|
||
| Yaradılışçıların İddialarına Cevaplar 1- “Evrim Teorisi termodinamiğin ikinci yasasıyla zıttır.” Bu iddia tamamen yanlıştır. Termodinamiğin ikinci yasası ancak idealize edilmiş “kapalı sistem”lere uygulanabilir, oysa dünya kapalı bir sistem değildir. 2- “İnsan maymundan evrimleşseydi dünyada maymun kalmazdı.” Bu iddia yaratılışçıların evrim teorisi hakkındaki bilgisizliğini ortaya koyar. Evrim teorisi yalnızca insanların kökenine dair bir teori değildir. Tüm doğanın, dünyanın ve evrenin gelişimiyle ilgilidir. İnsana ilişkin olarak ise, evrim teorisi, insanın maymundan evrimleştiğini değil, maymunlarla insanların ortak bir atadan geldiğini söyler. 3- “Evrim teorisi sadece bir kuramdır.” Bu tamamen konu dışı bir iddiadır. Bilimde birçok kuram vardır ve hepsi olguları daha doğru, kapsamlı ve daha ileri bir teori geliştirilinceye kadar geçerli kabul edilmektedir, hatta dünyanın güneş çevresinde döndüğü bile %100 kanıtlanamamıştır. Yaratılışçıların birçok kuramı kabul ederlerken bu kuramı reddetmeleri gayet doğaldır. 4- “Doğal seçilim dairesel muhakemeye dayanır. Yani iyi uyum sağlayan hayatta kalır ve hayatta kalanların iyi uyum sağladığı farz edilir.” Doğal seçilimin günlük konuşma dilindeki açıklaması, iyi uyum sağlayanın hayatta kalabilmesi şeklindedir. Ancak teknik açıklamasına göre doğal seçilim, farklı hızlarda üreme ve hayatta kalma kavramlarını içerir. Ayrıca evrimin sadece doğal seçilime dayandığını iddia etmek evrim hakkındaki birçok bilgiyi görmezden gelmektir. 5- “Evrim bilimsel değildir, çünkü doğrulanamaz veya yalanlanamaz. Ayrıca gözlenemeyen veya yeniden yaratılamayan olaylarla ilgilidir.” Bu iddia evrimi iki ana parçaya bölen farklılığı göz ardı ediyor. Bunlar makroevrim ve mikroevrimdir. Mikroevrim bir türün zaman içinde gösterdiği değişiklik ile ilgilidir. Makroevrim, tür düzeyinin üzerindeki taksonomik (sınıflandırma ilmi ile ilgili) grupların değişimini inceler. Bunun kanıtları fosil kayıtları ve DNA karşılaştırmalarından elde edilir. 6- “Bilim adamları zaman geçtikçe evrim gerçeğinin doğruluğundan şüphe etmeye başladılar.” Bu iddia asılsızdır. Çünkü yapılan anketler ve haberlerde böyle kayıtlar rastlanmadı, elbette şüphe edenler vardır ki bunlar baştan beri vardı. Yani sonradan aralarına katılanların sayısı parmakla sayılacak kadar azdır. 7- “Evrim biyologları arasındaki görüş farklılıkları, evrimin somut bilimsel temellere dayanmadığının en belirgin göstergesidir.” Bu olay her bilim dalında her teori üzerinde yaşanan gayet normal bir olaydır. Bilim adamları tartışmalı ki yeni bilgiler ortaya çıkabilsin. 8- “Dünya üzerinde yaşamın bir yaratıcı olmadan ortaya çıkma ihtimali sıfırdır. Çünkü dünyanın o zamanki atmosferi buna uygun değildir.” Bu iddiayı iki yönden cevaplayalım: a) Yaşamın bir yaratıcı olmadan bir anda ortaya çıkma ihtimali gerçekten sıfırdır. Fakat yaşamın ortaya çıkışı bir anda olmamıştır. Yüz milyonlarca yıl süren bir süreçtir. b) dünyanın o zamanki atmosferi hidrojence zengin yani yaşama dosttur (bkz. Bilim ve teknik dergisi, mayıs 2005). 9- “Mutasyonlar evrim kuramı için gereklidir, ancak mutasyonlar yalnızca varolan özellikleri yok eder; yeni özellikler yaratmaz.” Tam tersi, biyoloji “nokta mutasyonlar” (organizmanın DNA’sındaki noktasal değişimler) yoluyla oluşan pek çok özelliği ortaya döker. Antibiyotiklerin bakterilere karşı direnç kazanması buna bir örnektir. Ayrıca moleküler biyoloji, nokta mutasyonların ötesine geçen genetik değişiklik mekanizmalarını keşfetmiştir. Bu mekanizmalar yeni özelliklerin oluşması için yeni yollar açar. Genlerin içindeki işlevsel modüller yepyeni biçimlerde birbiriyle birleşir. Bütün genler rastlantısal olarak organizmanın DNA’sının üzerinde kopyalanır ve bu kopyalar yeni, karmaşık özellikler için özgürce harekete geçer. Değişik organizmalardan alınan DNA’ların karşılaştırılması sonucu, bir kan proteini türü olan globinlerin milyonlarca yıllık evrimini gözler önüne serer. 