|
||
| DE GÜLÜM de gülüm! De ki: ela bir günde geleceğim istanbul darmadağın olacak, saçlarım darmadağın. Hepsi, darmadağın! ü zülme gülüm! Toparlanacağız, birlikte, ayağa da kalkacağız, yürüyeceğiz de gülüm hem de çelikten toprağını dele dele hayatın! de gülüm! De ki: bitmiştir umut, bitmiştir sevgi, bitmiştir güven! g üven bana gülüm! sana bitmemişliği öğretecek, tattıracaktır hasretten-hakikaten-ten değiştiren yüzüm! göreceksin gülüm! Bekle! hırslarımız, acılarımız gitgide ihanetlere hainlere, ezilmelere alışacak.. göreceksin-sevinçten ağlayacaksın gülüm-ki işte o vakit bana-doğrudur!- şair olmak, seni sevmek pek çok yakışacak! b ak! şiirler var, mektuplar var, çocuklar var, sokaklar var, kediler! inan bana gülüm, ölüm yok bir tek! ölüm yok bize! ölüm inananlar için sessizce kara kapli kitaplardan çıkartılacak.. göreceksin gülüm! Bekle! Göreceksin! artık hiçbir insan, hiçbir kavga ve hiçbirimiz bu dünyada, yapayalnız, umarsız kalmayacak! ÖLÜMÜ DE KUSACAĞIM Çınar ağaçları ölüm orucunda hasarat ayaklarımla geldim geceye bu şehir simdilik şurda unutulsun uzun bir bıçak vardı ya avucumda kendi kendini kanatırdı sessizce sevdiğim adamın adı:sokak adları sokak atları ve sokaksız yalnızlığım icimde tuzlu bir magma taşırmışçasına yüzüme geldim yüzümde kuru cam yaprakları camlar dediysem inanmanız da gerekmez pencerelerden sarkıtılan kaçık erkek corapları.. aaah!ölüm! zulmettikce hicvedecegim seni .eçeceğim anasını satayım kusacağımda her yere bakan gözlerimle tut elimden istanbul! tut elimden pis orospu! tut ki elim sana bir mektup gibi kanasın tut ki elim bir an olsun sıcak bir an olsun bir sübyan ağlayışı gibi imzasız kalsın! BİRGECE ŞAH'ESER İMPARATORU, FUZULİ BİR DELİKANLILIK YAPTI İSE BEN BUNU YAZDIM Arkadaş'a beni bir pazar gecesi siyanürle vurun! gölgemi bir vapurun saadetine vermişken, zeki müren'den hicaz makamı şarkılar dinlediniz ama dönüp arkama bakabilmeliyim kaç kişisiniz nerden gelmişsiniz neler giymişsiniz elimde bir demet letafet çiçeği de, tavanı kırmızı, duvarları beyaz badanalı bir odada bir arada bir ara olmalıyız, hatırladınız bıçak sapı gibi gülümsememe de izin vermelisiniz --babam bana küstü, döv onu babaanne çıngıraklı yılanlar almıştın hani bana yaşgünümde-- gerdanımda genç kızların çılgın tortusu ve soğuk su, oramda buramda buram buram ilkaşk kokusu, işte ben trenleri biraz da bu yüzden severim ne çok severim bilemezsiniz beni bir pazar gecesi siyanürle vurun! palyaço makyajı yapmış olayım, gülün önce amuda da kalkayım, telde de yürüyeyim filan size nadide karanfil kolleksiyonumu göstereyim kayısı gülü çocuklarımı, arılarımı da, tenezzüllerimi, biliyorum: zeki müren'den hiç şarkı dinlemediniz radyoda jean-sebastian bach çalıyor, bakınız cam pervazındaki baykuşun yok bir ayağı da, K. SACRİFİCE Sana bugün bir abajur aldım: Birşeyin ucunda durur da yeşil chevrolet Kapıları açık, baltimor plakalı, usta işi Teybinde elton john'dan sacrifice Biz sahile doğru yürümüşüz Ayakizlerimizde ölüp erimiş peri pelerinleri Periler birbirine düşman, pelerinler birbirine küs Sana bugün bir mektup yazdım: En çok En çok güllerden söz ettim Saydam, renksiz, özgür güllerden Bir gül olmak korkusundan nedenini hatırlamıyorum ama ağladım Sağda solda yakılıp unutulmuş sönmüş sigaralar 'Canım...' diye başlanılıp Yarım bırakılmış bir sürü kâğıt parçası ruh parçası aşk parçası buğu parçası haz parçası paramparça içime paramparça bir kış gelmiş biliyor musun ben daima Kışları saklanırım kan Kan ödüldür açıkçası Sana bugün bir kurban kestim Hala ağrıyor ve akıyor bileklerim Gelip geçici bir seyahat Üzerinde konuşulmamış bir sevgi Karşılıklı hoyrat kullanılmış bedenler Aydı dalda karşılaşan iki çocuk sincap Dal, ağacına düşman, sincaplar birbirine küs Dudaklarda müstehzi bir hal Yani bir yere vurup kaybolan far ışığı gibi Bir an aklıma vurup kaybolan o fevkalade hayal Vurup kaybolan ruh ve aşk parçaları Beyaz ve terli alnımda belirip dolaşan Delikanlı tanrının eli Usulca düzeltirken ıslak kâkülümü Otuz yıllık ömrümde ilk kez düşledim ölümü Bugün sana abajur aldım, bir mektup yazdım Sana, diyorum, bugün bir abajur ve mektup Ben bugün sana öldüm başkasına değil Sana, diyorum, bugün bir abajur ve mektup Ben bugün sana öldüm başkasına değil Hani o chevrolet yeşil, kapıları açık Teybinde elton john'dan sacrifice Avcumda, pembe, ziftli bir alyans Vurup kaybolan buğu ve haz parçaları, Biriktirdiğimiz Zamanla biriktirenle biriktirilenin Birbirine karıştığı Ben de bir eşya mıyım diye düşündüğü Üzüldüğü şey Bir tüy gibi yanınıza gelip Bir tüy gibi dokunup ürpertip Sonra Sonra geri çekildiği... sacrifice... Koskoca bir aralık ayını müzikle geçirmiştik Sokaklarda elimizde şarap şişeleri Adlarımızın yanyana olduğu Kalpler kazımıştık ağaçlara Modern çağın