SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Sahne Sanatlarından Haberler

Konu: Tiyatro Dünyasından Haberler

Sayfa: [ 1 ] 2 3

23.07.2005 01:01:59
23 Temmuz cumartesi günü, Edip Cansever'in şiirinden uyarlanan "Çağrılmayan Yakup"
adlı tek kişilik performans-oyun Ömer kızılırmak (arkadaşım diye demiyorum, çok iyi oynar  Wink )tarafından sahnelenecek. başlama
saati 19.00


daire A
"siyasi müstakil daire"

süslü saksı sok. no:10 kat:3 beyoğlu
(imam adnan sok. bitiminin çaprazı, başak cafenin üstü)

Sino AtriaL 01.03.2008 13:51:02
SEN DE Mİ BRUTUS
    Devlet Tiyatroları, kurulduğundan bugüne Türkiye'de yaşayan hemen her tiyatro adamının, tiyatro yaşamının en az bir bölümünde, içinde, kenarında, köşesinde yer aldığı, bir şekilde yararlandığı, pek çok yazar, yönetmen, oyuncunun da var olma sebebi olan bir kurum.
 
    Şimdi oldukça büyük bir yapı haline gelen topluluk,1941'den beri Türk tiyatro yaşamına yön verdi; 12 ildeki 40'dan fazla sahnesi, atölyeleri, yetişmiş sahne ve sahne arkası elemanları ile de bu işlevini sürdürüyor.
 
    Büyüyen yapıyı yönetmek de artık elbette, ilk günlerdeki gibi kolay değil. Ortaya çıkan bir çok prodüksiyonun başarısının yanında, doğal olarak fiyaskoyla sonuçlanan yapımlar da oluyor. Zaman zaman oyunlar yanlış seçiliyor, olmadık yönetmenlere teslim ediliyor, tuhaf rol dağılımları yapılıyor, tamam. Ama bunda çeşitli kulislerle bölge müdürlerinin, başrejisörün aklını karıştıran yazarların, rejisörlerin, hep başrol oynamak isteyen oyuncuların payı da az değil.
 
    Yalnız Devlet Tiyatroları'nda değil her işletmede karşılaşılacak ve çoğu zaman tolore edilebilecek bazı yanlış uygulamalar, sanki bu hep böyleymiş gibi yansıtılıyor; sonra da bu temelsiz görüşe yaslanarak "O zaman haydi bir el verin de yıkalım" kampanyasına başlanıyor ya, itirazım buna!
 
    Hele bunu senelerce ödenekli tiyatrolardan beslenmiş, oyunları bu sayede tanınmış, bu kurumları basamak yaparak çeşitli zeminlerde söz sahibi olmuş, Devlet Tiyatroları yapısı yıkılırsa, Türk tiyatrosu diye de bir şeyin kalmayacağını en yakından bilen Sayın Recep Bilginer, üstelik yalan yanlış, eni konu araştırılmamış savlarla yapınca, o zaman kurum sırtından vurulmuş oluyor.
 
    Recep Beyin son dönemde oyunları pek oynanmıyor. 1995, 1998 ve 1999'da teslim ettiği "Sırat Köprüsü", "Sevgi ve Barış" ile "Anılarla Yaşamak"a sahip çıkacak bir rejisör ya da bölge müdür bulamadı. Üstelik geçen sene edebi kuruldan geçtiği gibi oynanan "Gazeteciden Dost", ne yazık ki alay konusu oldu, fiyaskoyla sonuçlandı. Aslında yazarın birkaç eseri dışında hemen her oyunu edebi kuruldan geçtiği gibi sahneye kondu. "İsyancılar", "Sarı Naciye", on iki sezon oynayan "Yunus Emre", "Ben Kimim", "Oyun Bitti", "Karım ve Kızım", "Kıskanç", "Savaştan Barışa Aşkta Kavgaya", "Utanç Dünyası", yazarın ve etkili çevresinin yaptığı kulislerin de etkisiyle, hep bu şansı buldu. Uzun yıllar boyunca, Devlet Tiyatroları'nda oyunları çeşitli gerekçelerle oynanmayan pek çok yazarın gıpta ile baktığı Bilginer, son dönemde oyunları pek ilgi görmeyince, o öfkeyle açtı ağzını, yumdu gözünü:
 
    Devlet Tiyatroları'nın milli sanat politikası yokmuş. Devletin bir milli sanat politikası var da Devlet Tiyatroları mı buna uymamakta direniyor? Anlamadım yani. Sonra, ne demek milli? Kurumun sanat politikası yok, desene. Yok, illa milli diyeceğiz ki, milliyetçi yüreklerde hassasiyet yaratalım. Ne kurnazlık ama!
 
    Repertuar el yordamıyla hazırlanıyormuş. Sistemsizlikten ya da yönetenlerce sistemin bozulmasına karşı koyulamamasından söz edilebilir; ama bu kurum olmasa bu ülkede dünya tiyatrosunun seçkin örneklerini, bu çeşitlilikle başka hangi topluluk sergileyebilir? Zaman zaman repertuarın el yordamıyla hazırlandığı konusunda kendisiyle hemfikir olsam da, oyunlarının oynanması için yöneticileri kendisinin de aynı zafiyete, hem de senelerce düşürmeye çalıştığını nasıl bir anda unutabiliyor?
 
    Kadrolu yönetmenler ve sanatçılar varken, dışarıdan adam kayırmak yoluyla misafir oyuncu ve yönetmen alınıyormuş. Kurumun salonları bomboş dururken özel salonlar kiralanıp sonra oyunlar iptal ediliyormuş, gişe gelirleri vakfa devrediliyormuş. Hepsi gerçekdışı. Deyim yerindeyse, safsata! Hele bir tanesi var ki: Genel müdür yardımcıları bile sözleşmeli personelmiş. Komik yani; Devlet Tiyatroları'nda çalışan her sanatçı devlet memuru. Yasa gereği sanatçı sözleşmesi imzalanıyor. Herhalde bu rahatsız etmiş, allah allah!
 
    Aslında gerçek şu galiba: Uzun seneler boyu kendisine gıpta ile bakan yazarların yerinde, şimdi kendisi duruyor. Recep Bilginer'in son dönem oyunları, senede 100'ün üstünde yeni prodüksiyon üreten kurumda, ne yazık ki ilgi görmüyor. Hal böyle olunca da, telif alamıyor, nemalanamıyor yani.
 
    Kimi zaman bu satırlarda kurumun daha iyi yönetilebileceğini savunan, bazı yanlış uygulamaları eleştiren görüşler de yer alıyor. Ancak Devlet Tiyatroları'nı yıkmaya, zarar vermeye yönelik her tür düşünceye, eyleme, üstelik böylesine hassas bir dönemden geçilirken, karşı koymak gerekir, diye düşünüyorum.

Kemal Başar

moon 09.03.2008 12:02:33
Dünyanın en önemli metropollerinde, mesela New York'ta, mesela Londra'da tiyatro biletleri hâlâ karaborsada iken "Tiyatro bitti. Çağdışı bir olay" diye yazanlar vardı bizde.. Tiyatroların ve gişelerin durumları da hak verdiriyordu onlara doğrusu..
1960'lı yıllarda haftada nerdeyse suare matine dokuz temsil veren, en zengin kadrolar, en pahalı dekor ve kostümlerle büyük yapımlara imza atan tiyatrolar, seyircisizlikten giderek küçülmüş, haftada nerdeyse bir temsil yapabilen, küçük kadrolu, minik bütçeli, vodvilden başka şey oynamaya cesaret edemeyen bir eğlenceliğe dönüşmüştü.
Ama bu yıl özellikle müthiş bir dönüş görüyorum. Tiyatro yeniden canlanmaya başladı. Temsil sayıları artıyor, bilet bulmak güçleşiyor.. Oyun türleri çeşitleniyor. Büyük bütçeli dev yapımlara, ciddi, klasik oyunlara cesaret ediliyor.
Bu da bir tiyatro âşığı olarak beni çok mutlu ediyor.
Son günlerde aç kurtlar gibi tiyatrolara saldırıyorum. Çok hoş şeyler izliyorum. Hepsini anlatacağım.. En başta bir dev yapım, bir müzikal var. Romantika.. Türker İnanoğlu TİM Gösteri Merkezi'ni bu kente kazandırmakla kalmadı, içini de dolduruyor.. Sadece ithal ederek değil, ayni zamanda üreterek.
Romantika, Egemen Bostancı zamanından bu yana izlediğim en güzel müzikallerden biri..
İstanbul'un çingeneleri ve sosyetikleri arasında bir Romeo Jülyet öyküsü..
Türker dost, askerliğini yedek subay öğretmen olarak İstanbul'un bir Çingene mahallesinde yapmış. O insanları iyi biliyor, iyi tanıyor. Özellikle de kültürlerini, müziklerini, geleneklerini. Bunları, bugüne dek yaptığı filmler ve TV dizilerinde çok kullanmıştı. Bu defa bir müzikale yerleştirmiş.
Oyunu, benzer konulu Cennet Mahallesi dizisini yazan Resul Ertaş ve Yaşar Arak'a sipariş etmiş. Müzikleri de gene daha önce kendi dizilerinde işbirliği yaptığı Cengiz Onural ve Bora Ebeoğlu'na..
Kostümleri emsalsiz Hale Eren hazırlamış, dekoru da, o fevkalade sıcak, şirin, ama ayni ölçüde de pratik dekoru da Ali Cem Köroğlu .. Dansları Tan Sağtürk yüklenmiş, Roman dansları uzmanı Tuncay Okyar'ın danışmanlığında..
Kadro, İnanoğlu için en kolayı zaten.. Onların içinde geçen bir ömür.. Hemen hepsini yakından tanıdığı oyuncular..
..Ve bunların hepsini, genç bir yönetmene, böylesi bir müzikali alkışlanacak başarıyla sahneye koyan Şakir Gürzumar'a emanet etmiş..
Sonunda ortaya çıkan Romantika işte!..
Ben müzikallere özellikle geç giderim. Oturması zaman alır. Romantika geçen sezon başladı, ben bu sezonu bekledim. Gittim ve çok hoş bir gece geçirdim.
Başarıda oyuncuların, özellikle de eskilerin payı büyük..
Jülyet ailesinin tepesindeki Zarife'de Melek Baykal ve Romeo klanının kraliçesi Büyükannede Sema Aybars olağanüstü oynuyorlar.. Melek Baykal'ı, o unutamadığım Lorca oyuncusunu böylesi bir rolde ilk kez izliyorum. Oyuncu işte bu.. Her şeyi oynar.. Muhteşemdi, Melek..
Öteki eskiler de muhteşem.. Zeki Alasya.. Tarık Papuççuoğlu, Ümit Yesin .. İzlemeye doyamıyorsunuz.. Gençlerden, Tiyatro Kılçık'tan tanıdığım Şeyla Halis çok çok iyi.. Tatyana'yı oynayan Alona Atamer, fiziğiyle dahi dolduruyor o koskoca sahneyi.. Tam da bu iki kuşak arasında kalan Suat Sungur komiser rolüyle bu yıl katılmış ekibe.. Müthiş..
Türker İnanoğlu, bazı rötuşları yapabilirse, Romantika, en az on yıl oynar, Broadway'dekiler gibi..
Sıralayayım..
Bir defa oyuna, onunla birlikte hatırlanacak, oyun bitse de yıllar boyu kalacak en az iki şarkı gerek.. Müzikal demek, böyle şarkılar demek.. Egemen'in müzikallerinde bunlar vardı mutlak.. Don't cry for me Argentina, İf I were reach man, Maria, Hisseli Harikalar Kumpanyası, Hep böyle kal'lar olmasa, o müzikaller olur muydu?.. Memories olmasa, Cats hatırlanır mıydı hâlâ?..
Dans gurubu.. Müzikalin nerdeyse yarısı.. Fiziği müthiş dansçılar ister.. Egemen'in müzikallerini tavana vurduran o ilk dans gurubuydu.. Çiğdem Tunç, Yaprak Özdemiroğlu, Serap Aksoy .. Bambi Burçin.. Oyunun bile önüne çıkarak isimlerini öyle yazdılar ki, hâlâ akıllardalar. Konu her türden dansa uygun üstelik..
..Ve de genç oyuncular.. Romantika'da jönler, ustaların yanında hele, zayıf ve hafif kalıyorlar.. Onların daha özenle seçilmeleri, yönetmenin onlarla çok daha fazla uğraşması şart. Her tarakta bezi olup, oraya buraya koşuşturmaktan provaya bile zor yetişenlerle bu işi yürütmek zor.. Müzikal baş oyuncusunun hayatında artık başka hiç ama hiçbir şey olmamalı..
Canlı orkestra da müzikalin aslında başka bir olmazsa olmazı, ama bu konuda biraz daha sabırlı olmayı anlayabiliyorum.
Haa!.. Romantika fevkalade renkli, keyifli, neşeli bir gece geçirmeniz için yeterli, yanlış anlamayın..
Bu yazdıklarım, en az 10 yıl oynasın, bir gören on defa daha gitsin diye..
Hisseli Harikalar Kumpanyası'nı niçin 30 defa ve de otuz yıl sonra ve her defasında, hâlâ, izlediğimi anlatma çabasındayım, o ayrı..

