SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Nicelizm

Konu: Özetle Nietzsche

Sayfa: [ 1 ]

15.08.2004 10:44:23
Friedrich Wilhelm Nietzsche : 18 Ekim 1844’te doğmuştur. Babası Karl Ludwig Protestan Kilisesinde papazdı. Doğumu Prusya Kralı 4.Friedrich Wilhelm’in doğum gününe rastladığı için adı Friedrich Wilhelm koyulmuştur. Soyadının kaynağı kesin olarak belirlenememiştir. Çocukluk yıllarının en büyük üzüntüsü babasının sağlık durumunun genelde kötü oluşudur. Baba Karl Ludwig 1849’da hemen hemen körleşmiş olarak öldü. “1888-1889 kışı süresince görenlerin şaşırdıkları olaylar meydana geldi; öyle ki sahibinin dövdüğü bir atı Nietzsche’nin öptüğü bile görülmüştür.” Nietzsche 1889’un ilk günlerinde zihinsel yetilerini tümüyle kaybetti. Çıldırmasının nedeni öğrencilik yıllarında yakalandığı frenginin ilerleyerek üçüncü evreye girmesine bağlandı. On bir yıl boyunca bitkisel denebilecek bir hayat sürdü. 25 Ağustos 1900 tarihinde hayata gözlerini yumdu.

Nietzsche’nin Tanrının Ölümü Düşüncesi : Nietzsche “Hiçbir adalete sığmayan, sayısız çatışma ve acılar iyi bir Tanrı’ya nasıl mal edilebilir?” düşüncesinden yola çıkarak, Tanrı’nın ölümünün insanın anlaşılmaz olan doğasını yenmesi için ve üst insan’a ulaşılabilmesi için bir mecburiyet olduğunu savunmuştur.

Tanrı’nın, insanı yeryüzüne acı çekmesi için yolladığına inanır. Nietzsche bunu Empedokles, adlı esrinde de vurgulamıştır. Nietzsche’ye göre sanatçı Tanrı kendisini Yunanlıya bir model olarak sunar: Onun kendisine bir şekil vermesini, mermerin yada taşın içinde gizli kalan heykeli çıkarıp, sonra da gerçekleştirilen bu sanat yapıtının tadına varmasını önerir.
Hristiyan Tanrı ise emredicidir. İnsanın dünya nimetlerinden faydalanması yerine, çile çekmesini ister. Tanrı’yı yadsıyoruz, Tanrının sorumluluğunu yadsıyoruz ve böylece, yalnızca dünyayı biliyoruz.” Nietzsche olaylar sonrası insanların Tanrı’yı suçlamayarak suçu dünyaya bulmalarının yanlış olduğunu düşünmüştür.“ Nietzsche’ye göre geliştirmiş olduğumuz tüm değerler, dünyanın gerçek doğasını görmemizi engellemek amacıyla geliştirilmiş araçlardan başka hiçbir şey değildirler.

Nietzsche’nin Ebedi Dönüş Ve Üstinsan Düşüncesi : Nietzsche’nin ebedi dönüş (Bengi Dönüş) ve üstinsan görüşleri birbirinin tamamlayıcısı durumundadır. Nietzsche ebedi dönüş görüşü ile insanın dünyaya tekrar tekrar geleceğini savunur. “ Nietzsche’ye göre; insan tüm yaşamı durmadan döndürülen bir kum saatidir.” Sonsuz dönüşteki tehlike, insanın üstinsan olmak için üstesinden geldiği bütün sorunların yeniden ortaya çıkmaları ve yeniden üstesinden gelme zorunluluğudur. Üstinsana ulaşmada insanın önündeki en büyük engeli Tanrı olarak görmektedir...



