|
||
| Daniel Quinn B'nin Öyküsü kitabından; B'nin halka açık konuşmalarından 4.sü. Bu sunumu bir üniversitede Marksist dinleyicilere yapıyor. ********************************** Nüfus: Bir Sistemler Yaklaşımı Burada sunacağım düşünceler insanlar için rahatsız edici olduğundan onlara temkinli, mesafeli -bu durumda ikiyüz bin yıl öncesi kadar mesafeli- yakalaşmayı öğrendim. İkiyüz bin yıl önce bu gezegende Homo sapien olarak adlandırılan yeni bir tür ilk kez ortaya çıkmıştı. Her yeni türde olduğu gibi başlangıçta bu türün sayısı da çok fazla değildi. Konumuz nüfus olduğuna göre sanırım ne demek istediğimi netleştirmeliyim. Fosil kalıntıları sayesinde Homo sapien'lerin çıkışı ile ilgili yaklaşık bir tarihe sahibiz. Ve fosil kalıntılarına sahip olmamızın nedeni ise, bize bu kalıntıları sağlayacak yeterlilikte Homo sapien olmasından kaynaklanıyor. Başka bir deyişle Homo sapien'lerden ikiyüz bin yıl önce ortaya çıktı derken, ilk iki veya ilk yüz Homo sapien'den söz etmiyorum. İlk milyon Homo sapien'den de söz etmiyorum. İkiyüz bin yıl önce bir miktar vardı, dilerseniz on bin civarı varsayalım. Sonraki yüzdoksan bin yıl boyunca Homo sapien'ler çoğaldı ve dünyanın her kıtasına yayıldılar. Bu yüzdoksan bin Homo sapien'in geçişi, bizi bu egzegende yeni bir çağın başlangıcına götürüyor. Bu bizi uygarlığımızın köklerini oluşturan tarım devrimi başlangıcına götürüyor. Bu da on bin yıl kadar önce başladı ve o dönemdeki insan nüfusu yaklaşık on milyon olarak tahmin ediliyor. On bin kişiden on milyon kişiye ulaşılan bu dönem üzerinde birkaç dakika ayırmak istiyorum. Bu büyüme hızı on kez katlanmayı temsil ediyor. On binden yirmi bine, yirmi binden kırk bine, kırk binden seksen bine vb. On binle başlayıp on kez ikiye katlarsanız on milyona ulaşırsınız. Öyleyse: Nüfusumuz yüz doksan bin yılda on kez ikiye katlanarak on binden on milyon ulaştı. Bu büyümedir. İnkar edilmez büyüme, kesin büyüme, hatta gerçek büyüme... fakat çok küçük hızda bir büyüme. İşte ne kadar küçük olduğu: Ortalama nüfusumuz her ondokuz bin yılda bir ikiye katlanıyordu. Bu ağır bir büyüme... gerçekten bir hayi yavaş. Bu dönem sonunda yaklaşık on bin yıl önce büyüme inanılmaz şekilde boyut değiştirmeye başladı. Bu çok küçük büyüme, yerini hızlı büyümeye bıraktı. On milyondan başlayarak nüfusumuz ondokuz bin yıl değil beş bin yılda ikiye katlanarak yirmi milyona ulaştı. Bir sonraki katlanma yalnızca binaltıyüz yılda gerçekleşerek yüz milyon ulaştı. Bir sonraki ise, sadece bindörtyüz yılda gerçekleşerek bizi tarihte sıfır yılına getirirken, nüfus iki yüz milyona ulaştı. Bir sonraki katlanma sadece binikiyüz yıl içinde gerçekleşerek, dörtyüz milyona ulaştı. İS 1200 yılı. Sonraki katlanma yalnızca beşyüz yılda, 1700'de, nüfus birbuçuk milyara ulaştı. 1960 yılına dek, atmış yılda nüfus üç milyara ulaştı. Sonraki katlanma ise yalnızca otuz yedi yıl içinde, günümüzde neredeyse altı milyar insan ile gerçekleşiyo. Bu büyüme trendi hızla devam ederse, bu salondakilerden çoğu nüfusun oniki milyara ulaştığına şahit olacaklar. Bunun ne anlama geleceğine bir bakalım. Bir tahminle şu anda varolan kötü her şeyi düşünün -çevre kirliliği, terör, suç, uyuşturucu, intihar, ahlaki kirlenme, akıl hastalığı, her tür şiddet- ve en azından... bunu dörtle çarpın. Ancak ister inanın ister inanmayın, burada size parlak bir gelecek sunmak için bulunuyorum. Bir nüfus sorunumuz var. Aramızda her şeyin yolunda olduğunu, nüfusun sorun olmadığını düşünen birkaç kişi var, ama onların fikirlerini değiştirmek için burada değilim. Geleneksel olarak bu sorunla başa çıkmaya çalışma şeklimizin tamamen verimsiz olduğunu söylemek için buradayım. Bundan sonra size daha ümit verici bir saldırı açısı göstereceğim. Ama şimdi size anlamlı bulacağınız bir fabl okumak istiyorum. Bu öykü, bir nüfus sorunu olan insanların bu sorunla nasıl kendi yöntemleriyle başa çıktığının öyküsü. Adı “Blessin: Nüfus fablı.” Blessing*: Nüfusla İlgili Bir Fabl Bir zamanlar bizimkinden çok farklı olmayan bir gezegende, ağrı kesici olarak test ettikleri bir malzeme üreten bir firmanın araştırmacıları şanslı bir iş yaptılar. D3346 adındaki bu ürün verilen farenin ağrıları dindi ve rahatlama belirtileri gösterdi, ilaçtan sonra daha çok oynaşmaya başlayıp daha fazla çiftleştiler, beslenmeleri gelişti vb. İnsan testleri firma çalışanlarında denendi. D3346 çok başarılı sonuçlar