SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => İç Politika

Konu: Sivas Katliamının Sorumlusu Kapitalist Devlettir!

Sayfa: [ 1 ]

Narcotic 15.08.2004 20:05:21
Cem Keskin




Yükseliş çağında, feodal kurumların en başta gelenlerinden biri olan kiliseye karşı verdiği savaşımda laikliğin ve dine karşı akılcılık felsefesinin bayraktarlığını yapan burjuvazi, siyasal iktidarı ele geçirdikten kısa bir süre sonra, sınıfsal iktidarına yönelmeye başlayan tehditlere karşı din olgusuna yeniden sarılarak, tıpkı kendisinden önceki mülk sahibi egemen sınıflar gibi dini, kitleleri düzene bağlamanın bir aracı olarak kullanmaya yönelmişti. Burjuvazi işçi sınıfının ürettiği zenginliklerin üzerine kurulu egemenliğinin temellerini sarsacak ya da tümüyle ortadan kaldırabilecek devrimci durumların baş gösterdiği dönemlerde diğer yöntemlerin yanı sıra dinsel gericiliği bizzat kendi eliyle palazlandırır. Kapitalizmin ortadan kaldırılması ortak hedefiyle birleşerek ayaklanan emekçi kitleleri mezhep ayrımları, dinsel farklılıklar gibi yapay ayrımlar temelinde bölmeyi amaçlar. Bunun örnekleri ülkemizde defalarca yaşanmış ve yaşanmaya devam etmektedir.

�80 darbesinin hazırlık aşamalarından olan Maraş ve Çorum katliamları, bizzat burjuva devlet iktidarınca desteklenen dinsel ve faşist gericilik tarafından gerçekleştirilmişlerdi. Toplumsal muhalefet dalgasının yükseldiği 1980 öncesi yıllarda, yükselişin önüne set çekmek isteyen Türkiye burjuvazisi, harekete geçen emekçi yığınlar içinde Alevi-Sünni ayrımını körükleyerek, toplumu bu yapay ayrım temelinde bölerek, varlık temellerine yönelmekte olan tehlikeyi savuşturmayı hedeflemiştir.

Kapitalist Türkiye Cumhuriyeti�nin, Osmanlı döneminin politikalarını hatırlatan bu geleneğinin en yakın örneği Sivas�ta gerçekleşmiştir. 2 Temmuz 1993 tarihinde gerçekleştirilen ve 35 kişinin diri diri yakılarak katledildiği Sivas katliamı sonrasında ortaya çıkan gerçekler, devletin dinsel gericiliğin arkasına gizlenerek oynadığı rolü bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Birbirine paralel gelişen şenlik ve katliam hazırlıkları

Sivas�ın Yıldızeli ilçesine bağlı Banaz Köyünde yaşamış ve Osmanlı�nın despotik geleneğinden kaynaklanan haksız uygulamalarına karşı çıkması nedeniyle Hızır Paşa tarafından idam edilerek katledilmiş olan Pir Sultan Abdal�ı anmak üzere, 1989�dan itibaren Banaz Köyünde çeşitli kültür etkinlikleri düzenlenmeye başlandı. 1993�te ise, bu etkinliklerin o dönem SHP�nin elinde bulunan Kültür Bakanlığının desteğiyle Sivas�ta bir kültür merkezinde yapılmasına karar verildi. Etkinliklerin yapılacağı tarihten aylar önce hazırlıklara başlanmıştı. Çok sayıda sanatçı, aydın ve yazar etkinliklere davet edildi. Bu hazırlıklar sürerken, etkinlikleri kana bulayacak bir başka hazırlığa da başlanmıştı. �Müslümanlar� imzasıyla dağıtılan bildirilerde etkinliklere katılacak olanların �Müslümanların kutsal değerlerine hakaret ettikleri� savıyla halk �Müslümanlığın gereğini yerine getirme�ye çağrılıyordu.

Etkinlik günü yaklaştıkça provokasyon hazırlıkları da yoğunlaştı. Başında Refah Partili Temel Karamollaoğlu�nun bulunduğu Sivas Belediyesi, aynı tarihlerde düzenleyeceği �Hicret Koşusu� için çevre illerden gelen çok sayıda �sporcu�yu, okulların ve gerici vakıfların yurtlarına doldurmuştu. Yerel gazetelerde tahriklerle dolu yazılar yayınlanıyordu. Etkinliklere katılacak misafirlerin ve aydınların konakladığı Madımak Otelinin önüne, caddede yol çalışmaları yapılacağı gerekçesiyle birkaç kamyon dolusu taş yığılmıştı.

