|
||
| İnsanlar duygularından arındığında evrimini tamamlamış olacak... daha mantıklı bir görüşü olan ? ? ? |
||
|
||
| tam tersi de geçerli olabilir. yani duygular geliştikçe evrim ileriye doğru da yol alıyor olabilir. gerçi evrimi olumlu olumsuz olarak nitelemek yanlış olur. çünkü evrim uyum göstermek demektir. |
||
|
||
| teşekkürler plastik, bu başlık daha iyi durmuş... düşüncem şuydu, duygusuzluk-hissizlik robotlaşmayı doğuracaktır... bizim türümüzün evrimdeki son aşaması.Tarihte böyle yazacaktır bence.Çağ da atlanacaktır. sonra bizim yerimizi alacak başka bir ırkın dünyaya egemenliği... |
||
|
||
| duygusuzluk şartlar gereği ortaya çıkar. mesela savaşın ve acının çok olduğu yerde bazı duygular katledilir. şu düşünülebilir: ilşkilerin sekülerleştiği modern yaşamlar gittikçe duygudan arınmış olacaktır. bu duruma insanın uyumu evrimsel olarak duygusuz insanlar türetebilir. ama ben tam tersini düşünüyorum. modern yaşamın insanı duygularıyla daha çok başbaşa bıraktığını ve duygusallaştırdığını düşünüyorum. maddi yoksunluk ve acı içinde olan insanların duygularını işitebilcek halleri kalmaz. |
||
|
||
| Bununla ilgili bir şeyi nihilizm bölümünde tartışmıştık biraz.. Şöyle bir argüman sunmuştum ortaya; toplumumuz geçtiğimiz çağlardan daha fazla nihilist görünüyorsa belki de bu duygulu insanlar olarak olgunluğa eriştiğimizin bir işaretidir. kollektif bilincimiz önemli bir noktayı aşıp genişlediği için belki de en sonunda hayatın temel gerçeğini kabul etmeye hazırız; hayatın tek amacı hayatın kendisidir. |
||
|
||
| "hayatın tek amacı hayatın kendisidir." bu cümle "hayatın gerçek amacı hayatın kendisidir" şeklinde değştirilip üzeirnde düşünmeye değer
|
||
|
||
| duygulardan arınmanın evrimi tamamlamak olduğuna inanmıyorum. duygularını öldürebilmek insanın (modern insanın) doğadan kopup kendi yapay doğasını tmamlama evriminin son noktası olabilir. doğadan kopuşun en üst basamağı... | ||
|
||
| Konu hakkında düşündüm epey ve 2 zıt fikir oluştu aklıma hangisinin daha mantıklı olduguna karar veremedim bilmiyorum blkide 2side mantıksızdır ama yazayım dedim... 1- hayatımıza bir anlam aradıkça fikirlerimizi hayatlarımızı sorguladıgımız gibi duygularımızıda sorguluyoruz. duyguları pratikte sorgulama fırsatlarımız modernleşen ve yanlızlaşan hayatlarımızdan dolayı gitgide azaldıkça, duyguları teoriye döküp anlamlandırmaya yada tanımlamaya çalışıyoruz. Ama duygusal ihtiyaçlarımıda doyuramadıkça duyguların mantıksızlıgından dem vurup, yanlızlaşan hayatlarımızın sorumlusu biz degilmişiz gibi bahaneler uyduruyoruz. duyguları aşagılayıp aklı yüceltiyoruz ama unutuyoruzki bizi mutlu eden akıl degil. "hayatın gerçek amacının hayatın kendisi oldugunu" anlayınca yani hayata anlam yükleme çalışmalarımızı durdurunca, hayatımızın boş yere geçmesini saglayan şeylerin gereksizligini anlayınca hayata daha çok zaman ayıracagız ve aklın bizi yüceltecegi düşüncesinden sıyrılınca duyguların yükselişi başlıyacak yeniden. 2- insan aklı ahlak kurallarından , geleneklerden kanunlardan yani bütün sınırlamalarından kurtulup özgür kalınca, tek kanunun doga kanunları oldugu hayata geri dönünce. bütün açlıklarını, egolarını ve arzularını sınırlar olmadan doyuracak güce ulaşınca duygularından arınmış olacak. ulaşamadıgımız şeyler gözümüzde büyür ve yücelir, mesela ahlak kuralları yüzünden cinsellik ihtiyacımızı istedigimiz an istedigimiz gibi karşılayamıyoruz buda aşk gibi bir tanımın oluşmasına neden oluyor diyelim mesela. bu mantıkla bütün istediklerimze ulaşıp kendimizi her şekilde tatmin etmeyi ögrenince nerdeyse bütün duyguların tanımının içi boşalacak. Siz ne düşünüyorsunuz? |