10- “Bugüne dek kimse yeni bir türün evrimleştiğine tanık olmamıştır.” Oluşum aşamasında yeni bir türü tanımak zordur, çünkü biyologlar bir türün nasıl en iyi şekilde tanımlanacağı konusunda görüş birliğine varamazlar. En yaygın tanım Mayr’ın Biyolojik Tür Kavramıdır. Buna göre tür, üreme açısından izole edilmiş farklı bir popülasyondur. Bu bağlamda bu türün bireyleri kendi topluluklarının dışında üreyemez. Pratik açıdan bu standardın, mesafe, arazi yapısı veya bitki örtüsü nedeniyle izole edilmiş organizmalara uygulanması zordur. Dolayısıyla biyologlar, bir türün bireylerini tanımak için organizmaların fiziksel ve davranışsal özelliklerinden yararlanırlar. Yine de bilimsel literatür solucan, böcek ve bitkilerde bazı türlerin oluşumuna ilişkin raporlara yer verir. Bu deneylerin pek çoğunda araştırmacılar organizmaları değişik tipte seleksiyona tabi tuttu ve sonucunda bu popülasyonların, dışardakilerle çiftleşmediğini keşfetti. 11- “Evrimciler geçiş dönemine ait herhangi bir fosili bulup çıkartamamıştır. Örneğin yarı sürüngen, yarı kuş gibi...” Bu tamamen asılsız bir iddiadır. Herhangi bir dergi veya gazeteyi okusanız bu fosiller hakkındaki haberleri ve resimleri görebilirsiniz. İnsanın evrimiyle ilgili binlerce fosil bulunmuştur. Bunun dışında Archaeopteryx adlı bir fosil vardır ki en ünlüsüdür. Bu fosil kuşlara özgü tüy ve iskelet yapısına sahipken aynı zamanda dinozor özellikleri de sergiler. 12- “Canlılar son derece karmaşık bir yapıya sahiptir -anatomik, selüler ve moleküler düzeyde-. Bu yapı daha az karmaşık olsaydı çalışamazdı. Bu da şu anlama gelmektedir. Böyle bir yapı ancak akıllı bir tasarım sonucu oluşur, evrim sonucu değil.” Bu tasarım konusu yaratılışçıların en fazla üzerinde durduğu tartışmadır ve en eskisidir. 1802 yılında teolog William Paley şöyle yazıyordu: “Eğer tarlada bir saat bulursanız, ilk aklınıza gelen bunu birinin düşürmüş olduğu olasılığıdır; doğal güçlerin bunu orada ürettiğini düşünmezsiniz. Bu benzerlikten yola çıkarsak, canlıların karmaşık yapılarından dolayı doğrudan, kutsal bir iradenin eseri olduğunu anlarız.” Paley’in bu iddiasına karşı Darwin “On the Origin of Species-Türlerin Kökeni” isimli eserini yazarak, seçilimin ve doğal güçlerin zaman içinde evrimi nasıl şekillendirdiğini açıkladı. Yaratılışçılar onlarca yıldır Darwin’in görüşlerini çürütmek için göz örneğini öne sürüyor. Yaratılışçılara göre gözün evrimleşmesi olanaksızdır. Gözün görüntü yaratma becerisi parçalarının mükemmel düzeninden kaynaklanır. Dolayısıyla doğal seçilim gözün evrimi sırasında geçireceği ara dönemlere izin veremez. Yarım bir göz zaten işlev yapamaz. Böyle bir eleştiriyi önceden tahmin eden Darwin, “tamamlanmamış” bir gözün de, tamamlanmış göz kadar olmasa da en azından yararlı olacağını iddia ediyordu; örneğin canlı ışığa doğru yol alabilir. Biyoloji Darwin’in haklılığını daha sonra ortaya çıkarttı. Bilim adamları hayvanlar aleminde ilkel gözlerin ve ışığa-duyarlı organların olduğunu kanıtladı. Akıllı-tasarım fikrini savunanlar bugün öncekilerden daha zekice sorular soruyorlar. Ancak yine de tartışma ve hedeflerinde bir değişiklik görülmüyor. 