|
||
| "inanmak bilmemektir" den yola cikarak aklima bir konu geldi. Kizil'i da sevindirmek lazim simdi, bu kadar zamandir bu forumu acik ve buraya olan katkimin limitini alirsak sagdan sifira yaklasir. biraz artsin katkim, demi ama... ben diyorum ki, yukardaki felsefik ifadeye degisik bir acidan yaklasabiliriz ve ne kadar cok bilirse insanoglu o kadar cok inanabilir tanri'nin varligina (hicbir zaman tamamen bilemez). Ben ama burada "bilimsel bir tanridan" bahsediyorum, dogmatik degil (bu ne demekse). Bu topikte bu konularda biraz takilacagim. tum arkadaslari bekleriz... ilk ornek matematikten. matematik ve doga iliskisi. bilindigi gibi bizim pisagor dedigimiz yunan vatandasi pi sayisini meshur etti. bu sayi onun kesfi degildi tabii ki. cin'de ve misir'da cok daha onceleri biliniyordu boyle bir sayinin varligi. gize piramiti buna bir ornektir (detaylar sonra zaman icinde). pisagordan bu yana o kadar cok kesifler oldu ki sayilarda, bunlar insanda bir tanrinin varligi konusunda inandirici etkiler kesinlikle. Yoksa "boyle muhtesem tesadufler olabilir mi" sorusu uyaniyor. pi sayisi tum evrende var olan bir olgu, nasil ki hidrojen atomu tum evrende varsa. hatta bu ikisi arasinda muhtesem bir baginti var: hidrojen atomunun tek elektronu daire yorungesi cizer ki daire ile pi arasindaki iliskiyi hepimiz ogrenmisizdir matemaktikte (bir dairenin cevresinin capina orani). bu pi ama cok yaman bir sayi. dogadaki bircok olayda fiskiriveriyor ortaya. elektrikte bile var (ki manyetizma doganin temel kuvvetlerinden biridir, gravitasyon gibi), dalga sistemlerinde var (ISIK, ses gibi), daha nerelerde var... nedir bu meret neden heryerde cikar karsimiza? bi site buldum ingilizce (tonlarca baskalari vardir nette): http://www.cecm.sfu.ca/pi/index.html http://www.cecm.sfu.ca/pi/yapPing.html (ilginc) isin ilginc tarafi, bizim sayma sayilar dedigimiz 1,2,3 vs gibi tam sayilar ile pi arasinda muhtesem iliskiler vardir. cesitli matematikcilerin kesifleri dogrultusunda seriler/diziler ortaya cikarilmistir, hem de farkli farkli. bir tanesi: pi= 4 { (1/1) - (1/3) + (1/5) - (1/7) + (1/9) - (1/11) + .... } daha baska sekilde acilimlar da var. yani dusunun bir kere, sadece tam sayilar kullanarak, kesirli sayilar olusturarak bu heryerden cikan sayiya yaklasmak mumkun (sonsuz bir seri oldugundan "yaklasmak" diyoruz). (yukaridaki ornekteki parantez icinde tek sayilar mevcut hep) sonra daha baska muthis kesifler var. en meshuru yine bizim pisagorun ispatlayabildigi (yine cin'lilerce, babil'lilerce ve misirlilarca cok onceden bilinen) dik ucgen bagintisi. dik ucgenin iki dik kenarinin kareleri toplami, hipotenusunun karesine esittir teoremi. yahu kafa patlatinca anliyoruz ki muthis bir baginti. dogadan alinma hem de. ustelik yine sonsuz tane tamsayili cozumu var. en meshur olanlari 3-4-5 ucgeni, 5-12-13 ucgeni, 20-21-29 ucgeni gibi gidiyor (sonsuz tane oldugu da oklid tarafindan kanitlanmis). fibonacci sayilari mesela. muthis kesif. dogadan alinma. e sayisi, yine herbiyerden cikiyor karsimiza. asal sayi kavrami. yani sadece kendine ve en kucuk carpanina bolunebilen sayilar. bazilarimiz hatirlariz belki, tum sayma sayilari sadece asal sayilar yardimiyla yazabilmenin mumkunlugu gibi teoremleri. "mukemmel sayilar", carpanlarinin toplaminin kendini veren sayilar, 6 veya 28 gibi. filozof pisagor neden kendini bu mukemmel sayilara adamisti acaba? tanri ile baginti mi kesfetmisti? bu ornekler daha cogaltilabilir... geometrik, trigonometrik bagintilar ile doga arasindaki benzerlikler; sanal sayilar ile bazi doga olaylarinin aciklanabilmesi vs.... ben diyorum ki, insan bunlari ne kadar cok bilirse, tanrinin olduguna o kadar cok inanmaya basliyor. siz ne diyorsunuz? Bunlarin hepsi TAMAMEN kaotik/rastlamsal bir duzendeki cok dusuk ama 0 olmayan olasiliklarin gerceklesmis olmasinin getirisi mi? |