||
|
||
duygulardan arınmanın evrimi tamamlamak olduğuna inanmıyorum. duygularını öldürebilmek insanın (modern insanın) doğadan kopup kendi yapay doğasını tmamlama evriminin son noktası olabilir. doğadan kopuşun en üst basamağı... msjı attıktan sonra seninkini gördümde diyemeden geçemiyecem. duygular sence dogalmıdır yani dogada varmıdır. bnce duygular sosyalleşen yani bi sistemin içine giren insanın dogasında oluşur. insanın sosyallikten kopması belkide duygularından da kopmasını saglayacak bişeydir böylece dogala yaklaşabilir. Blki gerçek evrim duygulardan arınmakla başlayacak. |
||
|
||
| ecstasy şu ana kadar forumda senin gönderdiğin en güzel mesaj yukardaki mesajdı sanırım. tespitlerin çok güzel. ben bu iki durumdan şunu çıkarıyorum. duygular kaybolmayacak. şekil değiştirecek. mesela aşk filan gibileri senin de dediğin gibi cinsel doyumla çehre değiştirecek yada yok olacak ama bunların yerine başka duygular gelişecek. gelişecek yeni duygular daha çok modern/birey yaşamına ait şeyler olacak. mesela yalnızlık kökenli duygular alabildiğine çeşitlenecek ve yeni şeylere şahit olacağız. |
||
|
||
| Son olarak sözünü söyleyen ectacsy'nin yanıtıyla başlayayım; evet doğada duygu yoktur ve bu yüzden doğaya döneriz düşüncesi tümüyle bir düşten ibarettir. HAYATIN GERÇEK/TEK AMACI HAYATIN KENDİSİDİR tümcesinin de şöyle düzeltilmesi gerektiğini düşünüyorum; hayatın amacı olmadığı için bir anlamı da yoktur! Eğer doğaya dönecek olursanız duyguların yanında bir anlam arayışının da olmadığını, tüm dengenin doğum/ölüm, güçlü/zayıf, üreme/yok olma gibi kavramlar arasında gidip geldiğin görürsünüz. Doğal olarak acıma, sevgi, üzülme, aşık olma gibi kavramlar insan düşüncesinin ve evriminin bir ürünü olarak düşünülebilir. Ancak bunları bir çeşit geçiş dönemi kavramları olarak da düşünebiliriz. Bir ülkede veya toplulukta yönetici olanlar duygularından arınmak ve her türlü kararlarında mantıklı davranmak zorundadırlar. Yani aslında kendi varlıklarının en önemli sayılan kavramlarını yok etmek gibi bir zorunlulukları var. Ancak bununla birlikte içgüdülerine göre davranıp yaşamak için başkalarının ölmesi gerekiyorsa savaşa da karar veriyorlar. Yani birinin ölmesi gerekiyorsa ben/biz değil, sen/onlar şekline dönüşüyor. Her durumda gidilecek noktanın duygulardan arınmak ve robot gibi yaşamak diyebileceğimiz bir noktaya doğru evrildiğimiz düşüncesi bende de baskın durumda. Zaten makinaların tüm dünyayı ele geçireceği düşüncesinin altında da insanın duygularından arınacağı korkusu yatıyor. |
||
|
||
| doğrudur.. doğada duyguların varlığından bahsetmek pek olası değil ve bugün sahip olduğumuz duygusallık insan olma yolunda edindiğimiz donanımın bir parçası.. bu durumda duygulardan arınmaya yönelmiş ve bu şekilde sonlanan bir evrim başlangıç noktasına geri dönmekten farksız.. kendi doğasına bilinçli bir iradeyle asi olmuş bir varlığın geri dönüşünün mümkün olmadığını düşünüyorum.. her türden geri gidiş lanetlenmek için yeterli ve artık o noktada duran her neyse ondan insan diye bahsetmek olası değil sanki.. .. makinaların yükselişi karşısında insanın en büyük silahının onun ölebilirliği olduğunu düşünüyorum bu arada.. basit duygusal bir irade beyanı işlerini görür o teneke uygarlığının |