verdi ve ilaç bırakıldığında yok olan bir koku haricinde, yan etkisi de görülmedi. Bu yeni ilaç öylesine başarılıydı ki, pazarlama bölümü ellerinde bir ağrı kesiciden fazlasının olduğunu biliyorlardı. Ufak tefek ağrılarla başetmek için bu ilacı kullanan insanlara D3346 öylesine iyi bir his veriyordu ki, neredeyse sarhoş oluyolardı. Yeni ürün için tartışması, Blessing adı verildi ve, “Sahip olduğunuzu bilmediğiniz ağrılara bile iyi gelir,” sloganı kullanıldı. İlaç, hap ve sıvı şekillerde sunuldu, ama bi yıldan kısa bir süre içinde, toz halde sunularak yemek masalarında tuz ve biberin yanına eklenmesini önerildi. Birkaç ay içinde mağazalardan tüm ilaç şekilleri kalkmış ve Blessing artık ağrı giderici yerine vitamin gibi ek bir gıda haline gelmişti. İlacın piyasaya sunulmasından dokuz ay sonra doğum oranları arttığında kimse şaşırmadı. Bu öngörülen bir şeydi ve herkes nedenlerini anlıyordu. Blessing doğurganlığı veya cinsel iştahı arttırmıyordu, afrodizyak değildi. Bunu kullanan insanlar sadece daha iyi hissediyorlardı – daha sosyal, şefkatli, oyuncu oluyorlardı. Doğum oranları artışının kısa sürede düşeceği öngörülüyordu ve öyle de oldu... eski oranların yaklaşık yüzde on oranında üzerinde seyretmeye başladı. Bu gezegende insaları bizim gibi egemen bir kültürü oluşturmuyorlardı ama kısa sürede global olarak tanınmaya başladılar. Öncelikle kötü kokuyorlardı ve bu da onlara her yerde tanınmalarını sağlayan bir ad kazandırdı: Kokuşmuşlar. İkinci olarak iç nüfus baskılarına yanıt olarak başkalarının topraklarına izinsiz girmeye başladılar. Yine de Kokuşmuşlar geçişlerini şiddete başvurmadan, Blessing'i önden göndererek apıyorlardı. Kimsenin Kokuşmuşlar gibi kokmak istemememsi önemli değildi. Blessing oradaydı. İlacı, ağrıyan bir diş veya sırt ağrısı için almaya direnen pek az kişi çıkıyordu ve çok geçmeden ilaç, masalarında tuz ve biber gibi yerini alıyordu. İnsanlar Kokuşmuşları isteksizleştirmeye ve haddini aşanlara tepki vermeye başlıyor, ama kendileri de sonunda Kokuşmuş oluyorlardı. Birkaç yüzbin yıl sonra bu durum son buldu çünkü keşfedilecek yeni alan kalmamıştı. Tüm gezegen Kokuşmuş'tu. İleri görüşlü liderler nüfusun kısa sürede önemli bir sorun olacağını fark etse de kayde değer bir başarı sağlanmadan yüz yıl geçti. Başka bir şey yapması gerekmeyen nüfus, büyümeye devam etti. Dünyanın bazı bölgelerinde kıtlık doğal bir özellik haline geldi ve bunun bazı bölgelerde nüfus artışı nedeniyle değil gıda üretimi nedeniyle olduğu anlaşıldı. Bir yüzyıl daha geçti ve insan nüfusu büyümeye devam etti. Bazı yerlerde insanlar çeşitli doğum kontrol yöntemleri denemeye başladıysa da, bunların ölçülebilir etkisi olmadı. Sorun hakkında daha fazla insan bilgilendikçe sosyolog ve ekonomistler sorunun nedenlerine daha çok eğildiler. Örneğin dünyanın birçok yerinde çocuk sahibi olmanın finansal başarı anlamına geldiğini söyleyerek özellikle kadınlar için diğer ekonomik forsatları gözardı ettiler. Spry adında bir biotarihçi, insanların dikkatini Blessin öncesinde dünyadaki insan nüfusuun istikrarlı olduğu gerçeğine çekmeye çalışsa da, dinleyicileri aradaki bağlantıyı görmekte zorlandılar. Dr. Spry açıklamaya çalıştı: “Blessing'i herhangi bir türün gıdasına eklerseni sonuç aynı olacaktır. Doğum oranları artaacktır. Ölüm oranlarında artış olmaksızın türlerin genel nüfusu artacaktır.” Blessing binlerce yıldır insanların gıdası haline geldiği ve onsuz nasıl yaşandığı unutulduğu için, bunu duyanlar yine de bir bağlantı kuramayacaklardır. Son derece büyük bir sabırla Spry, Blessing almadan herkesin ufak tefek ağrılarla idare edebileceğini, bunu deneyimlerken herkesin biraz daha az oynaşıp, biraz daha az oyuncu, daha az şefkatli, daha az enerjili ve çiftleşmeye biraz daha az arzulu olacağını anlattı. Sonuç olarak doğum artışı biraz azalıp nüfus istikrarlı bir artışa aship olacaktır, diyordu. “Topluluğumuza sunduğunuz çözümün acı içide yaşamak olduğunu mu söylüyorsunuz?” diyen insanlar, ona inanılmaz tepkiler gösterdiler. Profesör, “Bu, açıklamamın tamamen abartılan bir kısmı, Blessing öncesinde insanlar acı içinde yaşadıklarını düşünmüyorlardı. Çünkü acı içinde yaşamıyorlardı. Sadece yaşıyorlardı,” dedi. Diğerleri, “Bu tamamen konu dışı. Dr. Spry, Blessing'in bir afrodizyak olmadığını ve içeriğinin üretkenliği arttırmadığnı söylemişti. Blessing kullanıyor olmamız bizi daha çok