SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Dünyada Anarşizm

Konu: Brezilya'da Anarşizm

Sayfa: [ 1 ]

deniz 19.07.2005 15:50:14
20. yüzyılın başlarında Brezilya anarko-sendikalizmi

Viva A Terra Livre
Derleyen: Elif Çakır

Brezilya’da 20. yüzyılın başlarında devasa bir göçmen akını yaşanmaktaydı. Avrupa’dan Güney Amerika’ya göçen milyonlarca kişinin yarıya yakını Brezilya’ya yerleşiyordu. Göçmenlerin büyük kısmı İtalya’dan gelmişti. Portekiz ve İspanya’dan da çok sayıda göçmen gelmekteydi. Almanya, Polonya, Rusya ve Hollanda’dan gelen göçmen sayısı ise bunlarla karşılaştırıldığında oldukça azdı.

Göçmen akınının yaşandığı yıllarda Brezilya hala bir tarım ülkesiydi. Göçmenlerin çoğu da Brezilya’daki kahve plantasyonlarında çalıştırılmak üzere getiriliyordu. 1888’de köleliliğin yasaklanmasının ardından, siyah kölelerin yerini köle gibi çalıştırılacak beyaz Avrupalılar’ın alması bekleniyordu. Fakat göçmenler Brezilya’nın kırsal kesimlerinde uzun süre kalmadılar. Göçmenlerin çoğu Brezilya’nın farklı yerlerinde kısa süreler kaldıktan sonra, daha iyi çalışma koşulları bulmak ümidiyle Brezilya’nın ana sanayi kentlerinden ikisine, Sao Paulo ve Rio de Janeiro’ya yerleşti. Fakat sanayi kentlerinde de göçmenleri büyük bir hayal kırıklığı bekliyordu. Yoksul işçiler beş altı kişinin birden kaldığı küçücük odalarda yaşıyor; bazen 200 kişinin tek bir tuvaleti kullanmak zorunda kaldığı oluyor; işçiler fabrikalarda korkunç şartlarda çalıştırılıyordu.

Göçmenlerin şehirlere yerleşmeleriyle eş zamanlı olarak, Brezilya şekerinin küresel pazardaki payının düşüşüyle birlikte kuzey bölgelerinden de kentlere akın başlamıştı. Fabrika sahipleri, kırsaldan gelen yerli Brezilyalılar ve Afro-Brezilyalılar yerine Avrupa’dan gelen göçmenleri işe almayı tercih ettiği için göçmenlerle Brezilya’nın yerlileri arasındaki gerilim de tırmanmaktaydı.

Brezilya’daki sosyalist ve reformist partiler göçmenleri vatandaş olmaya, seçimlere katılmaya ve kendilerini seçmeye ikna etmeye çalışıyordu. Oysa göçmenlerin neredeyse hiçbiri vatandaşlık başvurusunda bulunmamıştı; devlete yönelik beklentileri ya da talepleri yoktu. Brezilya onlar için kendilerini eskinin zincirlerinden kurtaracakları ve yeni bir hayat kuracakları yeni dünyayı simgeliyordu. Ve Güney Avrupalı bu göçmenlerin anarşizm tutkusu Brezilya işçi hareketinin ilk 25 yılına damgasını vurdu.

Anarşist hareketin ilk filizleri 1870’ler gibi erken bir tarihte Proudhon ve Bakunin’in fikirlerinin Brezilya’ya da ulaşmasıyla yeşermişti. 1890’da anarşist Giovanni Rossi Parana’da Latin Amerika’nın ilk anarşist topluluklarından biri olan Cecilla Kolonisini kurmuştu; fakat anarşistler 1902’de sendikalarda örgütlenmeye başlayana kadar Brezilya’da çok etkin değillerdi.

Brezilya’da sendikalarda ilk olarak örgütlenenler sanayi işçileri değil zanaatkarlar ve vasıflı işçilerdi ve anarko-sendikalist örgütlenme girişimleri başlatmışlardı. İlk başlarda anarşist hareketin en yaygın olduğu kesim Sao Paulo’daki taş ustalarıydı. Maaşlı çalışmıyorlar, biten çalışmalarına parça başına ödeme alıyor, küçük işçi grupları halinde çalışıyorlardı. Hükümete ve işverene ihtiyaçları yoktu. Vasıflı işçiler oldukları için işi bıraktıklarında yerlerine hemen başkası konamıyor ve doğrudan eylemlerinin etkisini hemen görebiliyorlardı. Buna karşın fabrika işçilerinin, yerlerine hemen başkası alındığı için, daha uzun soluklu genel grevler örgütlemeleri gerekiyordu. Anarko-sendikalizmin fabrika işçileri tarafından da benimsenmeye başlanmasıyla birlikte Brezilya’daki ilk geniş çaplı grevler gerçekleştirilmeye başlandı.

