|
||
| Yüzyılların ürünü olan uyutma siyaseti hala devam ediyor.Irkçılık, bölücülük, aşırı dincilik ve gericiliğe başvurularak; savaşlar çıkartılarak halkın ilgisi başka yönlere çekilmekte. Yaptıkları siyasetin başarılı olduğunu kabul etmek zorundayız.Öyle bir toplum yaratıldı ki düşünemiyor,doğruyla yanlışı ayırt edemiyor, bağımsız hareket edemiyor.Hep sığınacak bir dal, saklanacak gölge arıyor. İnsanların açlıktan ölmesi, çok sayıda hastanın ilaç alacak parası olmadığı için ölmesi kimseyi ilgilendirmiyor. Dürüst insanlar sefalete mahkumken, düzenbazların el üstünde tutulması sorgulanmıyor.İşte bunlar ve bunun gibi başka olaylar gösteriyor ki toplum bir avuç hilekarın kuklası olmuştur.Özgürlük dört veya beş yılda bir yapılan ve sadece sahtekarların partilerinden oluşan bir seçimde oy kullanmaktır. Bu bile çarptırılmakta, hatta bazı ülkeler bu hakkı bile layık görmemektedir. Teknolojinin gelişmesi bazı sorunları da beraberinde getirmiştir.Diziler, filmler, yarışma programları ve diğer programların %90’a yakını toplumu uyutmak için yapılmaktadır.Son zamanlarda yarışmalarda halkın içinden çıkan insanlar şöhrete kavuşturulmakta, bu durum da toplumun ileride bu şekilde şöhret elde etme ve zenginleşme hayelleri kurmasına neden olmaktadır. Filmler iki şekilde halkı hipnotize etme yoluna başvurur: Bunlardan birincisi beyinlerine zorla enjekte edilen milliyetçilik, üstlerine itaat etme, kurallara uyma, sorun çıkarmama,sahip olduğuyla yetinme vb. düşüncelerdir.İkincisi ise insanları rehavete kavuşturarak, lüks hayatı ve harcamayı özendirme, aşık olmayı büyüterek yakınlarının ve toplumun üstüne çıkarma, toplumda kollektivizmi önlemek için küfürleşmeyi özendirme ve vurdulu kırdılı filmler çekmektedirler. Bu tip filmleri ve dizileri izleyen toplum; kendisini merkeze koyup, başkalarını küçümseyerek, gerçekleşme olanağı milyonda bir bile olmayan şöhrete kavuşma hayelleriyle kendini tüketir.Komşularıyla kavga etmekten onu ezenlerle kavga etmeyi unutur. Her tarafta büyük bir servete ulaşmanın mutluluk getireceği, hayatın amacının başkalarını kenara iterek kendine yol açıp, zirveye ulaşmak olduğu öğretilir.Zaten ailesinden yeterli eğitim almayan insan, okul sayesinde iyice köreltilir.Bir de bunun üstüne devletin baskısı ve iletişim araçlarının etkisi eklenince, nitelikli insan yetişmesi mucizelere kalır. Bu nedenle yıllardır süregelen hipnoz siyaseti sürekli zafer kazanmakta. Kendisine isyan edenlerin hemen çevresini sararak silindir gibi eziyor. Karşıt bir düşüncenin doğmasına bile izin vermiyor ki yayılabilsin. Yine de halk asırlardır daldığı bu derin uykudan elbet bir gün uyanacaktır. İşte o zaman nasıl zavalılaştığını, basitleştiğini, oyuna getirildiğini farkedecektir. Böyle bir durumda göstereceği tepkinin şiddetini kimse tahmin edemez. |
||
|
||
| güzel olurdu %100 hipnoz ettiğim bir toplumda yaşamak |
||
|
||
| Dünya'nın hemen hemen bütün ülkelerinde hipnoz siyaseti uygulanmakta.Bazılarında az, bazılarında çok.Türkiye'de ise hipnoz siyaseti en uç noktasında uygulanmaktadır. Halkımızın durumu, ülkemiz için tehdit oluşturmaktadır.Bir ülkenin en önemli sermayesi insandır.Onu ayağa kaldıracak, sürekliliğini sağlayacak olan halktır.Almanya ve Japonya'nın 2. Dünya Savaşı'ndan sonra tekrar ayağa kalkması halkın çalışkanlığının ve özverisinin ürünüdür. Birkaç siyasinin ülkeyi daha iyi yönetme amacıyla halkı cahil bırakması, çok pahalıya mal olacaktır. |
||
|
||