çiftleştirmez. İstediğimiz kadar çiftleşiriz, dahası gebeliği önleyici yöntemlere başvurabiliriz. Bu yüzden Blessin'in konuyla ilgisini görmek biraz anlamsız ve güç,” dediler. “Konuyla ilgisi şı: Blessing'i herhangi başka bir üre sunsanız bu tür daha fazla çiftleşmeye başlar ve doğum oranları artış gösterir. Bu sizin ya da benim ne yapacağımız ya da doğum kontrol yöntemlerine başvurup başvurmayacağınızla ilgili değil. Bu, türlerin bütün olarak ne yapacağı ile ilgili. Ben bunu deneysel olarak kanıtlayabilirim: Blessing'e ulaşan her türün doğum oranlarında artış olacaktır. Fare veya kertenkele ya da tavuk veya inasn olması farketmez. Bu bireylerin ne yaptığı değil, tüm nüfusun ne yaptığı ile ilgilidir. Ancak profesörün dinleyicileri her zaman tepkili olarak bu gözlemi reddettiler. “Biz fare değiliz!” diye biri bağırırken bir diğeri, “Biz kedi veya kertenkele değiliz!” diyordu. Uçuk ve hafif çatlak olarak algılanan Dr. Spry sonunda öğretisinden vazgeçip otoritelere güvenini kaybedince artık konuşmaz oldu. Nüfus patlaması gerçekleşti. Çevre bilimciler insan nüfusunun gezegenin taşıyabileceği kapasiteyi çoktan aştığını ve felaketin yaklaştığını düşünüyorlardı. Eski küçümseyiciler ve iyimserler bile bir şeylerin değişmesi gerektiğini görmeye başladılar. Sonunda dünya güçlerinin devlet büyükleri konuyu inceleyip tartışmak için küresel bir toplantı düzenlediler. İnsanlık tarihinde daha önce yaşanmayan, etkileyici bir organizasyon gerçekleşti. Yüzlerce disiplinden binlerce düşünür biraraya gelip soruna odaklandılar. Kısa sürede konferansın teması olarak kontrol konsepti oluşturuldu. Nüfus kontrolü elbette konunun kendisi idi. Ancak nüfus kontrolünü sağlamak tüm aşamlarda farklı kontrol gerektiriyordu. Yeni ekonomik kontroller insanları aile boyutlarını kontrol altında tutmaları için cesaretlendirecekti. Kadınların doğum makinesi gibi olduğu kıtalarda yeni sosyal kontroller, onların aile refahını arttıracaktı. Doğum kontrol birimleri ve stratejileri, daha geniş yayılım ihtiyacındaydı. Doğal olarak birey seviyesinde kişisel kontrolün geliştirilmesi gerekiyordu. Eğitim kontrolleri yenilenerek, kimileri çocuklara cinselliğin öğretilmemesini savunurken, kimileri ise bilinçlendirilmeleri gerektiğini savunuyordu. Kontrol, kontrol, kontrol... bu Blessing'in aksine, artık binlerce kez duyulan bir kelime haline gelmişti. Kokuşmuşların harika global konferansında Blessing ana konu değildi. Konu bile edilmedi. Bu fablı duyan insanlar doğal olarak nasıl anlamamız gerektiğini bilmek istiyorlar. Kokuşmuşların Blessing ile doğum oranlarındaki artış arasındaki bağlantıyı görmezden gelerek tamamen mantıksızca hareket ettiklerini görebiliyorlar. Bağlantı çok açık görünüyor. Kokuşmuşların nüfus patlaması, tam olarak Blessing'in piyasaya sunulmasıyla bailadı ve açık şekilde nüfus patlaması sonucunu doğurdu. Mantık ve tarih birleşince Blessing, Kokuşmuşların nüus sorununun nedeni olarak ortaya çıkıyordu. Mantık ve tarih birleşince, bu nedeni ortadan kaldırmanın nüfus istikrarını sağlayacağı ortaya çıkıyordu. Peki bizim kültürümüzde bu ürüne eşdeğer olan şey nedir? Bu soruya basit bir açıklama yaparak burada rolümün şanssız Dr. Spry rolü ile aynı olduğunu ileteceğim. Size nüfus patlamasının nedenini söyleyeceğim – hatta Dr. Spry'dan daha fazla kanıt sunaağım. İnasnların bu konuda benden öç almaya çalışmasına alışkınım. Sinirleniyorlar, çünkü Dr. Spry gibi ben de kültürümüzün en kutsal algılanan, yaşam biçimimizde ağrı kesiciden çok daha fazla esas olan bir şeyi gösteriyorum. Büyüme ve Ekolojinin ABC'si Gezegenimizde yer alan yaşam formları arasında tüm besin enerjisi sadece yeşil bitkilerde başlar. Yeşilliklerde başlayan enerji onları yiyen yaratıklara, oradan onları yiyen yırtıcılara, oradan o yırtıcıları yiyen yırtıcılara ve oradan toprağı besleyen leş yiyicilere ve topraktan tekrar eyşilliklere geçer ve böyle devam eder. Tüm bu işlem, ekolojinin ABC'sinin A'sıdır. Topluluğun beslenen ve besleyen nüfusları, dinamik bir denge içinde beslenir ve beslerler. Toplulukta hastalık veya doğal afetler nedeniyle oluşan dengesizlikler zamanla ortadan kalkarak, nesiller boyu çeşitli nüfusların yeniden beslenme ve besleme dengesini yaratır. Sistemde dinamik nüfus artışı ve biyolojik topluluktaki azalma olumsuz geri dönüş sistemidir. Ormanda çok fazla geyik olursa besin kaynakları azalır ve nüfusları