||
|
||
| Pi sayısı, blank sabiti, log e, vs. gibi sayılar doğanın sistemini formüle etmekte kullanılan doğal rakamlardır. Nasıl biz 1,2,3.. gibi sanal rakamlar kullanıyorsak doğa kendi sistemini işletirken bu rakamları kullanıyor. Biz insan yaratıklarıda ilgil konularla ilgilendikçe denklemlerdeki bu sabitleri buluyoruz. Mesela eğim içeren bir hareketi matematiksel olarak ifede edeceksek pi sayısını kullanmadan yapamayız. ... Eğer bir yerde düzen varsa o düzeni formüle eden matematiksel bağıntılarda olmak zorunda. Örneğin üç boyutlu uzayda pi sayısının olması da kaçınılmaz. varsa, varsak, değerlendirebiliyorsak bunlar da olmalı. tanrıya delil olamaz. düzene delil olur. |
||
|
||
| Düzen neye delildir peki..Tabi ilk soru herhangi bir şeye delil midir olmalı..bir de güzellik,düzendeki güzellik ve onun etkileyiciliği.. |
||
|
||
| düzende güzellik olmaz. düzen ii çalışır yani himzet ettiği amaç iyi olabilir. her düzen iyiye/güzele hizmet etmez. |
||
|
||
| düzendeki düzeni kim düzüyo ... | ||
|
||
| Matematiğin güzelliği ama ve ona tutkun olan insanlar peki.. | ||
|
||
| Düzen birşeyin delili olamaz; aksine düzene bir delil gerekir ki buda işleyişin sürekliliğinin ta kendisidir... Düzenin güzelliği derken aslında gördüğümüz bir güzellik değildir; sadece hayran oluruz; buda insan aklının düzeni kavramayla ilgili şimdilik olan sınırlılığından kaynaklanır. İnsan anlamamayı kabullenemez, anlamadığı ve bunun için hayranlık duyduğu düzeni kendine yediremediğinden; aslında anlıyor hissetmek için tanrı kavramına sığınır. Tanrı anlamamaktan kaçıştır... |
||
|
||
| Anlamamak nasıl hayranlık,güzellik hatta sanat gibi sonuçlara yol açıyor da sadece anlamamanın basitliğinde kalmıyor.Yoksa bundan kaçmak için doğayı mı basitleştiriyoruz.. | ||
|
||
http://tr.wikipedia.org/wiki/Alt%C4%B1n_oran ----------------------------------------------- Altın Oran ( http://www.antrak.org.tr/gazete/032005/ta2ee-1.html dan alınmıştır) Giriş “Altın oran kavramı ve bu kavramın gizemi nedir?” diye düşündüğünüz olmuştur. Belki de bu kavramı ilk defa duymuşsunuzdur. Peki, nedir altın oran, nereden çıkmıştır, pratik hayatta kullanımı var mıdır? Doğada rastlanan bir kavram mıdır, yoksa öylesine ortaya atılmış, zorlama ve yapay bir kavram mıdır? Matematik de diğer bilim dalları ve disiplinler gibi kötü niyetli ellerde tehlikeli bir oyuncak haline getirilebilir. Düzenbaz falcıların sudan, kahve telvesinden ya da fasulyeden gelecek öngörüleri oluşturmaları gibi, matematik de, din kitaplarından şifreler, Nostradamus manzumelerinden kıyamet günü için tarih hesapları ortaya çıkartmakta kullanılabilir. Bir bıçağı ile ekmek kesmek için kullanabileceğiniz gibi insan öldürmek için kullanabilirsiniz örneğinde olduğu gibi. Altın Oran kavramı bu tür istismarlarda da kullanılabilecek bir konu mudur? Yoksa bilimsel bakış açısıyla ele alındığında anlamlı sonuçlara ulaşmamızda faydası var mıdır, gibi soruları aklımızın bir köşesinde tutmakta fayda var. Şimdilik bu tür şüphecilikleri akıl süzgeçlerimize bırakmak ve konuyu ele almak en iyisi sanıyorum. 