| abicim bu uyuma operasyonunden bahsedildiğinde angutlaştırma işkencesi aklıma gelir hep. yani adamin kafasına bir deri geçirirler ve deri kurudukça güneşte adamın beynine basınç yapar. işkence bittiğinde adam angutlaşmış olur. yani saftirik saftirik dolaşır ortalıkta. siyasal sistemler de işte bu işkence gibi halkın ve bireyin bilincini her yönden baskı altına alarak nihayetinde sersem sersem ortalıkta dolaşan itaatkar, teslimiyetçi ve sistemle uyumlu kitleler yaratır. |
||
|
||
abicim bu uyuma operasyonunden bahsedildiğinde angutlaştırma işkencesi aklıma gelir hep. yani adamin kafasına bir deri geçirirler ve deri kurudukça güneşte adamın beynine basınç yapar. işkence bittiğinde adam angutlaşmış olur. yani saftirik saftirik dolaşır ortalıkta. siyasal sistemler de işte bu işkence gibi halkın ve bireyin bilincini her yönden baskı altına alarak nihayetinde sersem sersem ortalıkta dolaşan itaatkar, teslimiyetçi ve sistemle uyumlu kitleler yaratır. Ve bunada demokrasi derler
|
||
|
||
| bu demokrasidir zaten.. demokrasi - insanları yönetme biçimidir... o kadar şaşıracak bir şey yoook... amaç insanlara hükmetmek - istediğini yaptırmak.. kullandığın yöntem faşizm - komunizm - liberalizm yada bir başkası olmuş fark etmez.... demokrasi de kapitalizm in insanları uyuşturan bir iğnesi... vurmasını bilenler yönetiyorlar - istediklerini yapıyorlar şimdide.. tarihten bu yana değişen fazla bir şey yok aslında... |
||
|
||
| insanların kurdukları sistemler ancak bir insan ömrü kadar sürer. ve her sisyem diyerlerini uyutmak içindir. insansa kendini yetiştirip bundan etkilenmeyendir. |
||
|
||
| senin elinde mi adnan_? kendini yetiştirip bundan kurtulmak.... ha ha hay... nede enterasan bir düşünce sahibi bu adam...! |
||
|
||
| Bu bakış açısına 100% katılıyorum. Ama suçı siyasilere yıkamazsın. siyasi dediğin de senin benim gibi insan. O da doğru bildiğini yapıp hayatını sürdürmeye çalışıyor. Adnanın dedii gibi insan ömrü kısa ve insan kendini adam eder. Ama diğer taraftan Devinizmin dediği gibi insanlar tutunacak bir dal sığınacak bir liman arıyor. insanlar korkuyor. işsizlik gelişmiş ülekerde %10-15 bizinki gibi ülkelerde %20-30 günde 10 milyona çalışan insanlar var, + bu insanlar çoğunlukta. işin tuhaf yanı en mutlu olanlar da onlar. kaybedecek bişeyleri olmadıkları için. Bunun dışındakiler korku içinde. işadamı, bürokrat, orta sınıf, politikacı... herkes debeleniyor. herkes bişeye inanıyo ve bişey yapmaya çalışıyo. Ama korkuyolar. Düzenbaz-yalancı politikacı kocaman bi mittir. Bush da Erdoğan da iyi insanlardır. iktidara o sayede gelmişlerdir. bi şekilde halk onlara güvenmiştir ve onları seçmiştir. Türkiyedeki bu mitin arkasında da Atatürkün abartılmış bi şahsiyeti var. Mustafa Kemal gerçekten Büyük bi devlet adamı ve liderdi. Ama mustafa kemal halk tarafından seçilmedi. Padişah tarafından görevlendirilip bir devrim başlattı. Adam askerdi. Erdoğan, Ecevit, Tansu çiller bunun yanında sönük kalıyo ama sonuçta halk tarafından seçilmişler. Şahsiyetleri kişilikleri önemli değil. onlar halkın seçimidir ve en olumsuz bakış açısıyla halkın hata yapabileceğini kanıtlarlar. Sistem yıkılarak dünya değişmez. sistemler bir sürecin sonunda çökerler çöktükten sonra da devam ederler. Osmanlının mirasını TC hala pek çok açıdan taşımıyor mu? bir kişinin değişmesi temelde kolaydır. düzenin değişmesi de ancak o derece kolaydır. Bende teslimiyetçiyim. Erdoğan padişah olsaydı belki olmazdım. Ama Erdoğan insanların seçimini simgeliyor. Halk kitleler halinde işçi partisine oy verseydi ne sistem kalırdı ne bişey kalırdı. Siyasetçiyi bu noktada