Olayların gelişimi etkinliklerin kana bulanacağını açıkça gösterirken, �devlet desteğiyle� yapılacak olan etkinlikler için güvenlik önlemlerinin arttırılması bir yana, kentte hazır bulunması gereken kolluk güçlerinin büyük bir bölümü başka ilçelere gönderilmişti.

Bildiriler, fısıltılar, yol kenarına yığılı hazır taşlar, sporcu adı altında kente getirilen militanlar, bölgeden uzaklaştırılan güvenlik güçleri ile birlikte katliamın ön hazırlıkları tamamlandıktan sonra katliamcılar sahneye çıktılar. Çoğu gerici saldırı örneğinde olduğu gibi insanların topluca provoke edilebileceği bir gün olarak Cuma günü seçilmişti. Yakın tarihimiz (bu toprakların uzak tarihi de) bunun örnekleriyle doludur. Egemenler kimi zaman katliamdaki rollerini başka kesimleri ön plana çıkararak gizlemiş, kimi zamansa buna dahi ihtiyaç duymayıp işlerini açıktan yapmışlardır. Sivas Katliamının geçtiği aşamalar, benzer şekilde Maraş ve Çorum�da da tezgahlanmıştır. Olayın öncesinde gerçek dışı söylentiler ortalığı kaplar. Maraş�ta sinemaya giden topluluğun üzerine bomba atılarak insanlar provoke edilmişlerdi. Sonrasında bölgede yaşayan muhalif, devrimci insanlara yönelik büyük bir katliam gerçekleştirilmişti. Olaylar Alevi-Sünni kavgası olarak gösterilmeye çalışılarak devletin katliamdaki rolü gizlenmişti. Bombayı atan kişiyse, sonradan MHP�den milletvekili seçilecek, İnsan Hakları Komisyonu üyeliği de yapacak olan Ökkeş Kenger�di!

Katliam gerçekleştiriliyor

2 Temmuzda katliam için artık her şey hazırdı. Cuma namazının ardından Paşa ve Meydan Camilerinden çıkan 500 kişilik bir kitle, Atatürk Caddesinden vilayet binasına doğru yürüyüşe geçti. Vilayet alanında bekleşen kalabalığın sayısı bir süre sonra 5 bine ulaşmıştı. Buradan İstasyon Caddesine yönelen kalabalık, etkinliklerin yapılacağı Kültür Merkezinin önüne gelerek, bir gün önce etkinlikler çerçevesinde buraya dikilen Ozanlar Anıtını ve binayı tahrip etti. Grup daha sonra Madımak Oteline doğru yöneldi. Burada kısa zamanda sayıları 15 bini bulmuştu.

Otelin çevresinin sarıldığını ve taşlandıklarını gören aydınlar, otelin merdivenlerine sığınarak dönemin başbakan yardımcısı, �sosyal demokrat� SHP�nin lideri Erdal İnönü de dahil olmak üzere ulaşabildikleri tüm üst makamlardan yardım talep ettiler. Ancak yardım çığlıkları, �yardım geliyor� yalanlarıyla geçiştirildi. SHP�li Kültür Bakanı Fikri Sağlar bir gün öncesinde etkinliklere katılmaktan son anda başka bir işi çıktığı gerekçesiyle vazgeçtiğini bildirmişti.

Dışarıda kalabalıklaşan kitle yol kenarında hazır halde bulunan taşları otele yağdırmaya başladı. Olayları yatıştırmak için valilik etkinlikleri iptal ettiğini açıklasa da, Sivas Belediye Başkanının �gazanız mübarek olsun� diyerek başladığı konuşmasının ardından iyice kendinden geçen kitle, otelin önündeki araçları ters çevirerek ateşe verdi. Otelin kırılan camlarından perdeler tutuşturularak otel de ateşe verildi.

Yakılan otelin içinde mahsur kalan insanlar can çekişmekteyken, devletin üst düzey bürokratları ibretlik açıklamalarda bulunuyorlardı. Alevi kesimin oylarına yaslanarak parlamentoda kendisine yer bulan ve koalisyon ortağı olan SHP�nin Genel Başkanı Erdal İnönü, �güvenlik güçlerimizin özverisiyle vatandaşlarımızın daha fazla zarar görmesi engellenmiştir� açıklamasıyla bir yandan riyakarlığın sınırlarını zorlarken bir yandan da olayların tamamen devletin kontrolü dışında geliştiği izlenimini vermeye çalışıyordu.