2004 senesi içinde yıldızı parlayan yazar Dan Brown’nın Da Vinci Şifresi isimli sürükleyici romanında işlenen pek çok alt konudan biri de altın oran’dı. (13. basım, bölüm 20 sf: 104-112) Diğer adıyla Fibonacci dizilimi ve Phi sayısı. Aslında tarih boyunca bilinen kullanılan “Altın Oran” kavramına bir kere daha dikkat çekilmesi romanın iyi yönlerinden biriydi. Konuya ilgi çekilmesi ise geniş kitlelerin binlerce yıldır bir unutulup bir hatırlanan bu kavram hakkında oluşturduğu merak ise romanın iyi yönlerinden biri olarak görülebilir şüphesiz. Bu çalışmanın çıkış amacı, altın oran ile ilgili verileri ve bulguları mümkün olan en objektif ölçüler içerisinde ortaya koymaktır. Altın oran kavramını ileri sürerek herhangi bir ideolojik söylemi desteklemek ya da kanıtlamak gibi bir amacı bulunmamaktadır. Çeşitli kaynaklar altın oran konusunu bu şekilde ideolojik söylemlerine destek olarak amaçları doğrultusunda kullanmaktan çekinmemişlerdir. Çalışma için yapılan araştırma sırasında bu tür kaynakların benzeri deformasyonları ayıklanmıştır. Çalışmada deforme edilmiş iddialar yerine nesnel veri ve bulgular ele alınarak gerçeklerin ortaya konulmasına gayret edilmiştir. Altın Oran Nedir? Altın oran, 1 sayısına eklendiğinde kendi karesine eşit olan iki sayıdan biridir. Altın oran 1,618033.... olarak devam eden ondalık sayıdır. 1 sayısına eklendiğinde kendi karesine eşit olan diğer sayı da - 0,618033... olarak devam eden ondalık sayıdır. Altın orana ilişkin matematik bilgisi ilk kez İ.Ö. 3. Yüzyılda Öklid’in Stoikheia ("Öğeler") adlı yapıtında "aşıt ve ortalama oran" adıyla kayda geçirilmiştir. Eldeki veriler,bu bilginin geçmişinin aslında Eski Mısır’da İ.Ö. 3000 yılına kadar dayandığını göstermektedir. Grek dünyasına da Pythagoras ve Pythagoras’cular tarafından tanıtıldığı ileri sürülür. Kısaca altın orana "göz nizamının oranı" diyebiliriz. Tarihte görülebileceği gibi Sanatçılar bu özelliği kullanıp göze güzel görünen eserler meydana getirmişlerdir. Örneğin Mona Lisa tablosunun boyunun enine oranı altın oranı verir. Mona Lisa'nın yüzünün etrafına bir dikdörtgen çizdiğinizde ortaya çıkan dörtkenar bir altın dikdörtgendir. Bu dikdörtgeni, göz hizasında çizeceğiniz bir çizgiyle ikiye ayırdığınızda yine bir altın oran elde edersiniz. Resmin boyutları da altın oran oluşturmaktadır. M.Ö. 500’lü yıllarda yaşamış olan tüm zamanların en büyük matematikçilerinden biri olan Pisagor (Pythagoras), altın oranla ilgili aşağıdaki düşüncelerini dile getirmiştir: "Bir insanın tüm vücudu ile göbeğine kadar olan yüksekliğinin oranı, bir pentagramın uzun ve kısa kenarlarının oranı, bir dikdörtgenin uzun ve kısa kenarlarının oranı, hepsi aynıdır. Bunun sebebi nedir? Çünkü tüm parçanın büyük parçaya oranı, büyük parçanın küçük parçaya oranına eşittir." (Eğer normal bir pentagonun AB kenarlarını içersine çizilecek bir pentagramın AC uzunluğu ile karşılaştırırsak uzunluğunu Ø = (1 + √5)/2 = 2cos(p/5) = 1.61803... olarak buluruz yani altın oran sayısı.) Altın oranın gizeminin ne olduğunun cevabı, Fibonacci lakaplı İtalyan matematikçinin bulduğu bir dizi sayıda gizlidir. Fibonacci sayıları olarak da adlandırılan bu sayıların özelliği, dizideki sayılardan her birinin, kendisinden önce gelen iki sayının toplamından oluşmasıdır. Leonardo Pisano ya da takma adıyla “Fibonacci” Kimdir? Orta çağın en büyük matematikçilerinden biri olarak kabul edilen Fibonacci İtalya'nın ünlü Pisa şehrinde kesin olarak bilinmemekle birlikte 1170 yılında doğmuştur. Çocukluğu babasının çalıştığı Cezayir'de geçmiştir. İlk matematik eğitimini Müslüman bilim adamlarından almış ve İslam uygarlığının kitaplarını incelemiş ve üzerlerinde çalışmıştır. 