Hıncal ULuç

Sino AtriaL 19.03.2008 18:55:51

Çayhane

AKM Büyük Salon / istanbul






Yazan: Vern Sneider
Uyarlama: John Patric
Türkçesi: Ayşe Sarıalp
Rejisör: Şakir Gürzumar
Dekor: Ali Cem Köroğlu
Kostüm: Gülhan Kırçova
Işık: Önder Arık
Dans Düzeni: Nil Berkan
Reji Asistanları: Mutlu Güney, Fikret Urucu, Elif Erdal, Ezgi Coşkun, Ünal Bostancı
Dramaturg: Selen Korad Birkiye
 
Oyuncular:
Rezzak Aklar
Bülent Emin Yarar
Hakkı Ergök
Ali Düşenkalkar
Atilla Şendil
Gılman K. Peremeci
İşdar Gökseven
Seval Gökçe
Tunç Günbay
Metin Beğen
Orhan Tetikcan
Ayumi Takano


Okinawa adası... Tarih boyunca önce Çinlilerin, sonra Japonların ve en sonunda Amerikalıların işgal ettiği bir garip ülke... Günümüzdeki şöhretini işte bu en son işgale borçlu.. 1945 yılı Nisanında 200 bin kayıpla sonuçlanan ve II. Dünya Savaşı’nın en kanlı çarpışmaları olarak bilinen Amerikan işgaline...

Filme de alınan Çayhane romanının yazarı, o işgal ordusunun subaylarından Vern Sneider... Yine aynı ordunun subaylarından John Patric bu ünlü romanı oyunlaştırdı ve işgale bizzat tanıklık etmiş iki kalemin yarattığı bu olağanüstü eser ortaya çıktı.

Amerika’nın işgal mantığı ve bu mantığın “öngörülemeyen” sonuçları üzerine muhteşem bir komedi izleyeceksiniz...

Oyun iki bölümdür.


 

Sino AtriaL 19.03.2008 18:58:31
Ful Yaprakları

AKM Oda Tiyatrosu / istanbul




Yazan: Civan Canova
Rejisör: Turgay Kantürk
Dekor: Ethem İzzet Özbora
Kostüm: Gülhan Kırçova
Işık: Enver Başar
Reji Asistanı: Emrah Eren
Powerpoint Tasarım ve Resim Seçici: Vural Çınar
Powerpoint Kumanda: Başak İşur
 
Oyuncular:
Özlem Güveli Türker
Özden Çiftçi
Musa Uzunlar


‘Dünyada beni özleyen, sesimi duymak isteyen tek bir canlı dahi yok.’

Ful yaprakları, sesleri çıkmadığı halde hayata haykırmaya çalışanların oyunudur.

‘Orada kimse yok mu?’

Yaşam hiç bir evresinde kucak açmamıştır, koca şehrin ortasında, tek kişilik hücrelerinde yaşamak zorunda bırakılanlara.

Tek yol kendilerine benzer birilerini bulmaktır. Ama ‘kendilerine benzer birileri’ de yoktur aslında. Çünkü o ortamda kendileri bile kendilerine benzememektedir.

O halde gerçeği sanalın içinde eritmek ve de yeniden şekillendirmek gerekmektedir.

‘Ful Yaprakları’, hiçliğin kıyısında dolananların var olma ve hayatlarını yeniden yazma çabalarıdır.


Oyun, ara dahil 2 saattir.

Sino AtriaL 19.03.2008 18:59:16
Kafkas Tebeşir Dairesi

 Yazan: Bertolt Brecht
Yazan: Bertolt Brecht
Yönetmen: Barış Erdenk
Türkçesi: Yılmaz Onay
Yönetmen Yrd.: Mehmet Yıldız
Dekor-Kostüm: Volkan Bozok
Işık Tasarımı: Duran Güngör
Müzik: Paul Dessau
Koreografi: Sibel Erdenk
Müzik Düzenleme: Engin Bayrak
 
Oyuncular:
Ahmet Burak Bacınoğlu
Kutay Sungar
Bahar Başar
İrfan Kılınç
Yasemin Erbulun
Özlem Erel
Gökhan Kocaoğlu
Serkan Kunter
Sezai Yılmaz
Taner Birsel
Damla Ardal
 
Orkestra: Serhat Yener, Osman Ovacıklı, Ahmet Feyzi, Güven Saf, Selçuk İçoğlu, Selçuk Yılmaz
 

“Mülkiyet üstünde sahipliğin, doğuştan ya da toplumsal statü ile değil, emekle biçildiği teması üzerine kurulmuştur. Emeksiz mülkiyet, adaletsizliktir; emeğin ürettiğine haksız el koymadır, yani sömürmedir; oysa kim emek verirse o hak eder.”

 

Sino AtriaL 29.03.2008 13:32:26
Muhsin Ertuğrul Sahnesi yıkılamaz, İstanbul satılamaz


27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’nde sanatçılar eylemdeydi. AKM’den sonra Şehir Tiyatroları Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi için de yıkım kararı çıkarılmasını protesto eden sanatçı ve aydınlar, "AKP’yi istemiyoruz" sloganları eşliğinde kültür ve sanat alanlarını AKP’nin eline bırakmayacaklarını ilan ettiler.

HABER MERKEZİ Sahnelerin yıkılması, kapatılması ve tiyatrolardaki AKP kadrolaşması gündemdeyken, 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü eylemle kutlandı. Kısa süre önce yıkımına başlanacağı duyurulan Şehir Tiyatroları Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi önünde, sanatçılar ve aydınlar buluşarak, yıkımları, yağmayı ve AKP hükümetini protesto etti.
Basın açıklamasına imzalarıyla destek veren sanatçı, aydın ve demokratik kitle örgütlerinin katıldığı eyleme Şehir Tiyatroları oyuncuları, Devlet Opera ve Balesi sanatçıları, KESK Basın emekçileri ve gazeteciler ile Bulutsuzluk Özlemi müzik grubundan Nejat Yavaşoğulları da destek verdi.

Basın açıklamasına alkışlarla ve Ataol Behramoğlu’nun Tek Başınalık adlı şiirini okuyarak başlayan Orhan Kurtuldu, “Ben tek başıma ne yapabilirim diyenler hiçbir şey yapmadılar oysa bugün biz çok şey yapabiliriz çünkü bugün biz tek başına değiliz. Bugün 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü, kutlu olsun” dedi. Kurtuldu basın açıklamasında “Mesela içinde bulunduğumuz bu sit alanında yıkım girişimlerine yeltenenlere suç duyurusunda bulunabiliriz, sahnelerimizi yıkmaya çalışan rantçılara dur diyebiliriz. Kanun tanımazlara yasaları hatırlatabiliriz. Yakın bir zamanda önümüze gelecek bu kural tanımaz iktidarsızlara kırmızı kart gösterebilir, tarihin çöplüğüne gönderebiliriz” sözleriyle Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkımıyla başlayan kültür talanına dur demenin yollarını hatırlattı.

Orhan Kurtuldu sözlerine şöyle devam etti; “Çağdaş tiyatronun emektar okulu, sanatın ve tarihin tanığı Muhsin Ertuğrul Sahnesi yıkılamaz diyoruz. Kentsel yaşamın aydınlanma mekanlarını yıkan, İstanbul’un özgün değerlerini yok eden, Cumhuriyetin kazanımlarını ve kültürel değerlerini rant projelerine kurban etmek için emektar sahnelerimize göz koyanlara dur diyoruz. Ülkeyi yönetenlere soruyoruz, sizler İstanbul’u kültür başkenti mi yapmak istiyorsunuz ticaret başkenti mi? Eğer gerçekten bir gelişme yaratacaksanız var olanı yıkmak niye? Biz insanı insana insanla anlatmaya sanatımızı uygulamaya devam edeceğiz. Yaşasın tiyatro!”