gereklerine inat, biz romantiktik biz birbirimizi seviyorduk biz ayrılmayacaktık biz arabesktik biz... Bugün bir abajur aldım sana eve geldim yatağın hep sol tarafında yatardın sol taraftaki başucu sehpasına yerleştirdim onu bir ampul taktım sarı soft hep istediğin gibi ışığında bir mektup yazdım sana teypte elton john'dan sacrifice Beni terkettiğini bildirdiğin o telefon konuşması Gözlerinin gencecik mavisi birden başlayan, o telaşla, bütün gece yağan Yağmur geldi hatırıma Nedenini hatırlamıyorum ama ağladım Yüzüme kapanan ellerin Yüzümü yeryüzüne karşı perdeleyen ellerin O okyanus ellerin geldi hatırıma Kaset sustu kapandı yeşil chevrolet'nin kapıları Tuvalette sarıldım jilete hasretle öptüm Ampul patladı bir anda alev aldı abajur Kan ödüldür Kanımı bu gece dışarı gezmeye çıkarttım tenler birbirine düşman, aşıklar birbirine küs nedenini hatırlamıyorum ama utandım utandım İSTEDİĞİN GİBİ YAPTIM ;ARTIK KALBİM YOK ! artık kalbim yok ağladığımda sana düşündüğümde seni artık kalbim yok seni anlatırken birilerine, atmıyor kalbim atmıyor kalbim seni gördüğümde rüyalarımda istediğin gibi yaptım; artık kalbim yok ! küçük bir velede verdim onu, oyuncak niyetine fırlattım attım doyursun karnını diye bir sokak köpeğine suda sektirdim bir kiremit parçası gibi ve bekledim batmasını bekledim batmasını yanan bir gemi nasıl ağlayarak denize dökülürse istediğin gibi yaptım; artık kalbim yok! artık kalbim yok baktığımda eski resimlere özlediğimde seni arta kalmış bir kalbim yok! YOK! ... BEN ÖLÜRSEM ben ölürsem karakutumu bulamayacaklar ne bir ask zerafeti ne bir hayal tabiri.. küçücük ömrüm hep rüzgar gülleri kokacak ! bir sinek cenazesinden dönmüsüm de sanki agzim burnum kanyak denizden yeni çikartmislar yagmurun ölüsünü mevsimlerden napalm günlerden ilkbahar hummali sabrimin glayöllü dag köyleri sana hasret sakimak mi yakisacak çok arayacak çocuklugum esas sirrini benim yüzüm bir kedi amipidir ben ölürsem o kendiliginden çogalacak ! ben ölürsem karakutumu bulamayacaklar ne bir buz yorgunlugu ne bir sinema perdesi yirtik.. küçücük kabrim bir çocuk kalbi gibi haylaz olacak ! SIFAT Hüzünde kırıldım Masum suda kırılan hınzır ışık gibi. Geçtim içinden hastalarımla salgın acının Bahara dogru cehennemi gördüm Emrivaki, duru, hasbelkader yarıuykulu Zebanilerin kemikli ayakparmaklarında. ölüme sorarsanız: yalan! Ben yalnızca/kendimi uydurdum |
||
|
||
| Sağda solda yakılıp unutulmuş sönmüş sigaralar 'Canım...' diye başlanılıp Yarım bırakılmış bir sürü kâğıt parçası ruh parçası aşk parçası buğu parçası haz parçası paramparça içime paramparça bir kış gelmiş biliyor musun ben daima Kışları saklanırım kan çok güzel bu satırlar |
||
|
||
'de gülüm' ile ' istediğin gibi yaptım..' ı beğendim ben de
|
||
|
||
sıfat...benim şiirim. ![]() Orada arkadaş-küçük İskender oluyor bu- bütün şiirlerin kartvizitini yaratmış hem de benim için..
|
||
|
||
| BİR MARTIYI AĞLATTIN SEN bir martıyı ağlattın işte bir çocuk garanti intihar eder artık kütür kütür küfrediyor gece imanıma bir yaprak kırılıp suya düşüyor su yaralanıyor su kanıyor şelale! ah nasıl titredim tensiz bir piyanist büküldü sanki kesişen ayrışık doğrular gibi çarpışıverdim yüzünle. Yüzün öyle düzgün suna bir elyazısı yüzün yüzüme aksedince yüzün ayna alnımda yüzün uzun hüzünlü bir alınyazısı! bitmemiş bir ömrün yalanısın sen: kabuslarımın tabiri çocukluğumun arta kalanısın! öldüreceğim kendimi dudaklarınla dudakların etle, şehvetle seferber sen! bana inen son kutsal kitap son fakir yatır son aciz peygamber! bir martıyı ağlattın işte bir çocuk garanti intihar eder artık ---------------------------------------------------------------------------------------------------------- Ne çok? seni ne çok kedi tırmalamış anne camlara baktım orda mısın hala dün akşam haydutlar bıçaklamış bir karanfil kaçamamış vurmuşlar ölmemiş solmuş seni ne çok iğfal etmişler anne her yerin delik deşik ağlayışın bile yamuk yumuk bakışların kısık ve bilhassa değişik ne çok isyanlanmışım ne çok gitmişim meğer bağırdıkça etlenmiş sesim etlendikçe sesim, kanamış elmas liğme liğme seni ne çok öldürmüşler anne beni ne çok dövmüşler artık evlenelim anne hayata karşı ve gel, beraber kaybedelim bu mor savaşı benimle birlikte intihar et anne |
||
|
||