Nietzsche’nin liberalizm eleştirisi ise;


a- Avrupa liberalizminin soylu ideallerinin; öncelikle de yaratıcı kişilik
ideallerinin milliyetçilik yüzünden çürümekte olduğu;

b- Nietzsche’ye göre tarihsel açıdan; felsefi liberalizmin gelişimi ekonomik liberalizmin ayrılmaz parçasıdır. Ona göre; politik yapının bir para ekonomisinin baskısı altına girmesi, etik yaşamın temelinin aşınması ve kültürün beğeni yoksunluğuyla yok edilmesidir. Bu durumda; gerçek bireyselliğin dışa vurumu ve gerçekleşmesi olanaksızdır. Nietzsche için; liberalizm, gerçek bireyi değil, burjuva toplumunun özel kişisini özgürleştirir. Ve bir kültür anlayışından yoksundur.

c- Liberalizm; bireyin benliğine ve gerçekleştirilmesine dair, soyut ve tarih dışı bir anlayışa dayanmaktadır. Gerekli olan; farklı insan tiplerinin ve farklı ahlakların varoluşunu tanıtlamaktır. Bunun içinde insan eylemlerinin, tarihsel ve psikolojik evriminin incelenmesi gereklidir.

Bu nedenle, Nietzsche’nin önerdiği bireyciliği liberal bireycilik değil, aristokratik bir bireycilik olarak görmek gerekir. Kendisinin de vurguladığı gibi; felsefesi “bireyci ahlakı değil mertebe düzenlemesini hedeflemiştir ” .

Nietzsche, bireysel kişinin; dokunulmaz ve insan yaşamının da çok kutsal olduğu görüşünü liberalizmin tersine savunmaz. İnsana’ a ilişkin düşünce biçimi anti-hümanisttir. (Yani; hümanizm’in , insanın evrenin merkezine oturtulması ve insanın değerinin de insani/ahlaki bir perspektiften yorumlanması anlamına geldiği düşüncesinde.)

EK:2
ANTİ-FAŞİST NİETZSCHE

Nietzsche olgunluk dönemindeki yapıtlarında; kendisini; yalnızca bütünüyle politikadan değil, Almanya’yı mahvetmiş olduğunu düşündüğü; milliyetçilik ve devletçiliğin kısır politikalarından da uzaklaştırmak amacıyla, kesin bir ifadeyle “ son politika karşıtı Alman “ olarak tanımlamıştır. Putların Alacakaranlığında; “ Deutschland, Deutschland über alles “ ( Almanya, Almanya her şeyin üstündedir ) haykırışının ; Almanya’da, düşüncenin ve felsefenin sona erişinin habercisi olduğu yönündeki korkusunu dile getirmiştir. Nietzsche’ye göre; milliyetçilik; kültür karşıtı hastalığın en tipik yansısıdır. Nietzsche; İyinin ve Kötünün Ötesinde de; felsefeci-yasa koyuculardan oluşan bir seçkinler sınıfının; Avrupa’yı milliyetçiliğin ötesine taşımasını sağlayacak “ üstün bir politika “ kurması arzusunu dile getirir. Bu yapıtında; yahudi düşmanlığını kullanan, Alman politikacılara saldırırken; özellikle iğneleyici bir üslup kullanır. Almanya davası karşısında Avrupa davasını destekleyen, politikada ırkçılığın tüm biçimlerine, özellikle de Yahudi karşıtlığına şiddetle karşı çıkan bir düşünürün; böylesine yaygın bir şekilde, Nazizmin ideolojik kurucusu olarak algılanması oldukça paradoksaldır.

Savaş arası dönemde; Nazilerin Nietzsche’yi, ideolojik bir müttefik olarak kullanabilmesini, sömürmesini mümkün kılan, onun yapıtlarının, Birinci Dünya Savaşı boyunca Almanya’da kazandığı popülariteydi. ( kayıtlara göre; Alman askerleri, parkalarının bir cebinde kutsal kitap (İncil ) , ötekinde de Böyle Buyurdu Zerdüşt ile cepheye gidiyorlardı ) Nietzsche; harakete felsefi bir gerekçe ve meşruluk kazandırılması amacıyla Nazi davasına dahil edilmiştir.

