|
||
| http://saglik.tr.net/ayinkonugu_ocak_2004.shtml Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) ya da "Takıntı Hastalığı" Uzm. Dr. Özge Yenier DUMAN Psikiyatri Uzmanı - Ankara Numune Hastanesi Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) ya da “Takıntı Hastalığı” Nedir? Kişinin isteği dışında aklına gelen sıkıntı ve rahatsızlık verici düşünce, dürtü ya da imgelemlerinin (obsesyonlar) olduğu ve bunların istemli biçimde zihninden uzaklaştırılamadığı bir hastalıktır. Günlük yaşamda dış kapının kilitli olup olmadığını, ocağın altını kapatıp kapatmadığını bir iki kez kontrol eden, aklına kötü bir düşünce geldiğinde hissettiği endişeden kurtulmak için tahtaya vuran kişilerle sıklıkla karşılaşabiliriz. Böyle davranışları olan herkes hasta olarak kabul edilemez. OKB’den söz edilebilmesi için takıntılı düşüncelerin ve bunların yarattığı kaygıyı gidermeye yönelik davranışların (kompulsiyonlar) aşırı düzeyde olması ve kişinin yaşamını ciddi derecede olumsuz biçimde etkiliyor olması gerekir. OKB olan kişiler takıntılı düşüncelerinin saçma olduğunu bilir ama bunları düşünmekten kendilerini alıkoyamazlar. Bu zorlayıcı ve tekrar edici düşüncelerin verdiği kaygıyı ortadan kaldırmak için ise saçma olduğunu bile bile bazı davranışları yineleme gereksinimi duyarlar. Belirtileri Nelerdir ? Obsesyonlar (saplantılar) ve kompulsiyonlar (zorlantılar) biçimindedir. Obsesyonlar kişinin isteği dışında ortaya çıkan, zorlayıcı, tekrarlayan, denetlenemeyen düşünce, dürtü ya da imgelemlerdir. Kişi bunların anlamsız olduğunu bildiğini ama zihninden atamadığını belirtir. Bu takıntılı düşünceler hastada endişe, korku, şüphe ve huzursuzluk gibi duygulara yol açar. Sık karşılaşılan bazı obsesyonlar şunlardır: Kirlenme-Bulaşma: Bulunduğu ortamdan kan, idrar, tükürük, meni ya da mikrop bulaşacağı şüphesi Saldırganlık-Zarar verme: Başkalarına özellikle de yakınlarına zarar verici davranışlarda bulunabileceği endişesi (örneğin “çocuğumu balkondan atar mıyım?” gibi düşünceler) Şüphe-Emin olamama: Kendisinin ya da yakınlarının başına kötü bir şey geleceği, bir şeyi eksik ya da yanlış yaptığından şüphe etme (örneğin evde yangın çıkabileceği, çocuğunun kaza geçireceği, ocağı ya da dış kapıyı açık unuttuğu gibi düşünceler ) Cinsellik: Rahatsız edici, kontrol edilemeyen ve tekrarlayıcı cinsel içerikli düşünce, dürtü ya da imgelemler (örneğin yakınları ile cinsel ilişkide bulunmaya ilişkin düşünceler) Dinsel-Ahlaksal: Rahatsız edici, tekrarlayan dinsel içerikli düşünceler (örneğin dinsel ya da ahlaksal açıdan yasak, uygunsuz davranışlarda bulunacağı düşünceleri) Kompulsiyonlar ise obsesyonların yarattığı sıkıntı ve kaygıyı gidermeye yönelik tekrarlayan davranışlardır. Takıntılı düşünlerden kurtulmak için başka şeyler düşünme ya da belli törensel davranışları tekrar tekrar gerçekleştirme biçiminde olabilirler. Obsesyonlar kaygı yaratırken kompulsif davranışlar kaygıyı geçiçi bir süre yatıştırırlar ve bazen günün büyük