SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Düşünceler

Konu: Rüya mı

Sayfa: [ 1 ] 2

ölül@revi 15.07.2005 21:55:44
varolmak..var olduğunu sanma hali ya da..
varmıyız gerçekten..
birgün uykudan uyandığmızda geçen sürecin  
rüya olduğu gerçeğiyle karşılaşacakmıyız..
var olduğunu sanma hali..
var mıyız... sanıyormuyuz...

15.07.2005 22:19:28
Ufakken, rüyanın reel dünya olduğunu, uyku dışındaki yaşantımın da aslında rüya olduğunu, kendimin de gerçekte komada yatan ve ömür boyu da yatacak bir sakat olup, o yattığım sürede derin bir rüyada olduğumu (şu an ki reel dünya yani), ara sıra da uyanıp reel dünya'ya girebildiğimi düşünüyordum (yani her gece gördüğüm rüyalar).

15.07.2005 22:23:37
idealist felsefe öldü sanıyordum ben. ama berkeleye bile rahmet okutacak arkadaşlar hala var galiba. varmıyız yoksa biz öyle mi sanıyoruz. bu sorunun cevabı binlerce kez verildi. ama idealistler hiç usanmayacak anlaşılan. ben sana basit bir örnek veriyim.
var olup olmadığını merak ediyorsun dimi arkadaş. şimdi dışarı çık, hızla üstüne gelen arabalardan birinin önünde dur ve sana çarpmasını bekle, eğer yoksan zaten bişey olmayacaktır, ama varsan ve ölmezsen bu konuyu yattığın hastane odasında tartışmaya devam edebiliriz.

15.07.2005 23:24:42
Sana bir masal anlatayım Marcel. Şöyle olsun...

Şimdi bir sorumuz var, ne olduğu belli değil ama. Soru var, orada duruyor, fakat nedir bilinmiyor. Yemek yeme kurallarından biridir, cinsel perhize veya sınava tabiidir, bilinmiyor. Ama soru orda.

Bazıları geliyor, bazıları gidiyor.

Bu soru bilmecesi gözardı edilmeyip değiştirilip duruyor, maddeci  temel türevinin getirdiği değişimin duraksızlığı. Ama olmayan bir sorunun değişim sınırı nereye kadardır denilirse, durup hörgüç bir sırtla, yüklenmiş bilgi ile dolu sırtla cevabı akli durumuna göre değerlendirilebilir. Evet, soru değiştirip duruyor kendini, aslında, değiştirenler, sanıyor!.. Çünkü soru var, bu varlık değeri kutsal.

Sorunun durumuna göre nutuklar atılıyor, devir atlatılıyor, imkanlar sırtlanıyor, ciddi sıvamalar, kapı arkası fısıltıları gerçekleşiyor.

Ama biri gelip soru soruyor: Soru neydi? Neydi soru?
Soru ne? Ne soru?
Soru ne olacak? Ne olacak soru?

15.07.2005 23:40:52
Yani, 'ne'si gözardı edilip 'nasıl'a bakan körpe bir anlayış içinde.....
Denilen denilmiştir... Umarım konu ile bağlantılanır, bu benim sorunum değil..

16.07.2005 19:27:03
mesele soruda olabilir mi yani..mesela yanlış sorulmuş hatta hiç sorulmaması gereken bir soru olabilir mi..

var olup olmamak farketmiyor olabilir.

varsan da yoksan da hangi halde oluşun çaresiz bir oluştur çünkü.

ama anlamak istediği içiçe sorular tıkıştıran bir gözle her türlü hayat belirtisini soruşturma gözardı edilemez.

cevabı verilmediği-verilemediği sürece bin asır daha sorulacak.

kötüsü şu ki cevabı tatmin etmiş pek fazla soru yoktur belki de hayatta.

aslında var mıyız....

yoksak bile varmış gibi davranmak zorundayız. 

marcel'in örneği şu kaza meselesinde olduğu gibi.