1201 yılında "Liber Abacci" (cebir kitabı) adında bir matematik kitabı yazmıştır. Arap rakamlarını ve bugün kullandığımız sayı sistemini Avrupa'ya tanıtmıştır. Bu kitapta, ilkokulda öğrendiğimiz temel matematik (toplama, çarpma, çıkartma ve bölme) kurallarını birçok örnek vererek anlatmıştır. Dönemi için Avrupa’da bilinmemekle birlikte bu kadim bilgilerin matematikte bir sıçrayış için başlatıcı etkiyi yapmış olduğunu ileri sürmek yanlış olmaz. Avrupa unutulan bilgileri Fibonacci sayesinde yeniden hatırlamıştır… Fibonacci Sayıları: 0, 1, 1, 2, 3, 5, 8, 13, 21, 34, 55, 89, 144, 233, 377, 610, 987, 1597, 2584,... Fibonacci dizisinde bir sayıyı kendinden önceki sayıya böldüğünüzde birbirine belirgin şekilde yakın sayılar çıkar. Serideki 13. sırada yer alan sayıdan (233) itibaren bu sayı sabitlenir. ALTIN ORAN = 1,618 233 / 144 = 1,618 377 / 233 = 1,618 610 / 377 = 1,618 987 / 610 = 1,618 Altın Oran (golden ratio, the golden ve divine proportion olarak da bilinen golden section), Fibonacci sayılarına ait bir özelliktir. Sanatta, doğa da hatta yaşayan organizmalar da bile görünen bu ilgi çekici oran çoğu kişi tarafından yüce bir Yaratıcı'nın varlığının ispatı olarak görülür. Yaratıcının varlığının ispat edilmesinin gerekip gerekmediği tartışmasını konu dışı olması nedeniyle bir yana bırakıyorum. Fibonacci diziliminin genel olarak anlamı: ''Dizideki bir sayıyı kendinden önceki sayıya böldüğünüzde birbirine çok yakın sayılar elde edersiniz. Hatta serideki 13. sırada yer alan sayıdan (233) sonra bu sayı sabitlenir. İşte bu sayı 'altın oran' olarak adlandırılır'' Bildiğimiz “p” Pi sayısı gibi belli bir sıradan sonra yani 13. sıradan sonra sabitleşen Altın oran 1.61803398874989...’a eşittir. Yunan alfabesinden gelen “F” PHi ile sembolize edilir. İnsan bedeni İnsan bedenine bağlı beş belirgin parça vardır. Bunlar iki kol iki bacak ve kafadır. Aynı zamanda kollar ve bacaklara bağlı el ve ayaklarda beşer tane parmak bulunmaktadır. Ayrıca yüzümüzde de dışarıya açılan 5 nokta bulunmaktadır. Bunlar iki göz iki burun deliği ve ağızdır. 5 sayısının da phi ile ilginç bir bağlantısı bulunmaktadır. Buradaki 5 sayıları aşağıdaki şekilde bizi phi sayısına ulaştırır. 50.5 * .5 + .5 = Ø İnsan İşaret Parmağı Elinizin işaret parmağınızın şekline bir bakın. Eğer standartlar dışında bir yapısı yoksa parmağınızda da altın oranı bulabilirsiniz. Şekilde işaret parmağınızın her bölümü bir öncekinden 1,618...