Daha sonra eyleme katılan diğer sanatçılar ve kurum temsilcileri de yaptıkları konuşmalarla tepkilerini dile getirdiler.

Yirmi yıllık geçmişimi dozerlere ezdirmem
Şehir Tiyatroları Sanatçısı Hülya Karakaş yirmi yıllık geçmişini geri istediğini, kırk yıllık kültürü ve sanatı İstanbul halkına sunan, tarihsel birikime sahip olan bu kuruma en çok İstanbul halkının sahip çıkması, bu yıkımı durdurması gerektiğini söyledi. Karakaş sözlerine şöyle devam etti: “Ben yirmi yıllık emeğimin dozerlerin altında kalmasını istemiyorum. Bugüne kadar direndim bundan sonra da direneceğim ve sizleri de direnmeye davet ediyorum.”

Ortak akıl "AKP’yi İstemiyoruz" diyor
Nâzım Hikmet Kültür Merkezi adına bir konuşma yapan Orhan Aydın ise “Dostlar, burada en önemli adım ortak aklın oluşturulmasıdır. Bu binanın önünde yıkım nöbetindeki dozerler Adalet ve Kalkınma Partisi’nin dozerleridir. Yani ABD ve AB’nin liberal sömürü programlarını uygulamak üzere iktidar olmuş bir siyasi partinin dozerleridir. Biz bugün kültür ve sanat düşmanı AKP’yi lanetlemek için buraya geldik” dedi. AKP’nin kültür sanat kıyımına dikkat çeken Aydın sözlerine şöyle devam etti; “Bu sesi ortak biçimde yükseltebilirsek ortak akıl haline getirebilirsek demokrasi özgürlük ve bağımsızlık mücadelesinin önüne bir ses katmış oluruz. Bu ses AKP’yi İstemiyoruz sesidir. Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkılmasına, Şehir Tiyatroları adına AKP’nin atadığı Orhan Alkaya imza atmıştır, bunu lanetliyoruz. Bu salonda Haldun Taner, Bertolt Bretch, Nâzım Hikmet oyunları hayatla ve insanla buluştu. Ben bu saydıklarımın yıkılması kararının asla yanında olmadım olmayacağım. Bu kararı verenler tarih önünde hesap verirler. Bu yüzden de Orhan Alkaya’yı bir kez daha lanetliyorum.”

AKP kendi çalıp kendi söylemek istiyor
Sanatçı Bedri Baykam da yaptığı konuşmada, halkın sanata özgür düşünceye demokrasiye saldıran bir düşünceyle karşı karşıya olduğunu söyledi. “Biliyorsunuz AKM’yi de yıkmak için ellerinden geleni yaptılar. Karşılarında bizi buldular. Burada da bulacaklar. Sanata hangi katkıyı yaptılar ki bütün bu vadiyi yıkıp yenisini yapacağız dediklerinde bizim bu palavraya inanmamız mümkün olsun?” diyen Baykam, AKP’nin hukuk tanımazlığına dikkat çekti. Baykam konuşmasını şu şekilde sürdürdü:

“Ülkeyi bölüyorlar ve sanata saldırıyorlar. Çünkü sanatın özgür düşüncenin çıkış noktası ve insan özgürlüğünün hammaddesi olduğunu biliyorlar. Dostlar, bugün yeni bir AKP yasağıyla karşılaştık. İnternetten alkol siparişi yasaklanmış. Peki, AKP daha neyi yasaklayacak? Sizi eleştirmemizi ne zaman yasaklayacaksınız? Yasaklattığınız gazeteciler yetmedi mi? Yalnız damatların katıldığı basın ihaleleri size yetmiyor mu? Demokrasinin yalnız türbana özgürlük olduğu ve diğer bütün kavramların yasaklandığı bir ortamı demokratik ortam olarak yutturmaya çalışan muhbir gazetecilerimiz var, onları da kınıyorum. Yobaz çetelerin ve laiklik düşmanlarının da telefonunu dinliyor musunuz? Hiç kimsenin haddi değildir aydın ve sanatçıları tehditle şantajla susturmak… Demokrasiyi, yargıyı, oyunun kurallarını yok etmeye bu kadar meraklı olmayın sayın iktidar sahipleri, bir gün gelir sizin de hukuka ihtiyacınız olur.”

Orhan Alkaya bir yılda taraf değiştirdi
Tiyatro Sanatçısı Nedim Saban, mücadeleye katkı koymak konusunda geri adım atanları eleştirerek gelecek yıllarda daha da güçlenerek devam edecek bir mücadelenin yürütülmesi gerektiğine dikkat çekti. Saban, geçen yıl kutlanan dünya tiyatrolar gününde hükümete karşı muhalifliğini gösteren Orhan Alkaya’nın ise, bu yıl AKP’nin tarafına geçerek sanata ve kültüre karşı aldığı yeni pozisyonu da eleştirerek “Alkaya bir yılda taraf değiştirdi” dedi.

Tiyatroyu anlatmak değil kurtarmak zamanıdır
Tiyatronun duayeni Yılmaz Onay da yaptığı konuşmada “ben de her yıl olduğu ve dünya tiyatrolarına gönderdiğimiz basın bültenlerinde hep yazdığımız gibi, tiyatro gününde tiyatro nedir sorusuna cevap vermenin ve tiyatrodan konuşmanın keyfini çıkarmak isterdim. Ancak durduğumuz noktada başımızdaki bunca sorunla, bugün, bizim böyle bir lüksümüz kalmamıştır. Bu yıkım kararı ile İstanbul tamamen talan edilmektedir. Kültür sanatın yerle bir edildiği bu sahnenin önünde biz şimdi mücadelemizle, kültürün ve sanatın bir toplumun geleceği olduğu ve olacağı gerçeğini ortaya koymalıyız” diyerek AKP talanının acı yönüne dikkat çekti.

Konuşmaların ardından, sanatçı ve aydınlar ellerindeki kırmızı kartları göstererek AKP’yi İstemiyoruz sloganlarıyla ve alkışlarla basın açıklamasını sonlandırdılar.

moon 05.04.2008 17:55:36
İnsan insanın kurdu!..
Tiyatrolar biraz belini doğrulttu, salonlar yeniden dolmaya başladı ya.. Olmaz.. Derhal önlenmeli..
Önlemek isteyen kim?..
Kendileri.. Yani.. Tiyatrocular..
Birbirlerine düştüler gene.. Ne zaman işler iyiye gider olsa, bunlar birbirlerine düşer, adet oldu.. Sanırlar ki, birbirlerini çürütürler. Sanırlar ki, öyle olursa, onun müşterisi de bunlara gelir.. Oysa olan tiyatroya olur. Kendisini bu çirkin savaşın içinde bulan seyirci, hepsine lanet eder.
Müjdat Gezen, Kültür Bakanlığı'nın verdiği 30 bin lirayı geri çevirmiş. Trabzon Devlet Tiyatrosu'nda metin dışına çıkan sanatçılara devlet uyarı cezası verdi diye..
Al sana bir kıyamet.. Bir Müjdat'a saldırı.. Aşağılama..
Yok efendim o zaman geçen yıl 80 bini niye almış?.. Aslında 30'u beğenmemiş.. Daha da aslında, projesini başaramamış da bahane bulmuş..
Yahu size ne?.
Ben Gencay Hanım (Gürün) gibi düşünüyorum. Devlet Tiyatrosunda tuluat yapılmaz. Herkes keyfine göre metni değiştiremez. Değiştirirse uyarılır. Uyarılmazsa ortada Devlet Tiyatrosu kalmaz.
Ama böyle düşünüyorum diye Müjdat'a saldırmam. Onun eylemine de saygı duyarım. Hepsi bu..
Hayır..
Tüm hayatını tiyatroya adamış, gençlere okullar, sahneler açmış, onlara imkânlar tanımış, heykeli dikilecek bir idealist adamı aşağılayıp, kendi kendilerini tatmin edecekler..
Bu arada, attıkları pislik tiyatronun üzerine çökecek.. Orası umurlarında değil..
Ve de bunlar "Tiyatrocu" öyle mi?.. Hadi canım sen de!..

Hıncal Uluç

Sino AtriaL 16.04.2008 22:23:06
Diyarbakır Devlet Tiyatrosunca (DDT) düzenlenen ''6'ncı Orhan Asena Tiyatro Festivali'' başladı.

DDT'nin Diyarbakırlı tiyatro adamı Orhan Asena anısına adanan ve bu yıl 15-30 Nisan tarihleri arasında yapılacak "6. Orhan Asena Tiyatro Festivali", Ankara Devlet Tiyatrosu'nun "Bir Mahalle Ki" oyunuyla tiyatroseverleri selamladı.

Oyunun sahnelenmesinden önce DDT binası önünde 4-1 adlı müzik grubu konser verdi.

Daha sonra ADT'nin Münir Canar'ın yazıp yönettiği oyunun dekor tasarımı Güven Öktem, kostümleri Sevgi Türkay, ışık tasarımı Zeynel Işık, dans düzeni Hakan Odabaşı ile Nilgün Bilsel, müzikleri de Kemal Günüç'e ait "Bir Mahalle Ki" oyunu izleyicilerin beğenisine sunuldu.

Fikret Ergin, Aydın Uysal, Sabri Özmener, Neşet Erdem, Levent Şenbay, Nejat Armutçu, İsmet Numanoğlu'nun da bulunduğu geniş kadronun rol aldığı oyun büyük beğeni topladı.

Oyunun ardından DT Bölge Koordinatörü İskender Altın, Diyarbakır Valisi Hüseyin Avni Mutlu'ya, Vali Mutlu'da ADT oyuncularını tebrik ederek plaket verdi.

Festivalde 9 tiyatro topluluğu toplam 15 temsille seçkin eserlerini Diyarbakırlı sanatseverlerle buluşturacak.

Festival, Van Devlet Tiyatrosu "Akide Şekeri", DDT "Yedi Kocalı Hürmüz" ile "Dünyanın Eski Zamanlarında", tek kişilik gösterisiyle Sunay Akın, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu "Gözü Kara Alaturka", İzmir Devlet Tiyatrosu "Bir Garip Orhan Veli", Semaver Kumpanya "Memonun Önlenemez Yükselişi" oyunlarıyla devam edecek.
 
