|
||
HÜSRAN Ben böyle bakıp durmayacaktım, dili bağlı, İslâmı uyandırmak için haykıracaktım. Gür hisli, gür imanlı beyinler, coşar ancak, Ben zaten uzun boylu düşünmekten uzaktım? Haykır! Kime, lâkin? Hani sâhipleri yurdun? Ellerdi yatanlar, sağa baktım, sola baktım; Feryâdımı artık boğarak, na'şını, tuttum, Bin parça edip şi'rime gömdüm de bıraktım. Seller gibi vâdîyi enînim saracakken, Hiç çağlamadan, gizli inen yaş gibi aktım. Yoktur elemimden şu sağır kubbede bir iz; İnler "Safahât"ımdaki husran bile sessiz! |
||
|
||
| Mehmet Akif Ersoy'un Hayatı (1877 - 1936) İstiklâl Marşı şâiri. Asıl adı Mehmet Ragif olan Mehmet Akif 1877 yılında İstanbul'da doğdu. Annesi Emine Şerife Hanım, babası Temiz Tâhir Efendidir. İlk tahsiline Emir Buhâri Mahalle Mektebinde başladı. İlk ve orta öğrenimden sonra Mülkiye Mektebine devam etti. Babasının vefâtı ve evlerinin yanması üzerine mülkiyeyi bırakıp Baytar Mektebini birincilikle bitirdi. Tahsil hayâtı boyunca yabancı dil derslerine ilgi duydu. Fransızca ve Farsça öğrendi. Babasından Arapça dersleri aldı. Zirâat nezâretinde baytar olarak vazife aldı. Üç dört sene Rumeli, Anadolu ve Arabistan'da bulaşıcı hayvan hastalıkları tedâvisi için bir hayli dolaştı. Bu müddet zarfında halkla temasta bulundu. Âkif'in memuriyet hayatı 1893 yılında başlar ve 1913 târihine kadar devam eder. Memuriyetinin yanında Ziraat Mektebinde ve Dârulfünûn'da edebiyat dersleri vermiştir. 1893 senesinde Tophâne-i Âmire veznedârı M. Emin Beyin kızı İsmet Hanımla evlendi. Âkif okulda öğrendikleriyle yetinmeyerek, dışarda kendi kendini yetiştirerek tahsilini tamamlamaya, bilgisini genişletmeye çalıştı. Memuriyet hayatına başladıktan sonra öğretmenlik yaparak ve şiir yazarak edebiyat sâhasındaki çalışmalarına devam etti. Fakat onun neşriyat âlemine girişi daha fazla 1908'de İkinci Meşrutiyetin îlânıyla başlar. Bu târihten itibaren şiirlerini Sırât-ı Müstakîm'de yayınlanır. 1920 târihinde Burdur Mebusu olarak Birinci Büyük Millet Meclisine seçildi. 17 Şubat 1921 günü İstiklâl Marşı'nı yazdı. Meclis 12 Martta bu marşı kabul etti. 1926 yılından îtibâren Mısır Üniversitesinde Türkçe dersleri verdi. Derslerden döndükce Kur'ân-ı kerîm tercümesiyle de meşgul oluyordu, fakat bu sırada siroza tutuldu. Önceleri hastalığının ehemmiyetini anlayamadı ve hava değişimiyle geçeceğini zannetti. Lübnan'a gitti. Ağustos 1936'da Antakya'ya geldi. Mısır'a hasta olarak döndü. Hastalık onu harâb etmiş, bir deri bir kemik bırakmıştı. İstanbul'a geldi. Hastanede yattı, tedâvi gördü. Fakat hastalığın önüne geçilemedi. 27 Aralık 1936 târihinde vefat etti. Kabri Edirnekapı Mezarlığındadır. Mehmed Âkif milletini ve dînini seven, insanlara karşı merhametli bir mizaca sâhip, şâir tabiatının heyecanlarıyla dalgalanan, edebî bakımdan kıymetli şiirlerin yazarı meşhur bir Türk şâiridir. İstiklâl Marşı şâiri olması bakımından da "Millî Şâir" ismini almıştır. Şairin en büyük eseri Safahat genel adı altında toplanan şiirleri şu 7 kitaptan oluşmuştur: 1.Kitap: Safahat (1911) 2.Kitap: Süleymaniye Kürsüsünde (1912) 3. Kitap: Hakkın Sesleri (1913) 4. Kitap: Fatih Kürsüsünde (1914) 5. Kitap: Hatıralar (1917) 6. Kitap: Asım (1924) 7. Kitap: Gölgeler (1933). alıntı |