1906’da Brezilya’da düzenlenen ilk işçi kongresinin ana gündemi anarko-sendikalist Congresso Operario Brasileria’nın (C.O.B.) oluşturulması oldu ve kongrenin hemen ardından anarko-sendikalistlerin örgütlediği ilk grev gerçekleştirildi. Compahia Paulista demiryolu işçilerinin grevini bastırmak amacıyla hükümet bölgeye 500 kişilik bir birlik gönderdi. Ardından işçilerin evlerini bastı ve çoluk çocuk herkesi sokağa attı. Katolik Kilisesi de hükümetle işbirliği içerisinde grev yapanları karalamaya ve grevden vazgeçirmeye çalışıyordu. Katolik Kilisesi’nin bu iğrenç çabalarının altında, anarşistlerin kiliseye yönelik saldırılarını bertaraf etme çabası yatmaktaydı. Çoğu Katolik ailelerden gelen anarşist göçmenler Kilise’yi insanları sefalete alışmaya ve her türlü zorbalığa boyun eğmeye yönlendirdiği için saldırıyor ve Kilise’nin eskisi gibi bağış toplamasına ve etkinliğini sürdürmesine engel oluyorlardı. Kilise’nin yürüttüğü propagandaya ve hükümetin tüm baskılarına rağmen grev bir süre daha devam etti. Santos’taki işçiler de greve destek amacıyla bir dayanışma grevi örgütlediler. Hükümet Santos’taki işçilerin üzerine ordu birlikleriyle saldırdı.

Brezilya’yı sarsan bir sonraki grev 1907’de Sao Paulo’da gerçekleştirilen tekstil sanayiindeki genel grevdi. Fakat bu grev kısa sürdü ve başarılı olamadı. 1906-1912 yılları arasında anarko-sendikalistler irili ufaklı çok sayıda grev örgütlediler ve gazeteler yayınlamaya başladılar. Bu dönemde Neno Vasco tarafından yayınlanmaya başlayan Brezilya’nın önde gelen anarşist gazetesi A terre livre yetmiş beş sayı çıkardı ve haftada yaklaşık 4 bin kişi tarafından okundu. Gazete Peter Kropotkin tarafından gazeteye özel yazılan tebrik ve teşekkür yazısının ardından, Brezilya’nın dışında da tanınmaya başladı. A Terre Livre’nin yanı sıra, İtalya’dan göçen tanınmış anarşist Oreste Ristori’nin de yazdığı La Battaglia (Mücadele) ve Aurora (Şafak) gibi çok sayıda anarşist yayın çıkarılmaktaydı.

Bu yıllarda anarko-sendikalistlerin en etkili oldukları yer bir liman kenti olan ve Sao Paulo’nun uydusu sayılan Santos’tu. Santos’ta yaşayanların Avrupa ve diğer Güney Amerika ülkelerinden gelen anarşistlerle yakın etkileşimlere girme fırsatları olmuştu. Bu yıllarda C.O.B.’nin Santos’ta on binlerce üyesi vardı ve anarşistlerin bu kentte bu kadar örgütlü olmaları Santos’un daha sonraları “küçük Barcelona” olarak anılmasına neden oldu.

C.O.B. ve anarşist Sao Paulo İşçi Federasyonu (F.O.S.P.) gibi anarko-sendikalist sendikaların üye sayılarının 60 bini geçtiği 1913 yılında Rio de Janeiro’da ikinci ulusal işçi kongresi düzenlendi. Bu kongrenin ana gündemi çalışma saatlerinin kısaltılması, daha yüksek maaş ve güvenli çalışma koşullarının sağlanmasıydı. Güney Amerika’nın dört bir yanından anarşistler bu kongreye katılmak için Rio de Janeiro’ya geldiler ve Santos İşçi Federasyonlarının anarşist ideallerle örgütlenmedeki başarısından etkilendiler. Bu kongreden iki yıl sonra yine Rio de Janeiro’da Arjantin, Şili ve Uruguay’dan anarşistlerin de katıldığı Güney Amerika anarko-sendikalistleri konferansı düzenlendi. Konferansın ana gündemi Avrupa’daki savaşa karşı bir hareket örgütlemekti.