13- “Son araştırmalar, mikroskobik düzeyde bile, yaşamın evrim sonucu ulaşamayacağı kadar karmaşık bir yapıya sahip olduğunu kanıtlıyor. “ Dembski’nin bu iddiası bilim adamlarınca çeşitli yönlerden çürütüldü. Santa Fe Enstitüsü’nden bilim adamları basit, yönlendirilmemiş süreçlerin inanılmayacak düzeyde karmaşık şekiller oluşturabileceğini kanıtladılar. Organizmalarda görülen karmaşık yapıların bazıları, dolayısıyla, henüz bilemediğimiz bir nedene bağlı olarak, doğal fenomenler sonucu oluşabilir. Ancak bu, karmaşanın doğal olarak ortaya çıkamayacağı anlamına gelmez. Ayrıca açıklayamadığınız her noktada tanrı fikrini ortaya atarsanız bilim ilerlemez. Newton’a “dalından kopan bir elma neden yere düşer?” diye sorduklarında “hikmet-i hüda” deseydi yer çekimini yasalaştıramaz, bilimin ilerleyişi yavaşlardı. Açıklanamayan her şeyi idealistler gibi tek bir sözcükle geçiştirmemeli, tam tersine üstüne gitmeliyiz. 14- “Canlıların değişebilme için genlerinin de değişmesi gerekir ki böyle bir değişme yoktur.” Aslında böyle bir değişim vardır. Genlerdeki milyonlarca süren nicel değişimler bir nitel değişime sebep olur. Bu değişim türün değişmesidir. 15- “Evrimin Teorisinin doğruluğunu kanıtlamaya çalışan deneyler başarısız olmuştur. Yani hiçbir şeyin yaratıcısız olmayacağı kanıtlanmıştır.” Burada sözü geçen deney Miller deneyidir. Miller bir kabın içinde bir atmosfer oluşturmuş ve bir hafta boyunca yaşamın oluşmasını beklemiş ve hatta deneye bazı hileler karıştırmıştır fakat kabın içinde yaşam oluşmamıştır. Çünkü Miller yanlış bir atmosfer oluşturmuştur. Bundan daha önemlisi ise daha önce dediğimiz gibi yaşamın ortaya çıkışı milyonlarca yıllık bir süreçtir. Yaşam bir haftada oluşturulamaz ve milyonlarca yıl sürecek deneyler de yapılamaz. Ayrıca Miçurin deneyi türlerin değişebileceğini ortaya koymuştur. Bunun dışında günümüzde inorganik maddelerden canlı yapma deneyleri yapılmaktadır ve bu deneyler başarıyla yürütülmektedir. Bu canlılar evrim bile geçirebilecek yapıdadırlar. 16- “Yaşamın doğada cansız maddelerden ortaya çıkması biyolojinin hayat hayattan gelir ilkesine aykırıdır.” Az önce dediğimiz gibi cansız maddelerden canlı varlıklar çıkabileceğini gösteren deneyler başarıyla yürütülmektedir. Bir Marksist Tutum okuru 15 Ağustos 2005 Alıntı; http://www.marksist.com/BilSan/Yaradiliscilerin_Iddialari.htm |
||
|
||
Arkadaşlar bu yazıyı okumanızı öneririm. Akıllı Tasarım [Intelligent Design] Teorisi ABD'deki devlet okullarında Darwin'in evrim teorisine alternatif olarak okutulması tartışılan Akıllı Tasarım, son 15 yıldır giderek güçlenen ve büyüyen bir teori. Gücünü de, Darwinizm'in varsayımının aksine, yaşamın hiç de rastlantı olmadığı gösteren bilimsel kanıtlardan alıyor. Aslında bu konudaki tartışmanın başlangıcı 150 yıl öncesine uzanıyor. Darwin'in 1859'da yayınlanan Türlerin Kökeni adlı kitabından bu yana, biyolojideki temel kuram, canlıların doğal seleksiyonun ürünü olduklarını öngören evrim kuramı oldu. 20. yüzyılda Darwinizm'e genetik ışığında getirilen yeni yorum, doğal seleksiyona bir de mutasyon mekanizmasını ekledi. Ancak bu iki mekanizmanın, yani doğal seleksiyon ve mutasyonun, canlılığın tek kaynağı olduğu yönündeki geleneksel anlayış, son yıllarda önemli eleştiriler alıyor. Pek çok bilim adamı, canlılığın sadece bu gibi amaçsız ve bilinçsiz faktörlerin ürünü olamayacağını, hayatın kökeninde "tasarlayıcı bir aklın" olduğunu savunuyorlar. Bu anlayış son yıllarda yeni bir teoriyi de beraberinde getirdi: "Akıllı Tasarım" (Intelligent Design) teorisi. Time dergisinin 12 Ağustos 2005 sayısının da kapak konusunu oluşturan teori, halen ABD'de ateşli bir tartışmanın odak noktası. Bilim dünyasında