, depresyon oranı, ve
şu
an sınırsız nefret farklı söylüyor gözüküyor.

Eko-psikoloji alanı burada kayıp apaçık şeyi görüşmeye başlamak için
harikalar yapmıştır: tabiat. Eğer ağaçların arasında yol alırsanız:
hissedersiniz, çölde zaman geçirdiğinizde: hissedersiniz, hayvanlar
etrafınızı sardığında: hissedersiniz. Orada tabiatta, buraya
getiremediğimiz bir şey var. Dünya ile ve diğer her şeyle kontağı
kaybediyoruz. Daha önce hiç görmediğimiz ya da buluşmadığımız insanlara
içimizi döküyoruz, “bilgi otobanları” üzerinde, Birleşmiş
Devletler ordusu tarafından inşa edilmiş bir düşman milleti yok etmek
için
savaş içersine aslında gerçek insanları hiçbir zaman göndermemek için.
Hiçbir zaman bu kadar eşyamız olmamıştı, fakat hiçbir zaman duygusal
olarak bu kadar ölü olmamıştık. Reklamların, ölü insanların ve cinsel
baskımızı aşırı cinselliğe sürükleyen resimlerin parladığı, artık
farkına
bile varamadığımız çoklukta beyinlerimizi uyaran ekranlara gözlerimizi
dikip bakıyoruz. Bizim işim yaşamlarımıza işleyen mekanizma sürekli
olarak, sağır olmaya ve sabit çınlama seslerinden akıl sağlığımızı
kaybetmeye doğru gittiğimizin asla farkına varamadığımız çok fazla ses
yapıyor. Doğduğumuz zaman farkına vardık ki, bir başkasının nedenleri
için varoluşun içersine alındık, ve bunun için hemen hemen hiçbir zaman
bütün olmayacağız. Yaşamlarımız artık hiçbir değere sahip olmadığımız
zırvalıklarla dolu. Bunun hepsi mükemmelliğe ulaşmamız gerektiği
imkansız
fikrini yerine getirmeyi denemektir, bunun hepsi bundan dolayı dünyanın
pislik deliklerinde yaşayabiliriz ve vahşiden geriye ne kaldıysa
öldürebiliriz böylece kendimiz için asla herhangi bir şey yapmak
zorunda
değiliz. Tempolu adımlarla alı koyulmuş olmak için okula, işe yürüyoruz
böylece en sonunda, emeklilikte daha fazla eşya elde etme limitinin
üzerine kendimizi zorlayabiliriz, eğer önce ölmezsek, böylelikle son
yıllarımızı ve dolarlarımızı azaltabiliriz. Kendimiz için imkansız bir
amaç kuruyoruz. Hiçbir zaman ulaşamayacağımız, fakat ölmeyi
düşleyeceğimiz, ve bazı durumlarda, öldürmeyi düşleyeceğimiz en
önemli/yüksek bir nokta var. Gezegenin geri kalanı, kendimizi de
içeren,
mutlu ve hayal edebileceğimizden daha fazla zaman çalışıyordu. Kusursuz
değildik, fakat istediklerimize sahiptik ve öyle yapmaya çalışırken
diğerleri için hepsini yok etmedik. Öyleyse neden ebediyeti harcama
içersine bizi iten kuleleri yukarıda tutmaya çalışmayı sürdürüyoruz?
Orada
çalışmış olan bir şey vardı, ve şeyleri giden konumunda tuttu çünkü
doğruydu.

Öyleyse şimdi nereye? Önce yaptığımız gibi devam etmeyi ve bir sonraki
teknolojinin, bir sonraki “her şeyi onar” hapının çalışacağını
ve herhangi negatif bir yan etki olmadan başka her şeyi geri alacağını
ummayı sürdürecek miyiz? Neden geriye bakmıyor ve “bu başlangıçtan
yapılan bir hataydı ve bu şekilde devam edemeyiz” demiyoruz? Kendi
parçamızda çok büyük bir kayıp değil, ihtiyacımız olan her şey hala
doğada, açıkça daha az erişilebilir, fakat doğa kendisini
iyileştirecektir. Dokunaklı varoluşumuzun üzerinde büyük boş duraklama
süresi olmadan, hayatlarımızı yaşamak için kendi bokumuzu bırakırız.
Bizden kar eden bu içi boş devletin içinde bulunmaktan yaşamlarımızı
geri
almalı ve bizi engellemelerine izin vermemeliyiz. Önceleri sahip olunan
imparatorluğumuzdan vazgeçmeliyiz. Şehir kusurlu ve kurtulamaz, öyleyse
bir adım geri atmaya ve orada kalmaya ihtiyacımız var. Burasıyla orası
arasındaki tek şey, yaptığımızın doğru olduğu ve geri dönemeyeceğimiz
düşüncesidir. Öyleyse şu an can alıcı bir noktadayız, böyle gitmesine
izin
mi vereceğiz, yoksa deliklerimizden çıkıp yaşama bir adım mı atacağız?.
Gemi batmakta, siz de onunla birlikte boğulacak mısınız?

Çeviren : Elfun


Sayfa: [ 1 ]