| Şehsuvar I. gece saçlarına kadar sokulur, güzelliğine atılan ilmiklere kadar ulaşır. Koltukaltına kaç takım yıldız, burç saklar. Şehsuvar sığ sıkıntılar ardında derin bir havuz.. dikdörtgen dudaklarda çok yuvarlak sözcükler var! Herhangi birine selam versen dağılmaya mecbur oluyor yüzün. Uzaklara gideceğim ben diyor delikanlı, gobi çölüne.. Tarih atlaslarında yitireceğim her zerremi anlık bir yanılgıdır diyor suçüstü alttarafı anahtarlıkların hüznü üstüne çift kişilik yataklar için yazdığım senaryolar yollar: derisiz ceninler gibi çirkindir yollar: tanrının çocuk oyuncağı olduğu çağda işlenmiş günah-kırılmış ikona yollar: insanın kendi cenazesine geç gitmesi gibi bir şey! Özellikle! şimdi saatbaşı satranç oynayan sabıkalı beyoğlu kaldırımları utanca doğru atılan serinkanlı serseri adımları turfanda-radyodan ajans ve hava durumu ve muhallebiciler, daima kalabalıktır, daima terli içerde tavuk göğsü gözleriyle sevgililerimiz! Simli! ve öpüşenler oğullaşan, sıklaşan zenci elleriyle o tekerlemeler söylenmeyecek! o bilmeceler sorulmaz! kaç parmağı çatırdar ki hüsranımın kaç ciğeri şişer ki rakı şişelerinde gömdüğüm aşklarımın. Aşkı geçelim. Onu geçelim, onu unut şehsuvar! ya da kımıltısız bir kuş ölüsü dünya müzelerinde beton bağlayan aromalı kanatlarıyla kımıltısız kımıldar bir gün! Onu umut kımıldatır değil mi kımıldatır değil mi şehsuvar! saçmalıyorsun! Evine dön, o vıcık vıcık koynuna annenin, sabahlığın arkasında haydi! sırılsıklam memeler, ucu mantarla tıkanmış memeler ve şato zindanı dolaplarda boğdurulur porno dergilerinin şahsi derbederliği.. Direniş bir bakıma - Haklısın de! - imparatorluk ahlağı, doyum seferberliği! Ve emilmiş bir dili andıran dilsiz adı usancın bende gizlenen bedensiz bir ölümdü varsay ki fazlaca huysuz ki fazlaca havadar ah! Neden sütyen takmaz acaba uzamış adamlar, ayaklarına, yürümedikçe sarkmasın diye bacakları! evet! üstüne üstüne yüklendikçe kaçar kaçar ha kaçar sevda katillerinin otellerdeki kilometrelerce kadınlardan çalıp da başlarına geçirdikleri ten rengi külotlu çoraplar! kimsen de kalmaz birdenbire! Açtıkları yaradan kan bile akmayacak. Çoğu küstah! Çoğu şımarık! vahşi bir at almış altmış dağı aramıza taşır vahşi bir at almış altmış dağı aramıza taşır şehsuvar! Sınırlara mayın döşer bakışların vahşı bir at almış altmış dağı aramıza taşır şık bir omuz devrimiyle baharı getir tavlalar kırılır, iskambil kağıtları savrulur görücüye çıkan büyücü bir kız oluverirsin patlamış yirmi ikilik ampul gibi patlamış mısır seven mısırlı esmer çocukların tokluğa açlığı gibisindir vahşi bir at almış altmış dağı aramıza taşır yuvanı, anneni bugün terkettin tırnakların arap ses duvarını aşamaz sesin ışık kırılır mı hiç birleşir yeniden adeta - kardeş duası çeker muskalar tutar - senin merceklerinde şehsuvar! Baksana sultan! dikdörtgen dudaklarda daha ne çok yuvarlak sözcükler filan var. Gülsen ağızın düşüverecek ve kenarından biraz çatlayıverecek kahkahan. Ve vahşi bir at alıp bir altmış dağı daha aramıza taşıyacak! Ve vahşi bir atın bir hayat boyu süren saltanatına dönüşecek birden hasretlerle gitgide gitgide ağırlaşan zaman.. II. maviden öğreneceği çok şey olmalıdır denizin yakışıklı bir kadındır şehsuvar. Titredi mi gökyüzü de titrer, toprak da, deprem de titrer, onunla beraber umulmadık gülden fışkıran renk de! aynalar be şehsuvar, rujla boyanmış kırık aynalar zahiri görüntüler de sayılabilir, ahenk de! kasıklarında kasım gibi çoğalan susam ahırlara kilitlenir o atlar bilhassa meydanlar sevdanla, ağrınla cilalıdır. Olmasın mı? simit satan kimi çocuklarsa kördür, topaldır, mavidir bakirdir daha oysa! anne diye seslenir ölümlü çınarların dışa vurmuş toy köklerine şehsuvar, anne! kimsin sen? kimim ben der anne tekillikle kalaylanırken yüreği adamakıllı kıllı erkek kollarında. En zayıf sesiyle ağlar mı hiç! En karambol sesiyle ağlar mı hiç! En matem sesiyle ağlar anne! maviden kapacağı çok şey olmalıdır denizin bir kere: anneler öncelikli diri kalsın, anneler orospu olmasın efendiler.. nerede yaşadığını bilmeyen bir vapur sıyrılır uykularında şehsuvar'ın. Bütün shakespeare'ler bütün hamlet'leri düşünür. Balerin bir sabahtır, damlarında ayakparmaklarının uçlarında yürür güneş.. tüyler, taç yaprakları, aman gürültü etmeyin! her anın hep bir susan insanıdır şehsuvar. - şehrin surlarına, cemre olur düşüverir at cesetleri, bıçaklarda festival var - henüz büyüyememiş isyan henüz planları yarım bir katliamdır şehsuvar! söndürülememiş orman yangını gözlerinde sosyolojinin lümpenliği! söndürülememiş kireç kuyusu gözlerinde erken uyanışın yaşlı ergenliği! iniltinin suya yansıyan gövdesidir şehsuvar hey! anlasana sultan! dikdörtgen dudaklarda daha ne çok acısız iftiralar falan var.. şehsuvar kurtulmak da ister kurtuluşu neye bağımlıdır; - cevap şıkları - a) "30 nisanda hitler intihar etti. 7 mayısta almanya teslim oldu!" intihar alnımı açtı, beynime gerdi beyazperdesini kafatasımda bir kabile buldum sonra buzuldan okyanuslar buldum damağıma açılan gözoyuklarında östakimde birtakım kanun taksimleri birtakım kanun kaçakları gibi esrarengiz iş sonra - esrarlı sigara içen bukalemunlarla küstük o sıra - hangi birini bölsem ötekine diğeri masasına çağıracak beni bardağımı doldurup ensemdeki tüyleri çekiştirecek beni kambur burunlu şairlerle