Brezilya’da anarko-sendikalist hareketin en etkili olduğu dönemse 1917-1920 yılları arasında yaşandı. 1917’nin başlarında Brezilya’da yiyecek ve yakacak fiyatlarında büyük bir artış olmuştu. 30 bin üyesi olan F.O.S.P. gibi sendikalar hayat pahalılığını protesto eden çok sayıda eylem örgütlediler. 11 Temmuz’da düzenlenen bu eylemlerden birinde Antonio Martinez isimli bir işçi polis tarafından dövülerek öldürüldü. Cenazesi geniş çaplı bir eyleme dönüştü. Polisin eylemcilere saldırması üzerine Sao Paulo’da ayaklanma çıktı. Ertesi gün, 15 bin işçi greve gitti. Bir gün sonra 5 bin işçi daha greve katıldı. Kısa sürede genel grev ilan edildi ve şehirde hayat durdu. Hükümet sıkıyönetim ilan etti ve grev yapanlara orduyla saldırarak grevi bastırdı. Fakat 1917 Sao Paulo genel grevi, çok sayıda başka grevi tetikledi. Sao Paulo’dan gelen haberlerden etkilenen bir mobilya fabrikası işçisi hemen işi bırakarak arkadaşlarına grev çağrısı yaptı. Aynı günün akşamında greve katılanların sayısı 150’yi bulmuştu. Ertesi gün beş fabrikada daha greve gidildi ve grev dalga dalga yayıldı. 22 Temmuz’da anarşist F.O.S.P. genel grev çağrısı yaptı. Onları bile şaşırtacak biçimde ertesi sabah greve 50 bin işçi katıldı ve öğlen saatlerinde greve katılanların sayısı 100 bini buldu. Brezilya’daki fabrikalarda işler tamamen durmuş ve fabrikalar işçilerin kontrolüne geçmişti. Bunun üzerine hükümet 26 Temmuz’da sıkı yönetim ilan etti; ordu ve polis birlikleriyle işçilere saldırdı. Fakat grev dalgası engellenemiyordu. Grevle başa çıkmayan hükümet sanayicileri işçilerin taleplerini kabul etmeye zorladı. Ağustos ayında çalışma saatlerinin azaltılması ve maaşlara zam yapılmasının kabul edilmesi üzerine grev sonlandırıldı.

Birkaç ay gibi kısa bir sürede Brezilyalı anarşistler ülke çapında genel grev örgütleyebilecek güce ulaşmıştı. Geleneksel reformist sendikalar grev çağrısında bulunma işini ağırdan alıp saatlerce işverenlerle masaya otururken, anarşistler bir anda grev çağrısında bulunuyor ve geniş çaplı grevler örgütlüyorlardı.

Anarşistlerin eylemlerinin gücü hükümeti sıkıntıya sokmaya başlamıştı. Ordunun ve polisin eylemlerin bastırılmasında yetersiz kaldığını gören hükümet yeni bir saldırı stratejisi geliştirdi. Eylül 1917’de Alman ordusunun Güney Atlantik’te bir Brezilya gemisini batırmasının ardından Brezilya Almanya’ya savaş açmıştı. Brezilya’nın savaşa sonlarında dahil olmasına ve pek de önemli bir etkisi olmamasına rağmen, Brezilya hükümeti savaşı anarşistlere karşı kullanılacak bir fırsat olarak gördü. Hükümet Temmuz ve Ağustos grevlerini örgütleyenlerin Almanya ve İtalya’dan gelen ajanlar olduklarını duyurmaya başladı. Yüzlerce sendika lideri sürüldü; birçok gazete kapatıldı ve grevlere katılanların sürgün edileceği tehdidi yayıldı. Bu süreç, Brezilya’dan sürülmek istemeyen çok sayıda işçinin sendikalardan ayrılmasına neden olduysa da anarşist hareket güçlenerek büyümeyi sürdürdü.

Birçok anarko-sendikalist genel grevlerin de yetersiz kalacağını ve Brezilya devletinin tümden ortadan kaldırılması gerektiğini savunmaya başlamıştı. 1918’de 40 kişilik bir anarşist grup Rio de Janeiro’da bir ayaklanma planına giriştiler. Rio de Janeiro’da başlayan ayaklanma kısa sürede yayılacak ve devlet ortadan kaldırılacaktı. Anarşistler 1600 bomba toplamış, Rio de Janeiro’nun enerji, iletişim ve ulaşım gibi kilit noktalarındaki insanlarla detaylı bir eylem planı çıkartmışlardı. Ayrıca hükümet binasını, karakolları ve bankaları yakmak için 40 varil benzin saklıyorlardı. İlişkide bulundukları 4 bin anarşist militanla ordu ve polisle çatışmayı planlıyorlardı. Fakat bu plan hayata geçirilemedi; çünkü toplantılara katılanlardan biri Rio de Janeiro polisinin muhbiriydi. Yapılan alçakla bir ihbarın ardından anarşistlerin toplantısını basan polis çıkan çatışmanın ardından anarşistleri tutukladı. Hükümet Brezilya genelinde tüm anarşistleri hedef aldı ve çok sayıda anarşist tutuklandı.