ölül@revi 16.07.2005 20:27:09
trajik bir kaza benzetmesinin_örneğinin_uyku içinde kalmış insan soyunun
varoluş realitesini doğruladığı sanısı, deneme_yanılma mantığının bu sanıyı
öldüreceği gerçeğinin_  iddianın_  yada sunulan önermenin yiine sanısıyla
bildiriliyor..oysa septik düşünce cm'siz düşündüğü için yine bir soruyla zihinleri işgaliyet
sahasına davet ediyor...insan nefes alma  realitesini,yaşıyor olması da  doğruluyor..bunun için
ölümün 'sipariş' edilmesi gerekmiyor herhalde..adına yaşam denilip sürdürülen bir zaman
diliminin bir uyku anı veya uyku anı içinde görülen rüya olduğu sanısıyla soruluyor soru..
rüya mı?
kesinliğin olmayıp belki'lerin kanını akıttığı bir var olma serüveninin içindeyiz..
varmıyız..bir zamanlar vardı'mıyız..??

16.07.2005 20:41:36
bakınız ama varolmak sorunu bir yana,varoluşumuzu hissettirici araçların valığı meselesi önemli bir soru bence.

bu araçların çoğu da kişinin olumsuz saydığı değişimleri yaratıyor bünyede,örneğin nefret-korku- acı gibi.

bir sorunun cevabı yansorularının cevabıyla açıklık kazanıyor olabilir.

varsak bunu ayrıtetme yöntemlerinin geneli neden acı içerir.

acı farkediş-şuurun bilgisini tanımlamasıdır.

bu anlamda varolan varlığını bilen olmalıdır.

varlığını bilişinde pürüzü insana yaratan ne olabilir...


16.07.2005 21:09:58
Aslında soru ile belirgin kılınan şey varlığın bu derecede kati bir niyetle sahaya sürülmesi ve bu niyetin keskinliğine inanılır olması... Ne bu kadar az bir öneme sahipken, nasıl'a bağ kurulması kurallı bir anlayışa bağlı. Varlık kendini cenk sahasında belli etmez: hani kanlı gösterilerin uğrak yeridir ya!

Soru olmayınca buna bağlı şeyler fısıldamaz bile, eğer bir şey söylersem bu çelişmenin hassasiyetini onaylar ancak. Kendinizi durumlara bağlı kılarken, hep varolma sorununu nasıl öne atarsınız? Yokken bile var kalmak dürtüklenen bir ayyaşlık anı gümbürtüsü mü? Kendinizi neden yorarsınız? Yorumlarınızı neden görmezden gelirsiniz? Saçmalığın kendini kaybetmesi makuldur.

Rüya değil, sonsuz değil, uyanıklılık ve dirilik anı değil, sıfır değil! Rüya olsa bile varsınız, var olmadığınızı kanıtlasanız varlığınızı kanıtlamış olacaksınız. Herşey kendine döner, bu halkanın susuzluğunu dile getirir.

Herşey bir çelişme ve ithamlar belirtisidir, ama belirti yoktur.

16.07.2005 22:10:14
kelimelerle her türlü savınızı ispatlayabilirsiniz var olmadığınızı bile. ancak bu insanın kendini evrenin merkezine koyduğu ve tüm maddi devinimi kendi varlığının ekseninde algıladığı ve çözümlediği bir düşünce sisteminde geçerli bir ispat olacaktır. nihayetinde özel olarak kelimeler ve dil genel olarak mantık insanın kendi öz ürünüdür. ve yine o öz ürünü sayesinde felsefe de dahil olmak üzere hertürlü düşünsel faaliyet ve yaratım içerisine girer.
şimdi ben diyorum ki : insan da varlık olarak tümüyle maddeseldir ve hatta maddenin özel ve yüksek bir biçimi olan beynin ürünü düşüncede bu maddeselliğin bir türevidir. şimdi siz tümüyle maddesel bir zemnide  ürettiğiniz bir savla yine maddenin varlığını yadsımaya veya onu ikincil plana düşürmeye çalışıyorsunuz.
bu sorun felsefe tarihi boyunca şu şekilde formüle edilmiştir: madde mi düşünceyi yaratır yoksa düşünce mi maddeyi?
şimdi açık konuşalım sizce hangisi?