Ünlü Fransız şair ve düşünür Georges Bataille; Nazilerin, Nietzsche’nin düşüncelerini nasıl yanlış yorumladıklarını örneklerle göstermiştir. Bataille eski belgelere başvurarak; Nietzsche’nin kuzeni ve Yahudi düşmanı kız kardeşinin işbirlikçisi Richard Oehler örneğini gösterir. Oehler; Nietzsche ve Almanya’nın geleceği başlıklı çalışmasında; Nietzsche’nin öğretileriyle, Hitler’in Kavgam adlı kitabında savunulan görüşler arasında, köklü bir benzerliğin bulunduğunu kanıtlamaya çalışmıştır. Bataille; Oehler’in kitabından bir Nietzsche alıntısı aktarıyor; “ Daha fazla Yahudi’ye yer yok! Ve özellikle de doğuya kapıları kapatın! Almanya’nın yeterince bol Yahudi’ye sahip oluşu, Alman midesinin, Alman kanının bu kadar çok Yahudi’yi sindirme sıkıntısı yaşaması ve bu sıkıntı daha uzun bir süre ....


 

15.08.2004 10:45:22
EK:3 NİETZSCHE VE AKLA İSYAN
birbirlerinden tamamen zıt iki dünya görüşü ve eğiliminin bulunduğu iddiasına dayanmaktadır. Bunlardan ilki; Likya kökenli bir Anadolu tanrısı olan Apollon; aydınlığı, ölçülü gücü fakat her şeyden önce de aklı, akıl idaresindeki insan davranışını simgeler. Nietzsche bu tanrının simgelediği şeyin; insanın kuramsal düşünce yaratma gücü olduğu düşüncesindedir. İkincisi; yani, Nietzsche’nin Attika trajedisinin kökünde gördüğü diğer tanrı ise, Lidyalı Şarap Tanrısı Dionysos’tur. Bu tanrının simgelediği ise; her yönüyle doğa ve insanı doğanın sırlarına erdiren güçtür. Nietzsche yazılarında; Dionysos’un Apollon’un tersine; akıl yerine hissi, ölçü yerine coşkuyu, sınır yerine taşkınlığı dile getirdiği izlenimine ulaşmıştır. Nietzsche’nin Dionysos ile anlatmak istediği; insan aklı ile filtrelenmemiş doğayı görme isteğidir. Bu anlamda Nietzsche trajediyi; aklı, çıplak doğayı, ölçüyü, coşkuyu, sınırı, taşkınlığı bünyesinde birleştiren bir sanat şekli olarak görmüştür.

Nietzsche göre Sokrates;
aklın, rasyonalitenin egemenliğini kurarak, Apollon unsurunu Dionysos unsuruna karşı tek hakim haline getirmiştir. Bu insanlığı doğanın gerçeklerinden kopararak ona yalancı bir iyimserlik ve yaşam vermek demektir. Yine bu anlamda Nietzsche; akla karşı değildir, ancak aklın her şeye kadir olduğunu sanarak gözlerini doğaya yani; Dionysos’a kapayanlara karşıdır. O adeta Kartezyen bir akla karşıdır.

Nietzsche’nin bu konudaki görüşlerini özetlersek:
Yaşam, yalnızca sonsuz olabilirse bir anlama sahip olabilir. Yaşamın anlamı; yaşayanın o yaşamdan ne kazanacağı ile doğrudan bağlantılıdır. Eğer bir gün her şey bitecek ise; yaşamdan kazanılacak şey bir hiç den ibarettir. Yaşayanın sonsuza kadar yok olmayacak bir şey yapması mümkün değildir. Bu düşünce insanı ümitsizliğe ve çaresizliğe götürür. Ümidini kaybetmiş bir insan da her şeyini kaybetmiş demektir.