Diğer devletlûların açıklamaları da bundan farklı değildi. Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, �halkla polisi karşı karşıya getirmeyin� sözlerini, oteli ateşe veren �halk� için söylemekteydi. Başbakan Tansu Çiller, �otelin etrafını saran vatandaşlarımıza hiçbir şey olmamıştır�; ANAP lideri M. Yılmaz, �bu, bir futbol maçında bile çıkabilecek bir olaydır� sözleriyle kendilerini ele veriyorlardı. Yapılan bu ve benzeri açıklamalarda, katliam sonrasında mahkeme tutanaklarında yer alacak olan ifadelerde de içerde yakılanlar tahrikçi, otelin etrafını saran kitle din duyguları aşağılanarak tepki gösteren insanlar olarak gösterilmişlerdi.

Otelin önüne önceden vardığı halde yangına müdahale etmeyen itfaiye, otelin penceresi önündeki insanlara doğru merdiveni uzattığında 35 kişi yaşamını yitirmişti. Merdivenlerden indirilmekte olanlardan birinin olayların tahrikçisi olarak gösterilen Aziz Nesin olduğu fark edildiğinde, itfaiyeciler tarafından tartaklandı. Bu görüntüler kameralara da yakalanmıştı.

Katliam haberi ülkenin her tarafına ulaştığında Sultanahmet�te katliamı protesto etmek isteyen kitleyi yürütmeyen, en ufak eylemleri şiddetle bastıran kolluk güçleriyse, Sivas�ta 8 saat boyunca katliamı izlemekle yetindiler. Otelde yangının başlamasından kısa bir süre önce içeriye giren birkaç polis, konukların dışında herhangi bir güvenlik görevlisinin olmadığından emin olduktan sonra dışarı çıkmıştı.

*          *          *

Sivas Katliamı, Kürt ulusal kurtuluş mücadelesinin yükselişe geçtiği, sayıları yarım milyonu aşan işçilerin toplu sözleşme görüşmelerinin tıkandığı ve kamu emekçilerinin grevli-toplu sözleşmeli sendika hakkı için eylemlerini yaygınlaştırdıkları bir süreçte gerçekleşmişti. SHP-DYP koalisyon hükümetinin içinde debelendiği politik krizden kendi olanaklarıyla çıkamayacağı artık iyice gün yüzüne çıkmıştı.

Sivas Katliamı sonrasında köylerde katliamlar ve boşaltmalar yoğunlaştırıldı. Katliamda aktif rol alan gerici örgütlerin, Kürt hareketinin karşısında devlet eliyle yaratıldıkları hiç kimse için sır değildi. Burjuva devlet iktidarı, kendi yarattığı kontrgerilla ve diğer gerici örgütleri kendisine muhalif güçlerin üzerine salarak, bu katliamdaki rolünü gerçekleri görme olanağından yoksun geniş emekçi kesimlerin gözünden saklamayı başarmıştır. Parlamentoda koalisyon ortağı durumunda bulunan sosyal-demokrat SHP de benzer bir işlev görmüştür.

Devlet tarafından Alevi-Sünni ayrımı ekseninde yaratılmaya çalışılan toplumu bölme ve manipüle etme girişimi, 5 Temmuzda bu kez Sünni kesimin yaşadığı Başbağlar Köyünde gerçekleştirilen ve 33 kişinin ölümüyle sonuçlanan katliamla sürdürülmeye çalışılacaktı. Doğal olarak suç PKK�nin üzerine atıldı!

Marx�ın �Tek tek bireyler, ancak başka bir sınıfa karşı ortak bir savaşım yürütmek zorunda oldukça bir sınıf meydana getirirler; bunun dışında rekabet içinde birbirine düşmandırlar� saptamasının doğruluğunun farkında olan burjuvazi, yarattığı yapay ayrımlarla işçi sınıfının birliğinin önüne engeller dikmeye çalışır. İşçi sınıfı içine kök salmış, devrimci Marksist ideolojik-pratik hatta sahip bir önderliğin yokluğu koşullarında, kapitalizmin ideolojik bombardımanı sadece emekçi kitleler üzerinde değil sol hareket üzerinde de etkisini fazlasıyla hissettiriyor. Sınıf mücadelelerinde yaşanan kimi deneyimlerden doğru sonuçları çıkaramamak da ideolojik muğlaklığın, teorik yetersizliğin varlığını göstermekte ve her defasında aynı yanlışlar yinelenmektedir. Ki Sivas Katliamıyla beraber sol hareket saflarında görülen �Alevicilik� bu yanlışların yansımalarından birini oluşturmaktadır.