azalırken besinkaynakları yeniden artar. Yeniden artan besin kaynakları sayesinde geyik sayısı yeniden artar. Toplulukta besin nüfusu ve besleyen nüfusu birbirini yönetir. Besin nüfusu artınca beslenen nüfus artar. Beslenen nüfus artınca besin nüfusus azalır. Besin nüfusu azalınca beslenen nüfus azalır. Beslenen nüfus azalınca besin nüfusus artar ve besin nüfusus artınca beslenen nüfusu da artar. Bu da ekolojinin ABC'sinin B'sidir. Sistem düşünürleri için doğal topluluk olumsuz geri-beslemenin mükemmel bir modelini sunar. Daha basit bir modeli ise, termostattır. Bir süre sonar, termostat, koşulları “çok soğuk” olarak değerlendirir ve ısıtma açılır. Daha sonra termostat “çok sıcak” olarak değerlendirir ve ısıtma kapanır. Mükemmel bir geri-besleme. Ekolojinin ABC'sinin A'sı besindir. Yaşam topluluğu başka bir şey değildir. Uçan besin, koşan besin, yüzen besin, emekleyen besin, sürünen besin ve elbette saece orada durup büyüyen besin. Ekolojinin ABC'sinin B'si budur, tüm nüfuslar besin olarak hareket eder. Besinde artış türler için büyüme demektir. Besinde azalma türler için küçülme demektir. Her zaman. Bu çok önemli olduğu için izin verin farklı bir şekilde de belirteyim: Değişmeyen. Besinde artış, türler için büyüme demektir. Besinde azalma, türler için küçülme demektir. Her zaman semper et ubique.* İstisnasız. Başka türlüsü olanaksızdır. Daha çok besin, büyüme. Daha az besin, küçülme. İnanın. Bu ekolojinin ABC'sinin B'sidir. Sistem Kontrolerini Yenmek Elimizdeki ekolojinin ABC'si bilgileriyle, şimdi nüfus patlaması sorununun köklerine dönebiliriz. Yüzdoksan bin yıl boyunca türlerimiz birkaç bin ile on milyon nüfus arasında seyretti. Sonraki on bin yıl içinde hızla nüfus artışı başladı. Bu mucizevi veya bir kaza sonucu oluşan bir gelişim değildi. Daha hızlı çoğalmaya başladık, çünkü topluluğun olumsuz geri-beslemesini yenecek edecek bir yol bulduk. Tarımcı olarak besin üreticisi haline geldik. Başka bir deyişle isteğe göre besin arttıracak bir yol bulduk. İsteğe göre besin üretme yeteneği, bizim uygarlığımızın üzerine kurulu olduğu “Kutsama”dır. Bu aynı zamanda benzetmede söz ettiğim ağrı kesici “Blessing” gibidir. İsteğe göre besin üretme yeteneği kuşkusuz bir kutsamadır, ancak bu kutsama, son derece tehlikeli bir bağımlılık yaratır – tıpkı benzetmede söz ettiğim gibi. “İsteğe göre” sözü, buradaki önemli noktadır. Artık isteğe göre besin üretebildiğimiz için nüfusumuz besin varlığına olan bağımlılığını kaybetmiştir. Ne zaman daha fazla besin istesek üretebiliriz. Mevcut olanla sınırlı olan yüzdoksan bin yıl sonra mevcut olanı kontrol etme yeteneğine kavuşarak mevcut olanı arttırmayı başardık. Besin kaynağını azaltarak çiftçi olmazsınız, arttırarak çiftçi olursunuz. Hepiniz türleriniz için besin üretimini arttırmak için yaşıyorsunuz. İşte ekolojinin ABC'sinin B'si: Türler için besin kaynağı artışı o tür için nüfus artışını da beraberinde getirecektir. Başka bir deyişle tarıma tapılması, bize büyüme getirecektir ve tarih de ekolojinin bu öngörüsünü desteklemiştir. Kendi besinlerimizi üretmeye başladığımız anda nüfusumuz da eskisine oranla daha hızlı artmaya başlamıştır. Tarımcılar arasındaki nüfus patlamasını, tarımcı sınırlarının genişlemesi izlemiştir. Sınırlar genişledikçe üretim için daha fazla alan oluşmuş, bu durumda besin üretimi de artmayı sürdürmüştür. Daha fazla alan, daha fazla besin, daha fazla inasn. Daha fazla inasnla daha fazla besine ihtiyacımız oldu. Daha fazla besinle kısa sürede daha fazla insan olduk. Daha fazla besin, daha fazla insan. Daha fazla insan daha fazla besin ihtiyacını doğurdu, daha fazla besin ürettik ve nüfus daha fazla arttı. Bu, sistem terminolojisinde olumlu geri-besleme olarak adlandırılır. Başka bir örnekle: Ortam değerleri termostata “çok sıcak” mesajını ilettiğinde, termostat kapanmak yerine açılma emri verir, bu olumlu geri-beslemedir. Olumsuz geri besleme artışı kontrol eder, olumsuz geri-besleme artışı destekler. ............... |
||
|
||