||
|
||
| EY YOLCU Gitme, ey yolcu, beraber oturup ağlaşalım: Elemim bir yüreğin karı değil, paylaşalım: Ne yapıp ye'simi kahreyleyeyim, bilmem ki? Öyle dehşetli muhitimde dönen matem ki!.. Ah! Karşımda vatan namına bir kabristan Yatıyor şimdi...Nasıl yerlere geçmez insan? Şu mezarlar ki uzanmış gidiyor, ey yolcu, Nereden başladı yükselmeye, bak, nerde ucu! |
||
|
||
tam bir müslüman...(başka bi şey diyemiyorum) ![]() CANAKKALE SEHIDLERINE Suheda govdesi, bir baksana daglar taslar... O, ruku olmasa, dunyada egilmez baslar, Vurulmus temiz alnindan uzanmis yatiyor; Bir hilal ugruna ya Rab, ne gunesler batiyor! Ey, bu topraklar icin topraga dusmus, asker! Gokten ecdad inerek opse o pak alni deger. Ne buyuksun ki kanin kurtariyor Tevhid'i... Bedr'in aslanlari ancak, bu kadar sanli idi... Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsin? "gomelim gel seni tarihe!" desem, sigmazsin. Herc u merc ettigin edvara ya yetmez o kitab... seni ancak ebediyyetler eder istiab. "Bu, tasindir" diyerek Kabe'yi diksem basina; Ruhumun vahyini duysam da gecirsem tasina; Sonra gok kubbeyi alsam da, rida namiyle, Kanayan lahdine ceksem butun ecramiyle; Mor bulutlarla acik turbene catsam da tavan; Yedi kandilli Sureyya'yi uzatsam oradan; Sen bu avizenin altinda, burunmus kanina, Uzanirken gece mehtabi getirsem yanina, Turbedarin gibi ta fecre kadar bekletsem; Gunduzun fecr ile avizeni lebriz etsem; Tullenen magribi, aksamlari sarsam yarana... Yine bir sey yapabildim diyemem hatirana. Sen ki, son ehl-i salibin kirarak savletini, Sarkin en sevgili sultani Salahaddin'i, Kilic Arslan gibi iclaline ettin hayran... Sen ki islami kusatmis, doguyorken husran, O demir cemberi gogsunde kirip parcaladin; Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrami adin; Sen ki; a'sara gomulsen tasacaksin... Heyhat, Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat... Ey sehid oglu sehid, isteme benden makber, Sana agusunu acmis duruyor Peygamber. Mehmet Akif ERSOY |
||
|
||
| ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin. Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer, O ne müthiş tipidir, savrulur enkazı beşer. Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak. Kafa göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak Vurulup, tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, Bir hilal uğruna yarap ne güneşler batıyor. Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer. Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın. Mehmet Akif ERSOY tüylerimi diken diken eden şiirlerden biridir.. özellikle kalınla gösterdiğim mısra.... ![]() |
||
|
||
| Mehmet Akif'in hangi şiirindeydi hatırlayamıyorum ama, zihnime takılan birkaç mısra Yumuşak başlı isem kim dedi usal koyunum Kesilir belki fakat çekmeye gelmez boynum Adam aldırma da geç git diyemem aldırırım Çiğnerim çiğnerinirim hakkı tutar kaldırırım (Nereden estiyse şimdi...) |
||