Festival, 30 Nisanda Semaver ve Kumpanya'nın "Semaver ve Kumpanya" oyunuyla sona erecek.

18.04.2008 10:45:26


NAZIM HİKMET KÜLTÜR MERKEZİ

Ali suavi sok. no 7 Kadıköy/İstanbul
0216 414 22 39

 
DEĞİŞİM ATÖLYESİ OYUNCULARI  KAYIP
   "KİM KORKAR VİRGİNİA WOOLF'TAN"

YAZAN 
EDWARD ALBEE
 
YÖNETEN
MÜGE SAUT

YÖNETMEN YARDIMCILARI 
SİNEM BİNGÖL-HAKAN KILIÇ

OYNAYANLAR
TUĞBA BİRİNCİOĞLU
NEVZAT SÜS
METİN GÖKCAN
MÜGE SAUT
 
SES-IŞIK
ÖZGÜR ŞEFKATLİ
BERAN SOYSAL
ULAŞ KOTAN
 
Batan bir dünyadan çığlıklar duyuluyor. Sahici bir çığlık… İnsanlar yaşamak için ahlaklarından, iyimserliklerinden, amaçlarından, düşlerinden, duygu ve düşünüş biçimlerinden vazgeçiyor. Toplumsal gerçekleri bir süzgeçten geçirdiğimizde karşımıza çıkan şey kocaman bir "KAYIP". İnsanlar kurutmak zorunda kaldıkları değişimi bir şekilde içselleştirirken bir yandan da vıcık vıcık ilişkilerin önünü açıyor. Başarısızlık, insanın kanıksadığı bir durum oluveriyor. Her şeyi yakıp yıkan bizler, aslında bizim kanımız canımızdan olan bir başkasına yırtıcı davranarak yaşatılmak istenen düzeni destekliyoruz. İstesek de istemesek de görünen gerçekler buna işaret ediyor.
 
Edward Albee "Kim Korkar Virginia Woolf'tan?" İsimli oyununu 45 yıl önce yazdığından bu yana, ne ABD'nin saldırgan tutumu değişti, ne de çürüyen toplumunda bir değişiklik gerçekleşti. ABD kültürel olarak da tüm dünyaya ne kadar saldırgan olabileceğini her geçen gün gösteriyor. Tabi ülkemiz de bundan nasibini almakla kalmıyor, onu taklit bile ediyor. Son yıllarda çocuklara yapılan her türlü istismar bunun en açık kanıtıdır… Şimdi bir bataklıkta yaşıyoruz. Ya batan bu dünyada bizler de yok olup gideceğiz ya da…
 
www.tiyatrodao.com
e-mail
tiyatrodao@tiyatrodao.com
 




20 NİSAN '08 Pazar SAAT :  17.00
25 NİSAN '08 Cuma SAAT:   20.00



Sino AtriaL 26.04.2008 20:52:14
24. GENÇ GÜNLER (09-19 MAYIS) BAŞLIYOR...
 
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları kapılarını yeniden gençlere açıyor ; Şehir Tiyatroları bu yıl "Genç Günler" etkinliğinin 24. yılını kutluyor... Gençler ; "24.Genç Günler" kapsamında 09-19 Mayıs tarihleri arasında Kadıköy Haldun Taner, Üsküdar Kerem Yılmazer, Ümraniye, Kağıthane Sadabat, Fatih Reşat Nuri Sahneleri ve Tarihi Galata Köprüsü'nden seslerini İstanbullu tiyatroseverlere duyurabilecekler... Bu yıl "24.Genç Günler" tiyatro oyunları, dans tiyatroları, konserler, söyleşiler, sergiler, workshoplar olmak üzere hayli renkli ve dopdolu bir programla karşımıza çıkıyor...
 
Tiyatro Oyunları
"24. Genç Günler" bu yıl hem kendi içerisindeki "Genç Birim" in gerçekleştirdiği prodüksiyonlara ;hem de konservatuvarlar,üniversite toplulukları ve diğer konuk grupların birbirinden farklı yorumlarına ev sahipliği yapıyor... "Wiliam Shakespeare, Moliére, Bertolt Brecht..." gibi tiyatro yazarlarının klasik oyunlarıyla "Georg Büchner, Woody Allen, Eugéne Ionesco"... gibi çağdaş tiyatronun önemli yazarlarının oyunları bambaşka bir dinamik ve enerjiyle bu renkli mozaiğin içinde yer alıyor...
 
Şehir Tiyatroları ilk kez bu yıl kendi bünyesindeki genç oyuncularla oluşturduğu "Genç Birim" başlığı altında 4 ayrı prodüksiyona imza attı..."Leonce ile Lena, İnek, Yeditepeli Aşk ve Gece O Kadar Kirliydi ki İkisi de Kayboldular" bu başlık altında "24. Genç Günler" de "Genç Birim" in sergileyeceği oyunlar... "24. Genç Günler" e İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı "Moskova Geceleri ve Fesleğen Çıkmazı " adlı oyunlarla katılırken, Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı da "Ayaktakımı Arasında" adlı oyunla katılıyor...
 
"24. Genç Günler" de yer alan üniversite toplulukları ve diğer konuk grupların oyunları ise şöyle : Boğaziçi Oyuncuları "Biz ,Siz, Onlar" ,Yeditepe Üniversitesi Gösteri Sanatları Fakültesi "Zengin Mutfağı" , Mimar Sinan Gösteri Sanatları Kulübü "Otobüs", Timis Oyuncuları "Babil'e Bir Melek İniyor", Bilgi Sahnesi Tiyatro Kulübü "Küskün Aşıklar", Beylikdüzü Belediyesi Tiyatro Kulübü "Yaşam Çığlıkları", Taşkışla Sahnesi "Kadınlar Savaşı", Magusa Sanat Tiyatrosu "Dışarısı İçeriden Karanlık", Bahçeşehir Üniversitesi Müzikal Topluluğu "Venedik Taciri", İstanbul Bilgi Üniversitesi Gençlik Çalışmaları Birimi Kısa Dalga Gençlik Merkezi "Sokak Ve Biz", Mim Komedi "Tanrı", Gösteri Sanatları "Sezuan'ın İyi İnsanı", Semaver Kumpanya Ve Çırakları "Baba Ve Oğul", Boğaziçi Üniversitesi "At", İstanbul Teknik Üniversitesi "Gergedanlar" ve Ortadoğu Teknik Üniversitesi "Gergedanlar".
 
Müzikal ve Dans Tiyatrosu
"Müzikal" unutulmadı...Tiyatronun renkli,keyif veren hareketli kolu müzikal "24. Genç Günler" de "Genç Birim" in gerçekleştirdiği bir diğer dikkat çekici proje olarak sahnedeki yerini alıyor...."Genç Birim", Orhan Kemal" in "Tersine Dünya" adlı eserini müzikal bir yorumla sahneye taşıyor... Günümüzde tiyatronun alternatif ve önemli kollarından biri haline gelmiş olan "Dans tiyatrosu" da "24. Genç Günler" etkinliği kapsamında geniş bir alan oluşturuyor... Şehir Tiyatroları "Genç Birim"i "Kad-Er, Kül, Şiir ve Dans Gösterisi" adlı 3 ayrı dans projesine imza atıyor... "24. Genç Günler" in "Dans Tiyatrosu" bölümünün heyecan uyandıran bir diğer önemli ayağıysa "Dans Maratonu" oluşturuyor...Kadıköy Haldun Taner Sahnesi ve Tarihi Galata Köprüsü yurtdışından grupların da katılımıyla gerçekleşen bu uzun soluklu ve geniş kapsamlı etkinliğin mekanları...
 
Vertex Pro "Çıkış" ; Yıldız Teknik Üniversitesi Dans Laboratuvarı'nın hazırladığı "Mesafe - Sek i- Yazar mı ?- Beş" ; uluslararası sahne sanatları alanında birçok ödüle layık görülmüş, geleneksel “sufi dansını”, zihinsel ve fiziksel sınırları zorlayıcı yönünü muhafaza ederek kişisel tarihçesi ile estetik ve kinetik bir dile dönüştüren Ziya Azazi'nin "Derviş" adlı eseri ; beden-hafıza ilişkisi üzerinde duran ve bedeni kendi hafızası ile sınayan "Eko" isimli projeleriyle RemDans Proje Topluluğu , Handan Ergiydiren Özer yönetimindeki "Bana Islak Mayonuzu Gösterir misiniz ?" , Çıplak Ayaklar Kumpanyası'nın"Şehirde" isimli gösterisi , Ufuk Şenel yönetiminde Devletin, vatandaşlığın, özneliğin her şeyden önce birer fantezi olarak üretildiği tezinden yola çıkarak Türkiye Cumhuriyeti'nin önemli siyasetçilerinin sözlerinin izini süren metniyle Türk olmanın, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmanın, bu topraklarda yaşamanın ne olduğunu anlamaya çalışan "Ateşli Fanteziler" , "Emre Koyuncuoğlu" nun gerçekleştirdiği Anton Çehov' un ünlü oyunu "Üç Kız kardeş"e "buradan ve yaşadıklarımızdan" göndermeler yapan "Fiction as Reality" , Talin Büyükkürciyan yönetiminde "Tepetaklak" , yine Talin Büyükkürkciyan'ın 7 yıl önce Hollanda'daki çalışmaları sırasında ortaya çıkan, ismini ünlü Fransız yazar Charles Perrault'nun 1697'de yayınladığı soylu ve meraklı karısını anlattığı "Mavi Sakal" isimli masaldan alan "40. Kapıyı Açarsan" adlı projesi ; "Korhan Başaran'dan Çorba" , Boran Alataş'ın ‘Tahammülsüzlüğe Tahammül Etme’ manifestosundan yola çıkılarak oluşturduğu gösteri "Biz" ; İlyas Odman ın kaçan adamın kırılgan adımları üzerine bir dans tiyatrosu işi "Camadamlar" ; Bedirhan Dehmen ve Şafak Uysal 'ın erkekler arası dostluğu mercek altına yatırırken, dostluğu neyin tayin ettiğine ilişkin sorular sordukları "Güneşli Pazartesi" ; Hareket Atölyesi'nin "İnsan(lık) Hali" ve Fırat Kuşçu 'dan "FK" "Dans Maratonu" nda izlenebilir...
 