| Olumlu egri besleme bizim tarım devrimi kültürümz sonucu işte yaşadıklarımızdır. Artan nüus, besin artışını destekler, besin artışı nüfus arttırır. Daha çok besin, daha çok inasn. Daha çok insan, daha çok besin. Daha çok besin, daha çok insan. Olumlu geri besleme tehlikelidir. Kötüdür. Deneyim 10 Bin Kez Sürüyor İnsan nüfusunda gözlemlenen artan nüfus için besin üretiminin güçlendirilmesinin daha fazla nüfus artışı yaratmasıdır. Bunun paradoks olarak adlandırıldığını gördüm, ancak gerçekte bu sadece ekolojinin öngördüğü yasadır. Tekrar dinleyin: “Artan bir nüfus için besin üretiminin yoğunluğu daha fazla nüfus artışı yaratır.” Son on bin yıldır kültürümüzde her yıl yaşanan bir dneyimi düşünün: Bakalım bu yıl besin üretimini arttırırsak neler olacak? Hey baksana, nüfusumuz yine arttır! Bakalım gelecek yıl besin üretimini arttırırsak neler olacak. Hey baksana nüfusumuz yine arttı! Bakalım gelecek yıl besin üretimini yine arttırırsak neler olacak. Sizce arada bir bağlantı mı var? Yok canım niye olsun? Peki bu yıl ne yapacağız? Üretimi arttıralım mı yoksa azaltalım mı? Arttırmalıyız değil mi? Çünkü besleyecek daha çok mide var! Peki bu yılki üretimi arttıralım ve neler olduğuna bakalım. Vay be! Nüfusa bak yine arttı. Peki gelecek yılki üretimi de arttıralım ve neler olduğuna bakalım. Kimbilir belki bu kez nüfusumuz azalır. Hayır yien arttı. Hayret! Bu konuşmalar geçmiş zmaanlarda beş yıl boyunca gerçekleşen konuşmaları temsil edior. Bunun dokuzbin dokuzyüz doksanbeş kez daha tekrarlandığını düşünün. Kendimize soralım: Peki bu yıl ne yapacağız? Üretimi düşürelim mi? Asla. Komik olma! Peki ne dersiniz? Bu yıl üretimi geçen yılla aynı tutsak mı? Ne olduğunu görmek için yani... Dalga mı geçiyorsun? Uygarlık çöker. Niçin? Beş buçuk milyar insan için yeterli besin üertirken medeniyet çökmediyse, bu yıl da aynı tutarda üretirsek niçin çöksün? Çünkü beş buçuk milyarlık besin yeterli değildi. Milyonlar açlık çekiyor. Evet ama herkes bunun besin eksikliğinden olmadığın biliyor. Besin orada, sadece ihtiyacı olanlara iletilmiyor. Bu konuşmayı biz 1990 yılında gerçekleştirmemiş miydik? Evet 1990 yılında konuşmuştuk. Bunu 1990'da ve öncesinde 1921 yılında Rusya'da kıtlık döneminde ve 1846 yılında İrlanda'da kıtlık döneminde ve 1591 yılında İtalya'da kıtlık döneminde ve 1315 yılında Avrupa'da kıtlık döneminde tartışmıştık. Tanrım bu tartışmayı İÖ altıncı yüzyılda Roma'da kıtlık döneminde yaptığımızı da anımsıyorum. Evt, söylemek istediğim de bu. Bu deneyimi kaç kez yaşamamız gerekti? Yaklaşık on bin ez. On bin kez besin üretimini arttırma kararı aldık ve on bin kez nüfus daha fazla artış gösterdi. Elbette bu hiçbit şey kanıtlamıyor. Bu defa farklı olabilir. Bu kez nüfus artışı azalabilir. Peki ozaman bir kez daha deneyelim. Besin üretimini yine arttıracağız ve neler olacğaını göreceğiz... Baksana nüfus yine arttı. Ne rastlantı değil mi? Üç Örnek Açıklama İzin verin burada üzerinde durduğum konuların netleşmesi için bir seri örnek vereyim. İlk örnek: üzel, geniş bir kafese iki genç sağlıklı fare yerleştiriyoruz. Kafes farelere istediğimiz zaman besin vermemizi sağlayacak bir donanıma sahip. İki fareyi yerleştirdikten sonra iki kilo besin veriyoruz. Bu, açık olarak iki farenin ihtiyacından fazlası, ama bunun bir zararı olmayacak ve siz de burada üzerinde durduğum noktayı görebileceksiniz. Ertesi gün besin artığını alıyor ve yeni iki kilo besin veriyoruz. Bunu her gün gerçekleştiriyoruz. Kısa sürede iki fare dört fare oluyor ve dört fare sekiz, sekiz fare onaltı, onaltı fare otuziki fare oluyor. Bu nüfus artışı fareerin bol gıdaya sahip olduğunu doğruluyor. Kafese iki kilo besin koymaya devam ettikçe, gün geçtikçe konulan besinin daha fazlası tüketilmeye başlıyor, ki bu şaşırtıcı değil, çünkü kafesteki fare sayısı artıyor. Sonunda bu iki kilonun tamamen bitirildiği bir gün geliyor. Fark etmez. Biz her gün iki kilo besin koymaya devam ediyoruz ve her gün iki kilo besin bitiriliyor. Şimdi bu nüfusa ne olduğunu tahmin edin. Gösterinin başından itibaren hızla artan nüfys duruyor. Bu da asla şaşırtıcı değil. Her gün iki kilo besin vermeyi sürdürüp fareleri saydığımızda, yıl içinde kafeste fare nüfusunun ikiyüzseksen ile üçyüzyirmi arasında, ortalama üçyüzde seyrettiğini görüyoruz. Her gün iki kilo besin kafeste üçyüz civarı fareyi barındırır. Bu, örnek bir. İkinci örnek aynı tarzda başlıyor: Kafes. İki fare. Bu kez farklı bir prosedür izliyor ve günlük besin miktarını arttırıyor. İlk gün iki fare ne yerse ertesi gün bu miktarın yüzde elli fazlasını veriyoruz. Kısa sürede kafeste sekiz, onaltı, otuziki fare oluşuyor. Aynı prosedürle devam ediyoruz. Kafeste atmışdört, yüzyirmi, ikiyüzelli, beşyüz ve bin fare var. Aynı prosedürü sürdürüp bir de kafesin