Savaşların olduğu kadar burjuvazinin bu tür katliamlarının da önüne ancak bütün bunların temelini oluşturan sınıflı toplum düzenine son verildiğinde geçilebilecektir. Sınıfsız toplumun önünü açacak proleter dünya devrim yoluna girilmediği sürece insanlık barbarlık içinde çöküşe doğru yol almaya devam edecektir.

deniz 15.08.2004 22:12:53
Yazıda esas faktör olan Aziz Nesin neden yer almıyor.

Gerçekte kitlenin esas hedefi oydu. Çünkü muhafazakar/milliyetçi/müslüman mahallesinde ateist birinin şenliklerle ve kültür bakanlığının koruması altında gövde gösterisi yapması o bölge halkına ve onların değerlerine hakaretten başka birşey değildir.

Sivas da ayrıca Arif Sağ ve bir kısım insan tarafından otel önündeki halka ateş edildiği ve küfüredildiğine dair söylentiler var.

Tüm bu ağır tahrik zaten bu konulara hassas olan bölge halkını üstelikte bir cuma günü yakalayınca kontrolsüz bir kitlenin bu türden eylemleri kaçınılmaz olur.

Bence olaya bu yönüylede bakmak gerekir.

16.08.2004 12:08:43
Sivas katliami alevilere karsidir-ancak o oetlde 2 militan(pkk) militanida vardir...devletin maras katliaminida unutmamak gerekir.

deniz 16.08.2004 12:19:11
Sivası tanıyan herkes bilir ki Türkiyede alevi sünni gerginliğinin en yoğun yaşandığı yer orasıdır. Bu olayların bir devlet politikası sonucunda çıktığına inanmıyorum.

Ortalığa barut zaten önceden serpiştirilmişti.
Gerizekalı Nesin ve avanesi bu baruta kıvılcım çaktılar.
Belki dediğin gibi Faşist/Muhafazakar/İslamcılar da buna alet ve katalizör oldular.

Herşeyi devlete, şeriatçılara, faşistlere ve derin devletçilere yıkmakla sorunu göremez ve çözemeyiz. Oradaki gerçek sorun alevi/sünni gerginliğidir. Esas olarak bu gerginliği kamçılayan ve gerginlikten çıkar elde etmek isteyen sağ/sol kesimler suçludur bana göre.

Leonardo 18.08.2004 19:29:16
faşizmi yeni keşvediyoruz. mustafa kemal ve inönü döneminden sonra, darbe dönemi başladıktan sonra ülke bayağı bi faşistleşti. "sosyalist" fikirler de aynı dönemde ülkeye giriş yaptı.

inönü zamanında ülke çok kozmopolit bi yermiş. zonguldakta ananem anlatır arap aileler filan yaşarmış. ermeni, rum köyleri varmış. kürt-türk, suni-alevi ayrılıkları filan olmazmış.

o zamandan bugüne ermeni ve rum cemaati siline siline sadece istanbul bölgesinde küçük bir azınlık kalmış. kürtler kendi devletini istiyor filan.

yani saf bozkurt kanı taşımayan herşey ya çıkmaya zorlanıyor ya da kürtlere olduğu gibi türkleştirilmeye çalışıyor.

neredeyse saf aryan ülkesi gibi saf bozkurt müslüman ülkesi olacaktık eşiğinden döndük.

özal döneminde bişeyler değişmeye başladı ve bir nevi faşizmden kapitalizme geçmeye başladık. bu açıdan bütün yolsuzlara kaçakçılara mafya babalarına çillerlere helal olsun.  çünkü bugünkü manzara benim çocukluğumdaki manzaradan epey farklı. Kapitalist olduk.

değerleri yitirdik ama yitirilen değer alahın belası faşist değerlerdi... böyle düşünceler.

byseca 06.04.2005 18:29:49
Yazıda esas faktör olan Aziz Nesin neden yer almıyor.

Gerçekte kitlenin esas hedefi oydu. Çünkü muhafazakar/milliyetçi/müslüman mahallesinde ateist birinin şenliklerle ve kültür bakanlığının koruması altında gövde gösterisi yapması o bölge halkına ve onların değerlerine hakaretten başka birşey değildir.