Söyleşi
"24. Genç Günler" le birlikte yönetmen "Çağan Irmak" la sinema sohbetine davetlisiniz...Ayrıca "24. Genç Günler" in söyleşileri içerisinde yer alan "Tiyatroda Bir Yaşam" başlıklı ustalara saygı bölümünde ise "Tülin Oral, Erol Keskin ve Duygu Sağıroğlu" yaşamlarını ve deneyimlerini genç kuşaklara aktaracaklar...
 
Workshop
3 ayrı atöyle çalışmasıyla "24. Genç Günler" hem tiyatronun mutfağının kapılarını ;hem de göz önünde olan alanı oyunculuğun kapısını aralıyor... Yazar ve yönetmen "Özen Yula" "Oyun Yazım Atölyesi" ni gerçekleştirken , "Kemal Yiğitcan" "Uygulamalı Işık Atölyesi" yle tiyatronun başka bir dünyasına ışık tutuyor..."24. Genç Günler" in bir diğer atölyesindeyse oyuncu ve yöntemen "Engin Alkan" "Oyunculukta Yöntem" ile ilgili çalışmalar yapacak...
 
Sergi
"24. Genç Günler" süresince Kağıthane Sadabat Sahnesi fuayesinde seyircileri Natuk Birkan Pratik Kız Sanat Okulu'nun Mürşit Arıkan yönetimindeki "Başlangıçlar" isimli resim sergisi karşılayacak...Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi ve Fatih Reşat Nuri Sahnesi fuayelerinde de hem tiyatro hem de tüm dünya meselelerine dokunduran "Çığlık Çığlığa Homur'dananlar" karikatür sergisi seyirciyle buluşacak...Ayrıca "Çığlık Çığlığa Homur'dananlar" "24. Genç Günler"de Genç Birim'in oyunu olan "İnek" için özel ve ayrı bir çalışma yaptı...Bu çalışma da "İnek" adlı oyunun oynandığı tarihlerde oyun öncesi fuayede görülebilir...
 
Dinleti
"24. Genç Günler" de şiir ve müzik ,romantizmle dolu bir dinletiyle seyirciye ulaşıyor..."Aşkım Kırmızı Bir Gül" ...Türk müziğimizin değerli müzisyeni "Vedat Sakman" ın ev sahipliği yaptığı Cezayir Çıkmazı Sokağı (Eski Fransız Sokağı) içinde yer alan "Sakman Kulüp"de saat 20:00 'de "Hakan Gerçek,Hümay Güldağ ve Metin Belgin" yazar "Atilla Birkiye" nin hazırladığı aşk şiirlerinden seçmeler okurken, "Uğur Akyürek" kemanda,"Saki Çimen" piyanoda,"Vedat Sakman" da gitarı ve vokaliyle onlara eşlik edecek...
 
Konser
Film müzikleri, jazz ve senfonik eserlerin keyfini sürdürmek isteyen müzikseverler için "Pera Gençlik Orkestrası" "24. Genç Günler"de müzisyen ve solistlerden oluşan 42 kişilik kadrosuyla Ümraniye Sahnesi'nde yer alırken, Tarihi Galata Köprüsü üzerinde Türk rock müziğimizin son dönemlerdeki iki popüler başarılı grubu "Redd ve Seksendört" de konserleriyle izleyenlere müzik dolu dakikalar yaşatacaklar...
 
08.05.2008 / 24. Genç Günler "Açılış"
"24. Genç Günler" in açılışı 08.05.2008 Perşembe akşamı saat 19:00'da Tarihi Galata Köprüsü'nde gerçekleşecek...19:00'da başlayacak olan kokteylin ardından İstanbul Bilgi Üniversitesi Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi Programı,Santral İstanbul Fransız Kültür Merkezi ve Academié Fratellini (Fransa) işbirliğiyle gerçekleşen "Sokak Sanatları Çağdaş Sirk Projesi" konuklarla buluşacak...Sonrasında "Ziya Azazi" ve "İlyas Odman" ın dans gösterileriyle devam edecek olan bu renkli gece "Yüksek Sadakat" grubunun konseriyle son bulacak...
 
19.05.2008 / 24. Genç Günler "Kapanış"
"24. Genç Günler" in kapanışı da 19.05.2008 Pazartesi akşamı saat 21:00'de Tarihi Galata Köprüsü'nde yapılıyor...Bu özel gecenin başlığıysa "Geçmişten Yarına"...Oyuncu ve yönetmen "Can Doğan" ın hazırladığı "Geçmişten Yarına" ;Şehir Tiyatroları'nın kuruluşunu, Darülbedayı'dan bugüne kadar uzanan hikayesini renkli bir belgesel niteliğinde görsel ve müzikli bir gösteriyle sahneye taşıyor...

Sino AtriaL 29.04.2008 16:29:54
 
BALTACIOĞLU GİRİŞİMİ

 
 


İstanbul Üniversitesi Tiyatro Şenliği 26 Nisan 2008 günü, “Baltacıoğlu’ nun Tiyatrosundan Çağdaş Tiyatroya” başlıklı bir tiyatro buluşmasına sahne oldu. Beykent Üniversitesi Taksim Kampusunda gerçekleşen buluşmaya; akademisyenler, üniversite ve genç tiyatroların katılımının yanı sıra dramaurglar, aktörler, yönetmenler ve tiyatro araştırmacıları da katıldı.

Atilla Alpöge toplantının açılış konuşmasında Ismayıl Hakkı Baltacıoğlu’nun hayat hikayesini paylaşırken, kendisiyle tanışma öyküsünden de söz etti . Altınyurt Spor Kulübü’nde Genç Oyuncularla katıldıkları gösterimlerden birinde tanıştığı oğlu Tuna Baltacıoğlu’da salondaydı.

“Düşünür ,eylem adamı, pedagog olan Baltacıoğlu, 1886 yılında doğdu. Yaşamı boyunca mutlakiyet, meşrutiyet, cumhuriyete tanıklık eden Baltacıoğlu’nu ,bundan otuz yıl önce yitirmiştik.

1908 yılında Meşrutiyetin ilanının hemen ardından başlayan ve hızla ülke çapına yayılan tiyatro eyleminde yer aldı.Ülkenin ihtiyacı olan “Yeni Adam”ı tiyatro yoluyla yaratacağız diyen, aynı zamanda eğitimci de olan Baltacıoğlu, günümüzün modası yaratıcı drama çalışmalarını ilk olarak okullara sokmuştu. Fransa eğitim modelinde tiyatroya yer vermeyi reddettiği sıralarda , okulda tiyatroya derslerden daha çok önem verilmesi gerektiğini dile getirmişti.

 

Tiyatro Anlayışı Üzerine

Ismail Hakkı, Tiyatroda “öz tiyatro” dediği unsurlara inanıyordu.

Yönetmenin diktasında karşıydı. Oyuncunun yaratıcılığına çok önem verirdi. İtalyan sahne anlayışına da sonuna dek karşıydı. Oyunlar orta yerde oynanmalıydı .Oturma düzeninde seyirci ve oyuncu keskin biçimde birbirinden ayrılmamalıydı.

Seyircinin salona geldiği andan,  salonu terk ettiği ana kadar oyuncu ve seyircinin bir olduğunu ve bu süreyi bir arada paylaşmaları gerektiğini dile getirirdi.
Yıllar sonra Mehmet Fuat’ın da sözünü edeceği gibi “her yer tiyatrodur” anlayışının temelini yine Baltacıoğlu atmıştı.

Tiyatro metni kutsal bir kitap değildi, oyuncuyu yöneltir ve duygu  üretimine rehberlik ederdi. Taklit asla söz konusu değildi. Bir “Meydancı” vardı ve seyircinin arasında oturur zaman zaman oyuncuları uyarır, doğaçlamaya yön verirdi.”

 

Beklan Algan’ın Değindikleri

Sözü Beklan Algan alarak,yıllar önce Baltacıoğlu’nu nasıl keşfettiklerini anlattı.

“TAL (Tiyatro Araştırma Laboratuarı) döneminde Avrupa’da tiyatro antropolijisi üzerine çalışmalar yaparken katıldığımız seminerlerde,  tiyatronun köklerini aradığmız yolculuğumuz esnasında karşımıza bu kitap çıktı. Bu kitaptan (Baltacıoğlu’ nun Tiyatro İsimli kitabını göstererek) oradan bir iki cümle aktardığımda katılımcılardan oldukça ilgi görmüştü. Grotowsky, Peter Brook’un çıkış noktalarıyla çakıştığını gördüler. Üstelik onlardan çok önce bu kuramı oluşturmuştu. Hepsine birer kopya çevirterek iletmiştim.”
Toplantıda, Baltacıoğlu’ nun çalışmalarının gösterdiği hedefin , Geleneksel Tiyatro unsurlarının gözden geçirilip araştırılarak çağdaş tiyatroyla tokalaşmasını sağlamak olduğu aktarıldı.

 

Erol Günaydın Usta

Buluşmanın sürpriz konuklarından Erol Günaydın, ilk olarak Baltacıoğlu’nun Andaval Palas isimli oyununda rol aldığını söyledikten sonra sözlerini şöyle sürdürdü.

“O dönem en iyi tuluatçı Kavuklu Hamdi idi. Oyun metni filan yok tabi .Okuma yazmaları da yok.İşte bilen birileri bir sayfa bir şey karalayıp saraydan damga(izin) alıyor, sonra oyunlar oynanıyor ama yine arada kaçaklar oluyor.Orta oyunu çocuk oyunu gibidir.Güle oynaya, oyuncu da eğlenerek, düş gücünü konuşturarak yaratıcılıkla oynanır.

Seyirci ben de yaparım ne kadar basit diyecek kadar kendini yakın hisseder ama içinde başka bir beceri barındırır.”

 

Erol Keskin

Baltacıoğlu’nun kuramı üstüne oyunun devamlı değiştiğine gönderme yaparak şunları söyledi.

“Oyuncu yönetmen arasında elbette bir fark vardır. Günlük yaşamda da oyun vardır ama kişi farkında değildir. Gerçek hayattaki oyunla sahne arasında fark vardır. Elbette tekst vardır. Ancak o tekst bireyseldir. Oyuncudan oyuncuya değişir. Bir oyuncuya biçilen elbise başka oyuncuya oturmaz.Hatta değişkendir.Matine de oynadığını suarede başka oynar oyuncu.”

