SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Din Felsefesi

Konu: intihar saldırısı

Sayfa: [ 1 ] 2

06.07.2005 23:19:05
İntihar saldırılarına katılanlar İslam'a göre şehit sayılıyorlar mı? eğer değilse, bu yola gidenler Kur'an-ı Kerim'in hangi ayetlerine dayanarak bu şehitlik yollarını meşru kılabiliyorlar?

hulasa 07.07.2005 09:34:59
Cihad yapmak, dinimize göre farzdır. Diyebilirz ki iyi bir mümin uykusundan uyanıp akşam tekrar yatağına yatıp uykuya dalana kadar cihad etmeyi bir an için aklından çıkaramaz. Mümin ve toplululukları cihadı sevgi dostluk kardeşlik ve dayanışma adına yaparlar.

Günümüzde gelişen güncel olaylara bakarak, şiddetin ve kanın olduğu yerde eğer intihar bombacısı varsa hemen islami terör damgası vurulmuş cihad kavramıyla şiddetin adının eş anlamlı olduğu düşünülmeye başlanmıytır. Tabiyatıyla güçlü sermaye odaklarının pompaladığı medya konuyu aspargas haberlerle süsleyip Dünya toplumlarının zihinlerine CİHAD ın mahiyetini bu şekilde kazımıştır.

Devamı Var.


07.07.2005 21:21:53
Çoğunlukla masum insanların kurban gideceği bir intihar saldırısı hangi ayete dayanarak meşru kılınabiliyor? Bu ne biçim cihad? Hele örneğin kurbanlar İstanbul'da ki saldırılarda olduğu gibi din kardeşlerin ise? Belki de cihad, son dönemde ve hatta bugün Londra'da yaşanan olayla örtüşmüyor, bunu kabul ederim. Benim anlamaya çalıştığım cihad kavramı değil, fakat günümüzde görülen tarzda intihar saldırıları düzenleyenlerin, hangi ayetlere dayanarak bir sürü masum din kardeşinin de kurban gitmesine göz yumup hareketini meşru kılabiliyor.

RenaultFerrari 08.07.2005 08:37:52
intihar edeni Allah kabul etmiyor cenaze namazı kılınmıyor
masum olsun isterse orduya karşı olsun
İntihar ettip bir kaç kişiyide beraberine imha ediyorsa
bu adamın Allaha itimadı yok demektir
bu adam hayatta insanlığından istifa etmiş demektir
belki intihar etmese daha fazla düşmanını hayatında etkisiz hale getirecek
demek Allaha itimadı yok ki böyle yapıyor
 

hulasa 08.07.2005 09:08:35
Savaş uçakları fink atıyor göklerimizde,
Demirden ve ateşten;
Kan akmadan deliyor cocukların yüreklerini.
Afgan steplarinde go go oynarken çocukların.

Bakıyor anaları çağlayan ırmak gibi
Gözyaşlarından ara vermez onyıllarca.
Oraların bağrını delen tomahavklar
Bir marifetli ki oluk oluk kanı
Göremiyor Dünya gözleri bağlı

Çocuklar ölüyor filler tepınıyor,
Sevinmiyor artık Afgan çocuklar
Semadakı uçakları görunce
Filler tepiniyor zil zurna sarhoş
Sevinçten gözleri mahoş
Aralarına sokuluveriyor sıcak bir maşa



RenaultFerrari 08.07.2005 10:06:41
birde Cihad kesinlikle farz olmasına karşın
Ümmetin ekserisinin kararına bırakılmıştır Sadrı islama bak
yani öyle ben cihada gidiyorum falan yok böyle bir şey

hulasa 08.07.2005 10:46:41
HALA ANLAŞILMIŞ DEGİL ÇİHADIN FARZ OLAN KISMIYLA İNTİHAR SALDIRISI FARZDIR MI DEMEK İSTEDİK,
KENDİ İÇİNDEKİ OLUŞ ŞARTLARINA GÖRE FARKLILAŞIR İNTİHAR SALDIRISININ FARZIN UNSURLARININ TEKİNİN BİLE OLMASI BUNU SÖYLEMEK İÇİN YETERSİZ.

İNTİHAR SALDIRISI FARZ OLARAK ALGILANSA BİLE, ESAS OLAN DOSTLUK KARDEŞLİK DAYANIŞMA PAYLAŞMA ADINA SAVAŞIN YANINDA ESAMESİ OKUNMAZ.

deniz 08.07.2005 12:19:19
peygamber pratiğinde intihar saldırısı olayı var mı ?


hulasa 08.07.2005 14:04:08
Tüm Peygamberler için mi?

deniz 08.07.2005 14:16:05
muhammed için düşünmüştüm ama diğerlerni de katalım ?

hulasa 08.07.2005 16:06:53
Gönderilmiş tüm peygamberler İslam peyganberliri idi ve yaymaya çalıştıkları tevhit inancının gereğini yapmışlardır.
Bu itibarla bugünün eylemsel biçimi şeklindeki intuhar saltırılarının Peyganberlerle ilişkilendirilemez.Keza hiçbir dini görüşe sahip olmayan kişilerin de intihar eylemleri yaptıkları ortadadır. Sorunu sırf din unsurlarıyla orjinallik gösterdiğini savunmak yersizdir. Olmamıştır.

deniz 08.07.2005 16:10:29
ne dediğim anlaşılmadı.

azrail bunun fıkhi durumunu sordu.
ben de diyorum ki peygamber pratiklerinde (onun yapması gerekmez, yapmasına müade yada emrettiği durumlar) bunlara rastlanıyor mu?