taşlayabilirim. türk solu neden halka güven veremiyor? Sol siyasetçiler neden bu kadar çelimsiz? Neden Hem avrupa hem türkiyede bu kadar başarısızlar? Asıl soru bence şu Sol ideolojinin eksik noktası nedir? Şudur: sol ideoloji Aşırı materyalisttir. dünyada insanların %99'u şöyle veya böyle bir çeşit tanrıya inanıyor. sol ideoloji ne kadar hümanist olursa olsun materyalisttir. bu yüzden iticidir. paylaşalım yoksa. SSK hem devletleştirilsin hem halkın malı olsun hem düzeltilip iyileştirilsin. eğitim sistemimiz modernleştirilip geliştirilsin. devlet polis devlet olmaktan uzak sosyal devlet olsun güçsüze fakire yardım edip yeniden dağıtıcı eşitleyici bir rol oynasın. diye bi siyaset yapılabilir. ama sol siyasetçiler bi defa yıkıcı siyaset yapıyo. muhalefet olup karşı partiye zarar vrmek peşinde. ya da tutmuş Bush politikalarını, Amerikayı eleştiriyo. Bu arada bi de tanrıyı inkar etti mi, simitçi, esnaf kapıcı Ak partiye oy veriyor. ve en iyisini seçiyor. gerçekten de bugün için en doğru seçim o bence. hipnoz edildiğimiz filan yok. siyasetçilik mesleğini güzel yerine getiriyorlar. amele nasıl şantiyede çalışırsa bunlar da öyle iş yapıyorlar. Yoksa politikaları tamamen yanlış. liberal bi politika izliyorlar. zengin zenginleşiyor, fakirler aynı durumda. SSkyı dğzeltmek bi yana özelleştiriyolar. Da çalışıyo adamlar. Erdoğanı TV de genelde yorgun görürsünüz. canla başla bildiğini okuyo adam. Solcuda olmayan şey bu manevi düzeyde disiplin. Sen Freuda inanıyosan ve o tanrıya teslim olmuşsa sen onun yaptığının onda birini yapamazsın. Tamamen haklı bile olsan, mantıklı ve insancıl olan senin düşüncen bile olsa, onu uygulamaya koyma gücü bulamazsın, başarısız olacağına inanmasan sonunda "bütün suç bu koyun milletin" diyip işleri öncekinden beter hale sokarsın ve halk bunu mantıkken bilmesse de bi şekilde hisseder bu yüzden gider ak partiye oy verir. Liberalizm de özünde materyalisttir. Ama Liberalizm Adam Smthen bu yana değişmiş, adamlar paraların üstüne "in god ve trust" yazmış. Karl Marks "din kitlelerin uyuşturucusudur" demiş. Öyledir de. "alahın dediği olur" diyen adam niye Yök'ü taşlasın ki? Bunda bi sahtekarlık yok. Ama Allah var yani. bu dünya geçici, topraktan geldik toprağa gidecez, ve yaşamanın en mantıklı yolu "teslimiyet" denen şeyi kavrayıp yaşamını teslimiyet içinde sürdürmektir. Barışın, huzurun yolu budur. ben parisin kenar mahalesinde olsam kimseye taş atmazdım. oturur evde TV izler ya da namaz kılarım. Ama koyunluğumdan değil yani. Irkcılığı kınamak, sosyal adaletsizliği kabul etmemek, yoksuluğu fakirliği kabul etmemek, sınıf kavramını red etmek, özgürlük istemek, eşitlik istemek, insan haklarını savunmak, vicdani redci olmak, demokratik toplum istemek, ya da 100% özgürlükçü bir dünyayı savunmak için illa "Kafir" olmak gerekmiyo. ya da dini siyasete alet etmek ya öyle bişey olması gerekmiyo. demek istediğim sol parti lideri darwinin şebeklerine ve Freuda inanıp sol bi siyaset yapmak istiyosa, ve sağ parti lideri tanrıya inanıp sağ bi siyaset izlemek istiyosa sağ parti liderinin yapacağı iş daha hayırlıdır, ya da bu halkın daha çok menfaatine olur. Yani din kitlelerin uyuşturucusu falan değildir. Karl marks bu konuda hatalıdır. Kitlenin uyuşturucusu Korkudur. Korku sevginin karşıtıdır. korkan insan sevemez sevmediği için yanlış olanı değiştiremez, ya da değiştirme isteği taşımaz. Kalemi birinin gözüne sokabilirsiniz ama kalem temelde yazı yazmak içindir. mesela bilim gibi nötr bişey değildir. din dediğimiz olay siyasi görüş