Dikmen Gürün ve Atilla Alpöge’nin önderliğinde gerçekleşen “Buluşma”  Erol Günaydın’ın yıllar önce oynadığı oyundan örneklemeleri ile renk kazanırken, Erol Keskin ve Ayla Algan deneyimlerini katılımcılarla paylaştılar.

Yeni bir çalışmanın temelinin atıldığı umularak toplantı sona erdi. Baltacıoğlu’nun ünlü kuramcılardan önce dile getirdiği tiyatro anlayışı ve gösterdiği yol üzerine çalışmalar, akademisyenlerin yapacağı araştırmalar ve tiyatroların yapacakları pratikle anlam kazanacak. Umarız bir dahaki toplantıda, atılacak somut adımlar üzerine konuşulur.

 

Sertaç AYVAZ

28.04.2008

1. Tiyatro Akademi Sanat Festivali



Gazi Üniversitesi
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Tiyatro Akademi

tiyatroAKADEMİ muradına eriyor nihayet.. Senelerdir amatör tiyatronun hakkını vermeye çalışıyoruz.. Bu süreç boyunca onlarca festivalde katılımcı olduk.. Kıskandık.. İmrendik.. Ah bu imkanlar bizde olsa biz neler yaparız dedik..

Gökten zembille imkan düştüğü yok tabi.. çalışacak ve kendine imkan yaratıcaksın arkadaş.. artık kendi çapımızı büyütme, kabuğu kırma vakti geldi de geçiyor.. dedik dedik.. dediiikkk...

ve evet..

Konuğumuzsunuz.....






1 Mayıs 2008 (Perşembe)

 

-- 13:00 Açılış, Grup Stopaj Konseri

-- 15:30 TOBB ETÜ Halk Dansları

-- 19:00 G.Ü. Tiyatro Topluluğu(GÜTİK) / Papaz Kaçtı

 

2 Mayıs 2008 (Cuma)

 

-- 14:30 Gazi Üniversitesi İİBF Modern Dans Topluluğu

-- 16:00 Ritm Deneme 1-2

-- 19:00 Büyükşehir Belediyesi Başkent Tiyatrosu / 'Son Çare Hastane'

 

3 Mayıs 2008 (Cumartesi)

 

-- 14:00 Hacettepe Üniversitesi Tiyatro Topluluğu (HÜTİ) / Tuvalet

-- 16:00 Bilkent Dans Topluluğu

-- 16:30 A.Ü. Devlet Konservatuarı ADA Kültür ve Sanat Topluluğu / Dans Gösterisi

-- 19:00 Tiyatro Akademi / Azizname'06

 

Yer: Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi 100 Yıl Kültür Merkezi / Beşevler

GİBİ YAPANLAR TİYATROSU sunar





"HAYALLER VE GERÇEKLER"

Tarih: 01 Mayıs Perşembe

Saat: 19.00

Yer: Halis Kurtça Kültür Merkezi/ Göztepe

Not: Bu gösterinin tüm geliri, Hakkari İli Yüksevova İlçesi'nde bulunan Doğanlı Kampı İlköğretim Okulu'na bağışlanacaktır.

Biletleri gişeden temin edebilirsiniz ya da bizi arayarak rezervasyon yaptırabilirsiniz.


  Kaynak : www.gibiyapanlar.com
  Tarih : 29.04.2008 - 14:46
TEB Ankara Temsilciliği

“2007 - 2008 YILIN TİYATRO OYUNU ÖDÜLÜ”

ERZURUM DEVLET TİYATROSU’NA

 

Erzurum Devlet Tiyatrosu’nun sahnelediği “KAFKAS TEBEŞİR DAİRESİ” adlı oyun (TEB) TİYATRO ELEŞTİRMENLER BİRLİĞİ Ankara Temsilciliği tarafından “2007-2008 Sezonu Yılın Tiyatro Oyunu  Ödülü” ile ödüllendirildi.

 

Sevda Şener, Ayşegül Yüksel, Atilla Sav, Gülşen Karakadıoğlu, Türel Ezici, Selda Öndül, Tülin Sağlam ve Süreyya Karacabey’den oluşan TEB Ankara Temsilciliği Seçici Kurulu; Erzurum Devlet Tiyatrosu’nun sahnelediği “KAFKAS TEBEŞİR DAİRESİ” adlı oyunu; tasarım, oyunculuk ve rejideki üstün başarısı nedeniyle “2007-2008 TEB Ankara Temsilciliği Yılın Tiyatro Oyunu” ödülüne değer gördü.

 

Bertolt Brecht’in yazdığı, Yılmaz Onay’ın dilimize çevirdiği, Barış Erdenk’in yönettiği oyunun; dekor ve kostüm tasarımı Volkan Bozok’a, ışık tasarımı Duran Güngör’e, müziği Paul Dessau’ya, dansları Sibel Erdenk’e, müzik düzenlemesi Engin Bayrak’aait. AHMET BURAK BACINOĞLU, KUTAY SUNGAR, BAHAR BAŞAR, İRFAN KILINÇ, YASEMİN ERBULUN, ÖZLEM EREL, GÖKHAN KOCAOĞLU, SERKAN KUNTER, SEZAİ YILMAZ, TANER KÖSE ve DAMLA ARDAL’ın rol aldığı oyunda Orkestrada: Serhat Yener, Osman Ovacıklı, Ahmet Feyzi, Güven Saf, Selçuk İçoğlu, Selçuk Yılmaz görev alıyor.





30.04.2008 23:44:36
Sadri Alışık Ödülü Genco Erkal'ın Oldu

Mustafa Kemal Kültür Merkezi’nde düzenlenen ve Kerem Alışık ile Berna Laçin’in sunuculuğunu yaptığı ödül töreninde ödüllerin sahipleri

açıklandı. “Tiyatro” dalında onur ödülüne Nedret Güvenç layık görülürken, “Sinema” dalında ise onur ödülü Müjde Ar’a verildi. Tiyatro

alanında “Yılın en başarılı yapımının yönetmeni” ödülüne, Dostlar Tiyatrosu’nca sahnelenen “Sivas ’93” oyunu ile Genco Erkal değer

görüldü. “Yılın en başarılı kadın oyuncusu” ödülü Duru Tiyatro’da sahnelenen “Bana Bir Picasso Gerek” oyunundaki rolüyle Ayça

Bingöl’e, “Yılın en başarılı erkek oyuncusu” ödülü ise Tiyatro Pera’nın sahnelediği “Venedik Taciri” oyunundaki rolüyle Mehmet Ali Kaptanlar’a

verildi.


Sino AtriaL 03.05.2008 19:38:07
9. ULUSLARASI KARADENİZ TİYATRO FESTİVALİ BAŞLIYOR


Trabzon Devlet Tiyatrosu’nun düzenlediği Uluslarası Karadeniz Tiyatro Festivali’nin 9 ncusu 2-15 Mayıs tarihleri arasında; Türkiye, Moldova, İran, Bulgaristan, Ermenistan, İtalya, İsviçre, Rusya, Azerbaycan, Romanya, Yunanistan ve Hindistan'ın katımıyla gerçekleşecek.
 

Afife Tiyatro Ödülleri’ne Bir Tepki de Sahne Tasarımcıları’ndan Geldi

Yapı Kredi Sigorta Afife Tiyatro Ödülleri'ne tepkiler devam ediyor. Sahne Tasarımcıları Derneği de bu yıl Başar Sabuncu'ya verilen "Yılın Sahne Tasarımcısı" ödülüne tepki verdi. 

 

"...Biz Türk Sahne Tasarımcılarının meslek örgütü olarak bu seçimin yanlış olduğunu düşünüyoruz. Çünkü; ödül, adından da anlaşılacağı gibi en iyi ‘Sahne Tasarımı’na değil en iyi ‘Sahne Tasarımcısı’na verilmektedir. Dünyanın her yerinde bu tür ödüller o yılın prodüksiyonuna verilse bile arka planda her zaman belli bir perspektif vardır; o mesleğe ve sanata gönül vermiş kişilerin o güne dek biriken tüm emeklerini ve başarılarını alkışlamak ve gelecekte yapacağı işler için teşvik edici olmak."
 

Afife Ödülleri seçici kurulu bu yıl bir ilke imza atarak ‘En İyi Sahne Tasarımcısı’ ödülünü ‘Sahne Tasarımcısı’ olmayan bir yazar-yönetmene verdi.

 

Biz Türk Sahne Tasarımcılarının meslek örgütü olarak bu seçimin yanlış olduğunu düşünüyoruz. Çünkü; ödül, adından da anlaşılacağı gibi en iyi ‘Sahne Tasarımı’na değil en iyi ‘Sahne Tasarımcısı’na verilmektedir. Dünyanın her yerinde bu tür ödüller o yılın prodüksiyonuna verilse bile arka planda her zaman belli bir perspektif vardır; o mesleğe ve sanata gönül vermiş kişilerin o güne dek biriken tüm emeklerini ve başarılarını alkışlamak ve gelecekte yapacağı işler için teşvik edici olmak. Nitekim Afife jürisi de özellikle son yıllarda tasarımcıları sıklıkla birden fazla işleri ile aday göstererek bu yönde bir hassasiyet göstermiştir. Sahne tasarımcısı olmayan bir insana verilen bir ödül bu anlamda nasıl bir işlev görecektir?

 

Afife ödülü bir marifet gösterme yarışması olmamalıdır. Sahne Tasarımcısı olmak başka bir şeydir, istisnai olarak sahne tasarımı yapmak başka bir şeydir. Yönetmen oyunun görsel, işitsel tüm ifade araçlarından ve estetik sunumundan sorumlu olduğu gibi elbette sahne tasarımını da düşünebilir, önerebilir, hatta tarif edebilir. Ama bu onu ‘Sahne Tasarımcısı’ yapmaz. Hele ödül alan tasarım ünlü bir ressamın çok bilinen bir tablosunun sahneye uygulanmasından ibaretse bu özel durumda yönetmenin aslında sadece ‘yönetmen olarak’ kendi görevini yapmış olduğunu öne sürebiliriz.

 

Tiyatro kolektif bir sanattır ve bizce özellikle Türkiye gibi sanata ve kültüre harcanan emeğin  hiçbir zaman yeterince değerlendirilmediği ülkelerde bir tiyatro ödülünün amacı tek tek sanatçıları onurlandırmanın  yanı sıra tiyatroya adanan tüm sanat dallarını ve meslekleri yılda bir kere de olsa anmak ve yüceltmek  olmalıdır.

