|
||
| laiklik nasıl olmalı size tam laiklik nasıl olmalı vantandaş üzerinde ne dersiniz |
||
|
||
| devletsiz din...dinsiz devlet. dinli ya da dinsiz ama dilerse bunu ifade eden,ifade edişi güçle gölgelenmeyen ,organize olabilen insanlar. |
||
|
||
| Laiklik bir tepki sistemi olarak doğmasına karşın kıta avrupasında yerini bulmuş ve sıçrayarak bize kadar ulaşmıştır. Bu kavramın Türk Toplumuna gelişini jöntürkler ve ittihat terakkiye borçluyuz diyebiliriz. Genellikle sekülerleşme sürecini tamamlayamamış ve dinin dogmalarından çok çekmiş olan toplumların sıkı sıkıya sarıldıkları bir yöntemin adı. Eğer laiklik çıkış noktasına göre kabul edilecek olursa, tüm toplumu ilgilendiren -kamusal alan da deniliyor- yerlerde dinsel simge ve dayatmaların ortadan kaldırılması, başkalarının düşüncelerini etkileyen tüm simgelerin temizlenmesi olarak basite indirgeyebiliriz. Bu kuralın hukuk sistemine uygulanması ise, devlet denilen organizma içinde dinsel kuralların ve din adamlarının hiç olmaması şeklinde oluyor. Eğer biz Türkiye'de laikliği hakkıyla uygulayacak olursak, Diyanet İşleri Başkanlığını kaldırmakla işe başlamalıyız. Ardından din görevlilerinin devletten maaş alması yasaklanmalı, daha sonra tüm tapınakların yapılması (cami, kilise, havra, cemevi vb) sınırlandırılmalı. Ayrıca zorunlu din dersini de seçmeli yapmak gerekiyor. Bunun yanında din eğitimi almak isteyen çocuklara da engel olunmamalı. Yani kuran kursu ya da imam hatip gibi okullar serbest olmalı isteyen dindar okullara isteyen dinsiz okullara çocuğunu verebilmeli. Türban, başörtüsü, kippa, haç vb. simgelerle kamusal alanlara girilmesi yasaklanmalı ( Türkiye'de bir tek bu uygulanıyor). Ben yukarıda sayılan tüm kuralları uygulanabilir olarak görüyorum, ancak son örneğin insan hakları ve eğitim özgürlüğü ile çelişmesi nedeniyle uygulanmasını sakıncalı buluyorum. |
||
|
||
| laiklik avrupada kilisenin zorunda olduğunu doğduğunu biliyoruz dinin dayatmalarında olduğunu sende söylüyorsun ama türkiyede ki din avrupada ki kilise dini değildir ki karıştırıyorsunuz Kilise dini ile islam dinini dayatma diyorsun bu dinde dayatma yok laikrahe fiddin simge diyorsun bu dinde simge yok o baş örtüsü simge değil o dediklerinin hiç biri bu dinde yok laikliğin esası var islam devletinde meşhur olan hoş görünün temeli leküm diniküm veliye din fermanı var o halde sana göre laiklik denilen şey bu dinle alakası olan bir şey değil dayatmaların hükümsüz bırakılması alakalı bir şeydir bana kalırsa çünkü bu dinde dayatma yok dayatma olmayınca zorlama olmayınca bu dine niye cephe alınsın şahıslara cephe al dine ne cephe alıyorsun özetle laiklik sana göre dayatmaların ortadan kaldırılması islamdan başka bütün dinler ile devlet işlerinin ayrılması demek olmuyor mu ? |
||
|
||
| Laiklik, Nedir laiklik? cok soruluyor. cevabı yok herkez kendi çıkarına göre yorumluyor laikliği, Herkes din ve vicdan hürriyetine sahiptir, Devlet anayasal hükümlerle bireylerin inançlarını güvence altına alır. Hiç kimse bir dine zorla sokulamaz. Herkez inancında hürdür. Neden inandıklarını başkalarına anlatmaya yaymaya geliştirmeye hakları vardır. İnanmayanlar da durumlarını beyan ederler hiç kimse inanmayanları kınayamaz aşağılayamaz. Bunlar genel sınırlardır. Bu sınırlar örfe adete geleneğe ve çağa göre biçim alır. Örf adet veya