genişliğini biraz büyütmeye başlıyoruz. İki bin, dört bin, sekiz bin, onaltı bin, otuziki bin, atmışdört bin. Bu noktada biri koşarak gelip bağırıyor: “Durun durun! Bu nüfus patlaması!” Tanrım sanırım haklısın! Peki ne yapmalıyız? Bir önerim var: Önce şu soruya yanıt vermekle başlayalım: Dün atmışdört bin fare ne kadar yedi_ Yanıt: beş yüz kilo besin. Öyleyse normalde yediyüzelli kilo besin koymalıydık, ama bu prosedürü terk edelim. Yeni prosedürümüz şu teori üzerine kurulu olacak: Dün beşyüz kilo onlara yeterliydi, bugün de beşyüz kilo niçin yeterli olmasn? O zaman bugün beşyüz kilo koymaya devam edelim. Şimdi dikkatle izleyin. Gıda isyanları gerçekleşmiyor. Niçin olsun ki? Fareler dünkü kadar beslendiler. Şimdi ertesi gün geli ve yine beş yüz kilo besin verdik. Yeniden dikkatle izleyin. Açlık çeken fare yok, yemek için isyan yok. Üçüncü gün aynı şeyi yapıyoruz. Yine açlık çeken, isyan eden fare görmüyoruz. Yeni fareler doğmuyor mu? Elbette doğuyor ve yaşlıları da ölüyor. Beşinci, altıncı, yedinci gün. İsyan ve kıtlık başgösterecek diye bekliyorum, ancak gerçekleşmiyor. Altmışdört bin fare ve beşyüz kilo besin var. Niçin isyan ya da açlık baş göstersin ki? Ah bu arada söylemeyi nuttum, nüfus artışı bir gecede durdu! Başka ne olabilirdi ki? Nüfus artışı besin artışı ile desteklenmek zorundadır. Her zaman... istisnasız. Daha az besin azalması. Daha fazla besin artışı. Aynı miktar durağanlık. Burada elimizde olan şey bu: Durağanlık. Üçüncü örnek: Bu da ikinci ile sonuna kadar aynı. Altmışdört bin fare ve beşyüz kilo besin var... durağanlık sürüyor. Sonra bölüm başkanları soruyor: “Kimin altmışdört bin fareye ihtiyacı var? Bu fareler çok fazla besin tüketiyor ve masrafları çok. Bu kadar fazla fare ne için lazım? Tanrım hemen araştırın. Bakın kimse fareler için prezervatif üretiyor mu? Ne! Fare için prezervatif yok mu? Peki aile planlamasını araştırın! Ne! Aile planlaması yok mu? Hayır, biliyorsunuz reaksiyon bu olmazdı. Biliyorsunuz çünkü ekolojinin ABC'sinin B'sini anlıyorsunuz. Doğum kontrolüne ihtiyacımı yok, tek ihtiyacımı besin kontrolü. Biri yapılacak şey şudur, diyor. Dün kafeste beşyüz kilo besin koyduk. Bugün bu miktarı bir kilo azaltalım. Başka biri, olmaz bir kilo çok fazla, diye karşı çıkıyor. Çeyrek kilo azaltalım. Öyle de yapıyorlar. Laboratuvarda herkes bein için isyan beklerken, ne açlık ne isyan oluyor. Altmışdört bin fare için çeyrek kilo besin dişlerinin kovuğuna girmeyecek kadar az bir fark. Ertesi gün besinden bir çeyrek kilo daha azaltılıyor. Yine isyan ve ya kıtlık yok. Bu prosedür bin gün boyunca izleniyor ve bir kez bile kıtlık veya isyan yaşanmıyor. Bin gün sonra besin miktarı ikiyüzelli kiloya indiğinde, tahmin edin ne olmuş? Kafeste artık altmışdört bin fare yaşamıyor, yalnızca otuziki bin fare var. Mucize değil – sadece ekoloji yasaları göstergesi. Besinde azalma nüfusta azalmayı getirir. Her zamanki gibi, Semper et unique. Kıtlık ve isyanla ilgisi yok. Sadece beslenen nüfusun besin miktarına karşı gösterdiği doğal tepki. İtirazlar İnsanların bu düşünceleri ne kadar etkileyici buldukları karşısında şaşırıyorum. Bu konuda bir tehdit hissediyor, sinirleniyorlar. Yaşamlarının köklerine saldırdığımı düşünüyorlar. Uygar yaşamın kutaslığını sorguladığımı düşünüyorlar. Bir şekilde, insan yaşamının kutsallığını sorguladığımı düşünüyorlar. İnsanların bu konuda bazı karşı çıkış noktalarını yanıtlamak isterim. Bu düşüncelerinizi iletmenizi engellemek için değil, bunları kimseyi sinirlendirmeden kendime olabildiğince kaba bir şekilde ifade edebileceğim için yapıyorum. İlk olark insanların fare olmadığını söyleyen en genel karşı çıkışla başlayacağım. Bu elbette ki özellikle birey anlamında kesinlikle doğru. İnsan olarak her biriimiz farenin yapamayacağı üreme kararını verme niteliğine sahibiz. Yine de söz ettiğim ekolojik yasalara göre topluluk olarak biyolojik nüfus davranışlarımız diğer türlerden farklılık göstermiyor. Buna başka bir korunma olarak da ekolojik yasaya on bin yıllık bağımlılığı kanıtlayan durumu ortaya koyuyorum: Besin miktarında artış, tüm türler için nüfus artışını destekler. Böyle olmak zorunda olmadığı söylendi. Besin miktarını arttırırken nüfus artışını azaltmanın mümkün olabileceği söylendi. Bu özellikle doğum kontrol avukatlarının verdiği bir tepkidir. Bu, üçüncü dünya ülkelerindeki hızla gelişen tarım tekniklerini