 

Bu nedenle bu mesleğe gönül verip öğrencilikten başlayarak tüm yaşamlarını adayan ve yıllarca her türlü mihnete göğüs gererek sürdüren üyelerimiz adına bu yılın ödülünü bir daha tekrarlanmayacak bir ‘yanlışlık’ olarak düşünmek istiyoruz. 

 

Sahne Tasarımcıları Derneği

Yönetim Kurulu
 

TİYATRO Tİ ROMANYA YOLCUSU
Tiyatro Ti 08 Mayıs, 20 Mayıs 2008 tarihleri arasında, Romanya'nın Tg.-Jiu kentinde düzenlenen uluslararası Zilele Elvira Godenau Tiyatro Festivali'ne katılıyor. Sevgi Saygı'nın yazdığı ve Özlem Güveli Türker ile Hakan Pişkin'nin yönettiği "Başkan ve Hayalet" oyunun ana temasını kendi çıkarlarını güden yöneticilerin sebep olduğu çevre ve çarpık yapılaşma sorunları oluşturuyor. "Başkan ve Hayalet"te başlıca rolleri Mustafa Turan, Hakan Pişkin, Özlem Güveli Türker, Şebnem Önal.






OYUNUN KONUSU


Tiyatro Ti tarafından sahneye konan “Başkan ve Hayalet” adlı oyun toplumu ‘düzenlemek’ ya da politik yargılarda bulunmak yerine bazı anlara ayna tutarak ve gülümseterek, kurumların ve halkın kendine başka bir açıdan bakmasını sağlamak amacıyla yola çıkıyor. Oyunda sisteme karşı mücadele eden idealist bir belediye başkanının yaşadığı sıkıntılar ve bir önceki başkanın hayaletiyle yaşadığı hesaplaşma motif olarak kullanılırken ‘Acarkent’ ve ‘Taşyapı’ olaylarına göndermeler de yer alıyor. Oyun, halkın beklentileri ve kalıplaşmış düşünce biçimiyle, değişen toplumun ve zamanın gerektirdiği hizmet anlayışı arasındaki çelişkileri eğlenceli bir dille ortaya koymayı amaçlıyor.

 

“Başkan ve Hayalet”te hayalet başkan, kasabanın merkezine yapılmak istenen alışveriş merkezinin halk için gözle görülür bir hizmet olacağını, eski yapılara vereceği zararın unutulup gideceğini düşünürken idealist yeni başkan ise bu anlayışı değiştirmenin yollarını ararken bir sürü yanlış anlaşılmanın ve komik olayın ortasında buluyor kendini.

 

Sevgi Saygı’nın yazdığı ve Hakan Pişkin ile Özlem Güveli’nin yönettiği oyunun ana temasını çevre sorunsalı ve kentlerde var olan çarpık yapılaşma oluşturuyor. “Başkan ve Hayalet”te başlıca rolleri Gafur Uzuner, Hakan Pişkin, Özlem Güveli, Nilay Duru, Diren Polatoğulları, Aykut Taşkın ve Şebnem Önal paylaşıyor. Sahne tasarımını Şirin Dağtekin üstlenirken, ışıkta Metin Çelebi, dekorda Meliha Sözeri ve Işık Özçelik yer alıyor.


Afife Tiyatro Ödülleri’nde “Mansiyon”a Tepki Büyük





21 Nisan 2008 akşamı gerçekleşen “Yapı Kredi Sigorta Afife Tiyatro Ödülleri”nde “Sivas 93” oyunu ile “Mansiyon”a değer görülen Dostlar Tiyatrosu yaptığı açıklama ile ödülü reddetmiş, müzik kategorisinde aday olan Fazıl Say ise adaylıktan çekildiğini açıklamıştı. Törende, Dostlar Tiyatrosu’nun açıklaması belirtilmemiş, “Mansiyon” ödülü sessizce geçiştirilmişti. Adaylıktan çekilen Fazıl Say’ın da adaylıktan çekildiği açıklanmamış, adaylar arasında gösterilmişti.

 

"Yapı Kredi Sigorta Afife Tiyatro Ödülleri"nin resmi sitesi www.afife.org da ise, daha önce açıklanan "Mansiyon" kategorisi hem kazananlar sayfasından hem de daha önce duyurusu yapılan adaylar sayfasından hiçbir açıklama yapılmadan kaldırılmış.

 

Bu konuda Milliyet Gazetesi’ne açıklama yapan Yapı Kredi Sigorta'nın Sanat Danışmanı Haldun Dormen: “Hak veriyorum. Mansiyon, Genco Erkal ve tiyatrosu için hafif kalan bir laftı. Gözümüzden kaçtı, bizim yanlışımız. Ancak bir tek şeye itiraz ediyorum; bana bunu törenin yapıldığı gün bildirmeyeceklerdi. Çünkü her şey karmakarışık oldu. Hem haklılar hem haksızlar bu açıdan.”

 

Milliyet Gazetesi haberi “Tiyatro dünyası Erkal’ın yanında” başlığı ile vermiş.




Tiyatro dünyası Erkal’ın yanında

 

Afife Tiyatro Ödülleri’ne, alınmayan bir 'ödül’ damga vurdu. Tiyatro dünyası, Dostlar Tiyatrosu’nun, “Sivas '93” oyununa verilen mansiyon ödülünü reddetmesini haklı buldu

 

23 Nisan 2008 Çarşamba

KÜLTÜR SANAT SERVİSİ

Afife Tiyatro Ödülleri önceki gece sahiplerini buldu. Ancak gecede, verilen ödüller kadar 'alınmayan’ bir ödül de konuşuldu. Mansiyon ödülüne bu yıl “Sivas '93” oyunu nedeniyle Dostlar Tiyatrosu değer görülmüştü. Ancak topluluk törenden önce basına gönderdiği bir açıklamayla bu ödülü almayacaklarını bildirdi.
Mansiyon adı altında verilen bir ödülü kabul etmenin “Yaptığımız işe ve Sivas’ta yitirdiğimiz insanların anısına saygısızlık” olduğunu belirten topluluk, daha çok amatör tiyatroları özendirmek için oluşturulduğu anlaşılan bu ödülün, 39 yıllık geçmişi olan Dostlar Tiyatrosu’na verilmesini de 'yakışıksız’ olarak nitelendirdi.
Bunun üzerine önceki akşam yapılan törende 'mansiyon’ kategorisi, programda yer almasına rağmen anons edilmedi. Ancak “Sivas '93” ile En İyi Sahne Müziği dalında aday olan ve toplulukla görüş birliği içinde adaylıktan çekilen Fazıl Say’ın adı adaylar arasında sıralandı. Say, dün yaptığı açıklamada “Yarışanlar arasında adımın geçmesini vahim buldum. Kanımca bu yılki Afife Ödülleri’ne prestij olarak gölge düşmüştür. Bu tür bir taşra zihniyeti ile ne sanatsal ne de toplumsal duyarlılığa varılabilir” dedi. Tiyatro dünyasından isimler de Milliyet’e yaptıkları açıklamalarla Dostlar Tiyatrosu’nun mansiyon ödülüne değer görülmesi konusunda tepkilerini dile getirdiler.


 

Jürinin ayıbıdır
SEÇKİN SELVİ   (Tiyatro eleştirmeni, eski Afife Ödülleri jüri üyesi)
Dostlar Tiyatrosu’nun ödülü kabul etmeme gerekçeleri içinde yer alan 'mansiyon’ tanımı, zaten bu ödülün verilmesindeki düşüncesizliği açıklıyor. Belleklerimizin tazelenmesine en ihtiyaç duyduğumuz zamanda ortaya çıkarılmış bir sanat çalışması olan “Sivas '93”e jürinin birinciliğe değer görülmeyen çalışmalara verilen mansiyon ödülünü değer bulması, bence o jürinin ayıbıdır. Herhalde bu ayıbı kendileri de biliyorlar ki, törende Genco Erkal’ın adını anons bile etmediler.

Bağışlanmaz bir aymazlık

DOÇ. DR. FÜSUN AKATLI (Eski Afife   Ödülleri jüri üyesi)
Hayret ve esefle karşıladım. Bir tiyatro jürisinde bulunan kişilerin 'mansiyon’ kelimesinin anlamını bilmeyeceğini düşünemeyiz. Burada kötü niyet olduğunu hiç sanmıyorum. Ama bağışlanmaz bir aymazlık ve duyarsızlık gösterilmiş. Genco Erkal, çok haklı olarak bu 'sadaka’yı almadı.

Kabul etmemeleri mantıklı

ORHAN ALKAYA
(İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni)
Şartnamesini okumadığım için bu yarışmada mansiyonun ne anlama geldiğini bilmiyorum. Ama Dostlar Tiyatrosu’nun açıklaması bana yeterince ikna edici geldi. Böyle bir ödülü kabul etmemelerini mantıklı buluyorum.
Talihsiz bir değerlendirme

ZELİHA BERKSOY (Tiyatro sanatçısı)
Dostlar Tiyatrosu hem duruşu hem geçmişi hem de tiyatro alanında verdiği sanatsal ve sosyal emekle farklı bir değere sahip. Yaptıkları işin sorumluluğu açısından başka türlü değerlendirilmeleri gerekirdi. Mansiyon, yanlış ve talihsiz bir değerlendirme.

Haklılar ama...

HALDUN DORMEN (Tiyatro sanatçısı, Afife Ödülleri sanat danışmanı)
Hak veriyorum. Mansiyon, Genco Erkal ve tiyatrosu için hafif kalan bir laftı. Gözümüzden kaçtı, bizim yanlışımız. Ancak bir tek şeye itiraz ediyorum; bana bunu törenin yapıldığı gün bildirmeyeceklerdi. Çünkü her şey karmakarışık oldu. Hem haklılar hem haksızlar bu açıdan.

Törene gölge düşürdü

GÜLRİZ SURURİ (Tiyatro sanatçısı)
Ödül töreni, Afife Ödülleri’nin kalıcılığını ve ülkemizde tiyatroya dönüşün bir habercisi olduğunu gösterdi. Keşke “Sivas '93”e verilmek istenen garip ödül gölge düşürmeseydi. Jüri ya da yöneticiler “Sivas '93”ün başarısını kutlamak için yeni bir ödül oluşturabilirlerdi. Böylece, içinde bulunduğumuz günlerin çok güzel bir değerlendirmesi yapılmış olurdu.