toplumun ürettiği kültürel gelişmeler davranışlar, dinin temel yapısını değiştiremez. değişmesini teklif edemez. Bireyler arasındaki özgürlüklürin birbirlerine tahakümünü sınırlamalarını, devlet otoritesi hukuk cerçevesi doğrultusunda denetler. Devlet yapısının din esaslarına göre olması veya laik esaslara göre olması hesabıyla hukuk taraf tutamaz. Dini yaşamların cemiyetler üzerinde yaygınlığının gelişimin uygulamalarının doğruluğunu laik devlet denetleyemez unsurlarını kontrol edemez. Dini yaşamı bireysel yaşam tarzı haline getiren kişinin devamlı bir dini bilgi edinme hakkı vardır. Birey bu hakkını cemiyetlerin belirlediği dini eğitim otorotilerinin kurmuş olduğu organizasyonlara katılıp dini hayatındaki yanlışlarını bilme ve öğrenme hakkı vardır.Devlet bu cemiyetlere kamu adına hareket etme yetkisi vermesi laikliği zedelemez. Ancak bu cemiyetlerin yıkıcı bölücü istismarlara açık veya belli bir ketleyi isyana teşvik edici hareketlerini devamlı danetler. Başörtüsü (örtünme) dinimizin açıkca ortaya koyduğu emir ve yasaklardandır. Örtünme örf ve adetlere göre sekil alması bunun örtunme şeklini ortadan kaldırmaz. Örtünme kadınlara yönelik bir kural olarak algılanma zaafı vardır. Esas itibarla tüm insanlar örtünmüye tabidir. Kuran-ı Kerimde kadının örtünmesi ile ilgili zikr mevcıt olmakla birlikte bunun şeklini ve sınırlarını adetlere bırakmıştır. Örf ve adetlerin kadının tesettüründe zorlamalar getirmesi modern hayatın bir parçası olup batıya uyma şeklinde adet halini almış olması bunu değiştiremez. Devlet otoritesinin bu hususta Batı tarzı yaşam öncellerini uygulama teknigi hukukun üstünlüğü ilkesine terstir. Bu hesapla Laiklik her ne kadar güzel bir siştem olsada uygulamalarının neticeleri bakımından henüz ülkemizde gerekli yapıya kavuşamamıştır. |
||
|
||
| Vicdan kardeşim islam dininde dayatma yoktur, simge yoktur demiş. Doğrusu böyle bir kanıya nasıl ulaştığını çok merak ettim, çünkü dinlerin temeli korkudur ve öteki dünya ile korkutulan insan doğru yola getirilmeye çalışılır. Yani kişinin kendi iradesiyle doğruyu bulması yerine dinin emirlerini yerine getirmesi istenir üstelik bunları sorgulama şansımız da yoktur. Dogma denilen kavram da bu sorgulayamama ile başladığından kişinin yaşamına müdahale olmaması için laiklik bir ölçü olarak belirlenmiştir. Öte yandan kilise dini diye bir din yok, hıristiyanlığın kötü şekilde uygulanması var. Aynı şey islam ya da başka dinler için de geçerli. Her din varolduğu andan sonra belirlenen kuralları ile uygulanmayabilir ancak bunun sorumlusu dinin kendisi değildir. Yani bir dinin çıkış noktası ile uygulaması arasında bir fark varsa, bu kötü uygulamadan dinin kendisini sorumlu tutamayız. Ama bütün inanç sistemleri insanları doğru yola getirmek için katı ve değişmez kurallar koyar, uymayanları da cehennem ateşiyle korkutur. Böyle bir korkuyla hareket eden inançlılar, inanmayanlar ya da başka şekilde inanmak isteyenler üzerinde baskı uygulamaya başlarlar, böylece sıkıntı başlar. Yani biz dinde baskı yoktur dedik diye baskı ortadan kalkmaz, yine biz simge yoktur dediğimiz için de simge yok olmaz. Önemli olan gerçeklere nesnel ve yansız bir yaklaşım gösterebilmektir ama inançlı birinin böyle bir şansı da yoktur çünkü yansız olursa inancını kaybeder. Böyle bir kısır döngü işte, ne diyeyim Allah yardımcınız olsun ! |