( yani altın oranın değeri ) kadar büyüktür ve üstteki cetvele dikkat ederseniz her bölüm 2, 3, 5, 8 e yani ardışık fibonacci sayılarına karşılık gelmektedir. Şekilde pembe, yeşil, sarı ve mavi çizgiler altın oranı gösterir. İnsan Yüzü Şekildeki resimde de gördüğünüz gibi kafa bir altın dikdörtgenin içinde. Kulaklar arasındaki mesafe, gözle üst dudak arasındaki, burnun altı ile çene arasındaki mesafe (resimde mavi çizgi ile gösterilmiş) hep altın oran içermektedir. Resmi incelerseniz daha başka altın oranlar da görebilirsiniz. Bunlarda sarı ve yeşil çizgilerle gösterilmiştir. Örneğin üst çenedeki ön iki dişin enlerinin toplamının boylarına oranı altın oranı verir. İlk dişin genişliğinin merkezden ikinci dişe oranı da altın orana dayanır. Bunlar bir dişçinin dikkate alabileceği en ideal oranlardır. Akciğerler Amerikalı fizikçi B. J. West ile doktor A. L. Goldberger, 1985-1987 yılları arasında yürüttükleri araştırmalarında, akciğerlerin yapısındaki altın oranının varlığını ortaya koydular. Akciğeri oluşturan bronş ağacının bir özelliği, asimetrik olmasıdır. Örneğin, soluk borusu, biri uzun (sol) ve diğeri de kısa (sağ) olmak üzere iki ana bronşa ayrılır. Ve bu asimetrik bölünme, bronşların ardışık dallanmalarında da sürüp gider. İşte bu bölünmelerin hepsinde kısa bronşun uzun bronşa olan oranının yaklaşık olarak 1/1,618 değerini verdiği saptanmıştır. Kalp Atışları Arayınca altın oranı kalp atışlarında bile bulmak mümkün. Kulağa biraz zorlama gibi gelse de ekg görüntüsünü bir kontrol edin. Kalp bu resme göre Phi sayısına uygun atıyor ancak emin olabilmek için başka bir ekg bulup denemesi mümkün tabii. Mimari Türk mimarisi ve sanatı da altın orana ev sahipliği yapmıştır. Mimar Sinan'ın da birçok eserinde altın oran görülmektedir. Mesela Süleymaniye ve Selimiye Camileri'nin minarelerinde bu oran görülmektedir. Türk mimarisi ve sanatı da altın orana ev sahipliği yapmıştır: Konya'da Selçukluların inşa ettiği İnce Minareli medresenin taç kapısı, İstanbul'daki Davut Paşa Camisi, Sivas'ta Mengüçoğulları'dan günümüze miras kalan Divriği Külliyesi genel planlarından kimi ayrıntılarına dek altın oran kendini göstermektedir. Eski Yunan Uygarlığında da altın dikdörtgen birçok yapıda kullanılmıştır. Bunlardan biri de Atina'daki Partenon'dur. Partenon İ.Ö. 430 ve ya 440 yıllarında tanrıça Athena için yapılmıştır. Tapınağın orijinal planları elimizde olmasa da, tapınağın uzunluğu genişliğinin kök 5 katı olan bir dikdörtgen üzerine inşa edildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca tapınakta daha başka altın dikdörtgenler de göze çarpmaktadır (altın dikdörtgen kenarları oranı altın oran olan dikdörtgenlerdir). Altın oran sadece Yunanlılar tarafından kullanılmamıştır. Mısır'daki Keops piramidinde, Paris'in ünlü Notre Dame Katedralinde altın oranın izlerini görmek mümkündür. Leonardo da Vinci (1452-1519) eserlerini altın orana uyarak gerçekleştirmiştir. Günümüz mimarlarının üstadlarından olan Ernst Neufert altın oranı kullanmıştır. Altın Dikdörtgen Şekilde gördüğünüz dikdörtgen biraz amatörce çizilmiş de olsa altın bir dikdörtgendir. Dolambaçlı model (meander pattern) olarak adlandırılan bu çizim doğada pek çok yerde karşımıza çıkabilir. Hatta hemen deneyebilirsiniz işaret parmağınızı kıvırın ve çıkan şekle bakın. Şekilde altın dikdörtgende ortaya çıkan altın oranı rahatça görebilirsiniz. Bitkiler Ayçiçeğinde yer alan ayçekirdekleri saat yönünde 55 adet buna karşılık saat yönünün tersine 89 adet ayçekirdeği tanesi bulunur. 