Skandal!
ENGİN CEZZAR (Tiyatro sanatçısı)
Bu kadar önemli bir tiyatro yapıtının sadece bir mansiyonla geçiştirilmek istenmesi bir skandaldır. Eğer Afife’nin kategorilerinde belgesel bir oyun için özel bir yer yoktuysa, o zaman “Sivas '93”e onur ödülü verilmesi gerekirdi.   

İyi niyetle davrandık
Nedret Güvenç (Tiyatro sanatçısı, Afife Tiyatro Ödülleri jüri üyesi) “Sivas '93”ün amacı çok önemliydi bizim için. Fakat bir tiyatro oyunu olarak nitelendiremedik, belgesel filmlere dayanan bir anlatıydı. Belki de mansiyon değil de özel ödül dememiz lazımdı. Tamamen iyi niyetle davrandık. Genco Erkal asla ona olan inancımızdan ve sevgimizden kuşku duymamalı.


  DANİMARKA ODİN TİYATROSU GENEL SANAT YÖNETMENİ
EUGENIO BARBA’DAN OYUNCULUK VE REJİ ÜZERİNE
ATÖLYE ÇALIŞMASI
 




Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’nün davetlisi olarak Ankara’ya gelen ve 5 Nisan 2008 Cumartesi günü 14:00 – 17:30 saatleri arasında Ankara Devlet Tiyatrosu’nun Stüdyo Sahnesi’nde asistanı Julia Varley ile Eugenio Barba’nın birlikte yaptığı atölye çalışmasını 180 katılımcı izledi.

 

            Devlet Tiyatrosu rejisörleri, sanatçıları; üniversitelerin oyunculuk, rejisörlük ve yazarlık bölümü öğrencilerinin katıldığı çalışmanın konusu: Odin Tiyatrosu’nun anlayışı çerçevesinde bir şiirin teatral anlamda sahnelenmesi’nin provası idi. Ney, kanun, bendir, ud dörtlüsü eşliğinde gerçekleştirilen çalışmada, Odin Tiyatrosu’nda düşünme aracı olarak istedikleri zaman beyinlerinin dışında bedenlerini de kullandıklarını belirten Barba; doğaçlama sırasında bedenin değişik yerlerindeki kaslar ezberlenerek anlatımın tamamen bedenin duygusal akışına bırakıldığını anlattı.

 

            ‘Güneşin  doğuşunu’ çalmasını istediği kanun eşliğinde, asistanı Varley’den yapmasını istediği doğaçlama; müzik, mekan ve hareket bütünlüğü içinde yapıldı. Program sonunda ise katılımcılar ile Barba arasında oyunculuk teknikleri ve farklılıkları üzerine söyleşi gerçekleştirildi..

 

            Aynı gün akşamı Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin, Barba ve Varley’in katılımı ile yapılan toplantıda ise; Türk kültürünün renklerinin dünya tiyatrosuna katacağı yenilikler ile gelecek yıllarda birlikte yapılacak çalışmalar görüşüldü.




 

Sino AtriaL 04.05.2008 13:23:27
Çıplak Ayaklar Kumpanyası Kimdir?

Çıplak Ayaklar Kumpanyası alternatif bakış açılarını barındıran dansçıların kurduğu bir proje topluluğudur. Amacı Türkiye’de giderek gelişmekte ve tanınmakta olan Modern / Çağdaş Dans (hareket-performans-tiyatro-video vb.) sanat dalının önemli bir temsilcisi olmak ve düzenli eser üretip farklı bir sahne dili oluşturabilmektir.
Bu amaçla faaliyetlerini koreografik eserler dışında eğitim, festival, farklı sanatçılarla birleşmeler (ortak üretim) ve organizasyon alanında da sürdürmektedir.
 Türkiye’de modern dans alanında önemli bir açığı doldurduğuna inanan topluluk deneysel bir zeminde durmayı tercih eder.

16. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali

"ENGİN-AR" C dans C  Ortak Yapım

AZİZ NESİN SAHNESİ

29.05.2008 Perşembe 20.30
30.05.2008 Cuma  18.30


www.ciplakayaklar.com
OYUN DEPOSU'NUN İLK OYUNU "ÇİRKİN İNSAN YAVRUSU" 20-25-26 MAYIS'TA SAHNEDE !

oyun deposu, Ekim 2007’de dansçı ve koreograf Maral Ceranoğlu, dramaturg Ceren Ercan ve oyuncular Yelda Baskın, Gülce Uğurlu ve Elif Ürse tarafından kurulan genç bir tiyatro topluluğu.

"Çirkin İnsan Yavrusu" adını taşıyan ilk çalışmalarıyla Mayıs 2008'de Semaver Kumpanya ve Talimhane Tiyatrosu'nda seyirciyle buluşacak olan topluluk, ilk oyunlarının provalarını Tophane'deki Çıplak Ayaklar Studio'da ve Semaver Kumpanya'da gerçekleştirdi.

Contact Info Email: tiyatrooyundeposu@gmail.com

Website: http://tiyatrooyundeposu.blogspot.com



"Çirkin İnsan Yavrusu" Mayıs 2008'de Semaver Kumpanya ve Talimhane Tiyatrosu'nda!!!

Konsept: oyun deposu
Yöneten: Maral Ceranoğlu
Dramaturg: Ceren Ercan
Kostüm Tasarımı: Tomris Kuzu
Işık Tasarımı: Cem Yılmazer
Müzik Danışmanı: Gökçe Gürçay
Afiş Tasarımı: Turgut Kocaman

Yaratıcı Ekip ve Oyuncular: Yelda Baskın, Gülce Uğurlu, Elif Ürse

oyun deposu’nun ilk işi olan “Çirkin İnsan Yavrusu” hareketsel ve sözel ifadenin anlatım olanaklarından yola çıkarak üretilmiş bir çalışma.

Tiyatral açıdan dramatik bir öykü anlatmak yerine inorganik bölümlerden oluşan parçalı bir yapı sunan oyun mekansız ve zamansız bir düzlemde Türkiye’ye ait güncel bir meseleyi sahneye taşıyor. Türkiye’den üç kadının kimliklerini oluşturma süreçlerini ve bu süreçte toplumun önyargılarıyla baş etme çabalarını ele alan oyun, sokakta ve hayatta birbirine teğet geçen bir eşcinsel, bir türbanlı bir de Kürt kadının ortak deneyim alanlarını görünür kılıyor. Toplumsal açıdan ortak süreçlerden geçen bu üç kadının karakterleri ve yaşam olasılıklarıyla değişen tepki verme biçimlerini mercek altına alıyor.

Oyunun temel bakış açısı; farklı etnik, dini ve cinsel yönelimlerden gelen ve aynı toplumda bir arada yaşayan insanların yan yana durma becerisini geliştirme olasılığı. “Çirkin İnsan Yavrusu” önyargı, müdahale, özgünlük gibi kavramlar üzerinden kimliği oluşturan dinamikleri toplumsal tepki alanlarından yola çıkarak yerel ve evrensel ölçekte tartışmaya açmayı hedefliyor.

Tarihler ve Yerler:


20 Mayıs Salı, saat:20:30, Semaver Kumpanya
25-26 Mayıs saat 20:30, Talimhane Tiyatrosu

http://www.semaverkumpanya.com
http://www.talimhanetiyatrosu.com
UĞUR MUMCU'NUN SAKINCALI PİYADE'Sİ 6 VE 7 MAYIS'TA TİYATRO SAHNESİNDE !

Uğur Mumcu’nun katledilişinin 15.yılında, yeniden sahnelenen SAKINCALI PİYADE yoluna devam ediyor.

Aksaray’daki eski TÖS sahnesinin onartılıp yaşama kavuşturulmasının da ortak bir çabası olan oyun, yoğun ilgiyle izleniyor.

Uğur Mumcu'nun "Sakıncalı Piyade" adlı oyunu, yakın tarihimizde yaşanmış ve bu günümüzü etkilemiş bir dönemi mizahi bir yaklaşımla anlatmasının yanı sıra, Uğur Mumcu'nun 12 Mart döneminde yargılandığı davaların mahkeme tutanakları kaynaklığında yazılmış bir oyun olması sebebiyle belgesel özelliği de taşıyor

Genel Sanat yönetmenliğini, Orhan Aydın’ın yaptığı SU GÖSTERİ SANATLARI SAHNESİN deki oyunu Mehmet ULAY sahneye taşımış. Işık tasarımında Yüksel Aymaz, Dekor Kostüm tasarımında M. Ziya Ülkenciler, Hareket Düzeninde Gizem Erden ve müziklerde Timur Selçuk ustanın imzası var.

Oyuncu kadrosunda ise; Mehmet Ulay, Orhan Aydın, Recep Yener, Oğuz Tunç, Mustafa Kırantepe, Tamer Özceviz, Deniz Atam, Kayhan Koşar, Cenk Şengül var.

Oyunun sonunda yer alan ve geçmişten bu güne siyasal tüm cinayetlerin izini süren belgesel filmin yönetmeni ise;Önder Önsal.

Yazan : Uğur MUMCU

Oyunlaştıran : Uğur MUMCU - Rutkay AZİZ

Yöneten : Mehmet ULAY

Müzik : Timur SELÇUK

Hareket Düzeni : Gizem ERDEN

Işık Tasarım : Yüksel AYMAZ

Dekor - Kostüm : M. Ziya ÜLKENCİLER

Film Tasarım : Önder ÖNSAL

Genel Sanat Yönetmeni : Orhan AYDIN


6 MAYIS 2008 SALI - KARTAL HASAN ALİ YÜCEL SAHNESİ

7 MAYIS 2008 ÇARŞAMBA - AVCILAR BARIŞ MANÇO KÜLTÜR MERKEZİ

9-10 MAYIS 2008 SU GÖSTERİ SANATLARI MERKEZİ




Bilgi İçin : SU GÖSTERİ SANATLARI SAHNESİ;
              GUREBAĞ HÜSEYİNAĞA MH. VEZİRÇEŞMESİ SK. NO:3
              AKSARAY-FATİH/İSTANBUL ( Pertevniyal Lisesi Arka Sokağı )
              Tel : 212 621 45 52


Sayfa: [ 1 ] 2 3