tanıştıracak alelacele alelacele el sıkışılacak, memleket meselelerinden söz edilecek alelacele ayaküstü, ayaküstü sarhoş olunacak kusulacak ayaküstü alelacele yedi heceliler veya yedi uyurlar / uydurulacaklar uydurulacağız alelacele! Vazgeçmem gerekecek belli omurlarımdan, omurgamın içine tramvay hattı döşenecek kızlık adını işleyeceğim bekaretin tığla rönesansın kızlık zarına.. Leonardo! Leonardo! haminnem mona lisa'nın ta kendisi çıkacak. Zorla şehsuvar atlar yine karşıma çıkacak, karşı çıkacak aşk hanım hanımcık! Aşkı geçelim. Onu geçelim. Onu unut şehsuvar! onaylansın lütfen uzay boşluğunun karın boşluğuma doluşması.. sen! ruhumun organik hali! sen! gençliğimin gergin bırakılmış tek kası.. Arkası, şekilsiz bir dudak oldun yüzüme ikinci yeni metal bir şafak oldun göğüme sorgusuz sualsiz siz! şehsuvar'ı ve beni liflere ayıran kirpik diplerinden oluk oluk sperm gelen korkuluklar! milleti gerdanıma toplayıp parlak cesaretlere, oğlancıl ihmallere yürüdünüz peşinizden tükürecektim bir ihtimal, peşinizden, pencereme pencelerinizin hayasızlığını sürdünüz kapılar sürgülendi, kapı önlerinde evde biriktirilmiş kız kuruları süngülendi allah kahretsin, kahrettiniz beni, cani ettiniz kendi bedenimde kendi kendime tecavüz ettim deli oldum, kül oldum, ıslıklaşıp durdum aruz vezni serçelerle romen rakamı gerçeklerle dedim: bendim böcekler gibi sevişen o dostlarla tanıdınız mı? - Hayır! Pek çıkaramadık! - Ama tanımanız şart! Ah sultan! Ah şehsuvar! intihar alnımı açtı, aklımı buldu, sana selam söyledi.. ardından, ne olabilir ki başka, işte birkaç çiyli sardunya, birkaç yarım kitap, sevilmesi okşanması eksik birkaç ölü kedi işte!. b) "Hiç sabahattin ali okudunuz muydu?" enteresan bir soru biraz düşününüz / biraz düşününüz / az istiridyelerden söz edin bana / ince çerçeveli gözlüklerden / piyer loti'den / amerikan barlarda ardıardına içilen dublelerin biyografisinden, örneğin bürokrasiden, geleneksel aydın terbiyesizliğinin kronolojisinden, lobilerden, ortalarda bir yerden, farzımuhal katolik alkoliklerden / hadi! piyonlardan, paslı piyanolardan ispiyonlardan, kara şapkalı sivillerden ya da durup dururken beliren sivilcelerden söz edin bana. Siz hiç sabahattin ali okudunuz muydu tan vakti okumadıysanız, tam vakti dedi şehsuvar!. - sahi, tanımadınız mı?! - hayır, pek çıkaramadık! ne çok yuvarlak sözcük.. ne çok artistik.. c) "bir cüce ile çocuk arasındaki farkı bana söyleyin hele, neden size düşman olsunlar ki?" şehsuvar! çabuk! yaşlanıyorsun. Yaşlandın mı Ölüler sevindirilmek isterler lacivert mezarlarında hastahane köşelerinde septik ellenmek filan hani eskaza kaç fırsat vardır ki artık göz ilişsin, silah kalksın, kulak duysun bir de ikide bir hortlarsa davalar ansızın avukat tırnaklar kemirilirken ceviziçi odalarda tek başına doğmanın bir başına kırlaşmanın kendi kendini kırbaçlamanın acımasız acımasızlığı (ah! sultan! bir ceylan sizi-ezik büzük-üç büklüm) bu şehirde ya sen de vahşi bir at ya da olsan olsan kabuk bağlayamayan dinsiz bir yara olursun! - sahi, tanımadınız mı hala? - gene çıkaramadık d) "Once there was a boy. He had no friends to help him.." - isminiz nedir, efendim? - gizlemek istiyorum. Söylemesem.. - kaç yaşındasınız? - yirmi iki.. - Nerelisiniz? - İstanbul'lu.. - ne iş yapıyorsunuz? - insanım.. - evli misiniz? - hiç denemedim.. - çocuklarınız var mı? - olabilir! - isimlerini söyler misiniz? - gizlemek istiyorum. Söylemesem.. - burasi neresi. - psikiatri. - ben kimim? - bilmem. Siz bu yaşa kadar bunu öğrenemediniz mi? - hangi yıldayız? - bu hangi gezegen? Tabii sizi üzmezsem ve yormazsam.. - Hangi ay? - hangi sevgi, değil mi ama. İlkin bu. Öncelik bu sorunun.. - ayın kaçı bugün? - hepsini adlandıralım, bunu mu istiyorsunuz?! - evet efendim, son dünya harbine katılan devletleri bana söyler misiniz? - savaşları ülkeler ilan eder, insanlar yapar! - biz o harbe iştirak ettik mi? - ben hiçbirine katılamayacak kadar, canlıyı-cansızı seviyorum. Siz, katılmış mıydınız? şehsuvar! çabuk! kandırılıyorsun. Kandırıldın mı? III. "sizler! hayatta yaşamaktan başka gayesi kalmayanlar coğrafya bilmeden öpüşmeye çalışanlar sizler! yapısalcılar, ruhsalcılar, masalcılar, halciler, falcılar parmak izleri sıfır, duruşları italik olanlar artık değeri cinine tonik yapanlar muhtelif muhterem darbeler heveslerde, tutkularda pür ihtilal.. geçinenler! sizler! geçinemeyenler, neme gerekçiler, emekçiler, emzikçiler, hainler, halidler, oğlanlar! yolda saati başkasına sorup sigarasına ateş alıp sendikaların apışarasında elle doyuma ulaşanlar! Sizler! aydınlar! aydıngerler, kolay gelsinciler, asimetrik esinciler orospucuklar, osurukcular, üfürükçüler, geri zekalı çocuklar! - ki şehsuvar'ın anayasası.. mayistler, septemberistler! sizler! free gitaristler, peace