||
|
||
ecstasy şu ana kadar forumda senin gönderdiğin en güzel mesaj yukardaki mesajdı sanırım. tespitlerin çok güzel. ben bu iki durumdan şunu çıkarıyorum. duygular kaybolmayacak. şekil değiştirecek. mesela aşk filan gibileri senin de dediğin gibi cinsel doyumla çehre değiştirecek yada yok olacak ama bunların yerine başka duygular gelişecek. gelişecek yeni duygular daha çok modern/birey yaşamına ait şeyler olacak. mesela yalnızlık kökenli duygular alabildiğine çeşitlenecek ve yeni şeylere şahit olacağız. saol iltifatın için düşündümde içgüdüleri saymassak duyguların yok olabilecegi ihtimali pek gerçekçi degil aslında çünkü insanlık bu noktadan sonra sosyallikten tamemen asla kopamaz. bide gördümki duygular bizimkinden daha basit te olsa sosyal olarak yaşayan bütün hayvanlarda var, ama bireysel yaşayanlarda duygulardan eser yok buda sosyalligin ve sosyalligi düzenleyen sözleşmelerin duyguların oluşumunu sagladıgının bi kanıtı heralde.Bundan dolayı insanların yapay düzenleri insanların evrimini düzenleyen esas faktör. Bu diger yandan insanların dogal halleriyle zeka seviyeleri dışında hayvanlardan hiç bir farkı olmadıgının da göstergesi. Aynı zamanda duyguların kökeni zekada diil bu durumda. "makinaların yükselişi karşısında insanın en büyük silahının onun ölebilirliği olduğunu düşünüyorum bu arada.. basit duygusal bir irade beyanı işlerini görür o teneke uygarlığının " darkmoon nedmk istedigini pek anlamadım.. |
||
|
||
| makinalar bozulur yada kendini imha eder en fazla.. bu son onun için her zaman programının sıralı ve sıradan bir parçası olmaktan ileri gitmez.. insan ölür nihayetinde.. ne zaman ve nasıl olacağı bilinmez ama asıl önemlisi ölebilirde ve bunu ne zaman nasıl yapacağıda her zaman meçhuldür.. tek başına bu bilinmez bile yeter onlara.. hayatın ve ölümün öngörülemez oluşu.. |
||
|
||
| duygusal olarak gelişmiş bir yaşamla duygusallık farzedilen güdülere boyun eğmiş bir yaşam arasında insan şaşırır. duygusal gelişkinlik duygusal güç de demektir.oysa duygusallık zayıflık sanılır. sonra; hitler de duygusaldı ...aşırı hatta... ... evrim küflü bir laf. gelişme , insanın zekasıyla birlikte duygularını da derinleştirmesi demektir. ve bunun için doğada yazılı ilahi bir referansa ihtiyacı yoktur. ya da doğada bulunması gerekmez..ihtiyaç hissetmesi yeterlidir. çünkü gelişen duyguları onu daha tatmin olacağı bir yaşayışa taşır. yaşadığımız dünyada sosyallleşme iktisadi ilişkilere indirgenmiştir.artık sosyalliğin kazandırdığı duygusal olgunluk değil,işlevsel duygu kalıplarıdır. deprem oldu hadi hep birlikte ağlayalım ...ama dünya dün de berbat bir haldeydi..daha iyi değildi. gibi. duygusal olarak yetersiz insan zeki olabilir ama akıllı olamaz. dünya da aptalların sıkıcı(kanlı) dünyasıdır bu yüzden..eksik bir alanı tarayan yaşamlar yeterli görülmektedir bu yüzden de zayıfların ölümüne -sadece savaşlar düzeyinde değil- kolay karar verilir. gelişme durmuş demek değil bu.. insan dinlenir ve yeniden devam eder...iş ki altında hala yaşayabileceği bir dünya olsun... |
||