|
||
| Ekim Devrimi, dünyanın diğer birçok bölgesinde yaptığı hareket üzerindeki iniş etkisini, Çin’de olduğu gibi Japonya’da da göstermedi. Gerçekte, 1917’yi takip eden dönem, gerçek sayı ve etkileri bakımından Japon anarşizminin zirvesi oldu (Crump, sf. xvi). Japonya’daki anarşizm çok farklıydı; fakat anarşizmlerin engin çeşitliliğinde iki büyük eğilim göze çarpıyordu; Kotoku Shusui ve Osugi Sakae gibi figürler tarafından desteklenen anarşist sendikalizmin sınıf çatışması fikirleri ve Hatta Shuzo gibi aktivistler tarafından desteklenen “saf anarşizm”e olan daha genel eğilim. Her iki eğilim çok sayıda yandaş edindi ve her ikisi de 20. yüzyılın ilk çeyreğinde değişik noktalarda kendi altın çağlarını yaşadı. Anarşist-sendikalistler herkese genelde, toplama katkıları oranında değişim ilişkisi üzerine kurulmuş kolektivizmin Bakuninist geleneğinin ayak izlerini takip ettiler. Ek olarak, sendikalistler, örgütlenmenin önemli bir derecesine erişinceye kadar devrimin daha büyük hedefinin ertelenmesi gerektiği düşüncesiyle, genelde işçi sınıfının günlük çatışmaları ile meşgul oluyorlardı. Devrimden sonra devrimci özneler devrimden önceki “işçi” gibi niteliklerini geri kazanacaklardı. Bu eğilimin en yaygın somut hali (1926’da kurulan ve 16.000’den fazla üyesiyle övünen işçi sendikalarının önemli bir anarşist-sendikalist federasyonu (Crump, sf. 97)) İşçi Sendikaları Hepsi-Japon Liberter Federasyonu (Zenkoku Jiren) idi. 1903’te Kotoku Shusui, çalıştığı gazete Kore’nin işgaline ve Rus-Japon savaşına desteğini açıklayınca Tokyo’da muhabirlik olan işinden istifa etti. Buradan, kısa bir süre sonra uğruna hapse gireceği savaş-karşıtı Sıradan İnsanların Gazetesi’nde başlamak üzere ayrıldı. Cezaevindeyken San Fransisco’daki anarşistler ile iletişim kurdu ve anarşist teorinin çekiciliğine gittikçe daha fazla kapıldı. Hapisten çıktıktan sonra Shusui San Fransisco’ya taşındı, IWW’nin üyeleri ile örgütlendi ve sendikalizmin entelektüel ve tatbiki tohumlarıyla Japonya’ya döndü. Bu gelişme, çok geçmeden Osugi Sakae gibi kişileri etkiledi ve Zenkoku Jiren’in kurulmasına neden oldu (Crump, sf. 22). Bunun aksine saf anarşistler, güçlü bir anti-modernist, gelenek-taraftarı eğilimi ile birleştirilmiş Kropotkin geleneğindeki anarşist komünistlere daha çok benzerdi. Genelde, militan bir örgütlenme olan Kara Gençlik Cemiyeti’nde bir grup olarak var oldular (Kokuren). Tarihsel olarak 19. yüzyıl ortalarında “tarımsal komünist anarşist” teorisyen Ando Shoeki, birçokları tarafından, bunların ilk felsefî önceli olarak değerlendirilmektedir. Anarşist sendikalizmin saf anarşist eleştirisi genelde, devrim-sonrası toplumun idaresinde bir işbölümünün sendikalist korunması üzerine odaklanmıştı. Bu işbölümü, entelektüel ve işçiyi harmanlamak yerine içeriye doğru belirli endüstriler üzerine odaklanılanacağına dair bir görüşe önderlik eden uzmanlaşmanın toplumun hâlâ en büyük özelliği olduğu anlamına gelmekteydi. Saf anarşistler, çoğunluğun yararına, değişim ilişkilerini herkese yeteneğine göre ilkesinden herkesin ihtiyacına göre ilkesi doğrultusunda değiştirmeye de çabalıyorlardı. Bir bakıma, anarşizmin daha Japonya’ya