veletleri, makinistler! din sülükleri! varoluşçular: kapı komşularım! sloganın, olağanın şairleri! sosyal yanları kapitalleri, kapitalleri yalnızca soğan-ekmek-sosyalizm olanlar! otuz yaşına kadar solcu otuz-elli arası sosyal adaletçi ellisinden sonra bunayıp, otobüslerde bayanlara arkadan yaslanarak mutlu olabilen fevkalade entellektüellerimiz! captain black'çiler, bafra'cılar bir afra bir tafracılar, taşralılar vay gülüm doğu diyenler, yesinler seni müstehcen bantını mantığına yapıştıranlar! piyanist-şantörlerim: hormonlarım benim! marxist-şantörlerim: kabaetimin kenarları! sizler! liberaller, helaller, haramlar, sadrazamlar hamlar, hamcık ağızlılar, popodan bacaklılar omuriliklerini testislerinde saklayan delikanlılar! amcalarım, teyzelerim; siz, homoseksüeller! feministler, androsantrikler, sosyal demokratlar, teokratlar, aristokratlar, sen sümüklü burjuvazi! oportünistler, optimistler! bir teselli ver'ciler, allah vergisi takılanlar, öğrenciler, saygın öğretim üyeleri, seks yıldızları, heyy! Sizler! arkadaşlarım, alışamadıklarım; ellerim, ayaklarım! sizler! idealistler, egoistler, ütopistler, narşistler! Ben şehsuvar!." sığ sıkıntılar ardınca yükselen havuz kırmızı balık, bozuk abajur, kullanılmış jilet sınırlara mayın döşeyen bakışlarıyla siz olan şehsuvar! Ben şehsuvar! sığ sıkıntılar ardınca yükselen buhar çocukluğunu yaşayamadan büyümüş bir tümör kandırılmış, tanınmamış kretuvar; unutulmuş bir tornavida, hiçbir işe yaramayan çivi, sınırlara mayın döşeyen bakışlarıyla siz olan şehsuvar! O sınırlar sizin sınırlarınız. Ben şehsuvar! sığ sıkıntılar ardınca yükselen belediye otobüsü abonman biletlerimi sizler mi çaldınız?! - daha önce karşılaştığımıza eminsiniz, değil mi? IV. gece saçlarına kadar sokulur güzelliğine atılan ilmiklere kadar ulaşır! aşkı geçelim. Onu geçelim. Onu unutun! onu unut şehsuvar! ya da kımıltısız bir kuş oluşu istiklal caddesi boyunca yatar! ah sultan! bir vahşi at almış altmış dağı aramıza taşır! gece saçlarına kadar sokuldu da güzelliğine atılan ilmiklere kadar ulaştı. biz şehsuvar ulaşamadık! - heyhat! şehsuvar öldü de gitti bile hala onu filan tanıyamadık! ah! sultan! ah! şehsuvar! dikdörtgen dudaklarda ne çok yuvarlak sözcükler vardı. hangi birini böldüm ötekine diğeri beni kalabalık masasına çağırdı! |
||
|
||
| küçük iskender kendi çelişkili bi o kadarda net dünyasından çok güçlü kelimelerle seslenir dünyaya her zaman...vesile olanlar sağ olsun | ||
|
||
Alıntı İSTEDİĞİN GİBİ YAPTIM ;ARTIK KALBİM YOK ! artık kalbim yok ağladığımda sana düşündüğümde seni artık kalbim yok seni anlatırken birilerine, atmıyor kalbim atmıyor kalbim seni gördüğümde rüyalarımda istediğin gibi yaptım; artık kalbim yok ! küçük bir velede verdim onu, oyuncak niyetine fırlattım attım doyursun karnını diye bir sokak köpeğine suda sektirdim bir kiremit parçası gibi ve bekledim batmasını bekledim batmasını yanan bir gemi nasıl ağlayarak denize dökülürse istediğin gibi yaptım; artık kalbim yok! artık kalbim yok baktığımda eski resimlere özlediğimde seni arta kalmış bir kalbim yok! YOK! |
||
|
||
| Bir Nedeni Yok Yalnızca Öptüm – Dudaklarım gerisin geriye çekildi; ağdalı bir sıvının ağır ağır örttüğü, korkunun biçim kazanıp ayağa kalktığı ve ‘hey bana bir şeyler söylemenin vakti geldi’ dediği zamanlarda bekledim seni; gözlerimi kapadım. Bekledim. Beklerken, özlemenin hangi geçitleri geçilmez kıldığını, hangi duyguların insanı hayata kazandırdığını, basite indirgenmiş hüzünlerin geceleri dinlenmeye müsait şarkılarla şahlandığını anlatamadım. Evet, bilmiyordum. Bilmiyordum, kelimelerden arınmış bir cümle kurar gibi sevişmeyi. Sevişirken sözlük kullanıyordum hala. Ama, seni seviyordum. Ve sevdiğimi, sevgimi anlatma telaşıyla hata üstüne hata yapıyordum sana. Sana yaklaşamıyordum. Yasaklanmıştın adeta. Çiğnemeye çalıştığım yasak olsan da, uzak dursan da, o korkunç şeklini korusan da, fark etmiyordu hiçbir şey. Küçük bir ateş. Küçücük bir ateştin sen. Sönmekten ürken bir ateş. Bir su damlasıyla bütün görkemini kaybedebilecek bir ateş. Aşkın mecali kalmamıştı. Sessizce sokuldum yanına. Acıyla irkildin. Gülümsedim. Gülümsememe anlam veremedin elbette. Kimdi bu? Ne istiyordu? Tanımadığın biri. Hatıralarını darmadağın etmeyi planlamış bir yabancı. Fuzuli bir beden, karşındaki. Usulca uzandım, Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm. Kimi geceler penceremden uzayı seyrederim. Uzayın adını ben koymadım. Uzayın adını yıldızlar, gezegenler kendi aralarında kararlaştırmışlar. Rahatlatır beni o. Bütün yağmurlar, uzayın derinliklerinden gelip yağar diye düşünürüm. Yağmurlar başka galaksilerden gelip yağar. Romantizme uyum sağlamak için de değil. Öyle. İşin gerçeği budur. Yağmurlar, bu dünyaya ait sanma. Bembeyaz bir yalnızlığın olmalı