gözardı eden iyi organize toplulukların söylemidir. Gelişmemiş ülkelre teknoloji verip nüfuslarını arttırmak ve bir yandan da doğum kontrol yöntemlerini – gelişmiş ülkeler için bile bu yöntemlerin tam olarak işlemediğini iyi bildikleri halde! - öğretmek istiyolar. Besin miktarını arttırmaya devam ederek doğum kontrolü ile nüfus artışına son verebilecekleri konusunda son derece eminler. Bu ekolojinin ABC'sinin B'sini inkar anlamına gelir. Tarih – sadece otuz yıllık değil, on bin yıllık tarih – bunu asla desteklemiyor. Aksine tarih, ekolojik öğretileri destekliyor. Açıkça durum bireysel seviyede farklıdır. Yaşlı Mac Donald amca, tarlasında besin üretimini attırabilir ve ailesinde nüfus artışını da sıfır seviyede tutabilir, ama bu kesinlikle hikayenin sonu değildir. Çiftliğinde gerçekleştirdiği bu fazla besinle ne yapacak? Gaz döküp yakacak mı? Öyleyse gerçekten fazla besin üretmiş sayılmaz. Satacak mı? Büyük olasılıkla bu besinle yapacağı şey budur ve satarsa yıllık tarım artışı, global nüfus artışına hizmet edecektir. Çoğu zaman, besin üretimi artışını durdursak bile nüfus artışının devam edeceği ifade edildi. Bu ekolojinin ABC'sinin hem A hem B'sinin reddini temsil eder. Ekolojinin ABC'sinin A'sı, bizim besin olduğumuzdur. Besiniz çünkü yediklerimiz biziz ve tediğimiz de besindir. Açık ifade etmek gerekirse, her birimiz besinden meydana geldik. İnsanlar bana besin artışı olmasa da nüfus artışı olacağını söylediğinde onlara bu yeni nüfus için besin üretilmez ise, yeni nüfusun “ne”den oluşacağını sorarım. Şunu söylemem gerekir “Lütfen bana bu insanalrdan birkaçını getirin, çünkü besinden meydana glmedilerse “ne”den meydana geldiklerini bilmek isterim. Ayışığı veya gökkuşağı mı? Toz veya yıldız ışığı ya da melek nefesi mi? Ne? Hemen her zaman biri çıkıp bana besini çok olan kuzey Amerika'da nüfus artışının, besini az olan güneye göre daha düşük olduğunun bilincinde olup olmadığımı sorarlar. Bu soru, daha fazla besin, daha hızlı artış olan ekoloji yasası konusu olmadığını kanıtlamak için sorulur. Ama ekolojinin öngördüğü bu değildir. Tekrar ediyorum: Ekolojik yasa, besin kaynağı bol olan yerlerde besinin az olduğu yerlere oranla artışın hızlı olacağını öngörmez. Ekolojinin öngördüğü, besin arttıkça nüfusun artacağıdır. Kuzeyde her yıl besin artar ve nüfus da artar. Güneyde her yıl besin artar ve nüfus da artar. Bu düşünceye karşılık olarak güneyde daha fazla besin olmadığı halde nüfusun inanılmaz boyutta arttığı söylenir. Buna verilecek tek yanıtım, bu sözler doğru ise, mucizevi bir şekilde yaşadığımızdır. Öyleyse bu insanlar besinden meydana gelmiyor, çünkü bu mantığa göre onlar için besin mevcut değil. Havadan ya da çamurdan meydana gelmiş olmalılar. Ancak dediğim gibi bu insanlar da bizim gibi kan ve kemikten meydana gelmişlerse, “bu gördüğünüz şey nedir?” diye sorarım (Burada B kolunu kavramıştı). Bu et ve kanı hiçbir şeyden var edebileceğinizi mi sanıyorsunuz? Hayır. Et ve kanın varlığı, bu insanların besinden meydana geldiklerinin kanıtıdır. E bu yıl burada daha fazla insan varsa bu, burada daha fazla besinin olduğunun da kanıtıdır. Ve elbette açlık çeken milyonlarla ilgilenmem gerekir. Bu açlık çeken kesii doyurmak için daha fazla besin üretmemiz gerekmez mi? Burada anlaşılması gereken iki nokta var. İlki, her yıl ürettiğimiz fazla besinin açlık çeken milyonları doyurmaya gitmediğidir. 1995'te gitmedi, 1922'de gitmedi, 1993'te gitmedi ve bu yıl da gitmeyecek. Peki nereye gitti? Nüfus artışımızı sağlayan yakıta gitti. Bu ilkiydi. İkincisi ise, dünya açlığıyla ilgilenen herkes konunun besin yetersizliği olmadığını bilir. Besin üretimini arttırmak sorunu çözmez, çünkü sorun bu değildir. Besin artışı sadece nüfus artışı sağlar. O zaman insanlar, “Tarım tabanımız çoktan parçalandı, bunu anlamıyor musunuz?” diye sorarlar. “Her yıl milyonlarca ton ürün elimine ediyoruz. Deniz bile eskisi kadar besin sağlamıyor. Yine de nüfus artışı sürüyor.” Bu karşı çıkışın ana noktası son cümle ile ifade edilmiştir: Besin üretim kapasitemiz azalırken nüfus artmaya devam ediyor. Bu besin ve nüfus arasında bağlantı olmadığını kanıtlayacak bir gerçeklik değildir. Korkarım bunun ancak sihirle ortaya çıkacağını bir kez daha söylemek durumundayım. Besin olmadan nüfus artışımız, yakıt olmadan ateşin devam edemeyeceği gibi devam edemez. Nüfus artışımızın devam etmesi gerçeği, besin