Bu ümitsizlikten kurtulmanın bir yolu; bir şekilde insan yaşamına anlam verecek, onu sonsuzluk kavramıyla barıştıracak. bir masal icat edip; sonra o masala inanmaktır. Nietzsche, yalnızca Apollon ögesinin yani; yalnızca aklın kontrolündeki insanın bu yolu seçtiği kanısındadır. Bu yol insanı doğaya yabancılaştırmış, korkak , kişiliksiz bir yaratık haline getirmiştir. Nietzsche Tanrının Ölümünü ilan ederken; aslında dinlerin her insana tanrılık vaat ettiği gerçeğinin altını çizmiştir. Dinler insana; öteki tarafta, sonsuz yaşam ve bitmeyen mutluluk vaat eder. Aslında bunlar tanrının özellikleridir. İnsan; insanlığından korktuğu için; icat ettiği dinler vasıtasıyla, kendini tanrılaştırmaya özenmektedir. Nietzsche bu yalana katlanamaz ve tanrının ölümünü ilan eder.

Dionysos ögesi;
coşku, taşkınlık, sınırsızlık içinde, bir sürü çirkinliği de içerir. Ama bunlar gerçektir. Nietzsche Apollon ögesini bir düşe, Dionysos ögesini ise sarhoşluğa benzetir. Düşler hayal ürünüdür. Sarhoşluk ise; çarpıtılmış olsa bile, gerçeğin seyredilmesi ve gerçekle yaşamaktır. Rüya; gerçeğe çarpamaz, sarhoş ise çarpar. Nietzsche; hem dinde, hemde geleneksel felsefe ve bilimde insanı uyutmaya , bir düş aleminde yaşamaya zorlayan unsurlar görmekte, her ikisinin de insanı deneyimden uzak tuttuğunu vurgulamaktaydı.

Nietzsche’nin önemini görüp de dile getiremediği; aklın küstahlığının dizginlenmesi gerektiğidir. Aklın terbiye edilmesinin ve dizginlenmesinin yolu; aklı kendi dışında bir şeyle, doğa ile, durmadan karşı karşıya getirmekten geçmektedir. Yani; hiç bitmeyen bir Apollon- Dionysos diyaloğu kurmaktan. Yani; Sokrates’in kurucusu olduğu kuramsal insana karşı, doğa bilimci, eleştirel, yaratıcı akılcı insanı savunmaktan.


 

15.08.2004 10:46:14
EK:4 NİETZSCHE ra en iyi örnek; Aristoteles’dir. Bu tutuma tasviri ya da betimsel tutum denilebilir.

b- Diğer bir grup ise; insanları değiştirmek ve/veya onları yaşama şartlarını iyileştirmek amacını gütmüştür. Nietzsche’nin alaycı bir tavırla; insanlığın geliştiricileri dediği bu aktivist gruba, sosyalistler ve liberaller dahil edilebilir. Bu grubun tarzına reçeteci denilebilir.

c- Üçüncü grup ise bilgelik arayıcılarıdır. Bunları amacı; ne tasvir ne de insanlığa reçeteler sunmaktır. Bu düşünürlerin hedefi; uyanma zamanı gelmiş olanlara önderlik etmektir. Tarzlarına yönlendirici denilen bu grup; insanlık tarihinde az görülen bir türdür ki; bunları filozof kategorisine sokmak yanıltıcı bile olabilir. Nietzsche’nin de özlemini duyduğu bu ender insanlar; çoğunluk tarafından; ermiş, bilge, mürşit, peygamber gibi adlarla tanınmışlardır. Batıda sıradan insanlar, bunların öğretilerine; mistisizm demişlerdir.

Eski zamanlardan beri bu olağanüstü yol göstericiler; dünyanın çeşitli yerlerinde özü bilme ya da öze erme okulları kurdular. Genellikle dışa kapalı tutulan ( esoteric ) bu okullar içinde, en çok bilinenler; Hindistan’da çeşitli adlar alan rişi ( ermiş ) grupları, Frigya’da Kibele-Attis kültleri (mezhepleri ) , İyonya ve Trakya’da Dionysian kültleri, Eski Mısır’da Hermetik Okul, İran’da Zerdüştlük; Ortadoğu’da İbrahimden başlayarak Muhammed vasıtasıyla sufilere ulaşan hat.