senin de. Lekesiz bir yalnızlık. Lekelenmeye müsait bir yalnızlık. Tedirginliğini buna bağlıyorum seni seyrederken. Pişmansın. Pişmansın kapıp koyveremediğin için sanki. Elinde olsa, avaz avaz bağıracaksın sokaklarda. ‘Neyim ben? ! ’ diye haykıracaksın. Olmuyor tabii. Olmuyor. Sıyrılır gibi lüzumsuz bir yerden, sıyrılıp kendi affına sığınıyorsun. Beni anlayacağın günler gelecek. Beni de göreceksin. Benimle tamamlanacak bir şeye benziyorsun çünkü. Korkma lütfen, Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm. Çocukluğumdan söz etmek isterim sana, eğer sıkılmazsan. Bir gün otururuz evde, ben sana hayatımı anlatırım dakika dakika. Kaç yaşımdaysam, o kadar yıl sürer konuşmam. Çay pişiririz. Çaydanlığa su yerine votka koyarız sen dilersen. Sonra da sen anlatırsın: Sevdiğin filmleri, sevdiğin parçaları, sevdiğin canlıları, sevdiğin... hep sevdiğin şeylerden konu açarsın. Ben sıkılmam. Ben seninle sıkılmamayı seni ararken öğrendim. Seni hayal ederken keşfettim sıkılmamanın azametini. Bir insan, bir insanı sıkamaz. Bir insan canı isterse sıkılır. Hacimler açarım sana içimde, dolman için, oraya akman için. Hacimler açarsın bana; çağlayarak gelirim. Endişelenmen gereksiz, Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm. Olması gerektiği kadar fedakar biriyim aslında; daha fazlasını umma açıkçası. Endişelerim, ideallerim, halletmeye çalıştığım meselelerim var. Başkalaşmaya çalışıyorum. Gözardı edilmiş tutumlar edinmek hoş. Değişmek, hiç de zor değil. Yalnızca özgür olabilsem, sorun kalmayacakmış gibi sanki. Anlaşılmak istiyorum: sevdiğim bir şarkıyı herhangi biriyle paylaşırken aynı duyguları hissetmek arzusu bu. Evet, tıpkı bu. Sese, ahenge kapılırken, kendini müziğin ritmine verirken yanında bir diğerinin olabilmesi; görkemli bir anda birlikte sadeleşebilmek. Birlikte dans edebilmek gibi. Sen hastayken başucunda birinin sabaha kadar oturması gibi. Arada bir alnındaki teri silmesi, üstünün açılmamasına dikkat etmesi gibi. Bir başkası için hayatta kalma çabası gibi sanki. Ölmek için değil, yaşamak için uğraşmak gibi. Ummadan, hayal etmeden, sıradan, olduğu gibi.doğal. Ve ciddi. Ciddi ciddi hayatla mücadele edebilme gücü. Bu gücü yan yanayken yaratabilme yeteneği. Ben bu yeteneğin bir parçası olarak sokuluyorum sana. Masallarla geliyorum. Efsanelerle geliyorum. Herhangi bir insanın birikimiyle geliyorum aslında. Art niyetsizim. İnan, Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm. Bazı sorulara cevap bulamadım; kuşkusuz gerekli de değildi bu. Soruyu soru halinde bırakıp sahici yanını korumaya çalışmam, cehalet mi sanıldı acaba? ! Bedenlerin bedenlerden istedikleri, ruhların, ruhlardan çıkarttıkları, karşılıklı acıların birbirlerinin etkisini arttırdıkları vakitlerde düştün aklıma. Aklıma yayıldın. Ne kaybedebilir, ne kazanabilirdim ki artık: Ortadaydım işte! Bir başkasının mal varlığına dönüşmeden yaşayabilmenin yalnızlığıydı bu. Hayır! Melankoli diye adlandırma bu durumu; ortak bir açı yakalayamama sorunu galiba. Her kadın gibi doğurmak hevesi, her erkek gibi dağların doruklarında biraz gözden ırak hüzünlenme denemeleri aslında. Kusura bakma, kafam biraz dağınık, Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm. İnsan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar da yapabilir. Kızmamalısın. Darılmamalısın eğer bir kardeşlik varsa aranızda. Sevgi, hoşgörü takıntıları da değil. Bir elmanın kırmızı olması, bir gülün öyle kokması, bir derdin halledilmesinin ardından gelen ferahlık kadar sıradan ve güzeldir hata yapmak da. Aşka çılgınlığın yakıştığı çağları neden unutalım? Neden tarihin çuvalına tıkalım tatlı serseriliği, az biraz sergüzeşt olmayı? ! Ilımlılık mı kurtaracak insanlığı? Alttan alma mı örtecek bunca çirkefi, zorluğu, belayı? Demokrasi, senin saçlarından güzel olamaz. Senin yüzünden daha güzel olamaz krediler, faizler, repolar, tahviller. Dünyanın en uzun gecesi 21 aralık değil, beni terkettiğin gecedir. Beni üzdüğün, yorduğun, yıprattığın gecedir. Bir kabahat mi gerçekten kendi dışında birine hayranlık beslemek? ! Gerçekten kırıyorsun beni, Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm. Birinin peşindeyim ben; tanımsız bıraktığım birinin. Sessizliğin doyurduğu, biçimli ve endişeli birinin. Düşüncelerimi zapteden, kelimelerimi korkutan birinin. Yanında huzurlu uyuduğum, mutlu uyandığım birinin. Onunla olmakla, onunla birlikte yaşamakla gizli bir gurur duyduğum, asla kıskançlığa ya da sahiplenmeye dönüşmeyen bir tutkuyla bağlandığım birinin. Onu arıyorum göğe her baktığımda; bir melek gibi uzanıp yüzüme dokunacağını tasarlıyorum. Bütün aşkların payına düşen şiddetten arınmış, başkalarına aynı/ birbirimize farklı koktuğumuz bir sevginin yolu bu. Cesaretimi ondan alıyorum pervasızca ve yine ona ben