|
||
| neden bazı insanalr canlarını yakmaktan -ruhen ve ya bedenen- kendilerini alıkoyamazlar... ceza vermek için mi.. kendine...kendini sevene... |
||
|
||
| cevabını bildiğin ama dile getirmekten çekindiğin için sordun bu soruyu,biliyorum...ama eli kalem tutanın ve sol yana itinayla yerleştirilmiş kan yumağı henüz taşa dönmemiş olanların değişmez halidir bu....kendini kanattıkça kaleme sarılırsın,kaleme sarıldıkça küfreder satırların sana ama sen klanamaya kanadıkça yazmaya devaö edersin....iç teğetli dış bükey döngü hani... kendine eziyet, kendin yitirip duvara toslamama önelemidir... ve şiddeti arttıkça kuyuna sürüklediğin kelebekler yığıntısı büyür de büyür... farkına varamazsın bitenlerin ve başı gelenlerin... |
||
|
||
mavi işte ya...bir de...merak gibi bir şey... çağıran seni güçlü bir istek. çocukken dizindeki yaraları soyarak başladığın tuhaf bir yarayı kökünden inceleme güdüsü. röntgenini çekmek için hayatın uyardığı darbelerin,yaranın yakıldığı hücreleri bulmak gerekir gibi. ama sadece bu da değil. sıkıntının , acının, kangrenleşmiş hüznün yarattığı tepkisellikle sana sancı veren herşeyden soyunma isteği. cezalandırma da var ama ... bazen suskunluğu cezalandırma...bazen de tökezleten bir bakışı... |
||
|
||
| suçluluk duygusu (bağışlandım), veya öz eleştiri ( kendimi olduğum gibi sevip kabul ediyorum. veya beklenti (tüm beklentileri bıraktım), yetersizlik hissi (her sorunun üstesinden gelebilirim)... liste uzayıp gidiyor. temelde 2 sebep var 1) biz doğduğumuzda muhtaç bi varlığızdır. zamanla bu muhtaçlığın yerini kendine yetebilme alır. almalıdır. ama bu zor bi süreçtir bazıları hiç aşamaz ve hep çocuk kalır. dolayısıyla suçlar, hem kendini hem başkalarını, ve eziyet eder, hem kendine, hem başkalarına bunun sebebi 2) kendini sevmemek, veya kendine güvenmemek. yaşamımızın en temel amacı budur bence. kendimizi sevip onaylamayı, kendimize güvenmeyi bilmek. her işi kendimiz yapamıycağımıza, tanrıya, evrensel düzene, olasılıkların toplamına, hayata da güvenmeliyiz. Yoksa tarihimiz bir özyıkıcılık tarihi. sera gazlarının olmasının sebebi nedir? hidrojen enerjisine neden geçmiyoruz? dünyanın hastalığı belli ilacı belli. |
||
|
||
| çocuklar mesela... istedikleri olmadığında ağlayarak ailelerini tehdit ederler...bak ,ben senin biricik varlığınım...bana zarar gelmeisnden ölesiye korkarsın sen...şimdi istediğimi yapmazsan kendimi incitirim. gibisine... bir çok insan büyüdüğünde de aynıdır...ne kadar acı çektiğini sana sunmak için binbir çile maskesi giyinir. mide bulandırıcı....bir isyan türüdür bu. ama bir de sessiz sedasız...kendi içinde kıyasıya kendini yokedenler var. bu hıncı anlamak... mümkün mü? |
||
|
||
| bilemiyorum bu tarz şımarıklıklar yapacak kadar lüksüm olmadı hiç ne çocukluğumda, ne gençliğimde ne de ilk yetişkinliğimi yaşadığım bu dönemde.. bu tarz isyanlar asiliği şımarık ruhlarla kamçılıyor bana göre.. kendini hırpalama bence şımarıklığın doruğu, özellikle yaşadığımız sözde acıları dünyanın en büyük acıları sanan biz metropol gençliği için. yalnızlık, mutsuzluk o denli sarmış ki bizi, bazen fiziksel acılarla ruhumuzun acısını kapatmaya çalışıyoruz.. oysaki özünde bu kocaman bir şımarıklık.. ne bu kadar ucuz ki bedenlerimiz yada ruhlarımız ucuz olsun.. ( diye bir kendini yeriş, bir özeleştiri yapmak istedim sadece) |
||
|
||
| evet mümkün. Hepimiz acı çekiyoruz. hepimizin tatmin olmamış arzuları var. hepimiz bi şekilde öfkeliyizdir, hepimiz bazen suçlarız hepimiz bazen korkarız, çoğumuz kendimizi ve başkalarını eleştirmeyi sürdürürüz. kabullenme, teslimiyet, koşulsuz sevgi, tam anlamıyla yaşamının sorumluluğunu yüklenme, öz güven, öz saygı, kendine inanma, bağışlama, özgür bırakma, insanları olduğu gibi kabul edebilme... bunlar meziyettir. zamanla geliştirdiğimiz birer vasıftır. öyle olmasa küresel ısınma diye bişey olmazdı. |
||
|
||
| bir düşü yalanlamak için kendini çimdiklemek gibi.. dilinin ucuna geleni ısırmak gibi.. kaybolanı geri getiren bir tokat gibi.. acı bazen bir varoluş biçimidir.. acıyla doğrulanan.. kendini bulan.. kanla yıkanan.. ayaz.. yaz.. . yaz.. |
||
|
||
| kendini hatırlamaya çalışma... dünya seni örttükçe... buradayım çığlığı... acı. |
||
|
||
| Orhan gencebay da yazıyo böyle şeyler. Orhan gencebay sizden iyi yazıyo üstelik. +bu işten para kazanıyo. | ||
|
||
| zeki oldukları için | ||
|
||
| kendini hırpalama direkt bir acı arayışı olmayabilir. sadece daha fazlasını bilmek isteği. en çok kendini bilirisn.dünyayı en iyi kendinde bilirsin. parçaalrsın ve en saf halini bulmaya çalışırsın. ve sonra yüzeye çıkarsın ve ya çıkamazsın...farketmez. bilmek hepsinden önemlidir. hani korku filmlerinde olur ya...adam yüzleşemeyeceği kadar güçlü düşmanının yanına gene de sokulur... |
||
|
||
;D ;D
|
||
|
||
| İnsan, kendisi için değil başkaları için kendini hırpalar. Çevrendeki insanlarla ne kadar alakadar olursan, o kadar kendini hırpalarsın. Kendinle ne kadar ilgilenirsen, başkalarını o kadar hırpalarsın. |
||