89/55=1.618 Sanırım artık sürpriz olmuyor J Papatyalar da büyürlerken her dal Fibonacci serisine uyarak yükselmektedir. Çam Kozalakları Çam kozalaklarında saat yönünde 5 sıra varken ters yönde 8 sıra yer alır. 8/5=1.6 sayısını verir ki sanırım bu da phi sayısına oldukça yakın bir değer. Nautilus Pompilius Evrimin ilk aşamalarından beri değişmeden aynı büyüme şeklini izleyen kabuklu deniz hayvanlarının büyüme şekilleri ilgi çekicidir. Milyonlarca yıllık fosillerde de günümüzde de karşılaştığımız bu bildik şekil deniz kabuklarının büyümeleri altın oranı karşımıza çıkartır. İşitme ve Denge Organı İnsanın iç kulağında yer alan Salyangoz cisimciği ses titreşimlerini beyne aktaran bir sistemin parçasıdır. Bu ilginç organımız da, altın orana uyan salyangoz yapısındadır. DNA DNA molekülü tüm yaşamın programını taşımaktadır. Temelinde de altın oran bulunmaktadır. Her tam turunda 34 angstrom uzunluğunda ve 21 angstrom genişliğindeki çift heliks spiral yapısı ile tabi ki altın oranı bünyesinde bulundurmaktadır. 34/21= 1.619 sayısını bulmaktadır. Malum sayımız 1.618 yani phi sayısına ne kadar da yakın öyle değil mi? Evren Gezegenlerin birbirlerine olan uzaklıklarından tutun da, Satürn’ün halkalarına hatta evrenin kendi şekline kadar phi sayısı tekrar tekrar kendini gösterir. Yeni buluşlar göstermiştir ki evrenin şekli bir dodecahedrondur (12 yüzü eşkenar beşgenlerden (pentagon) oluşan bir yapı ki bu da temelinde phi sayısı olan bir yapı olarak kendini gösterir. Sonuç Altın oran ile ilgili somut birtakım veriler ve ortaya çıkan gerçek durum söz konusudur. Yazı boyunca anlatılan örneklerde neredeyse baktığımız her yerde görme imkânımız bulunan altın oran için yapılabilecek bir yorum kaosun da bir düzeninin olabileceğidir. Gerisi ise, insanı düşünceye daldırıp, götürür. KAYNAKLAR -------------- http://www.metu.edu.tr/~e115152/project/index.htm http://mimoza.marmara.edu.tr/~fucar/fucar/altinoran.htm http://www.bilist.8m.com/alto.htm http://matlab.s5.com/altin%20oran.htm http://www.hardwaremania.com/forum/showthread.php?t=13957 http://www.antoloji.com/nedir/g.asp?terim=2462 http://www.matematikdosyasi.com/netmatematik.php?id=6 http://proje.bitek-o.org/G31224A440/Leonardo_ve_Altin_Oran.htm http://www.world-mysteries.com http://www.mathwright.com http://techcenter.davidson.k12.nc.us http://goldennumber.net http://www.siportal.it http://proje.bitek-o.org http://www.barik.net/category/Academia/ http://www-groups.dcs.st-and.ac.uk/~history/Mathematicians/Fibonacci.html http://www.cerritos.edu/jmadden/intro/Fibonacci_files/Fibonnaci%20Page.htm Konu ile ilgili ek olarak verilebilecek bir kaç adres daha aşağıda... http://tebesir.webhostme.com/altin.htm http://sci-stud.ankara.edu.tr/~fn982704/fbs.html Fibonacci Sayıları & Altın Oran http://members.lycos.co.uk/alacasite/modules.php?name=News&file=article&sid=278 Altın Oran Nedir? http://turk.internet.com/haber/yazigoster.php3?yaziid=6972 Altın Oranla İlgili bir hikâye |
||
|
||
| keşif, dogada, evrende varolan birseyi kavramak ve ozumsemek, calisma prensibini, formülünü çözmek, bir yeri bulmak, ilk kez gormek gibi anlamlara gelir.. Kalkıp zaten vardı demek o insanı değersizleştirmez. Senin farkettiğin tek bir şey var bu hayatta onu da ben sölemim. Her sabah farkediyorsundur sen. Bu bilgilerin asıl sahibi insandır yoksa keşfedilmemiş olsa o bilginin varlığından haberin olmazdı. Gerisi Budha'nın fantastik fantazileri. |
||
|
||
| Bu Matematik zekasına(ölçme biçme hesaplamalar) sahip olan şey, üstün bir zeka sahibi olmalıdır. Eğer bu zekaya sahip olan "doğa" ise, "doğa" nedir?doğanın tirlyonlarca parçası birbiriyle tesadüfen nasıl iletişim kurabilmiştir de her yerde aynı orana rastlanabiliyor yada bir çok yerde matematiksel şifreler(pi) olabiliyor?Rastgele olan birşey nasıl bu kadar düzgün olabiliyor? | ||
