SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Tarih

Konu: tarihe şahitlik

Sayfa: [ 1 ]

03.10.2005 02:38:55

en doğru tarihsel bilgileri elde etmek düşünüldüğünde ....

olayı direkt yaşayan dolayısıyla duygusal davranma potansiyeli yüksek kitle mi yoksa

olayı izleyen -araştıran vs- ama koşulları yaşamadığı için değerlendirmede yeterince bu koşulların etkilerini hesaplayamayacak ola nkitle mi daha sağlıklı kaynaktır...acaba ?

17.10.2005 01:36:08
tarih sanırım insanın şahitliğine hiç kulak vermiyor.. üstünden şöyle bir elli yüz sene geçmeden kalem oynatmıyor.. anlatılana tarih demiyor.. ve yazıldığında çoktan çizilmiş yönünü tutmuş bir doğrunun geçtiği belli belirsiz bir noktanın kalbinden yükselen, ezilmiş parçalanmış insanın çığlığını duymak artık hiç kimse için gerçekten mümkün olmuyor..

tarih doğrunun kıyameti gibi.. hangisini arasan orda.. kimi cennete kimi cehenneme..

19.10.2005 16:21:28
'her anlatıcı, anlattığı hikayeyle birlikte kendi hikayesini ne anlatır..' mış..

belki anlatan kişi kadar farklı hikaye vardır belki..
olayın içinde yaşayan, -ne kadar sağlıklı olduğunun tartışıldığı..- kendine ait ve kendini de kattığı bir tarihi bilir..
sonradan bakan,
insanların da karıştığı hikayeleri eleyip kendini katıp, seçtiği bir tarih bilir..
vs vs..

19.10.2005 16:47:56
buna cevap verebilmek için ilk önce diğer tarihçilerin hayatlarını bilmek gerekir diye düşünüyorum. bende  kısa bir süre önce marxın hayatını anlatan ateşi çalmak diye bir kitap okumuştum. burada marx tarihi yaşayarak ve  geçmişi araştırarak gözler önüne sermektedir. tabii bu bir örnek ama yaşamadan araştırılmaz. her yaşam beraberinde belli bir birikim getirir. bu birirkimle araştırma merakı sağlanır ve tarihe merak  oluşur. kısaca hayatı yaşamakla, araştırma beraberdirler.  ayrıca hiç bir yazarın hyopya geliştirdiğe inqanmıyorum sadece görülmeyeni görmüşlerdir. çünkü ondan öncekiler onlara birikimlerini aktarmışlardır.

20.10.2005 04:03:10
metodlar...metodları var ,en saf tarihsel bilgiyi edinmek için...bilme adına umut verici çözümlemelere soğukkanlılıkla ulaşmaya gönüllü en azından....

ama bir de protokol denen bir şey var...metodları daha caydırıcı..

tarih anlamak için değil bilmek içindir daha çok.

bu açıdan bakınca...olayın dışındaki kişi bilgiye içindekinden daha yakındır.

hı hı...tarih bilinebilir ...ama hayat yaşayanı dışında bilinemez.

yaşayan da es kaza bilirse bilir  zaten...

20.10.2005 16:22:46
evet ama bilmek içinde anlamak gerekir. belki tarihçi veya yazar ölür yüzyıllar sonra bunun tarihi yazılır. yani sizin metodlar dediğiniz olay ortaya tarihçi tarafından çıkartılmaz ondan sonra gelen araştırıcılıar tarafından ve tarihçiler  tarihçinin metodojisini bulur. tarihçinin görevi içinde bulunduğu ortamı yazmak, geçmişi araştırmaktırve tüm bunları  yaşamla özümsemektir. metodoloji ondan sonrakilerin göreviidir. örn marxı araştıran ve romana döken galina serebryakova diye bir araştırmacı yazardır. marx kendi tarihini kendi yazmamıştır ama marx şunu yazmıştır. ondan önce araştırılan kapitali yani sermayenin durumunu araştırmıştır ve ortaya koymuştur.
diğer sorunuza gelince, hayat bir diyelektiktir. yaşayanı dışında bilinemez diye bir şey olur mu. yaşanan es kaza bilir zaten ama bunu hayata sunan ve gerçek biliimsel tarihsel koşullarda uygulayan yani bilimsel  hale getiren tarihçidir. ama şu denebilir. tarihçiler tarihleri nasıl yazıyor. her tarihe inanılmalı mı. veya zamanında haklı olan belli güce karşı savaşan tarihler bir süre sonra egemen oluyor. onlarda aynı şeyleri kendi halklarına yapıyor ama okuttukları eski tarihler. bu ikiyüzlülük değil mi. dediğim gibi tarihi hayat  belirler oluşumlar belirler, bir insan çıkar fikir öne sürer değil. tam tersi.  buna dikkat edin. "ÖNEMLİDİR TARİHİ HALKLAR YAZAR"  bu görünmeyen kitle aslında tarihin kendisini oluışturur 1789 uda o kitle oluşturmuştur. tek bir insan değil. veya bir yazar değil. daha sonra bunu kimin yazdığı önemli değil elbet birileri yazacak.  işte bunu bile yazan kişi bu olayları yaşayan kişidir.


Sayfa: [ 1 ]