gibi tamamen kişinin bireysel seçimine dayalıdır. Marks zamanında Krallık yönetimi yaygındı. ve Bütün Monarşilerde Kral tanrının elçisi kabul edilir, Krala karşı gelmek tanrıya karşı gelmekle bir tutulurdu. Kilise, Papalık Krallarla el ele çalışırdı falan. Belki de bu lafı o yüzden ortaya atmıştır. Bugünün eğitimli metropğolitan insanı için din bireysel bi olgudur. sokakta kimse size satanist mi yoksa hristiyanmısın diye sormaz, sorsa da fark etmez. Yani bunu nasıl anlatacağımı bilmiyorum ama ruhsal gelişim diye bi şeye inanıyorum. Bu gelişim kitap okuyup bilgi biriktirmekle olmuyor. ruhsal düzeyde, kişinin karakterininden daha derin bi düzeyde gerçekleşiyor. Bazı insanların sorumlu bazılarının sorumsuz, bazılarının dürüst bazılarının sahtekar, bazılarının disiplinli bazılarının tembel, bazılarının cesur bazılarının korkak olmasının altında bu yatar. kişilerin ruhsal düzeyi vardır ve toplumların ruhsal düzeyi vardır. ruhsal gelişim tek başına yeterli olsaydı bugün hindistan dünyayı yönetirdi. akıl tek başına yeterli olsaydı parista ayaklanma olmazdı. bana göre (ve gerçekte de) akıl ruhun bi aracıdır. yani maneviyatımızı geliştirip ondan sonra yapcağımız işe göre aklımızı geliştirip kullanırsak bu dünyada sonuç alabiliriz. Bütün bunlar Neo-sosyalizm'e ihtiyaç olduğunu belirtmek için. yani evet ben sosyalistim. ama kendimden nefret de etmiyorum, tanrıya küfür de etmiyorum, kendi ülkemi mahvetme amacı da gütmüyorum. sadece eşitliğe, özgürlüğe, toplumsal dayanışmaya, hukuk devletine, demokrasiye, insan haklarına inanıyorum, + gelecekte devletsiz bir dünyanın olabileceğine de inanıyorum. ve mevcut düzenin yanlışlığını da görüyorum. diye bazı fikirler... |
||
|
||
leonardo ![]() cevaplasaidim bu kadar güzel cevaplayamazdım. kavimler layık oldukları şekilde yönetilirler. zerdusth. leonardo örneğinde olduğu gibi insanlar kendilerini eğite bilirler. kendini eğitemeyenlerde başkalarını suçlarlar. ben nihayette bir başkasının hakkını yiyip yememekle sorgulancam. bu düzenin iyiliğinden kötülüğünden banane ben önce iyi olanı hak edip sonra hakkımı istemeliyim. ben hak edersem hakkım bana gelir kaçınılmaz. önce kendimize soralım iyiyi hak etmek için ne yaptım |
||
|
||
| öyle bazen en işe yaramaz dal bile gün gelir bir işe yarar diye boşa dememişler |
||
|
||
| hiçbişey, O yüzden lise arkadaşlarım hayatlarını kurarken ben burda oturuyorum. çok çalışan her zaman değil ama dürüste çalışan herkes başarabilir. Yine de, Başardığım zaman için diyorum. benim evime elektrikçi gelip pis pis kokarak büyük ekran televizyonuma " şu hayata şöyle bi televizyonum olmadı" diyerek bakmamalı. O belki hayatta benden daha mutlu. sorun o değil. sorun yalnızlık. o daha iyi elbiselerle gelmeli, ve benim de bu kadar fazla malım olmamalı. aramızda daha çok denge olursa, mesela üniversite mezunu eletrikçinin sadece 2 katı maaş alırsa o zaman televizyona ihtiyaçımız kalmaz, hipnoz da olmayız. foruma yazı yazamak da gereksizleşir, bayramda çocuklar kapı kapı dolaşıp şeker isteyebilir, komşuluk bağları güçlenir, Aynı ailenin bireyleri arasında kopukluk yaşanmaz, insanlar rahat eder yani. sonra belki canım elektrikçi olmak istiyodu da 350 milyon yetmiyceği için vaz geçtim? niye böyle bişey olsun? bugün bi psikiatrı arayın 1 haftadan önce randevu bile alamazsınız. hiç müşteri yokluğu çekmiyolar... yoksa bu dünya bana kalacağından değil. Burjuvazi herşeye sahip olsun. alsın benim de herşeyim onların olsun. sorun Sabancı değil... Bu tarz bi neo-sosyalizm düşünüyorum yani |
||