|
||
| http://hasat.org/GorenGozlerIcinMasal Yorumlarınızı sunarsarsanız bu yazı hakkında minnettar kalacağım. Sadece belirlemek için. Ama zamanınızı alacak ve bu size uygun bir seçimle kararlaştırılacak. Teşekkürler. |
||
|
||
Alıntı “Varlık ve yokluk! Dank! Dank!” Gürültü boyutlandı, karmaşa nasıl’landı. Çat pat cevaplar! Bu’lar ve makul olanlar! güzel olmuş tebrik ederim. yayınlansa yanlış olmaz |
||
|
||
| Bu kadar çabuk okuduğunuza inanamıyorum! Hem ben bunu silmemiş miydim, off, kafam karıştı, yine yıldızlar!... Gönderim Zamanı: Temmuz 13, 2005, 01:05:23 pm Saol
|
||
|
||
güzel olmuş tebrik ederim. yayınlansa yanlış olmaz Bu bir eleştiri değil ayrıca, bana yakın çıkarımlar ve basit sonuçlar içinde değilde, düpedüz durağan ve öyküye yakın olmalı. Keskin alanınız öykü... Ve lütfen ince bir eleştiri yapın, bu benim için önemli! Tamamını okumadan ayrıca eleştiri yapmayın. Buna ben fısıltı derim. Bu bir ricadır ama pek bir kaale alınmasa da bu sizi bağlamaz, benii bağlar. Netice de eleştiriyi ben bekliyorum. |
||
|
||
| Yorumlarınızı bekliyorum... | ||
|
||
| Dünya kurulalı beri nice asırlar geçti. Geçmişin rüzgarıyla silip giden nice asırlar unutulmaya mahkum oldu, geçmişin ve geleceğin askısında rolünü ve anlamını yitirdi. Zamanın haddini bilmez akışına ayak dirediler, hakim kılmayı gerektiren her uğraş neticesiz kaldı lakin. Alışkanlıklar, kanunlar, hükümler ve olaylar zamana direnmeyi unuttular, bir biçime bürünmeden o askıda sınıfsız kaldılar. Onlar var olanın içinde değil, yok olup gidenlerin cenkle hitap edenleri içinde de. Asırların hafızası yoktur ama asırlar kendini bilir, zamanın çarkı işlemeyen bir mekanın içinde çoğalır, geçmişe duydukları düşmanca tutkuları onları besler. Onlara kelimeler yetmez, söyleyecek az şeyleri var oysa. Neden bir cenk hikayesi kadar kısaldıkça umutsuzluk yükselir? An, dün daha koca bir zaferle andığımız o geçmişin içinde yükselerek büyüyen değil mi? Hepsi kırılmış sayısız anı kim uslandıracak şimdi? Onları anlatmaya yetmeyecek kelimelerin içinde o en uslandıranını kim söyleyecek? Oğlum, bu umutsuzlukla söylenmedi, umut her zaman vardır ama neyi değiştirir bu? O uslandırandır, geleceğe bakan gözlerin arkasındaki nedendir. Ama neyi değiştirir bu? Değerler yeniden değerlendirilmeli, kim bunu söyleyecek? Akıntının kendini devr etmediğine ve yitmediğine kim büyüyen gözlerle tanık olacak? Umut yaşlandırandır, değerlendirmez o. Var olana yaltaklık eder daima, istemsiz, onunla yaşar. Kaynağın her zaman içinde ama onu tanımayan. Çünkü o bir tanımlayıcı değildir, ileriyi gösteren parmaktır, içi ferahlatan ve direnmeyi besleyen farkındasızlıktır. O durmadan geçmişi geleceğe taşıdı, anın kendisine muhteşem tembihlerini yollayan oydu, böylece zamanın kendi harplerini önledi. Bir yatıştırıcı, kendini bilmeden yaşıyor hala. Tarih kadar yaşlı, asırların başlangıcında, başlangıcın başlangıcında. |
||
|
||
| ‘Kim bu şekilde konuşmaya yeltenebilir? Nasıl bir erke, zor dize getirebilir tabii erkeleri, amade etmeye sıvamıştır? Kendi takdiri zorunlulukla yüce olmalı ve bağdaşmalı o hazin yetke ile. Kasahandra’nın soyunu taşımalı. Asomirlac’ın kanını…’ Etrafını gözlemlemeye başlarken, beyninde türeyen seslerin yankılanıp kendilerine anlam bulması, daha yeni analiz ettiği onca şeyin kendilerine hazin yeni bir son hazırlamasına girişmesine sebep verdi. Onlar çabucak yok oldu ve yeni planlar kendilerini açıktan açığa zikrettiler. Ama yabancı nasıl anlatacağını bilemediğinden, nasılını kendinde uygun suretlerle göremedi ve o soğuk izlenimi yakalayamadı. İlk bakışta yürüyecek makul şeyin, alımlı bir iç çekişten öteye gitmesi gerekecekti. İşte, farkındaydı. Ama soğuk bu örtünün aniden yakıcı olmasını gerektirecek ilk nedenlerin peşi sıra ancak ileriyi göremeden gidecekti. O an bağlantıları gerçekleştirecek ve o an, olasılığa bağlı sonuçlarıyla yanacaktı. Belki ateşten bir harbe bürünebilirdi. Belki, imkanı kendisine daraltabilirdi; belki, sorunlu uzlaşmalar doğurabilirdi; belki, yeniyetme umutlar da doğurabilirdi. Ama bunlar sadece önemin arka planında, kendilerine tatmin kahkahası kopardığından bocalanacak türden engeller değildi. Ama durma ve izlenim oluşturma ve bağlantı kurma yürüyecekti, tabii olarak! ‘Kimin için koparılan bir yaygara bu? Kimin için bu imtihan? Evet, onu yavaşça sindiriyorum, yavaşça içimde yer buluyor; artık benden denilecek anın dışında kaldığından, hala, bu derece dişli. Onu hızlıca yakalamalıyım; o veya onlar olduğuna karar vermekte bu kadar aciz olan tutumu dibe gömmeliyim, bu sayede.’ Daha biraz evvel Tanrı’ları boynunu, kendilerinin önünde giyotine sürtmüştü ama şimdi, bir savaşçı edasıyla dirilmeye çalışıyordu. Sürtünen, yerdeki boynunu arıyor; başı ile bedeninin arasına sıvıyor. Ve doğrulmaya çalışıyor. Karanlık bir ifade! Eğer takdim edilirse, daha da bağlaması yerinde. İnanç hortlağı, ilk kez sunacak, şu, daha da kalınlaşmış giysileriyle, çarpık bedenini! Endişeli mi yabancı? Ne önemi var! |
||
|
||
| “Geldiler, ırmağın kederli yüzüne aktılar. Ve kederleriyle korkunç kanadılar, Dehşet kalacak gibi yeni! Mavera, sabahı getiren yıldız! Taşıdıklarıyla kaybolacaklardı yalnız, Işık sönmeden daha da parladı Mavera, Kara kılıcında emzirilmiş cesareti daha da kara. Kılıçlar cenkleşti gün batımına kadar Mahlukat avı başladı, kuzular, kurtlar, domuzlar. Boğdu kendi kanlarında yüzlercesini, Işığa karşı gölgenin cüretini.” |
||