||
|
||
| aslında tüm sorun devletin dini bir dayatma unsuru olarak rağbet etmesinden kaynaklanıyor. devleti yönetenler kendi inançları/inançsızlıkları zeminininde hazırladıkları politiklarla hakimiyet kurmaya çalışırlar. bu politikalar halkın inanç unsurları ile çelişince laiklik sorunları yaşanır. ... laiklik aslında devlet sorun değil bireysel sorundur. halkı/devleti üreten bireyler kendi aralarında inançsal faşizmden sıyrılabilseler global planda laiklik sorunu da kalmaz. |
||
|
||
| Hiçbir inancın zorla kabul ettirilebileciğini düşünmüyorum açıkcası. Bu insanoğlunun fıtratında olan birşey. Çevrenizde defalarca deneyim yaşamışsınızdır. Kendinize ait bir fikri kardeşinize dahi kabul ettiremezsiniz. Kaldı ki kendi Dünya görüşünüzü bir tartışma esnasında hemen karşınızdaki fikre kanalize etmekte zorlanırsınız. Vicdan kardeşim islam dininde dayatma yoktur, simge yoktur demiş. Doğrusu böyle bir kanıya nasıl ulaştığını çok merak ettim, çünkü dinlerin temeli korkudur ve öteki dünya ile korkutulan insan doğru yola getirilmeye çalışılır. Yani kişinin kendi iradesiyle doğruyu bulması yerine dinin emirlerini yerine getirmesi istenir üstelik bunları sorgulama şansımız da yoktur. Dogma denilen kavram da bu sorgulayamama ile başladığından kişinin yaşamına müdahale olmaması için laiklik bir ölçü olarak belirlenmiştir. Öte yandan kilise dini diye bir din yok, hıristiyanlığın kötü şekilde uygulanması var. Aynı şey islam ya da başka dinler için de geçerli. Her din varolduğu andan sonra belirlenen kuralları ile uygulanmayabilir ancak bunun sorumlusu dinin kendisi değildir. Yani bir dinin çıkış noktası ile uygulaması arasında bir fark varsa, bu kötü uygulamadan dinin kendisini sorumlu tutamayız. Ama bütün inanç sistemleri insanları doğru yola getirmek için katı ve değişmez kurallar koyar, uymayanları da cehennem ateşiyle korkutur. Böyle bir korkuyla hareket eden inançlılar, inanmayanlar ya da başka şekilde inanmak isteyenler üzerinde baskı uygulamaya başlarlar, böylece sıkıntı başlar. Yani biz dinde baskı yoktur dedik diye baskı ortadan kalkmaz, yine biz simge yoktur dediğimiz için de simge yok olmaz. Önemli olan gerçeklere nesnel ve yansız bir yaklaşım gösterebilmektir ama inançlı birinin böyle bir şansı da yoktur çünkü yansız olursa inancını kaybeder. Böyle bir kısır döngü işte, ne diyeyim Allah yardımcınız olsun ! Esas olan Din duygusu her insanın fıtratında vardır. Önemli unsur şudur kişinin iman etmesi kalbinin meyletmesi mevlasına yaklaşması müminlerin aktarması, vesile olan olaylar ve Allah(C.C) nin imanı o kişiye vermesiyle olur. Dolayısıyla bu aşamaların gerçekleşmediği her durumda iman ya şartlanmayla oluşur ya da toplum korkusuyla olur. Kişinin benimsemesi kalbi tastik makamının güçlü olması konumunu değiştirir. İman edip İslama teslim olmuş kişi hal ve hareketlerinden kendini belli eder. O hiçbir toplumsal kaygı duymaz. İbadetlerinin ölçüsünü ilmihale göre belirler. Çoğu kişi dışarıdan onu buyuk bir külfet ve zahmetin içinde sanır ve acıma hissi duyar.İmter müslüman toplumlarda ister gayrimüslim toplumlarda bir kişiyi eğer Allah (cc) iman nasip edecekse artık o kişi çileli yola koyulur. Önünde sıkıntı ve zahmet dolu yollar vardır her durumda şiddetli azap farklı olsada olgunlaşma merhalelerinden sonra sahih bir iman ile nurlanır.Din duygusu her insanın Fıtratında (Doğasında) var demiştik. İşte var olan bu duygu açığa çıkıp ihtiyaç duyulduğunda, yaşanılacak ve zarar vermeyecek tek dini sistem Dünya üzerinde İslamdır. |