Akıllı Tasarım'ı kabul edenlerin sayısı artarken, bazı eyatler de teoriyi ders kitaplarına Darwinizm'in alternatifi olarak koymayı tartışıyorlar. Bu teori, 1990'lı yıllarda bir grup Amerikalı bilim adamı tarafından ortaya atıldı. Teorinin ilk büyük çıkışı, Pennsylvania'daki Lehigh Üniversitesi'nden biyokimya profesörü Michael J. Behe'nin "Darwin'in Kara Kutusu: Evrime Karşı Biyokimyasal Başkaldırı" adlı kitabı oldu. Behe, kitabında canlı hücresinin Darwin zamanında içeriği bilinmeyen bir "kara kutu" olduğunu, hücrenin detayları anlaşıldığında ise, burada çok kompleks bir "tasarım" bulunduğunun ortaya çıktığını anlatıyordu. Behe'ye göre, canlılardaki kompleks sistemlerin doğal seleksiyon ve mutasyonla, yani bilinçsiz mekanizmalarla ortaya çıkması imkansızdı ve bu durum hücrenin "bilinçli bir şekilde tasarlandığını" gösteriyordu. Fransız felsefe profesörü Peter van Inwogen, bu kitabın önemini şöyle vurgulamaktaydı: "Eğer Darwinistler bilimsel gerçeklerle dolu bu kitabı, önemsemeyerek, yanlış anlayarak veya ona gülüp geçerek karşılarlarsa, bu durum bugün Darwinizm'in bilimsel bir teori olmaktan çok bir ideoloji olduğu yönündeki gitgide yayılan şüpheler için önemli bir kanıt olacaktır."(1) Darwinistler Behe'ye tatminkar bir cevap veremediler. Ve Akıllı Tasarım teorisi giderek daha fazla bilim adamı tarafından savunulmaya başlandı. Bugün bu hareketin önemli isimleri arasında California Berkeley Üniversitesi'nden Philip Johnson; MIT, Chicago, Princeton Üniversiteleri'nden Willam Dembski; doktorasını Cambridge'de yapmış olan Stephen C. Meyer; Chicago Üniversitesi'nden Paul Nelson gibi isimler yer alıyor. Seattle merkezli Discovery Institute adlı bilimsel enstitünün çatısı altında bilimsel çalışmalar yürüten gruba, internet üzerinden ulaşmak mümkün. (www.discovery.org) İndirgenemez Komplekslik Akıllı tasarım teorisini savunanların en çok vurgu yaptıkları kavramlardan biri, "indirgenemez komplekslik" (irreducible complexity). Bu kavram, aslında Darwin tarafından ortaya konmuş bir "kıstas"a dayanıyor. Darwin, kendi teorisinin nasıl yanlışlanabileceğini Türlerin Kökeni'nde şöyle ifade etmişti: "Eğer birbirini takip eden çok sayıda küçük değişiklikle kompleks bir organın oluşmasının imkansız olduğu gösterilse, teorim kesinlikle yıkılmış olacaktır. Ama ben böyle bir organ göremiyorum."(2) Darwin'in buradaki kastını iyi incelemek gerekiyor. Başta belirttiğimiz gibi, Darwinizm canlıların kökenini iki bilinçsiz doğa mekanizması ile açıklıyor: Doğal seleksiyon ve rastlantısal değişiklikler (yani mutasyonlar). Darwinist teoriye göre, bu iki mekanizma, canlı hücresinin kompleks yapısını, kompleks canlıların vücut sistemlerini, gözleri, kulakları, kanatları, akciğerleri, yarasaların sonarını ve daha milyonlarca karmaşık tasarımlı sistemi meydana getirmiş durumda. Ancak son derece kompleks yapılara sahip olan bu sistemler, nasıl olur da iki bilinçsiz doğal etkenin ürünü sayılabilir? İşte bu noktada Darwinizm'in başvurduğu kavram, "indirgenebilirlik" kavramı. Teori, sözkonusu sistemlerin çok daha basit hale indirgenebileceklerini ve sonra da kademe kademe gelişmiş olabilecekleri iddia ediyor. Bu kademeler sayesinde, Darwinizm'in iddiasına göre, önceden gözü olmayan bir canlı türü kusursuz bir göze sahip oluyor, önceden uçamayan bir başka tür de kanatlanıp uçar hale geliyor. Ancak Akıllı Tasarım teorisyenleri, bu klasik hikayede çok önemli bir yanılgı olduğunu savunuyorlar. Dikkat edilirse, Darwinist teori, bir noktadan bir başka noktaya (örneğin kanatsız canlıdan kanatlı canlıya) doğru giden aşamaların hepsinin tek