16.07.2005 22:23:19
meselenin çözümü çok basit olabilir.

çözülememesi de bu basitliğin kabulünü redden-hayalkırıklığı vs -kaynaklanabilir.

bütün bilgileri bir kenara bırakıp en çıplak şekliyle insan düşündüğünde;

düşünce maddeyi değiştirebilir.madde de düşünceyi değiştirebilir.

maddenin düşünceyi değiştirmesi daha dolaysızken -sadece siyaha boyandığı için bir odada kendini mutsuz hisseden insan gibi

düşüncenin maddeyi değiştirmesi maddenin aracılığıyla olur.Örneğin tahtayı elle işlemek gibi.

ancak sonucu yaratan yorumlama gücüdür.

madde kendi başına kendini bilmekten  acizdir.

doalyısıyla maddeyi anlamlı kılan onun düşünebilen hali olan canlılık-insandır.

insanı canlı yapan-düşünebilir yapan fark maddeye özgüyse ancak o zaman madde düşünceyi yaratır diyebiliriz.

değilse-madde düşünce için araç olur.

felsefenin suni evrenler kurarak insanı da bu evrende yaşanabilir olduğuna ikna ettiği doğru.

öte yandan felsefe gene insanın kendini ve hayatını görebilmesindeki önemli yol.

dil felsefesi bütün felsefi lümpenliğin  belki de doruk noktasıdır.

dilsel bir ağla insanı kendine imkansız yabancılıktaki bir varlığa dönüştürebilir.ancak ters yüründüğünde de bütün ağırlığı üzerinden atmasını sağlar.

düşünce hareketlidir.maddeyse durağan.

yaratım varsa düşünceye aittir.

ancak düşünce de reçele bulaşmış sineğe dönüştürmek de sahibini özellikle ustalaşır nedense.

16.07.2005 22:38:15
Zeminin maddesel olması bir öngörü, telaşlı bir insanınilk oturma taşı. Yani insani sunumunuza ilkinizi, şu gerçeğinizi attıktan sonra zaten konuşulacak konu sona ermiştir. Burda durup konuşulacak konu ne yazıkki daha başlangıçlara dayanmaktadır marcel. Biraz daha geriye gidin! Ama size bir öneri! Bu geriye gidilip hal olacak bir iş değil! Varlığınızı gerçekle nitelendiridiğiniz anda konuşulacak konu bitmiştir, zira sorun şurdadır: Yokluğun perspektifi!

Burada evelden öteye bağlandığınız çelmenin sizi sürüklediğinizi görebilirsiniz. Yokluğun görünümü olamaz! Sizin bahsettikleriniz maddenin ön kabulu sağlandıktan sonraki anlara karşılık gelir. Ben eğer bu kabulü yapabilseydim, hala çelime yakın ve ızdırap içinde olurdum. Ama önceyi görmemekte ve yokluğun sahasında varlığın hiçbir şekilde kol gezmeyeceğini görmekten acizsiniz.

Kutsal maddenizle ilk hareketinizi sınayın!

16.07.2005 22:44:48
nihilast seninle tartışmak bir gölgeyle boks yapmak gibi. eğer görüşlerini maddenin hallerinden biriyle tanımlasaydım gaz hali derdim ve maddenin gaz hali en şekilsiz halidir bilirsin. belki benim kavrama düzeyim düşük olabilir mümkünse daha açık ve yalın belirtirmisin görüşlerini.

16.07.2005 22:55:30
Sizin bahsettikleriniz maddenin ön kabulu sağlandıktan sonraki anlara karşılık gelir. Sizin söyleminiz şu: Maddesel üründen oluşan sav! Bu bir ön kabul olmalıdır. Gerçek avuç içinizde gizli galiba!

07.09.2005 00:51:44
Varolmayan soruyu değiştirip duran nasılcı'lar,değişimciler, Ne'yi göz ardı edip oyun oynuyor. Bu oyunun zevkli tarafı var ama işte burada kendimle çelişiyorum. Bu durumda çelişik düşünce pek önemli bir rol oynamamz. Sonuç yok işte.


Sayfa: [ 1 ] 2