Bütün bu bilgelik okullarının öğretilerinin özü: İnsan; şu anki durumuyla kendine yabancılaşmıştır. İnsani sıkıntıların temel nedeni; insanın özüne yabancılaşmasından kaynaklanmaktadır. Ancak bu durumda umutsuzluğa düşülmemelidir. Çünkü; insanın özüne yabancılaşması; olumsal olduğu için aşılabilir. Bu nedenle; insan özünü bilebilir. ( öze erebilir )

Yol üstadları bu nedenle, insanları öze yabancılaşmadan kurtarmak için, çeşitli çareler, kathardik egzersizler ( Yoga gibi ) öğrettiler. Bunlara yabancılaşmayı aşmanın evrensel yolu ya da bilgelik yolu ( mistisizm ) denilebilir.

Bu anlamda; Nietzsche’nin felsefesi özü itibariyle mistisizmin bir çeşitlemesidir. Bu söylemi temellendirmek gerekirse; Birinci olarak; Nietzsche’nin öğretisinin temel yapısı; bilgelik mesajına uygunluk gösterir. Ona göre; insan ve değerleri decadence ( yabancılaşma ) halindedir. ( günah ile aynı düşünülebilir ) Her ne kadar; insanoğlu decadence halinde ise de, nihilistler gibi umut kaybedilmemelidir. Çünkü bu yabancılaşma hali aşılabilir. İnsanoğlunun; yapısı gereği, maruz kaldığı bu var oluşsal belanın, nihai çözümü ise Dionysian haldir. Yaratılışın toptan ve kayıtsız şartsız onanması; hayat ile vecd içinde birliktir ( Vahdet ).( Bu çözüm önerisi; eski bilgelerin “kozmik bilinçlilik, fenafillah v.b “ gibi ifade ettikleri çözümle aynıdır.)

İkinci olarak; Nietzsche yapıtlarında mistik özlemlerini açıkça ifade etmiştir. Onun yakınlık duyduğu eski yunan esoterik okullarından; Dionysıan Kültüdür. Üstinsan kavramı; onun mistik özlemlerinin en büyük kanıtıdır. Dionysian insanın temel niteliği amor fati ‘dir ( kader sevgisidir). Yani; sonsuzluğun, sonsuz olarak tasdikidir. Amor Fati durumunun iki yönü vardır; ilki; evren ile vecd içinde birleşme yani vahdet, ikincisi ise; dolayısıyla gerçeği; evrensel bir perspektiften görmektir. Bu anlamda; Dionysian insan anlayışı, Nietzsche’nin felsefesini mistisizme yaklaştırıyor.

Üçüncü olarak; Nietzsche’yi mistik gruba yaklaştıran en önemli özellik; onun felsefe yapmasındaki amacıdır. Onun amacı; kendini aşma görevini yapabilecek insanların zihinlerini bu amaca hazırlamaktır. Bu tutum; Bilgelik Yolu Kılavuzlarının da, ayırıcı özelliğidir. Bu tür yol üstadları; isteklilere, öze erme yolunda önder olacak aktif bilgiler verirler. Bu perspektifden bakıldığında; Nietzsche’nin tarzı, eski yol üstadlarına benzer. Nietzsche; herkes için değil, yalnız üstinsana yolu açmak için yazmıştır. Onun felsefesinin, temel özelliği, yol gösterici olmasıdır.

 