08.07.2005 17:24:26
İslam tarihinde ancak cephe savaşında bu tür bir eylem yapılabilir.  Şehadet eylemi diyebilecegimiz bu eylemde şehedeti göze alan mücahid düşman saflarına saldırarak kendini feda eder. Ancak cok önemli olan husus burda bir cephe savaşı vardır. Düşman güçleri açık bariz bir şekilde karşıdadır. Bu eylem kutsaldır.  Bunun yanında günümüzde yapılan bu tür eylemleri değerlendirirken ortamı ve sosyal şartları iyi değerlendirmek gerekir. Irak ve filistinde rastlanan bu tür eylemler gerekli hassasiyet gösterildigi takdirde meşrudur. Bunlar ne olabilir düşman kuvvetlerini zayıflatmak, karargahları çökertmek, askeri gücü yoketmek ve psikolajik rahatsızlık vermek olmalıdır. Sivil insiyatifllerin masum insanların zarar görmemesi için aşırı hassasiyet gösterilmelidir. Saldırı haince ve vahşi olmamalıdır. Ve en son başvurulacak çaredir. Kesinlikle islam ümmetine ve müslüman halka faydalı oldugundan arkaplanında herhangi emperyalist ve çıkarcı güclerin istismarı ve motivasyonu olmadıgından emin olmak gerekir. 

deniz 08.07.2005 18:21:53


1. her ne sebeple olursa olsun insan öldürmek (hatta bush bile olsa) kabul edilebilir bir eylem olmaz bence.

2. suçlu ayrımını doğru yapmak lazım.  modern yasalar bile bir babanın suçunu oğluna yüklemez. ki daha üstün adalet iddiası olan islam hukuğu buna hiç müsade etmemeli.

3. insan hayatı kendisi için en değerli olandır. hiç bir şey için kendi canından vazgeçemez. islam içinde böyle olmalı. yani katiyetle bu haram olmalı.


09.07.2005 19:26:29
Alıntı
Kur’ân-ı Hakîm, ‘cihad’ kelimesinin geçtiği bütün âyetlerinde ‘fî sebîlillah’ kaydını da düşer. Ancak Allah yolunda sarf edilen bir gayret ve cehdin ‘cihad’ tarifi içerisine girebileceğini bildiren bir nişanedir bu.

‘Şehid’ kavramı da, tarifini bu çerçevede bulur. Şehid, bir cihad esnasında ‘Allah yolunda’ öldürülen kişidir. Bu meyanda, Hz. Peygamber’in mü’minlerle birlikte cihada katılan, ama ‘Allah için’ değil ‘kavmi için’ veya ‘ganimet için’ veyahut ‘kendisi için’ bu mücahedeye katıldığını belirten kişileri ‘mücahid’ ve ‘şehid’ kavramının haricinde tutmuştur sözgelimi. Kuzman hadisi, bu hususa dair hadislerin en meşhurları arasındadır.

Açıkçası, ‘cihad’ ve onunla irtibatlı bir kavram olarak ‘şehid,’ Kur’ânî ve nebevî bir asla dayanan kavramlardır. İkisi için de temel nokta, ‘fî sebîlillah,’ yani Allah yolunda ve Allah için olmasıdır.

Diğer taraftan, mü’minâne bir hayat yaşarken ağır bir karın ağrısıyla, meselâ lohusa iken ölen, boğularak ölen, deprem gibi musibetlere maruz kalarak ölen, malını veya canını bir saldırgana karşı korumaya çalışırken ölen kimselerin de Allah katında ‘şehid hükmünde’ sayılacağını bildiren hadisler vardır. Dolayısıyla, mü’minâne bir hayat yaşarken bu durumda ölen kişiler de, aslî tarifiyle ‘şehid’ olmasalar bile, ‘hükmî şehid’ veya ‘manevî şehid’ olarak tarif edilirler.

Her hâlükârda, ‘şehit’lik, tarifini dinin belirlediği bir keyfiyettir.