|
||
| İşte senin anlamadığın nokta bu Anka. İnançla sıyrıldığını sanıyorsun ama bilmiyorsun ki bunu düşünmeni sağlayan aklın da bu tesadüfün sonucu olan açık uçlardan beslenerek bir sonraki özgür adımı yani iradi ve serbest düşünceyi oluşturuyor. Zaten sonnsuz sayıda değişken var bir sürü moleküler olasılık ve hepsi ilişkileniyor da ilişkilenmiyor da aynı anda. İlişkilenmiş ise kedi olabilir ilişkilenmemiş ise daha küçük parçalar yani aminoasitler, H, O, atom parçacık foton hepsi ilişkileniyor türlü şekillerde. Ben buraya tesadüfen yazıyorum öyle bakarken denk geldi yazmayadabilirdim ama yazdım. Yazdım demek ki Allah var olmasa yazmazdım mı demeliyim? Matematik zekası hakkında da hiç bir şey anlamadığın anlaşılıyor. Bunu merdiven yapmak olarak düşün. Bu insan zekası biraz kafanı çalıştır müslüman ile teknolojik batının farkı da burada adamlar akıllı olmuş hesaplıyor,sen şaşırıp vay ilahi akla bak sen diye olduğun yerde sayıyorsun. İlahi değil insani bu kadar da basit. Matematik tarihi yazıdan da eski belki. İnsan varsa orada her şey mümkün. Gerçi zekasını hala verimli kullanamıyor didişmekten ama o da başka bir mevzu. Doğanın ilksel nasılını sorduğun anda sistem error verir çünkü senin beynin de ve onun zaman algısı da sorunun içeriğini oluşturur. Şifre yok değişmeyen hiç amas hiç bir şey yok. O şifreler tarafımızdan oluşturulmakta bu sayede ay a merdiven uzattık. Tabi bu matematiksel bir merdiven ve aynı işlevi görüyor. Yerkürede ve evrende analitik nokta ve doğrultular var mı? Yok. Ne işe yarıyorlar? Hesaplamaya,ölçmeye,kıyaslamaya ve bunlar sayesinde kapalı bir dizge oluşturup suni olarak bir fiziksel ortam yaratarak aynı sistemi doğada tekrar edebilmeye. Buna teknik deniyor. Eğilip kalkıp duaya namaza durarak olmuyor hesaplayıp inşa edip bir üst kat a çıkarak oluyor. Mimar Sinan Kim? O bir yugoslav devşirmesi. Ne yaptı Kur'an mı okudu teknik ve matematik mi? Tabii ki ikincisi hayatına yön verip onu yüceltti ilkini herkes yapıyor da ne oluyor ki? Haa ilki olduğu için Mimar Sinan ın eseri var diyeceksin ama o hep olur endişelenme Kur'an olmmasaydı Mur'an olurdu ama asıl teknik gelişim için Sinan ın matematiği kullanım biçimi ve modeli yani mimari üslubu önemli. Bunun içinde doğaya direnecek matematik. Sonuçta sütunun yerçekimi kanununa ve o yapının bu kuvvetler etkisinde yıkılmadan durabilmesi lazım. Şimdi gelelim Pi sayısı Altın oran gibi durumlara. Bunlar insan aklının error verdiği önemli noktalardır. Ama yine bu sayede gelişimi de artmıştır. Öncelikle Pi sayısı nedir? Pi sayısı dairesel bir geometrik şekil olan çember ile, doğrusal bir şekil olan çap ı arasında birebir ilişki kurmaya çalışan matematiğin yetersiz kaldığı noktadır. Çünkü çap ın doğrusal ölçüsünü dairenin eğrisel ölçüsüne birebir eşleyecek matematiksel sistem Euclid geometrisinde mümkün değildir. Bu geometri noktalardan ve düzlemlerden oluşur. Bu nedenle ne yaparsanız yapın doğrusal formüller ile daireyi tanımlayamazsınız. Pi sayısı aslında şunun ifadesidir: Daireyi düşünün ki bunu iki bacaklı bir pergel ile bacaklardan birini sabitleyerek çizmek mümkündür. Yani daire vardır. Şimdi bu daireyi pergel kullanmadan doğrusal yani cebirsel olarak ifade edin de görelim bakalım ne kadar yuvarlak yani dairesel olacak. Cevabını vereyim asla ifade edemezsiniz. 