tek "avantajlı" olmasını öngörüyor. A'dan Z'ye doğru gidecek bir evrim sürecinde, B, C, D... U, Ü, V ve Y gibi tüm "ara" kademelerin canlıya mutlaka avantaj sağlaması gerekiyor. Doğal seleksiyon ve mutasyonun bilinçli bir şekilde önceden hedef belirlemeleri mümkün olmadığına göre, tüm teori canlı sistemlerinin avantajlı küçük kademelere "indirgenebileceği" varsayımına dayanıyor. İşte Darwin bu nedenle "eğer birbirini takip eden çok sayıda küçük değişiklikle kompleks bir organın oluşmasının imkansız olduğu gösterilse, teorim kesinlikle yıkılmış olacaktır" demişti. Akıllı Tasarım teorisyenleri, işte bu noktayı vurguluyorlar ve 20. yüzyıl biliminin, Darwin zamanında yeterince bilinmeyen pek çok "indirgenemez kompleks" yapı ortaya çıkardığını belirtiyorlar.3 Michael Behe'nin kitabında indirgenemez kompleks sistemlere verdiği ilginç örneklerden biri, bakteri kamçısı. Bakterinin Kamçısı "Kamçı" olarak Türkçe'ye çevrilen "flagella" isimli organ, bazı bakteriler tarafından sıvı bir ortamda hareket edebilmek için kullanılır. Organ, bakterinin hücre zarına tutturulmuştur ve canlı ritmik bir biçimde dalgalandırdığı bu kamçıyı bir palet gibi kullanarak dilediği yön ve hızda yüzebilir. Bakterilerin kamçısı, uzun zamandır biliniyordu. Ancak son 10 yıl içindeki gözlemler, bu kamçının detaylı yapısını ortaya çıkarınca bilim dünyası şaşkına döndü. Çünkü kamçının, önceden sanıldığı gibi basit bir titreşim mekanizmasıyla değil, çok karmaşık bir "organik motor" ile çalıştığı ortaya çıktı. Bakterinin hareketli motoru, elektrik motorlarıyla aynı mekanik özelliğe sahiptir. İki ana bölüm söz konusudur: Bir hareketli kısım (rotor) ve bir durağan kısım (stator). Bu organik motor, mekanik hareketler oluşturan diğer sistemlerden farklıdır. Hücre, içinde ATP molekülleri halinde saklı tutulan hazır enerjiyi kullanmaz. Bunun yerine kendine özel bir enerji kaynağı vardır: Bakteri, zarından gelen bir asit akışından aldığı enerjiyi kullanır. Motorun kendi iç yapısı ise olağanüstü derecede komplekstir. Kamçıyı oluşturan yaklaşık 240 ayrı protein vardır. Bunlar kusursuz bir mekanik tasarımla yerlerine yerleştirilmiştir. Bilim adamları kamçıyı oluşturan bu proteinlerin, motoru kapatıp açacak sinyalleri gönderdiklerini, atom boyutunda harekete imkan sağlayan mafsallar oluşturduklarını ya da kırbacı hücre zarına bağlayan proteinleri hareketlendirdiklerini belirlemişlerdir. Motorun işleyişini basitleştirerek anlatmak amacıyla yapılan modellemeler bile, sistemin karmaşıklığının anlaşılması için yeterlidir. Bakteri kamçısını kitabında detaylı olarak anlatan Michael J. Behe, sadece bu kompleks yapısının dahi, evrimi "yıkmak" için yeterli olduğunu savunmaktadır.(4) Çünkü kamçı hiç bir şekilde basite indirgenemeyecek bir yapıdadır. Kamçıyı oluşturan moleküler parçaların tek bir tanesi bile olmasa, kamçı çalışmaz ve dolayısıyla bakteriye hiç bir faydası olmaz. Bakteri kamçısının ilk var olduğu andan itibaren eksiksiz olması gerekmektedir. Bu gerçek karşısında evrim teorisinin "kademe kademe gelişim" modeli anlamsızlaşmaktadır. Tasarım Nasıl Belirlenebilir? Bakteri kamçısı kuşkusuz Akıll Tasarım savunucularının tek örneği değil. Behe kitabında daha pek çok "indirgenemez kompleks" yapının örneğini veriyor. Sadece Behe'nin kitabında değil, Akıllı Tasarım'ı savunan pek çok biyolog tarafından yayınlanan kitaplarda ve bilimsel makalelerde, evrimin "kör" mekanizmalarının açıklayamadığı kompleks tasarımlara dair sayısız örnek var: İnsan gözünün anatomisi, retina hücrelerindeki karmaşık biyokimyasal düzenek, DNA replikasyonunda görev yapan enzimler (5), insanın diz ekleminin tasarımı(6) veya "tek yönlü ve daimi nefes akışı" sağlayan özgün kuş akciğeri (7) gibi. Akıllı Tasarım teorisyenleri, bu yapıların hiç birinin "doğal mekanizmalarla" oluşmuş olamayacağını, mutlaka bilinçli bir düzenlemenin ürünü olduğunu savunuyorlar. Peki bir yapının tasarım ürünü olduğu nasıl anlaşılıyor? William Dembski The Design Inference: Eliminating Chance through Small Probabilities (Dizayn Çıkarımı: Küçük Olasılıklar Yoluyla Şans Faktörünü Elimine Etmek) adlı kitabında bu soruyu cevaplıyor.