||
|
||
| Murat Belge 19/12/2006 Sosyalizm açısından bakıldığında, bir ayrımı doğru yapıyor olabilmek önemli görünüyor. Daha önce de belirttiğim gibi, sosyalizm 'felsefi bir maddecilik' (ekonomik bir 'maddiyatçılık' değil) üstüne inşa olunmalıdır. Bu nedenle de, din gibi, bunun tam karşıtı temellere dayanan bir düşünce tarzına karşı mesafesini almalıdır. Bunun da edilgin bir 'mesafe almak'tan ibaret kalması pek mümkün değildir. Normali, arada sürekli bir polemik olmasıdır. Dediğim ayrım, soyutlama düzeyinde 'inanç'la, somutluk düzeyinde 'inançlı birey' arasında. İnancı yanlış buluyor olabilirim, buluyorum zaten; ama bu, ona inanarak yaşayan insanları da 'zararlı' bulmam anlamına gelmez. Yeni Gündem dergisini çıkarırken, dine fazla 'taviz' verdiğimi düşünen iki üniversiteli 'Marksist' ofise uğramış ve bu konuyu tartışmışlardı. Bir aşamada, "Peki, ne yapmayı düşünüyorsunuz?" diye sordum, "Diyelim ki sizin onayladığınız iktidar kuruldu ve toplumda hâlâ dine inanan insanlar var... Öldürecek misiniz onları?" Çok sakin ve rahat, 'Elbette' diye cevap verdiler. Böyle düşünmek bu ülkede (ve tabii başka yerlerde de) tek bir düşünce 'erbabı'na özgü değil -'iktidar olunca' kendisi gibi düşünmeyenleri doğramaya hazır pek çok 'çizgi' olduğunu biliyoruz. 'İnanmayanlar'ı yok etme hayaliyle yaşayanlar da buna dahil. Bu toplumun yaşadığı çok sorunlu hayatta, bütün bu 'kararlı' müminlerin, her türlü itikadın müminlerinin birinci dereceden payı var zaten. Neyse, konuyu başka mecraya dökmeyelim: İnançlı insanın inancına saygı duymak bir mutlak gerektir. Ama inancın kendisiyle sonuna kadar tartışırız. 'Evrim var mı, yok mu?' Bunun tartışılmaması mümkün mü? 'Eh, madem siz öyle inanıyorsunuz, inanmaya devam edin' diyecek bir konu değil bu. Öyle değil, ama adamın elini bağlayıp, şakağına tabancayı dayayıp 'evrime inanmazsan gidiyorsun' temelinde yürüyen bir 'ikna' sürecinden de söz etmiyoruz. Bazıları bunun fazlasıyla 'ince' bir ayrım olduğunu, fazla ince olduğu için de derhal gözden kaybolacağını düşünebilirler. Bence böyle değil, arada 'dağlar kadar' fark var. Farkı görmemek, bu ülkede, bu ülkenin oluşturup geliştirdiği 'laiklik anlayışı'nın bir sonucu olabilir. Çünkü bizdeki bu 'laiklik', 'seküler' değil. 'Seküler' olmak, zihnini fizikötesi bilme, anlama, muhakeme mekanizmalarından arındırmaktır. Türkiye'de 'laiklik' diyenler böyle bir şey yapmıyor, sadece bir 'devlet dini' yaratmaya çalışıyor. O zaman da yukarıda değindiğim ayrımın bir anlamı kalmıyor. Bir ilginç örnek: Basketbol takımımız başarılı oluyor. Oyunculardan biri, bunun bir rastlantı olmadığını anlatan bir demeç veriyor. "Çok çalıştık" diyor. "İyi, işte seküler bir yaklaşım" derken siz, son cümle geliyor: "Çok dua ettik!" Ve her türlü sekülarizm çöküyor. Ama bu genç adam bizim 'laiklik' ölçülerimize göre iyi, bizden, laik, çünkü din işleriyle devlet işlerini ayrı tutuyor (zaten öyle bir işi yok) ve eşinin de başını açık tutuyor. Bunları yaptıktan sonra mesele yok. 'Çağdaş' bir adam. Onun için 'laik' kesimden birileri ha bire, 'Ben çok inançlıyımdır! Bendeki inanç sizde nerde!' tarzında konuşuyor. http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=207706 |