cesaret veriyorum mücadele ruhunda. Bir sır gibi saklıyoruz misafirliğimizi. Hüzün bitince geri döneceğiz çağımıza. İnsanlığa karışmaya hazır yapışık kalpler taşıyoruz aşkımızda. Bizim aşkımız hakikaten beden gücü gerektiriyor akıl kadar. Yapacak çok işimiz var. Dövüşecek çok düşmanımız var. Kucaklayacak çok arkadaşımız var. Bizim sebebimiz bu. Bizim fazlalığımız bu. Belki de iksirimiz. Kanayan yüzlerle çevrili bir gezegende, fırtınaya karışan bellek tozlarımızla, erdemlerimizle, ideallerimizle ayaktayız. Yalan söylemiyorum Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm. Evet, sen de isterdin sanırım huzurlu yaşayabileceğin bir hayatın planlarını yapabilmeyi; kolaya indirgenmiş, biraz fazlayı aşırılıkta aramayan, ölçülü bir heyecanla kritersiz bir maceraya aday kahraman olmayı. “Rüzgara dur, yağmura yağma, mevsime değiş” demeyi; doğru, hepimizde biraz tanrıyı kıskanmak var galiba. Bütün günahlar da buradan kaynaklanıyor adeta. Hırslarımızın, çekincelerimizin odağı burası. Kazanmaktan çok, kaybetmeyi göze alabiliyoruz. Çikolata bile kurtlanabilir. Dondurma erir. Çiçek solar. Galiba önemli olan, onları yerinde yaşamak, yerinde korumak! Birer hatıraya dönüşseler bile! Kaç ölüme kaç doğuma şahit olduğunu hatırlayabiliyor musun? Sevmek, ifade edebilmek kadar, ifadeyi unutmamaktır da. Şimdi sessizce uzaklaşmalıyım. Çünkü beni anlamadığını, anlamak için uğraşmadığını, hatta bunu önemsemediğini biliyorum. Aynı otobandaydık ve birimiz birimizin yanından geçip gitti. Hafızasızlığı, gurur saymanın adil yanı! . Hangimiz süratliydik; önemi kalmadı. Hangimiz daha özveriliydik; bunun da.. umarım mutlu olursun. Bunu bir çöküntü anında da söylemiyorum. Hiç kimse aldatmadı ötekini; yalnızca böyleydik işte! . Yüzüme öyle bakma nefretle, Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm. Benden uzaklaştıkça, bana ait olandan yakanı sıyırdıkça rahatlayacağını, herşeye yeniden başlayabileceğini sanıyorsun. Kimbilir, doğrudur belki de! . Adımın yaşamadığı, adımın özlemle anılmadığı yerlerde kime umut verebilirim ki zaten? Romantizmin tehlikesi büyük! Romantizmin tehlikesi büyük! Romantizmin esrarı büyüleyici! Romantizmin kanına girdiği insanlar bencil ve hırslı! Ben seninle birlikte yaşlanabilecek kadar erken yola çıkmayı istemiştim; maceramız uzundu çünkü. Maceramızın tahakküm altına alınamayacak kadar mükemmel olması, donanımımızla ilişkiliydi. Ynni, sen ne kadar sevecensen, ben ne kadar yıpratıcıysam.. o da o kadar mükemmeldi. Özveri denebilir buna. Evet, buna özveri demek beni mutlu ediyor. İnsan, özverinin çocuklara ad olarak verilebileceği bir dünyada tanımını kaybediyor. Bu kaybedişteki kaosun ritmiyle çekiliyorum sana. Sen bir mıknatıssın şeffaf ve ben, çekilirken sana içimdeki alelade metal parçalarıyla, kan şekerim düşüyor, ağzım düşüyor, ellerim.. en çok da ellerim düşüyor! . Sakın ha üstüne alınma, Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm. Ben seni kırmak için yaratılmadım. Uzun zamandır seni planlıyorum haksızca; cezalandırılacak kadar mı yabancı, tanınmaz ve suç yüklüydüm? ! Belki; seni çok yıprattığımın, bıraktığımın elbette farkına vardım, ama herşey mi benim aleyhte varoluşumla açıklanabilir? ! Beni, başta sana olmak üzere kimliklere karşı saldırganlaştıran koşulları tek başıma ben mi oluşturdum? Seni kaybettim. Bunu biliyorum. Seni kaybettiğimi sen çekip gitmeden önce de biliyordum. Ortadaydı. Bedel ve kefalet ortadaydı.. senin hakkında bir satır yazmamaya çalışmamın nedenini hiç düşündün mü? ! Sana ait olanları içten içe koruma uğraşı mıydı sanki bu: kuşkusuz. Hala da saygıyla ağlıyorum. Büyük bir tesadüfe yenildim, büyük bir eksen kaymasıyla, sihirbazın şapkasında sıkışıp kalan tavşan gibi, Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm. Elbette kızıyorsun bana; belki en çok da bu zayıflığıma kızıyorsun: Tedirginliğime, seni kaybetme endişeme, telaşıma, şaşkınlığıma, titreyişime, ürpermem, anlamlarını anlamamış kelimelerle yetinmeme, müzakerelerde bulunmama, buhranların yorduğu bir gençlik yaşamama, bilincimi sana yönlendirmeme, sürekli sürekli içmeme, kelimlerin kifayetsiz olma durumuna, vesaireye vesaireye.. İnadıma öfkeleniyorsun. Seni bırakmama, seni özgürlüğüne salmama hiddetleniyorsun. Bu da aşk işte! Bu da entrika! Bu da soysuzlaşmanın, aşkın getirdiği dalaveralarla kendine kilitlenmenin başka bir çeşidi! Peki anahtar nerede sevgilim? ! peki anahtarın üzerindeki yivler kimin eseri? ! Dur, dur, bağırma, Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm. Bunlar da geçecek şüphesiz. Seni unutmama kaç yüzyıl kaldı ki.. bir küsme, bir burulma biçimiyle gidişinin ardından şehrin gri cephelerine fevkalade ağır bir el bombası gibi düşen bunaltının bıraktığı korkunç acının unutulmasına kaç yüzyıl kaldı