(8) Dembski'ye göre, doğada var olup da doğal faktörlerle ortaya çıkma olasılığı aşırı derecede küçük olan yapılar, bilinçli bir tasarımın bilimsel kanıtını oluşturuyor. Örneğin fonksiyonel bir protein molekülünün, doğadaki 20 farklı aminoasitin rastlantısal biraraya gelmesiyle oluşma ihtimali, matematikte "imkansız"ın başladığı nokta sayılan 10 üzeri 50'de 1'den bile çok çok daha (trilyarlar kere trilyarlarca kat) küçük. Bu durum, proteinin rastlantısal bir sürecin ürünü olmadığını, "tasarlanmış" bir yapı olduğunu gösteriyor. Daha kolay anlaşılır bir örnek ise şöyle: Balta girmemiş bir ormanda bir heykele rastlarsanız, bundan çıkardığınız sonuç ne olur? Doğal faktörlerin bu heykeli oluşturmuş olmaları ihtimali çok çok küçük olduğu (yani böyle bir alternatif "imkansız" olduğu) için, heykelin tasarlanmış olduğu sonucuna varırsınız. Akıllı Tasarım teorisyenleri, canlıların kompleks mekanizmalarının, bir ormanda bulunan heykelden çok daha açık birer "tasarım kanıtı" olduğunu savunuyorlar. Bilim İçin Bir Dönüm Noktası Kuşkusuz Akıllı Tasarım konusundaki bu çalışmalar, önemli bir soruyu da beraberinde getiriyor: Tasarımcı kim? Canlıları dizayn eden bilinç, kimin bilinci? Akıllı Tasarım teorisyenleri, bu sorunun cevabının, bilimin alanı dışında kaldığını belirtiyorlar. Onlara göre bilimin yaşamın kökeni hakkında varabileceği sonuç, canlılığın tasarlanmış olduğunu tespit etmekten ibaret. Yani, bu tasarımın sahibi kim, amacı nedir gibi soruların, kendi alanlarından çıkıp dinin veya felsefenin ilgi alanına girdiğini düşünüyorlar. Profesör Philip Johnson'a göre, "herkes bu sorulara kendi inançlarına ve düşüncelerine göre cevap arayabilir, ama önemli olan bilimin, hayatı amaçsız bir rastlantılar zinciri olarak gören Darwinist teoriyi reddediyor olması."(9) Akılı Tasarım teorisi, hem bilim dünyasını hem de toplumu derinden etkileyeceğe benziyor. William Dembski, teoriyi yeni bir bilimsel devrim olarak niteliyor. Nitekim son 10 yılda ABD'de büyük bir Akıllı Tasarım fırtınası esiyor. Teorinin Behe, Johnson, Dembski gibi öncüleri, ABD'nin saygın üniversitelerinde bilimsel konferanslarda söz alıyor, Darwinist bilim adamlarıyla tartışmalara katılıyor ve teorinin her geçen gün daha fazla yayılması için çalışıyorlar. Darwinistler ise, her ne kadar teoriyi çeşitli suçlama ve saldırılarla diskalifiye etmeye çalışsalar da, bunun 150 yıldır karşılaştıkları en ciddi bilimsel meydan okuma olduğunda birleşiyorlar. Akılı Tasarım teorisinin en önemli mesajı, tüm doğayı "planlanmamış, amaçlanmamış bir rastlantılar yığını" olarak gören ortodoks biyoloji anlayışının geçersiz olduğunu savunması. Michael Behe, bu yeni anlayışın bilim dünyası tarafından kabullenilmesinin kolay olmadığını, ancak zaten hiç bir bilimsel devrimin kolay gerçekleşmediğini belirtiyor: "Hayatın üstün bir akıl tarafından tasarlanmış olduğu anlayışı, hayatı basit doğa kanunlarının bir sonucu olarak algılamaya alışkın bizlerde bir şok etkisi yaratmış durumda. Ama diğer yüzyıllar da benzer şokları yaşamışlardı ve şoklardan kaçmak için bir neden de yok."(10) Bilim dünyası bu "şok"u kabullenecek mi, bunu zaman gösterecek. www.mustafaakyol.org |