||
|
||
| Yıllardır ikisini de tam özümseyemediğimiz için, "demokrasi" ve "laiklik" kavramlarını değişik şekillerde yorumlayarak tartışır dururuz... Kısaca tanımları: Demokrasi, tüm üye veya vatandaşların, organizasyon veya devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir yönetim biçimidir. (wikipedia) Bugüne baktığımızda bu tanıma çok uyuyor mu demokrasi anlayışımız? Yoksa sadece benzerler arasındaki eşitlik mi söz konusu olan? Laiklik, devlet yönetiminde her hangi bir dinin referans alınmamasını ve devletin dinler karşısında tarafsız olmasını savunan prensiptir. (wikipedia) Günümüzde ise laiklik kavramı, tamamen, dinsel kökeni olan bir partinin ve türbanın çevresinde konuşulup algılanmaktadır. Sizce nedir bunlar, neyi anlatır, neye yarar, birbiriyle örtüşür mü? |
||
|
||
Önümüzde bilgi vardır ve bu bir gerçektir. Aklımıza gelen ikinci soru ise bu bilginin genel olarak varolmasının mümkün olduğu koşullar ile ilgilidir. İslam'ı iyi öğrenin! Korku dini olmadığına dair yüce bir iktisat üslubunun oluşmasına gerek yok. İnsanların onu yorumlayışı korkutucudur veya niyetleri... İslam fobisi mevcut değildir. Niyetler yeni bir dini anlayış ortaya çıkarabilir.... İslamda zorbalık, istismar yoktur... Kitlelerin tek isteği demokrasidir. Bu yüksek gerekçeli özgürlüğü dile getirir. İnanç (dini inanç) kişinin içselidir. Toplumsal arenada inanç bir birliktelikten ziyade yorumlayış ayrıklıkları getirir. Toplumsal figür laiktir: zira her bir bireyin özgürce, kişisel intiha içerisinde kalmasının yagane temelidir. Laik olmayan sistem sunuları özellikle inanç özgürlüğü getiremez. Bağlayıcı olur, sonra bu kisve altından buyruk yükselir. "Gün gelir hesap döner." Bu hesap insanın özyönetisini sarmıştır, kendisi bile laik değilse... Kendini yönetimini inanca bırakmıştır. Ve öç cephesinden insanlara yaklaşmaktadır. Sancılarınızın artması gereksiz... inanç özgürlüğünüz layıkiyle mevcut... Ama bu ellerinden alınmış gibi yaratılan bu rücu taassup seyre gözleriyle dalıyor... Dini tek tek bireyleri toplamlayıp hesaba katarsak elbette toplumsal olur... Ayrıca tümevarım kullanınca, tümdengelim çağrışır... Neyse ki elimizde laik demokratik bir sinai hesap var.... Diyor ki anlatıcı:"İnanç yapısı ile toplumlar yönetilemez, zira bu nedenle inanç özgürlüğünden ziyade, bireysel özgürlük yok olur!" Elinizde özgürlüğünüz yoksa, inanç özgürlüğünüz zaten yoktur. Yorumlamalara bağnaz niyet karışınca inanç özgürlüğü tehlikeye girer... İnanç ve yönetim ayrı tutulabilir. İnancı yönetime karıştırmanın anlamı nedir? Hem inancınızı dillendirip, hem laik kalamaz mısınız? Yoksa fazla rahatlık ve özgürlük usturpa mı oldu? Tevekkül kisvesi çarşıdan eve hesabını çağrıştırıyor... Çarşıda tevekkül evde yanardağ püskürtüsü! ....... Soru: Hiçbirşeyin kanıtlanmayacağını nasıl kanıtlarsınız? İşte bu soru'daki gibi insanların "doğru olana" yanlış çözümlemeler ışığında veya bir halde, içerideki şüpheyi saf dışı bırakarak ilerlediği görülüyor... Gerçeklik hakkındaki bütün yargıları ortadan kaldıran ise zaten bunu gerçeklik bilgisini kullanarak yapıyor... Her iki durum irtisası mevcut tarafların yargılarının reddedilmesinine olanak sağlıyor. Meydana çıkarma süreci söyleti sürecine dönüşmüş, kelimeler arasında öyle