|
||
| Siz bir dahi olabilirsiniz ama sizi ben keşfetmeyeceğim, size dokunmak istemiyorum. Sadece orada durup kanatlanmanız yeterli. Avcı olursam seni korkutmaktan korkarım. Bakınız korkum ne kadar bayat. Beni görmeyin, ama ben sizi göreyim. Zira gören gözler görür.(Aldatma!) Kavanozdakileri de dışındakileri de? (?) Sizin adresinizi seviyorum, dışarıdan hafifçe bakınıyor, içeride soluklanıyorsunuz. Siz çıplak değilsiniz korkmanız bundan. Usulünüzü seviyorum, gevşek ve olumsuzca olumlu. Bize şaka yapıyorsunuz. Ben size şaka yapmaktan korkuyorum. Nedeninide saklıyorum. Neden bunları yazdım acaba. Bu sizi önemsediğimi gösteriyor. Ama size dokunmak istemiyorum. Yeterince ürkeksiniz, korkup kaçıyorum çoğu zaman. |
||
|
||
| insalarla aradaki diyaloğa dari bu cümleler kendinle diyaloğun için de geçerli mi.. farkında mısın bazen kendmize gibi onlara yöneliriz-ve tersi-... bazen kendini izleyişi de çok soğukkanlıdır insanın. |
||
|
||
| Benim kelimelerimin acı zehrini tadan kimse yok hala. Önce bir ön kabul ile, sonra kolaylıca. Evet yaklaşım. Kendime içtenlikle yanaşıyorum, bir an sonra kendimi anlıyorum. Ama sadece kendimi. İnsan bir hengamedir, kendine geçebilir, kendine dolanabilir, kendinde esrikleşebilir. Kendi ile değil çoğu şey. Az şey ama kendi ile. Sadece az vardır. Var olanınsa vay haline... |
||
|
||
Kendime içtenlikle yanaşıyorum, bir an sonra kendimi anlıyorum. Ama sadece kendimi. İnsan bir hengamedir, kendine geçebilir, kendine dolanabilir, kendinde esrikleşebilir. kendinden yükselir sonra...başını kendine vurur ve kendine düşer..düştüğü kendi ikinici kez canını yakar..sonra kendi kendini avutur.. kendinden alçalır sonra...kendinin ayakları dibinde yorulur...kendi kendini ayağa kaldırır. kendini sever kendine olan sevgisizliklerde...kendinden nefret eder kendine tutkularda... kendinden iğrenir kendi kendini boğduğunda... kendiyle gurur duyar kendinden kaçıp gidebildiğinde... kendini anlar mısın sahi? |
||
|
||
| Bu basit bir yargı, içine kendinide eklerken, öteye yönelttiğiniz sorular her zaman utanç içinde? Sorular çeşitlenerek rapsodiye katılıyor, onlar ışıklı, rüzgarlı kentlerin peşinde değiller. Ama şu an için... Kendiye yöneliyorlar, kendi derin bir tahta kutunun içinde ve ayakları tavan bakıyor. Parçalanmış bir beyin hala kendini sorgulayabiliyor... | ||
|
||
| insan zihni solucan gibi... bir soluncandan kıpırtılarının bölünebilirliği dışında ne umarsın... |
||
|
||
| çok şey beklersin, yeter ki o parçalar çalışıyor olsun.. | ||
|
||
| Şekiller ve hayaletler yaratılıyor, zehirli örümcekler dışarıda, yüksekliğe doğru adım atıyorlar. Hayaletler ile diyalog yeri burassı. Kendi tayfına o kadar gömülmüşlerki o örümcekler, kendi basamaklarını bazen göremeyip, yükselirken kurnazca zannıyla, taş blokların ve burçların sırrına çakılıyorlar. Silahlar ve kenddilerini aşan sırları var ama silahlar konuşuyor sırlar suskun kalıyor.. Bu güreş hepinizi aşar, düşmanlarım dostlarım! Yargıç olmak isterken kibrinizi, hasetinizi ve sevincinizi nerde saklıyorsunuz? |
||
|
||
| Bu güreş hepinizi aşar, düşmanlarım dostlarım! | ||
|
||
| güreşi arkadan fısıldarlar.. yumruğunu yüzüne isabetlerler... gölgede savaş... yenilgiler de zaferler gibi bir çöplüğün tahtına dair. kendi çemberini döndüren avcı misali... doğrudur bu güreş ...güreşenleri aşar...
|
||