5 gen çizin,10 gen,yüz gen,bingen... trilyon gen hiçbiz zaman daire olmaz sayı büyüdükçe daireye benzer ancak asla eğrisel yapının ifadesi olan seçili birbirine en yakın iki noktadan geçecek doğrunun birbiri ile örtüşmemesi durumu gerçekleşmez. Hiç bir çok gen daire değildir ancak daireyi ifade edebilmenin tek yolu da bu çokgenlerdir. Pi sayısı işte eğri ile doğrunun ilişkisi için atanmış olan sabit sayıdır. Pi sayısı doğada bulunmaz. Düzgün çember de doğa da yoktur. İnsan yapımıdır. Ancak bu ilişkiyi en yakın kurabilmek de matematikde önemlidir. Teknik ilerledikçe daireye cebirsel yaklaşımın önemi arttığından pi sayısının virgülden sonraki milyarıncı basamakları da hesaplanmaya çalışılır çünkü küçük ihmaller büyük boyutlardaki teknik yapıtlarda önem kazanırlar. Örneğin Pi sayısını 3,14 alırasanız Uzay mekiğinizi Dünya yörüngesine yerleştiremezsiniz gibi. Altın oran da organik bir orandır. İnsanın cebirsel olarak organizmayı formülize etme çabasındaki başarısızlığa bir örnektir. Doğa kapalı bir yapı olmayıp sürekli açıldığından matematiksel olarak % 100 ifadesi mümkün olamamaktadır. Bugünkü Kaos dinamiklerinin formülüzasyonunda kullanılan fraktal geometrinin de konusu budur. Matematiksel sarmallar ile evrendeki gerçek sarmallar veya örneğin basit bir salyangoz kabuğu birbirine birebir örtüşmemektedir. Sarmalın açılarak genişlemesine neden olan geometrik şekilim matematiksel ifadesi kapalı sistemler dahilinde bulunamamıştır. Varolan orantılar yaklaşımlardır tıpkı daireyi doğrusal cebir ile ifade etme çabası gibi birebir örtüşmez ve hesaplanamayan irrasyonel değerde sayılar ortaya çıkar. Bu dengesiz sayılar ise insanın düzensiz bir dizgeyi düzen içine oturtup ifade etmeye çabalamasının sonucudur. Ancak insanın matematiği henüz doğal dizgeyi açıklamaktan uzak kapalı geometrilere yönelik olduğundan, sabit sayılar bolluğu yaşanır. Bu sayılar ya çok büyük,ya çok küçük, ya da irrasyonel hesaplanamaz sayılardır. Sayı doğrusunda kesin yerleri yoktur. Çünkü doğanın neden öyle hareket ettiğini tam karşılamanın da yolu yoktur o mutlak değişken,yani belirsi düzensizlikler içinde tesadüfi olarak durmadan açılıp genişler. İnsan aklını ve onun matematiğini de bu organik açılım oluşturmaktadır. Bilgisayarların aptal olma nedeni budur asla insan olmadan işe yaramazlar sabittirler. Bu noktadan da hareketle bir aklın amacı yaklaşımdır yani akıllı bir yapı ancak ve ancak aptal ve değişmez bir evren yaratabilir. Oysa tam tersidir değişkenler ve tesadüfler sayesinde canlı ve değişken ama tasarımlayabilen bir zeka oluşabilmiştir aksi mümkün değildir. |
||
|
||
| Doğayı akıl çözemez diye bir mantık çok saçma..Neden derseniz... Doğa mucize değildir... İnceledikçe içinden hep bir bilimsel açıklama çıkar... Var olan ne varsa açıklamasıda vardır.. Zaten varlığı açıklaması olduğunu kanıtlıyor.. Biz insan olarak çözemedik henüz.. Bu onun açıklanamaz olduğunu ispatlamaz.. Çözebildiğimizden hep bir mantık çıktıysa geri kalanıda mantıklı olduğunu işaret eder.. Mantıklı isedei açıklanabilir olduğunu kanıtlar.... Sistemi biz kaos gibi algılamamızın sebebi çözmeyeceğimiz kadar veri ve ilişki olduğundandır.. Bu aslında muazzam düzenin bize basitliğimizi anlatmasından başka bir şey değildir..... |
||