30.08.2004 11:40:38
Nietzsche’nin Felsefe Anlayışı


Bazı filozoflar nüfuzlarını korumak amacıyla bilimin arkasına saklanırlar. Nietzsche ise, felsefenin bilim yapılmasına karşıdır. Ona göre, asıl felsefe problemi: hala filozoflar var mı? olabilir mi? sorusudur. Çünkü filozof bir birey olarak, bir yaratıcı olarak varolabilir. Nietzsche’ye göre, filozofların tarih duygusundan yoksun olmaları, bu ezeli hataları, onları öncesiz-sonrasız olguları ve mutlak hakikatleri aramaya yöneltmektedir. Felsefenin gerçek karakterini Nietzsche şöyle tanımlar: felsefe ancak kendine özgü bir tasarıma göre dünyayı yaratabilir. Felsefenin gerçek karakterinin anlaşılması sonucunda, öncesiz-sonrasız değerler veya hakikatlere olan inancın yıkılması da söz konusudur. Buna bağlı olarak kavramlar ve tin alanına ait olan herşey, oluş içinde görülmeye başlanır. Bu konuda Nietzsche şunları söyler: "sözde sorunlar üstüne düşünmedim, -harcamadım kendimi. (..) “Tanrı" “ruhun ölmezliği”, “kurtuluş”, “öte dünya”, daha çocukken bile ne dikkatimi, ne de vaktimi verdiğim kavramlar hepsi, -belki de bunlar için yeterince çocuksu olmadım hiç.”(2)

Nietzsche’nin yaşama tarzı ile düşünme ve felsefe yapma tarzı birbirine bağlıdır. O, filozofun felsefesine göre, yani ona uygun biçimde yaşamasını savunur. Bu nedenle, ifade ettiği felsefe yapma tarzı açısından da “çağına aykırı” bir filozof konumundadır: “Baskı yapılan, zorlanan ve dıştan tek biçimliliği olan bir dünyada, felsefe, tek başına, yalnız dolaşanın bilgince bir monologu, tek tek kişilerin avda rasgele ele geçirdikleri av hayvanları, akademik yaşlılarla gençler arasında geçen kapalı kapılar ardındaki oda gizleri ya da zararsız gevezelikler olarak kalır. Kimse felsefe yasasını kendinde gerçekleştirmeye cesaret edemiyor, onu yaşamında uygulamayı göze alamıyor, kimse filozofça yaşamıyor, antik insanı, bir kez Stoa’ya bağlılık sözü verdikten sonra, nerede olursa olsun, neyle uğraşırsa uğraşsın, onu bir Stoa’lı olarak davranmaya zorlayan o yalın erkek bağlılığı ile yaşamıyor. Bütün modern felsefe yapmalar, politika ve polisçe işlerle sınırlı yönetimler, kiliseler, akademiler, insanların töreleri ve korkaklıkları aracılığıyla bilgince bir görünüşe bürünmüşlerdir: bu felsefe boyuna iç çekişle “olsaydı” fısıltısında ya da “bir zamanlar” bilgisinde kalır. (...) Gerçekten filozofça düşünülüyor, yazılıyor, yayımlanıyor, konuşuluyor, öğretiliyor –bu kadarıyla az çok her şeye izin verilmiştir, ancak eylemde, davranışlarda, adına yaşama denilen şeyde durum değişir: orada her zaman ancak tek bir şeye izin verilmiştir ve tüm başka şeyler de yalnızca olanaksızdır: tarih eğitimi, kültürü bunu böyle istiyor. İşte o zaman insan, “acaba bunlar da insan mıdırlar, yoksa belki de yalnızca düşünme, yazma ve konuşma makineleri midirler?” diye kendi kendine soruyor.”(3)

Nietzsche, daha çok “aforizmalar” tarzında yazan bir filozoftur. Onun için sistemcilik ve “izmler” dar görüşlülük anlamına gelir. Ona göre, yarının filozofları denemelerin adamı olanlardır. Çünkü her felsefi düşünme yeni bir deneme demektir. Nietzsche’yle birlikte yeni bir felsefecinin ve felsefe yapma biçiminin ortaya çıktığını söyleyebiliriz.