bölümünü kaplayarak hastanın işlerini gerçekleştirmesini engelliyor, iş ya da okul başarısını düşürüyor, sosyal ilişkilerini bozuyor olabilirler. Bazı kompulsiyon örnekleri şunlardır: Temizlik: Çok uzun zaman tekrar tekrar el yıkama, banyo yapma, ev temizleme (örneğin saatlerce banyodan çıkmama, el yıkama ile günde bir kalıp sabun tüketme, her yeri çamaşır suyu ile tekrar tekrar silme gibi davranışlar) Tekrar etme: Kaygı verici obsesif düşünceden kurtulabilmek için tekrarlayan düşünceler ya da bazı davranışları yeniden gerçekleştirme (örneğin tekrar tekrar dua okuma, bazı sözcükleri yineleme, bazı hareketleri tekrar tekrar yapma gibi davranışlar) Kontrol etme: Hırsız girebileceği, yangın çıkabileceği gibi düşüncelerle tekrar tekrar kapıyı, pencereyi, ocağı kontrol etme gibi davranışlar. Sayma: Sayı sayma, araba plakalarını okuma, kaldırım taşlarını sayma (örneğin bardağını yedi kez yıkama, giysisini üç kez giyip çıkarma, ellerini beş kez çırpma gibi davranışlar) Soru sorma: Kaygı duyduğu ya da şüphe ettiği konu ile ilgili tekrar tekrar ya da belli sayıda soru sorma (örneğin evden çıkmadan yakınlarına “bugün kaza geçiriri miyim?” ya da gittiği doktora “dolmuşun kapısını tuttuğum için AIDS olur muyum?” gibi sorular sorma) Tamamlama: Belli bir davranışı törensel biçimde ve belirli sayıda yapma (örneğin önce tüm banyoyu üç kez çamaşır suyu ile yıkama ardından beş kez banyo yapma gibi) Başlangıç yaşı Kaçtır? Hastalığın ortalama başlangıç yaşı yirmili yaşlar civarındadır, ancak iki yaşında olgular bildirildiği gibi daha ileri yaşlarda da ortaya çıkabilir. Görülme Sıklığı Nedir ? Genel olarak toplumda her elli kişiden birinde OKB görülebileceğinden söz edilmektedir. Ancak kişilerin yaşadıkları durumun bir hastalık olabileceğini düşünmemeleri ya da yoğun sıkıntı ve bunaltı uyandıran obsesif düşüncelerini saçma, anlamsız bazen de utanç verici bulmaları nedeniyle doktora anlatmaktan çekinmeleri nedeniyle gerçek görülme sıklığının daha fazla olabileceği tahmin edilmektedir. Ruhsal hastalıklar arasında OKB oldukça yüksek sıklığa sahiptir. Oysa hastaların pek çoğu tuhaf buldukları durumlarının yalnızca kendilerinin başına gelmiş bir durum olduğunu düşünürler. Hastalığın Nedenleri Nelerdir ? OKB’nin bilinen tek bir nedeni yoktur. Kesin nedeni bilinmemekle birlikte hem biyolojik hem de psikolojik nedenleri olabileceği düşünülmektedir. OKB’li hastaların yakınlarında da bu hastalığın sık görülüyor olması genetik bir yatkınlığı akla getirmektedir. Beyinde kimyasal iletici görevi yapan serotonin adlı maddenin düşük düzeylerinin hastalığın nedeni olabileceği ileri sürülmektedir. Birlikte Görülebilen Hastalıklar Nelerdir ? OKB’si olan hastaların yaklaşık on kişide 7-8’i yaşamlarının bir döneminde en az bir kez depresyon hastalığı geçirme riskine sahiptirler. Bu birliktelik hastanın durumunu daha da sıkıntılı ve güç hale getirmektedir. Tourette Bozukluğu adı verilen ve daha çok çocuk ve ergenlerde tiklerle kendini