Sivas da ayrıca Arif Sağ ve bir kısım insan tarafından otel önündeki halka ateş edildiği ve küfüredildiğine dair söylentiler var.

Tüm bu ağır tahrik zaten bu konulara hassas olan bölge halkını üstelikte bir cuma günü yakalayınca kontrolsüz bir kitlenin bu türden eylemleri kaçınılmaz olur.

Bence olaya bu yönüylede bakmak gerekir.

arif sağın ateş ettiğini nerden çıkardın,,

boş boş konşmayın,,

arif sağın ewet yanında silah vardı ama mermisi bile yoktu,,

mermi olmadan ateş etti heralde,,

ya bunlar aşıldı sanıyordun,,,

11.07.2007 02:19:56
Sivas Katliamı ile doğrudan ya da dolaylı ilişkili pek çok isim hâlâ siyaset sahnesinde. 14 yıl önce Sivas'ta 35 insanı yakanlar ve yakılmasına göz yumanlar, hesap sorulmamasından aldıkları cesaretle bugün memleketi ateşe atıyor.

soL Türkiye tarihinin en karanlık sayfalarından biri olan Sivas Katliamı 14 yıl önce bugün yaşandı. Sivas'ta düzenlenen dördüncü Pir Sultan Abdal Kültür Şenlikleri'ne şehir dışından katılanların kaldığı Madımak Oteli'ni saran gericiler, oteli ateşe vererek 33 aydın ve sanatçımızı ve iki otel çalışanını öldürdüler.

Suçlular, güçlüler...
Gün boyunca süren olaylar, gerekli miktarda kolluk gücünün kullanılması ile kolayca engellenebilecekken, 1 Mayıs'lara haftalar öncesinden hazırlanan devlet, gerici saldırıyı bir avuç polisle önlüyor gibi yaptı. Dönemin Cumhurbaşkanı Demirel, "Halkla güvenlik güçlerini karşı karşıya getirmeyiniz" buyurdu. Böylelikle Madımak otelini 13:30 sularında kuşatan gericiler, oteli 19:30'da ateşe verene kadar alıt saat geçmesine rağmen, olay yerine ne polis takviyesi yapıldı, ne de asker sevk edildi.

Başbakan Tansu Çiller "Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir. Olayı bu kadar büyütmek yanlış, bir futbol maçında da bu kadar insan ölebilirdi" dedi. İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu olayı, "Aziz Nesin'in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir" şeklinde yorumladı. Ne Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Erdal İnönü olaya müdahale etti, ne de iktidar ortağı olan SHP'den herhangi bir kişiden ses çıktı. Gericiler insan yakar, sağcı iktidar çanak tutarken, "solcu" ortağı seyrediyordu.

Katliam sanıklarının avukatı Şevket Kazan, sonrasında Refahyol hükümetinin Adalet Bakanı oldu. Olaylar sırasında kalabalığa "Müslüman kardeşlerim, gazanız mübarek olsun" diyen, dediği defalarca belgelenen Sivas'ın RP'li Belediye Başkanı Tamer Karamollaoğlu Refah, Fazilet ve Saadet Partilerinin tamamında yöneticilik yaptı, bugün halen Saadet Partisi'nin üst düzey yöneticileri arasında bulunuyor.

Bugünlerde eşinin başı açık olduğu için Cumhurbaşkanlığı adayları arasında olan, "biraz komünist" olduğu iddiasıyla gündeme gelip, açık görüşlülüğüyle prim toplayan Abdüllatif Şener, olay sırasında RP milletvekiliydi. Sonrasında Refahyol hükümetinin Maliye Bakanı oldu. Sivas'a yaptığı bir gezide katliam sanıklarını hapishanede ziyaret etmekte, "geçmiş olsun" demekte hiçbir sakınca görmemişti.

Geçtiğimiz 3 Mayıs'ta, Sivas Katliamı davası çerçevesinde arananlar listesinde olan İhsan Çakmak yakalandı. Çakmak 3 yıldır İstanbul Belediyesi Ulaşım A.Ş.'ye bağlı Güngören Yavuz Sultan Selim Mahallesi metro durağında gişe memuru olarak çalışıyordu. Böylelikle, AKP'nin Sivas katliamı sanıklarını kolluyor olduğu açık biçimde belgelenmiş oldu.