kayboluyoruz ki, varlıkların kendileri arasında ilişki kuramıyoruz. İnanç, bağlı bulunma durumudur. İman meselidir, akidedir. Bir esasa itikad etmektir. Bağlı bulunmayı yönetime inşa etmek bu esas doğrultusunda yapıyı çevirmek manasına gelir. Bu durumda başka esaslara itikad edenlerin, aynı esasın farklı zihiplerine duranların bu bağlı bulunma erkanında çevrilmesi manası doğar. Bu da inanç özgürlüğünü bitirir. Bence vicdan bu durumu sıhhiyetle kabul etmez ve imanı temiz insanın bu durum karşısında "kendi evveli inancını karışıma uygulama niyeti"nden vazcaydırır. |
||
|
||
| Artık marjinal kişi ve gruplar hariç kimse 'laiklik olmasın' demiyor. Laikliğin gerekliliğinde ve öneminde çoğunluk mutabık, ama laikliğin sınırları nedir, neleri kapsar, neleri dışlar, netlik kazanmalı Laiklik; Türkiye'de siyasal ve toplumsal sistemin temel bir ilkesi olarak anayasada yer almasından (1937) bu yana devletin dinden bağımsızlaşması dışında din ve dindarlıkla ilgili olarak neyi kapsadığı, neyi kapsamadığı konusu üzerinde görüş birliği sağlanamayan; hep tartışma, kamplaşma nedeni olan bir düzenleme olmuştur. Bu yüzden hiçbir ülkede laiklik üzerine Türkiye'de olduğu kadar fikri mesai harcanmamış; yine hiçbir ülkede Türkiye'de olduğu kadar mürekkep tüketilmemiştir. Yaklaşık üç çeyrek yüzyıldır laiklik üzerine yüzlerce kitap, binlerce makale yazılmış; birçok inceleme, araştırma ve anket yapılmış; sayısız konferans ve seminer verilmiş; yine de bu ilkenin sınırlarını açıklığa kavuşturmak ve üzerinde bir uzlaşma sağlamak noktasında bir arpa boyu yol alınamamıştır. Bugün de entelektüel planda sürtüşmenin, kamplaşmanın fay hattını bu ilke oluşturmaktadır. Prof. Kemal Karpat'ın, "Türkiye, entelektüel enerjisinin yüzde 75'ini laiklik tartışmalarında harcıyor" tespiti, doğru ve üzerinde düşünülmesi gereken bir tespittir. Türk laikliğinin adresi olan Fransız laikliğinin katı ve militanca uygulamalarından arınarak ılımlı ve uzlaşmacı bir karakter kazanması ve toplumsal barışın temel bir öğesi olması bile bizimki kadar uzun sürmemiştir. Laikliğin "Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması, devletin toplumu dünyevi (seküler) ve rasyonel yasalarla yönetmesi, devletin toplumda var olan bütün din ve mezheplere eşit mesafede bulunması" şeklindeki tanımına ve anlaşılmasına Türkiye'de aklı başında hiçbir kimse ve kesimin itirazı yoktur. Devletin bu anlamda laik oluşu genel kabul görmüş, üzerinde tam bir konsensüs sağlanmıştır. Kamuoyu yoklamaları bunun tanığı. Bu, Müslüman Türk laikliğinin önemli bir başarısıdır. Ama laikliğin kişilerin vicdan, din ve inanç özgürlüğünü sağlama, dini anlama, yorumlama ve buna uygun bir yaşam tarzı tercih etme boyutu söz konusu olunca sorun başlıyor ve gerginliklerin kapısı aralanıyor. Enerji kaybı Burada laik-anti laik kamplaşma devreye giriyor. Bu da Türkiye'ye zaman ve enerji kaybettiriyor. Hâlbuki laiklik, yüzyıllarca süren vicdan, din, inanç ve kanaat özgürlünü sağlama çabaları sonunda keşfedilmiş son derece akılcı, o ölçüde değerli ve tutarlı bir formüldür. Bu formül, iyi uygulandığı her ülkede dinler ve dindarlar arası saygı ve hoşgörünün zemini olurken bizde bunu başaramıyor. Türkiye'de laik kesim, devletin yasama, yürütme ve yargı erklerinin laikliği ile, vatandaşlara din ve vicdan özgürlüğü sağlanması ile