gösteren bir hastalık OKB ile sık birliktelik göstermektedir. Tourette’li çocuklar büyüdüklerinde OKB hastası olabilmektedirler. Korunma Yöntemleri Nelerdir ? OKB’yi önlemenin bilinen bir yolu yoktur ancak erken teşhis ve tedavi hastalık tablosunun kötüleşmesini ve kişinin yaşamına olan olumsuz etkilerini engelleyebilmektedir. Teşhisi Nasıl Konuyor? Teşhis hasta ile yapılan psikiyatrik görüşme ile konur, herhangi bir laboratuar araştırması ya da radyolojik tetkik yapmanın hastalığın teşhisini koymaya katkısı yoktur. Tedavisi Nasıl Yapılıyor? OKB tedavisinde kullanılan en etkili iki yöntem; ilaç tedavisi ve bilişsel davranışçı psikoterapidir. Bu iki yöntem tek başlarına ya da en iyisi ikisi birlikte uygulanabilir. OKB’nin tedavi ile tamamen iyileşmesi mümkün değildir ama hastalık kontrol altına alınabilir. Tedavideki en önemli güçlüklerden biri hastaların uzun süreli ilaç tedavisine uyum göstermemeleridir. Bu nedenle hastaların hastalık ve tedavi konusunda bilgilendirilmesi gereklidir. İlaç Tedavisi Nasıl Yapılıyor? En etkili ilaç tedavisi beyindeki serotonin miktarını artıran seçici serotonin geri alım inhibitörleridir. Depresyon tedavisinde de yaygın olarak kullanılan bu ilaçların OKB’de daha yüksek dozda ve daha uzun süre kullanılmaları gerekmektedir. Psikoterapi Yöntemi Nasıl Sonuçlar Veriyor ? Psikoterapi teknikleri içinde OKB’de en etkili bulunan yöntem bilişsel davranışçı terapidir. Bu yöntemde hastanın obsesif belirtilerinin artacağı endişesiyle uzak durmaya çalıştığı düşünce ve nesnelere giderek artan yoğunluk ve sürelerde maruz kalması ve kaçındığı durumların üzerine gitmesi sağlanır. Terapisti ile iyi bir işbirliği sağlayan hastalarda oldukça iyi sonuçlar veren bir tedavi yöntemidir. Hasta ve Hasta Yakınlarına Önerileriniz Neler Olabilir ? OKB belirtileri olan hastaların içinde bulundukları durumu yalnızca kendilerinin başına gelmiş tuhaf bir ceza gibi algılamayıp bir hastalık olarak tedavi edilebilmesi için en kısa sürede bir doktora başvurmaları önemlidir. Bu hastalığın tedavisinin uzun ve yorucu olduğunu bilerek önerileri uygulamaları, tedavi ile ilgili sıkıntı yaratan durumları zaman geçirmeden doktorlarına aktararak çözüm yollarını açık tutmaları yerinde olacaktır. OKB’li kişilerin zaman zaman hasta olduklarına ilişkin içgörülerinin olmaması yakınlarının onları tedaviye yönlendirme konusunda çaba harcamalarını gerektirmektedir. Hasta yakınlarının hastanın belirtileri konusunda anlamsız ve saçma düşünce ve davranışlarda bulunduğunu belirterek ikna etmeye çalışan tartışmalara girmesi hem gereksiz hem de sakıncalıdır. Hastanın elinde olmayan belirtilerini sanki çaba gösterse engelleyebilirmiş gibi bir ifade hasta ile yakınlarının ilişkisinin ciddi biçimde bozulmasına ve aile içi sorunlara neden olabilir. Bu nedenle tedavi sürecinde ailenin bilgilendirilmesi, tutumu ve desteği çok önemlidir. Bu amaçla çoğunlukla ailenin de tedavi sürecine katılımının sağlanması yerinde olmaktadır. |
||