||
|
||
| Evet evern akılı bir güç tarafından yaratıldı ve bu da hiç kuşkusuz Yüce ALLAH'tır.Darwinizm bir ideolojidir sadece ve yahudilerin yahudi olmayanlar arasında ikilik çıkarabilmek için tasarladıkları bir oyundur ki zaten Darwin de musevi kökenlidir.Sizlere bir kitap önereyim SİYON LİDERLERİNİN PROTOKOLLERİ. bu kitabı okuyun ve dünyadaki olayların kaç yüzsene önce kimler tarafından tasarlandığını ve ne planlandığını görün saygılarla. | ||
|
||
| Tartışma: Yaratılış ve Darwin [24 Şubat 2006 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı] Radikal'in "Ders kitaplarında yaradılış hikâyesi" başlıklı haberinden öğrendiğimize göre 700 kadar Türk akademisyen "Yaradılış'ın okullardaki fen ve biyoloji kitaplarından çıkarılması" için harekete geçmiş. Milli Eğitim Bakanlığı'na "Yaradılış yaklaşımını müfredattan çıkarması" için dilekçe verecek, kabul görmezlerse dava açacaklarmış. Bu, oldukça ilginç ve yoruma değer bir haber. İlginç olan ilk nokta, söz konusu bilim adamlarımızın, hoşlanmadıkları bir fikri bilim yoluyla yenmek yerine, hukuk ve siyaset yoluyla sansürlemeye çalışmaları. Bunu ülkemizi "Ortaçağ yanlısı karanlık düşüncelere" karşı korumak için yaptıklarını söylemişler, ama ne ilginç ki başvurdukları yöntem tam da o çağa ait. Hatırlarsanız, Galileo'nun kozmoloji teorisi Ortaçağ'ın egemen dini anlayışına aykırı düştüğü için sansürlenmişti. Görünen o ki, şimdi bunun tam aksi yönünde bir sansür isteğiyle karşı karşıyayız. Yaratılış, inanç mıdır? Söz konusu akademisyenlerin girişimde yanlış olan sadece sansürcü zihniyet değil. Kavramlar da yanlış yorumlanmış durumda. Örneğin "yaradılış". Bu kavramın bilimden dışlanmasını savunanlar, "bu bir dini bir inançtır, bilim ise inançlara değil verilere dayanır" diyorlar. Kısmen haklılar da: Bilim gerçekten inançlara değil verilere dayanmalıdır. Ama atladıkları bir nokta var; "yaradılış" dini kitaplarda yazılı bir "inanç" olmanın yanında, bilimsel verilere dayalı bir "teori"ye karşılık geliyor da olabilir. Yaratılış, evrenin ve içindeki canlıların bir Yaratıcı tarafından var edildiği fikridir. Bu fikir Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet gibi tek tanrılı dinlerin kutsal kitaplarında yazılıdır ve bu haliyle kuşkusuz bir inançtır. Ama bir Yaratıcı'nın varlığı fikrine, hiç bir dini kaynağa dayanmaksızın, sadece evren ve canlılar hakkında akıl yürütülerek de varılabilir. Bu akıl yürütmenin en önemli unsuru ise "tasarım tespiti"dir. Bunu bir örnekle açıklayalım. Nemrud Dağı'nın tepesindeki heykelleri hepimiz biliyoruz. Bu heykellerin kökeninin "tasarım" olduğunu, yani bilinçli bir varlık tarafından yapıldıklarını ise hepimiz kabul ederiz. Heykellerin yapımı sırasında orada olmadığımız, nasıl ortaya çıktıklarını gözlemlemediğimiz halde varırız bu sonuca. Bizi "tasarım"a ikna eden ise, doğal süreçlerin (sözgelimi rüzgar, yağmur, yerçekimi veya güneş ışınlarının) heykel üretemeyeceklerini bilmemizdir. Ve dikkat edilirse bu "tasarım tespiti" için herhangi bir "inanç" gerekmemekte, sadece verilerden çıkarım yapmak yetmektedir. Doğadaki Tasarım Peki ama heykeller için geçerli olan "tasarım" açıklaması canlılar için de geçerli midir? Charles Darwin'e dek biyologların ezici çoğunluğu bu soruya "evet" cevabını veriyordu. Darwin ise, yeryüzündeki canlılığı üreten, doğal (dolayısıyla kör ve amaçsız) bir mekanizma keşfettiğini ileri sürdü: Doğal seleksiyon. 