artışının kanıtıdır. Metal veya gölgeden meydana gelen insanlar görülmedikçe, bu gerçeklik değişmez. Kimse bana spesifik olarak doğum kontrolüne niçin karşı olduğumu sormadı, ancak bunu da yanıtlayacağım. Doğum kontrolüne karşı zayıf bir çözüm stratejisi hariinde bir önerim yok. Kriz yönetiminde kural, “Sonuçları değil, sonuçları oluşturan nedenleri kontrol etmeyi amaçla”dır. Bu nedenle uçağa binmeden önce havaalanında güvenlikten geçersiniz. Sonuçları kontrol etmek istemezler. Nedenleri kontrol etmek isterler. Doğum kontrolü, sonuçları hedef alan bir stratejidir. Besin üretimi kontrolü nedenleri hedef alır. Bunu daha iyi düşünmeniz gerekir. Soru ve Yanıtlar (Tüm sorular B tarafından Almanca bilemyen dinleyiciler için özetlenmiştir.) S: Bir açıklamanızda artan nüfusa yer açmak için kafes sınırlarının genişletildğini vurgulamıştınız. Bence bu, açıklamayı geçersiz kılar, çünkü bizim sınırlarımızı genişletme gibi bir alternatifimiz söz konusu değil. Y: Onaltıcı yüzyıl başlarında Avrupa uluslarının yaptığı tam olarak kafeslerinin duvarlarını genişletmekti. - Yeni Dünya'ya, Avustralya'ya, Melanezya ve Afrika'ya açıldılar. S: Yüzyıl önce aynı öngörüleri savunan Thomas Malthus'un düşüncelerini nasıl geliştirdiğinizi anlamakta zorlanıyorum. Y: Malthus modeli totaliter tarımın engellenemez başarısızlığı ile ilgiliydi. Benim uyarım ise süregelen başarısı. S: Nüfus artışı modelleriniz yaşam standartları ile nüfus artışı arasındaki bağlantıyı dikkate almıyor. Yüksek yaşam standardına sahip ülkelerde nüfus artış oranı sıfır, hatta sıfırın altında seyrediyor (Almanya'da olduğu gibi!), asıl büyük artış olan bölgeler, yaşam standardı düşük olan ülkelerdir. Bu besin artışı ile nüfus artışının bağlantılı olması gerekmediğini göstermiyor mu? Y: Savunduğunuz fikirler tütün endüstrisinin hoşuna giden tarzda fikirler. “En yakın arkadaşlarımdan biri ömrü boyunca tek bir sigara bile içmedi ve sigara içenler arasında büyümedi ve çalışmadı, ancak akciğer kanserine yakalanıp otuzyedi yaşında öldü. Öte yandan babam onyedi yaşından beri günde iki paket sigara içiyor ve altmışüç yaşında hala son derece formda. Bu, sigaranın kanserle doğrudan bağlantılı olması gerekmediği anlamına gelir.” Nüfusumuz bütün olarak oldukça arttığında – ülke yerine global bazda – bu bilgi kuşku götürmez bir gerçektir, bu nedenle Birleşmiş Milletler tarafından gerçekleştirilen araştırmalarda stok olmadan yaşanması durumunda kırk yıl içinde bu gezegende oniki milyar civarında olacağız. S: Yaşam standartlarının artmasıyla nüfus artışının engellenebilecğeini gözardı ediyorsunuz. Y: Beş yüzyıl önce Yeni Dünya'da yerli olmayan kişi sayısı sıfırdı. Şimdi ise üçyüz milyon. Bu büyüme, düşük yaşam standarlarının bir sonucu değildir. Bunlar burada üerinde sıklıkla durduğum nedenlerin sonucudur. S: Çiftçiler, sizin belirttiğiniz gibi, öncelikle artan nüfus için besin üretmiyorlar. Bu yanıtlamak zorunda kaldıkları bir talep değil. Çiftçiler daha ziyade kimseyi beslemeyen kahve, pamuk ve tütün gibi ürünler ekiyorlar. Y: O zaman artan nüfusumuzu besleyen besinler nereden geliyor? Çiftçiler tarafından üretilmiyorsa kim üretiyor? Bu tartışılamayacak kadar basit bir biyolojik gerçekliktir: Eğer nüfusta yüz milyon kişi eklenmişse, bu insanlar da besinden meydana gelmiştir. S: Karl Marx'a göre her kültürün nüfusu, kendi yaşam zorluklarıyla belirlenir. Örneğin toplayıcı insanlar yaşam tarzlarını sürdürmek için küük bir nüfusa sahip olmalılar. Yaşam tarzlarının bazı özelliklerinden vazgeçere daha fazla nüfusu besleyebilirlerdi. Başka bir deyişle yaşam tarzları onları bazı sınırlamalara zorluyor. Bizim yaşam tarzımı da bize bazı sınırlamalar koyuyor. Y: Anlıyorum. Bu arada besin üretiminin bununla hiç ilgisi yok mu? S: Bildiğim kadarıyla besin üretiminin bu konuyla hiç ilgisi yok. Y: Burada sadece biyolojik bilimin olayı farklı değerlendirdiğini iletebilirim. S: Bana artan nüfusumuz için hiçbir şey yapamazmışız gibi görünüyor. Sistemin kendisi buna çözüm üretecektir. Y: Parçalanarak demek istiyorsunuz. Evet kesinlikle doğru. Yaşadığınız binanın yanlış inşa edildiğini ve kısa sürede yıkılacağını bilseydiniz, kesinlikle sistemi kendi başının çaresine bakmaya bırakma özgürlüğüne sahip olabilirdiniz. Ancak çocuklarınız bu binada yaşıyor ve bina sonunda yıkılıyor ise, onlar bu konuda sizin çözümünüzü başarılı bulmayabilirlerdi |
||