özgü bir yorumunu geliştirmeye çalışıyor gibi görülebilirler. Meselâ, genelde köylü tabanlı ve göreceli olarak daha küçük bir endüstriyel işçi sınıfına sahip bir toplumun sendikalizme uygunluğunu sorguladılar (Crump, sf. 7). Sendikalist ve saf anarşizmler arasındaki farklılığa rağmen, genelde ortaklaştıkları tek şey, anarşizmin tüm Japon yorumlarının yerel duruma uydurulan melez teoriler olmalarıdır. Bu dönem aşırı derecede baskıcıydı; birinci dalga anarşizmin hayatı boyunca toplantılar dağıtıldı, gösteriler bastırıldı ve anarşist yayınlar düzenli bir şekilde yasaklandı. 1908’in Kızıl Bayraklar hadisesi bunun iyi bir örneğidir, düzinelerce anarşist, politik tutuklu Koken Yamaguchi’nin serbest bırakılmasını kutlarken, sadece kırmızı bayraklar taşıdıkları için vahşi bir şekilde saldırıya uğradı ve tutuklandı. Kotoku’nun Kropotkin’in ‘Ekmeğin Fethi’ni çevirmesi gibi, anarşist metinlerin çevirisi ve basımı baskıdan kaçmak için sıklıkla gizlice yapıldı. Benzersiz yerel koşulların diğer bir yönü, Batı gerçekliğini anlatan metinlerin yerel halka uygun hale getirilmesi zorunluluğuydu. Örneğin, Kropotkin’in ‘Toplu Çalışmaları’nın en fazla el altında olan Japonca çevirisinde, Avrupalı “komün”, geleneksel bir Japon tarım çiftliğine dönüştürülmüştü (Crump, sf. xiii). Fakat bu süreç aynı zamanda, kısmen Batılı anarşistler kanalı aracılığıyla ve insan ve düşüncelerin içeri ve dışarı göçü aracılığıyla gerçekleşti. Bu tabiî ki, bu makalelerin Japoncaya çevrilmiş hale gelmesinin yoludur. San Fransisco’ya yaptığı ziyaretler Japon anarşist hareketinde dramatik değişikliklerle sonuçlanırken Kropotkin, birçok defa doğrudan Kotoku ile görüştü ve kendi büyük çalışmalarının bazılarını çevirmesi üzerine anlaştı. Bu yüzden anarşistlerin bu küresel ilişkisi son derece önemliydi; fakat, gösterdiğim gibi, yerelde insanlara uygun hale getirilmişti. Doğu Asya anarşizminin gelişimini şekillendiren diğer bir yerel durum, Japonya’nın bölgenin çoğu üzerinde bir çeşit kendi “Monroe Doktrini”ne sahip olmasıydı. Diğer yerlerde de sıklıkla olduğu gibi Japon anarşistler, kendi göreceli imtiyaz derecelerini bölgede anarşizmi yaymak için bir araç olarak kullandılar. Asya’da bu çabalar Çin, Vietnam, Tayvan ve Japonya’dan anarşistleri kapsayan Doğu Anarşist Federasyonu kurulmasına yol açtı. Gerçekte bu, Çin’den “korumak” amaçlı 1894 Japon İstilası ardından anarşizmin Kore’ye ilk nasıl ulaştığıdır. Tokyo’da yaşayan Koreli göçmenler Japon anarşizminin etkisi altına girdi ve anti-emperyalist hareketle tüm samimiyetleriyle meşgul oldular. Sonuç olarak 6000’den fazlası, otoriter Japon hükümeti tarafından 1923 Tokyo depremi için kuşkulu bir şekilde suçlandıktan sonra yakalandı. Dövüldüler, hapse kondular ve hatta ikisi “Yüksek Vatana İhanet Davası”nda Japon yoldaşlarıyla birlikte ölüme mahkum edildi (MacSimion, 1991). Daha sonra anarşistlerin göze çarptığı 1919 bağımsızlık mücadelesi sırasında mülteciler, Yeni Kültür hareketinin bir sonucu olarak anarşist etkinin en yüksek noktada olduğu Çin’e göçtüler. Aynı zamanda dönemin Japon anarşistleri Kore özgürlük hareketi ile dayanışma çalışmalarına devam ettiler. alıntı |
||