1940'larda buna bir de rastlantısal mutasyonlar eklendi. Ancak Darwinizm'in formüle edilmesinden bu yana çok zaman geçti. Modern bilim, canlılığın detaylarının, Darwin ve takipçilerinin tahmin ettiğinden çok daha kompleks bir organizasyona sahip olduğunu ve çok yüksek düzeyde "bilgi" içerdiğini ortaya koydu. Acaba Darwinizm'in kör, rastlantısal mekanizmaları, bu kompleks organizasyon ve bilginin kökenini açıklamak için yeterli miydi? İşte, bugün ABD'de Darwinizm hakkında süregiden bilimsel tartışmanın özünü bu soru oluşturuyor. 90'lı yıllarda geliştirilen ve halen yüzlerce bilim adamı tarafından desteklenen Akıllı Tasarım (Intelligent Design) teorisi, soruya "hayır" cevabını veriyor ve canlılığın kökeninde bir "aklın" rol oynadığını savunuyor. Akıllı Tasarım teorisi "evrim" kavramıyla da çelişmiyor; sadece evrimin kör mekanizmalarla işlediğini savunan Darwinizm'le çatışıyor. Akıllı Tasarım'ı "bilimi dine dayandırmak"la suçlayanlar ise yanılıyorlar. Teorinin ilahi dinlerin yaratılış inancına uygun düştüğüne kuşku yok; ama teorinin dayanağı, bu dinlerin kaynakları değil, bilimsel veriler. Kaldı ki öte yandan Darwinizm de bir başka inanca uygun düşüyor: Bir Yaratıcı'nın varlığını reddeden, maddeyi tek gerçek varlık sayan materyalist felsefeye. Yanlış Anlamalar Darwinizm uğruna bir araya gelen 700 akademisyenimiz, görünen o ki, bu incelikleri göz ardı etmişler. ABD'deki gelişmeleri sağlıklı bir biçimde takip etme fırsatı bulamadıkları da anlaşılıyor. Örneğin oradaki "gerici iktidar"ın "birçok eyalette evrim kuramını müfredattan çıkardığını" ileri sürmüşler. Oysa evrim kuramı hiç bir eyalette müfredattan çıkarılmadı. Böyle bir talep de yok. Benim de bilirkişi olarak eğitim bakanlığına görüş sunduğum Kansas eyaletinde, evrim teorisi müfredattan çıkarılmadı; sadece Darwinizm'le çelişen bilimsel bulgular da müfredata eklendi. Akıllı Tasarım hareketinin öncülüğünü yapan Discovery Institute ve Intelligent Design Network isimli kuruluşlar bunu savunuyor zaten: Hedef, Darwinizm'i "tek doğru açıklama" gibi sunan dogmatik yaklaşımın yerine, teorinin çıkmazlarını ve teoriye getirilen eleştirileri de anlatan objektif bir eğitim verilmesi. Bu objektifliği Türkiye'de de yakalamalıyız. "Yaradılış" inancını din derslerinde tutmalı, biyoloji derslerinde ise hem Darwinizm'i hem de onun alternatifi olan Akıllı Tasarım'ı öğretmeliyiz. Bu sayede öğrenciler, bu iki alternatif teori üzerinde tartışma imkanı bulur, ezbere değil eleştirel düşünmüş olurlar. Kamuoyunu aydınlatmaya gelince... Onun yolu da yine sansür değil, bilimsel tartışma olmalı. Ben kendi payıma bu tartışmaya katkı sağlamaya, söz konusu 700 akademisyenimizin hepsiyle, her yerde ve her şartta tartışmaya hazırım. Madem ortada "Ortaçağ karanlığı" var, buyursunlar, aydınlatsınlar. MUSTAFA AKYOL Yazar, Intelligent Design Network Yönetim Kurulu Üyesi |
||
|
||
| http://sifirforum.com/antropoloji/akilli_tasarim_teorisi-t17226.0.html | ||
|
||
| sevgili karga belki inanmayacaksın ama www.marksist.com da yayınlanan yazıyı o siteye gönderen bendim şimdi tekrar bakıyorum da oldukça yetersiz ve basit çalışmışım biliyorum inanmayacaksın ama öyle:) |
||
|
||
Evet bence de yetersiz ve basit çalışmışsın :)Her şeyden önce şakayı bir yana bırakırsak fena da bir yazı değil leninist1986:)
Açıkları var elbette ama:) Bilim kesinlikle inancın gölgesinde kalmamalı bunu vurgulamak isterim.Ayrıca evrim dışında bir açıklama da olmadığına göre yaşamın kökeni hakkında evrim de bilimsel çevre tarafından kabul gördüğüne göre onu kabul etmek en doğrusu.Evrim ne tanrının olmadığını gösteriri ne de akıllı tasarım tanrının olduğunu gösterir bunu bilmek en önemlisidir olayın. |
||