Gelin görün ki, iş bu kavrama gelip dayandığında, bariz bir çelişki bizi karşılar. Tarifini dinin belirlediği herşeyi ‘hayatın dışına’ itmeyi ‘laiklik’ diye anlayan, böylece ‘laiklik’in genelgeçer tarifiyle de çelişen zihniyetin müntesipleri, apaçık bir dinî muhtevaya sahip ‘şehit’ kavramını ise sahiplenir ve onu kendi tarif ettikleri veçhile kullanmakta ‘laikliğe aykırı’ bir durum görmezler. Ne yaman bir çelişkidir ki, ‘hayat’ sözkonusu olduğunda kapı dışarı edilen dinî kavramlar, ‘ölüm’ sözkonusu olduğunda pekâlâ içeri buyur edilir!

Açıkçası, hayatın içinde dinî bir çağrışım uyandıran hemen herşeye ‘siyasî simge’ yaftası vurmakta beis görmeyen niceleri var ki, iş ‘hayat’ın feda edilmesine gelip dayanınca dinî bir kavramın uyandırdığı çağrışımlardan istifade etmekte beis görmezler. Ve, önceki durumda peşinen ‘laikliğe aykırılık’ veya ‘dinî duyguları istismar’ kulpu takmaktan çekinmeyen bu kişiler, bu ikinci durumun da ‘istismar’ kelimesinin kapsama alanına girip girmediğini kendilerine asla sormazlar.

‘Şehid’ kavramıyla ilgili ikircikli durum, yalnızca bu mâlûm çevreden kaynaklanmıyor.

Tam aksi yönde, kendisini dindarâne bir çizgide tanımlamanın ötesinde, özellikle ‘siyasal İslâm’ diye tarif edilen bir zümre içerisinde yer alıp bu uğurda şiddete cevaz veren kesimlerde de, ‘şehid’ kavramının yanlış bir kullanımı ile yüzyüze geliyoruz.

Meselâ, sözümona ‘İslâmî’ bir gaye uğruna İslâm’ın onay vermediği bir şekilde, yani masumların kanına veya canına kasteden terör eylemleri gerçekleştirerek ölen kişiler de bu kesimler tarafından ‘şehit’ olarak tavsif ediliyor. ‘İntihar eylemcileri’ için takınılan tavır, bunun en açık örneği. İslâm’ın yasakladığı iki fiili; —velev ki başka çıkış yolu kalmasa bile—‘İslâm adına’ masum sivilleri ve onlarla birlikte kendisini öldürme fiilini beraberce gerçekleştiren bir ‘intihar eylemcisi,’ şehit olacağı söylenerek ve şehit olacağını umarak bu eyleme yöneliyor. Bu umut ise, en temelde, ‘şehid’in ‘bütün günahlarının affedileceği’ şeklinde zihinlere yer etmiş bir inanıştan besleniyor.

Oysa, Kütüb-i Sitte’de geçen bir rivayet var ki, bu ‘inanış’ın tashihe muhtaç olduğunu bize gösteriyor.

Ebu Katâde radıyallahu anh anlatıyor:

“Bir adam sordu: ‘Ey Allah’ın Resûlü! Allah yolunda öldürüldüğüm takdirde, bütün hatalarım örtülecek mi?’

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): ‘Evet, sen sabreder, mükâfat bekler, geri kaçmadan ileri atılır vaziyette olduğun halde öldürülürsen!’ diye cevap verdi.

Ve adama sordu: ‘Nasıl sormuştun?’

Adam sorusunu aynen yeniledi. Bunun üzerine aleyhissalâtu vesselâm Efendimiz sözlerini şöyle tamamladı:

‘Evet, (kul) borcu hariç, bütün günahların affedilecek. Zira Cebrâil bu hususu bana haber verdi!’” (bkz. Müslim, İmâret 117; Muvatta, Cihad 31; Nesâî, Cihâd 32)

Bu hadis gösteriyor ki, ‘kul hakkı’ Âdil-i Hakîm olan Rabb-ı Rahîm’in katında o kadar önemli ve değerli ki, ‘şehid’ olmamız bile bizi kullara karşı bir haksızlığı ortadan kaldırmıyor. Âdil-i Hakîm, şehid için bile, onun üzerindeki Kendi hakkından, yani ‘hukukullah’tan feragat ediyor; ama ‘hukuk-u ibâd’ı, yani şehid olan kişi ile sair kulların onun üzerindeki haklarının muhasebesini Hesap Gününe bırakıyor.

Açıkçası, ‘şehid’in bile bütün günahları affedilirken ‘kul hakkı’nı bundan müstesna tutarak, Rabb-ı Rahîm, aslında ‘kul hakkı’nın O’nun katındaki müstesna yerini bize bildiriyor.

Durum buysa, varsın milletin gözüne baka baka milletin maddî ve manevî haklarını, bu arada ‘insan hakları’nı çiğneyenler de iyi düşünsünler; masum sivillerin canına veya kanına kasdetmekle yaptıkları haksızlığın umdukları ‘şehit’lik sayesinde affolunacağını sanan şiddet yanlıları da...

Kul hakkı öyle birşey ki, hiçbir şey, Hesap Günü sizi onun hesabından alıkoyamıyor. Gerçekten şehit olmanız bile...
       sadece okkuyun....


Sayfa: [ 1 ] 2