Tüm baskılara rağmen, 1 Mayıs 1919’da Sao Paulo’da anarşistler tarafından örgütlenen yürüyüşe 60 bin işçi katıldı. 4 Mayıs 1919’da Rio de Janeiro’da 50 bin fabrika işçisi grev kararı aldı. Bir ay sonra 20 bin fabrika işçisi de Sao Paulo’da greve gitti. Sao Paulo ve Rio de Janeiro’daki grevler Temmuza kadar sürdü. Hükümetin Kiliseyi de arkasına alarak yürüttüğü tüm caydırma çabaları sonuçsuz kalıyordu. Sonunda hükümet işverenleri çalışma saatini 8 saate düşürme ve maaşlara %20 zam yapma konusunda ikna etti. Fakat bu pazarlıkta işçilerin payına düşen de anarşist sendikalarda örgütlenmekten vazgeçmeleriydi ve çok sayıda işçi bu pazarlığı kabul etti.

Hükümetle pazarlığa oturmanın devrimden vazgeçmek olduğunu savunan anarşistler 20 Ekim 1919’da Santos’ta baskılara karşı bir genel grev çağrısı yaptılar. Çalışma saatleri azaltılan ve maaşlarına zam yapılan işçiler baskılara tepkisiz kaldılar ve genel greve katılmadılar. Benzer bir durum Rio de Janeiro’da da yaşandı. İşçiler anarşist sendikalardan reformist sendikalara kaymaya başlamışlardı. Bir genel grev olduğunda dahi tüm işçiler greve katılmıyordu. İşçiler birkaç gün grev yaptıktan sonra işlerine dönüyor; uzun süreli bir greve dayanacak kadar tedarikli olmadıklarını söyleyip grevi bırakıyorlardı. Grev, fabrikanın başka bir bölümünde ya da başka bir fabrikada sürüyordu.

Aynı dönemde Brezilya hükümeti anarşistlere karşı Uruguay, Arjantin ve Paraguay hükümetleriyle ortak bir anlaşma imzaladı. Kısa sürede geniş çaplı tutuklamalar ve sürgüne göndermeler başlatıldı. Çok sayıda gazete ve sendika bürosu kapatıldı ve anarşist sendikacılar öldürüldü. Bunun yanı sıra, fabrikalarda çalışma yürüten anarşistleri ihbar eden işçilere verilen ödüller birçok insana cazip geliyordu ve çalışmalar daha başlangıç aşamasındayken anarşistler işten çıkarılıyor, tutuklanıyor ya da sınır dışı ediliyordu.

Anarko-sendikalizmin büyük şehirlerdeki etkisinin azalmaya başladığı bu dönemde, anarşist sendikalar Brezilya’nın başka yerlerinde örgütlenmeye başlamıştı. Tanınmış anarko-sendikalist Jose Righetti Nisan 1924’te Tekstil İşçileri Sendikasını kurdu. Sendika kısa sürede çok sayıda üye kazandı. Temmuz 1924’te bir grup üst düzey asker Sao Paulo’da darbe yaptı ve şehir bir ay boyunca kuşatma altında kaldı. Saldırılarda şehirde yaşayanlardan bin kişi öldü ve 4 binden fazlası yaralandı. Jose Righetti’nin liderliğinde Sao Paulo’nun çeşitli yerlerinden insanlar yiyecek depolarını yağmalayarak hayatta kaldılar. Doğrudan eylemin değerinin anlaşılması anarşist hareketi güçlendirirken anarşistlere yönelik baskıların da artmasına neden oldu. Darbenin ardından yönetimi yeniden ele geçiren hükümet Sao Paulo’da yaşananlardan anarşistleri sorumlu tuttu. Çok sayıda anarşist tutuklanarak hapishanelere ya da Fransız Ginesi sınırındaki çalışma kamplarına yollandı.

1925’te hükümet işçilere iki haftalık tatil hakkı tanıyan bir yasa çıkardı ve çocuk işçi çalıştırılmasını yasakladı. Bu, çalışma koşullarında iyileşme olarak algılandı ve işçiler yeniden anarşist sendikalardan uzaklaşmaya başladılar. Anarşistler bu yıllardan itibaren, tüm çabalarına rağmen Brezilya’da da yayılmaya başlayan faşizmle mücadeleye ağırlık verdiler.

20. yüzyılın ilk çeyreğinde, Güney Avrupalı göçmenlerin Brezilya’nın kıyı kesimindeki sanayi kentlerinde başlattıkları, döneme damgasını vuran anarko-sendikalist hareket sonraki kuşaklara yok edilemeyecek bir özgürlük mirası bıraktı.

Özgür Hayat'ın 18 Ocak 2005 tarihli 60. sayısında yayımlanmıştır.

alıntı


Sayfa: [ 1 ]