Katliam planlı ve örgütlüydü
Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, katliamın ardından "Olay münferittir. Ağır tahrik var. Bu tahrik sonucu halk galeyana gelmiş. Güvenlik kuvvetleri ellerinden geleni yapmışlardır" demişti.


Ancak;

Katliamdan bir gün önce, şehre "Hicret Koşusu" bahanesiyle yüzlerce kişi getirilmiş, bu kişiler Refah Partili Sivas Belediyesi'nin tesislerinde konaklatılmıştı. Bu kişilerin arasında Malatya'dan gelen bir otobüs dolusu Aczmendi de vardı.

Sivas Belediyesi, Madımak oteline 50 metre mesafedeki PTT'nin önüne, kaldırım inşaatı bahanesiyle kamyonlar dolusu parke taşı yığmıştı. Hiçbir inşaat yoktu.

Şenlikten günler önce, Hakikat, Hürdoğan, Bizim Sivas gibi sağcı yerel gazetelerde provokasyon dolu yazılar yazılmaya başlanmış "Müslüman mahallesinde salyangoz satıyorlar" benzeri manşetler atılmıştı.

Katliamdan iki gün önce cami çıkışında, bir gece önce ise evlere iki ayrı provokasyon bildirisi dağıtılmıştı. Ayrıca günler öncesinden itibaren camilerde yatsı namazlarının ardından toplantılar yapılıyordu.

Mahkeme süreci boyunca neredeyse sanık ilan edilen Aziz Nesin, olaydan bir gün önce şenlik çerçevesinde panele katılmış, ardından kitaplarını imzalamıştı. Akşam korumasız olarak otelden çıkan Aziz Nesin ve birkaç arkadaşı, uzun bir yürüyüşün ardından bir lokantada oturup içkili sohbetli bir akşam yemeği yemişti. Bu süre boyunca kendisine bir kez dahi sataşılmamıştı.

Hedefte olan Aziz Nesin değildi. Planlı bir katliam sözkonusuydu.

Demirel yalan söylüyordu.

Bugün ne yapıyorlar?
Bugün Sivas Katliamı sanıklarına iş ve aş sağlayan dinci gerici AKP iktidardadır, ikinci iktidar dönemine hazırlanmaktadır.

Zamanında katliam sanıklarına geçmiş olsun ziyareti yapmış olan AKP üyesi Abdüllatif Şener, 26 Temmuz seçimlerinde milletvekili adayı olmamıştır. Kendisinin Cumhurbaşkanı adayları arasında olduğu herkesçe bilinmektedir.

Katliam sırasında Cumhurbaşkanı olan, olayları engelleyebilecek her türlü yetkiye sahipken tam tersine katliamın gerçekleşmesini garanti altına alacak biçimde hareket eden Süleyman Demirel, oturduğu Güniz Sokak'tan CHP'ye danışmanlık yapmaktadır.

Hiç utanmadan Sosyalist Enternasyonal üyesi olmaya devam eden CHP, seçim sürecinde yalnızca Demirel'den danışmanlık yardımı almakla kalmamış, Demirel'in damadı İlhan Kesici'yi de İstanbul 1. bölgede birinci sıradan milletvekili adayı göstermiştir.

Katliam sırasında Başbakan olan Tansu Çiller, bugün Mehmet Ağar'ın DP projesinin başarısızlığa uğramasını beklemekte, yeniden DYP'yi kurma hesapları yapmaktadır.

Katliam sırasında DYP'nin iktidar ortağı olan SHP, bir buçuk yıl sonra yaşanan Gazi Katliamı'nda da aynı konumdaydı. Arada Erdal İnönü gitmiş, yerine halen SHP Genel Başkanı olan Murat Karayalçın gelmişti. Gazi Katliamı'nı da seyretmekle yetinen SHP, bugün CHP'yi desteklemek için seçimlerden çekilmiştir.


Ruler of the Ruins 11.07.2007 02:43:33
Halkın, bizde dahiliz tabi buna, hafızası pek iyi değildir, bunları yeniden hatırlatman çok güzel olmuş, teşekkürler..

Duruma göre birileri kullanılıyor. refahı, fazileti kapatan da aynı güçtü, dsp-mhp-anapı başımıza getirip, bölüp parçalatıp indirende, akpyi ve sonrasında erdoganı getirende ve şimdi indirmeye çalışanda.. bunların nedenini anlamak çok güç olmamalı o zaman ki egemen güçlerin dış dünyada ki politikalarına bakarsak...


Sayfa: [ 1 ]