ki.. Yaralandım. Bütün noktalarımdaki nöbetçiler de yaralandı. Çığırından çıkmış bir ayaklanma gibi ağlamakta yalnızlığım. Bir gerçek aramıyorum felakete. Bir bahane göremiyorum arkadaşlarımın beni teselli etmek için söyledikleri kelimelerin hanesinde. Ama yokluğunu doldurmuyor sevda siyasetinin hançerleri. Ama bilemiyorum yağmurun ardından artık hangimiz suçlanacak.. Eğer hissediyorsan, Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm. Ben sende ardı arkası kesilmeyen bir korku sevdim. Ben bir cüce çocuk sevdim sende sıska. Şiddetli ve hayret uyandıran manevralarla kendi kanına olan saplantılı aşkını sevdim. O rutubet kokan loş yüzündeki kanalizasyonları, az kelimeyle kurduğun cümlelerdeki gizli soru işaretlerini, barlardan çatlak bardak gibi atılmayı beklemeni, serserice patlamalarını, yuttuğun toplu iğneleri ve bir film hilesi hissi uyandıran utangaç hasret pozlarını sevdim. Dokunamadım sana. Parmak uçlarım neşterdi çünkü. Kırılan bir kemiğin sesiyle veda ederken, Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm. küçük İskender |
||
|
||
| Umarım bu başlığı açan olmamıştır,ben açarım diye düşünmüştüm. fakat üstadı atlamak ne mümkün . bir numaralı şairim benm . şiirlerini açık ve farklı bir dille yazması onu mükemmel kılanlardan . ayrıca alelade şeyleri de anlatıp öyle cümleler kurmaz şiirlerinde . De gülüm ! ,ölümü de kusacağım,bıraktın beni ve daha niceleri... mükemmelsin,erişilmezsin,ilahsın İskender ! |
||
|
||
| Özgeçmiş Küçük İskender mahlasıyla tanınan Derman İskender Över, 28 Mayıs 1964 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Kabataş Erkek Lisesi'ni bitirdikten sonra İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne girdi ve beş yıl eğitim gördü. Kendi arzusuyla bıraktığı tıp eğitimini takiben İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü'ne de üç yıl kadar devam etti. Ağır basan sanat hayatı onu akademik ortamdan kopartarak edebiyat ve sinemaya sürükledi. 'Marjinal şair' olarak tanınmaya başlaması 1985 yılıdır. Günümüze değin bunca yıllık süreye onlarca şiir ve özgür metin, bir günlük, üç roman, iki özel derleme, bir inceleme, bir antoloji olmak üzere birçok kitap sığdırdı. Kimi Avrupa ülkelerinde çıkan antolojilerde şiirleri basıldı. Kanada'da yayımlanan Descant adlı edebiyat dergisinin Türkiye özel sayısında, ABD'de ise Murat Nemet Nejat'ın 'eda' kavramında yoğunlaştığı Türk şairlerinden çeviri antolojisinde kendine yer buldu. 2000 yılında İtalya'da düzenlenen Avrupalı Genç Şairler Yarışması'nda ( La Giovane Poesia D'europa Nel 1999 ) ilk ona girdi ve bu şairlerle birlikte kitaplaştırıldı. Yine aynı yıl içersinde uzun zamandır sinema dalındaki jürisinde de yer aldığı Orhon Murat Arıburnu Ödülleri'nde 'Bir Çift Siyah Deri Eldiven' adlı şiir kitabıyla birincilik alarak ödüllendirildi. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Fotoğraf Bölümü master öğrencilerine 'Postmodernizmin Görsel Malzemeye Etkisi' üzerine bir seminer verdi. 2001 yılında Almanya'da, 2002'de de Hollanda'nın çeşitli şehirlerindeki etkinliklerde konuşmacı olarak ve şiir performanslarıyla yeraldı. 2003 yılında Berlin'de düzenlenen İlk Türkiyeli Eşcinseller Kongresi'nde bu konudaki dekleresini okudu. 2004'te Newyork'ta ve Kuzey Carolania'da üniversitelerde konuşma yaptı ve tek kişilik okuma gecelerine konuk oldu. Ayrıca Türkiye'de farklı üniversitelerde ve liselerde panellere, workshop'lara katıldı. Bir dönem seslendirme, senaristlik, radyo programcılığı, şiir matineleri de yapan küçük İskender, içlerinde 'Ağır Roman' ve 'O Şimdi Asker'in de bulunduğu beş filmde de oyuncu olarak rol aldı. |
||
|
||
| şairlerin şahı ! 22 martta Ankara,ya geleceğini söyledi. umarım gideceğim. küçük iskendeeeeeeerr ! bitanesin ! |
||
|
||
| umarım gideceğim... dil bilgim çok iyi deil ama hatta hiç ii deil.. yanlış olmamısmı... umarım gidebilirim... yanlışsam düzeltirsin... okurken zorlandım... bu da sana hediyem olsun ozaman black Afacan Bir sineğe binmiş içimden havalanan soğuk toz baharatım tadıma karışıyor sonbaharın beyaz ceketli martıları Kayıtısızım kente akın eden şehvete karşı gözlerimde masmavi iki kurşun yarası vahşi hayvanların parçaladığı yüzümle yatıyorum çocuğum. okuldan kaçtım. karatahtada unuttum coğrafyamı Küçük İskender |
||
|
||
şairlerin şahı ! 22 martta Ankara,ya geleceğini söyledi. umarım gideceğim. küçük iskendeeeeeeerr ! bitanesin ! o kadar iyiyse bizde gidelim. yerini söyleyinde
|
||
|
||
| Kolay Değil Elbette kolay değil elbette karşı koymak yüzün küçülürken aynalarda yaşama karşı, bir avuç gelen yüreğinle.. kolay değil elbette gece büyürken ayın çevresinde katlanarak acı da çekeceksin, korku da duyacaksın ezilecek sesin her şeye göğüs germesini ögrenip sevgilim insanları seveceksin! .. Küçük İskender
|
||