Nietzsche’nin geçmiş felsefenin tarihçisi olarak tavrı ile filozof olarak yarattığı felsefedeki tavrı örtüşür. Her iki açıdan da göz önünde tuttuğu, “üstinsan” kavramıdır. Bu da onun insanı, felsefesinin arka planından öte, temelinde yer alan bir varlık olarak gördüğünü ifade eder. Kendini “ilk trajik filozof” olarak görmekle birlikte, felsefenin geçmişinde kendilerinden esinlediği kişileri/kişilikleri de anar: “Bir tek Herakleitos üzerinde kuşkum var; zaten onun yakınında kendimi her yerden daha sıcak, daha rahat duymuşumdur hep. Yok oluşun, yok edişin olumlanması ki, Dionysosça bir felsefenin can alıcı noktasıdır, -karşıtlıklara, savaşa ve “varlık” kavramını kökünden yadsıyarak –oluşa evet deyiş.
 

30.08.2004 11:41:04
İyinin ve Kötünün Ötesi ya da Değerlerin Yeniden Değerlendirilmesi


Nietzsche, tüm insanlığı yaşadığı bir yanılgıdan uyandırmak, o güne kadar değer olarak tanınan/bilinen şeylerin hiç de öyle olmadığırı göstermek ister. Geri kalan insanlıkla onun arasındaki sınırı çizen, ona ayrı bir yer veren şey, “Hıristiyan ahlakını bulmuş” olmasıdır: “Hayatın en başta gelen içgüdülerini küçümsemeyi öğretmeleri; bedeni haklamak için bir “ruh” , bir “tin” uydurmaları; hayatın temel koşulunu, cinselliği ayıp bir şey olarak duymayı öğretmeleri; (...) Şurası kesin ki, ona (insanlığa) yalnız decadence değerleri en yüksek değerler olarak öğretildi. (...) Bu ölçüde yanılmak, hem de kişi olarak, ulus olarak değil, insanlık olarak. Şimdiye dek öğretilen biricik ahlak, derinden derine yadsır hayatı.”(5) Bu nedenle, ahlakın kendisini decadence/çöküş belirtisi olarak almak, çok önemli ve benzersiz bir yeniliktir. Nietzsche, ilk kez kendisinin bu gerçek karşıtlığı gördüğünü söyler: “Bir yanda, hayata karşı alttan alta öç güden o yozlaşmış içgüdü (örnekleri Hıristiyanlık, Schopenhauer felsefesi, bir anlamda daha o zamandan Platon felsefesi, idealizmin bütünü); öbür yanda doluluktan, dolup taşmaktan doğmuş en yüksek bir olumlama ilkesi, sınırlama bilmeyen bir evet deyiş, acının kendisine, varlığın sorunsal ve yabancı nesi varsa hepsine.”(6)

Felsefe tarihine baktığımızda, Antik Yunanda değerler probleminin, bir erdem ve ahlak problemi olarak anlaşıldığını saptayabiliriz. Nietzsche de, Sokrates’ten beri Avrupa tarihinde ortak belirtinin, diğer bütün değerleri ahlaki değerlerin boyunduruğuna sokma denemesi olduğunu söyler. Ona göre Sokrates’in düşüncelerinde temelini bulan Batı dünyasının bu ahlak görüşü, insan hayatına ve insan doğasına aykırı bir değerler görüşü durumundadır. Bu nedenle Nietzsche, değerler ve değerlendirme problemini, ahlakın bir problemi olarak değil, insanın bütün etkinlikleriyle ilgili bir problem olarak görür ve bu bakımdan da bizzat ahlakın kendisini “problematik” olarak anlar. Başka bir deyişle değerlendirme sorunu, ahlakın bir sorunu değil, antropolojinin bir sorunu olarak anlaşılmalıdır.(7)

İnsanı kurtarmaya çalışan Nietzsche, onu anlam ve değerlerin yaratıcısı olarak görür. Ama bu bir hümanizm değildir. Çünkü hümanizm, soyut ve genel bir insan sevgisinin ifadesi olduğu için, Nietzsche’nin felsefi temelleriyle/ilkeleriyle uygun düşen bir şey değildir. Burada şunu özellikle belirtmek gerekir ki, Nietzsche’nin asıl başarısı ve özgünlüğü, yüzyıllar boyunca, insan-üstü güçlerde/ilkelerde aranan hayatın ve dünyanın anlamını, insanın kendi anlam verme gücünde bulunabileceğini göstermiş olmasıdır.(8)