yetinmiyor. Laikliğin, bireylerin kılık kıyafetinden eğitim-öğretim, iş ve çalışma yaşamına kadar tüm hayatını denetlemesini ve düzenlemesini istiyor; ona hiçbir ülkede yüklenmeyen misyonu yüklüyor. Çağdaş hiçbir laiklik yorumunda, vatandaşın kamusal alanlara hangi kıyafetle girip giremeyeceğinin bir kriteri yoktur. Çağdaş laik hiçbir ülkede laiklik Türkiye'de olduğu kadar dindarların başı üzerinde Demokles'in kılıcı gibi bir tehdit aracı olarak gezdirilmez. Laiklik, inanç özgürlüğü kadar inancın dışavurumu ve yaşanması olan dindarlığın da güvencesidir. Bu sistemde isteyen, kimseye din ve dindarlık empoze etmeden dilediği kadar dindar olabilir. Giyimini, kuşamını, yaşam tarzını düzenleyebilir. Ama Türk laikliği, böyle bir dindarlığın evin veya caminin dört duvarı arasına hapsedilmesini, kamusal alanda görünür kılınmamasını istiyor. Laik aydınlar, Türkiye'nin toplumsal barış ve uzlaşmasını imkânsız kılan katı, dayatmacı, alternatif bir din haline getirdikleri laiklik anlayışlarında en küçük bir esnemeye, özüne uygun bir rötuşa razı olmamışlardır. Bu nedenle laikliğin yeniden tanımlanmasını, sorunsuz olarak uygulandığı ülkelerdeki gibi açıklığa kavuşturulmasını istemek gibi bir talep, Cumhuriyet'in temellerinin tartışılması diye sunuluyor. Artık Türkiye'de marjinal kişi ve gruplar hariç hiç kimse laiklik olmasın demiyor. Laikliğin gerekliliğinde ve öneminde büyük çoğunluk mutabık. Ama laikliğin sınırları nedir, neleri kapsar, neleri dışlar?.. Bunların netliğe kavuşturulması kaçınılmaz olmuştur. Bu yapılmazsa laiklik, kimilerinin dindarlara baskı aracı olarak kullanıp tadını çıkaracağı bir ilke halinde devam edecektir. İsmail Özcan: Eğitimci |
||
|
||
| istismara açık br kavramın hiç bir zaman sınırları belirlenemez. bu kural laiklik için olduğu gibi din için de geçerlidir. yapacak bir şey yok yani. tartışmaya devam
|
||
|
||
| aslında neden tartışılıyo biliyomusunuz devleti din işlerine alet edip koskoca imparatorluğu yedik başımıza yüz millet üşüştü vatanı kurtarma telaşından yapılan yanlışlar unutuldu galiba yani laiklik araya sıkışmış gibi oldu.batı devletleri gibi sadece kendi içimizde ayaklanıp bu konuda özgürleşmek için din ve devlet işlerini ayırıp dini bir sömürü aracı olmaktan çıkarmak için binlerce ton kan dökmedik ya ondan hala koyun kafalı karga kılıflı yobaz anti demokratik devletlere özenen insanlar var | ||
|
||
aslında neden tartışılıyo biliyomusunuz devleti din işlerine alet edip koskoca imparatorluğu yedik başımıza yüz millet üşüştü vatanı kurtarma telaşından yapılan yanlışlar unutuldu galiba yani laiklik araya sıkışmış gibi oldu.batı devletleri gibi sadece kendi içimizde ayaklanıp bu konuda özgürleşmek için din ve devlet işlerini ayırıp dini bir sömürü aracı olmaktan çıkarmak için binlerce ton kan dökmedik ya ondan hala koyun kafalı karga kılıflı yobaz anti demokratik devletlere özenen insanlar var HELAL PRSF YAA LAİKLİ ÇOK AÇIK KARDEŞİM BELEDİYEYE,KAYMAKAMLIKLARA,VALİLİKLERE,HATTA DEVLET HASTAHANELERİNE DİN GÖREVLİLERİ DIŞINDA YANİİİİ RESMİİİ CAMİ İMAMLARIIII DIŞINDA KİMSEEEE DİNİ SİMGELERLE GİREMEZZZZZZ.BUNU HALA NEYİ ANLAŞILMAMIŞDIR.BİZİ İRAN VEYA ARABİSTANA ÇEVİRMEYE ÇALIŞIRKEN LAİKLİĞİ YIKMAK İSTİYORLAR LAİKLİK AÇIK BUNU ANLAMAYAN GÖREMEYENDE YA KÖR YA DA OKUMA YAZMA BİLMİYOR YA DA ANLAYAMACAK KADAR SALAK !........ |
||