Nietzsche’nin yeniden değerlendirmek istediği bir şey de, çağının “modern toplum”u, başka bir deyişle çağının kültür anlayışıdır. İnsanların seviyesinin yükselmesi: bu, onun insanlara koyduğu “erek”tir. Çünkü insan toplulukları değil, insan söz konusu olduğunda, kültür, insanın ve en başta onu ayakta tutan yaratıcı kişilerin seviyesi anlamına gelir.(9) Bu nedenle, Nietzsche’nin insan anlayışına ve “üstinsan” kavramına değinmek yerinde olur. Çünkü değerleri yeniden değerlendiren, eski değerlerin yerine yenilerini ortaya koyacak olan, yaratıcı insanlardan başkası değildir.

 

30.08.2004 11:41:26
Nietzsche’nin İnsan Anlayışı ve Üstinsan Kavramı

Onun insan anlayışının simgesi durumundaki “Üstinsan”(Zerdüşt) kavramı birçok tartışmanın merkezinde yer almıştır. Çünkü Nietzsche yalnızca kendinden önceki insan anlayışlarını eleştirip aşmaktan çok, “insanı insan olarak aşmak” istemini ifade eder: “Nasıl katlanırdım insan olmaya, aynı zamanda ozan, bilici, rastlantının kurtarıcısı olmasaydı insan?(...) Zerdüşt başka bir yerde de, olabildiğince katı yüreklilikle, kendisi için “insan” ne olabilir, bunu anlatıyor, -bir sevgi, hele acıma konusu değil hiç, -insandan o büyük tiksinmeyi de yenmiştir. Zerdüşt: Onun gözünde insan biçimlenmemiş özdektir, yontucusunu bekleyen çirkin bir taştır.”(10)

Nietzsche’nin ortaya koyduğu felsefi perspektifte, insana, gerçekliği değerlendirmesi açısından bakılmaktadır. Yani insanın doğayla ilişkilerinde değil, insanlararası ilişkilerinde kavranılması söz konusudur. Nietzsche’ye göre insanlar, gerçekliği görebilme ya da görememeleri ve bundan ötürü de gerçekliği başka tarzlarda değerlendirmeleri bakımından üç tipe ayrılmaktadırlar: sürü insanı, özgür insan ve trajik insan ya da üstinsan. Nietzsche’nin sürü, kalabalık, yığın, halk, bilge olmayan, iyi insan, zayıf insan ve buna benzer adlar verdiği insan tipi, geçerlikte olan ahlak içinde yaşamını devam ettiren insandır. Bu insan tipi, kendi gözleriyle görmediği gerçekliği söz konusu ahlakın değer yargılarına göre değerlendirir ve aynı zamanda kendini ve kendine benzeyenleri ayakta tutan bir değerlendirme tarzını, çevresinin ve çağının ahlakı haline getirir.(11) Sürü insanı ahlaklı insandır. Nietzsche, sürüden “yığın”ı değil, aralarında belli bir ahlakla bağlı, o sürünün bir zamanlar ayakta durmasını sağlamış bir ahlakla bağlı insan birliklerini anlamaktadır. Bunlar arasında aile birlikleri, cemaatler,devletler, uluslar, kiliseler, partiler ve her türlü gruplaşmalar sayılabilir. Bir sürüyü o sürü yapan, onun ahlakından başka bir şey değildir.(12) Özgür insan ise, ahlakdışı insandır. İçinde yetiştiği ve yaşadığı sürüden kopmuş, kendi yolunu arayan, insanla ilgili şeyleri, insanın herşeyini kendi gözleriyle görmek isteyen insandır. Ama özgür olma yolunda her kişi, birkaç dönem geçirmek, birkaç basamak inip çıkmak zorundadır. Geçerlikte olan ahlakın dışına çıkaran ilk adım, “büyük kopma”dır. Ahlaki değerlerin ve değer yargılarının havada kaldığının farkına varan kişi, “büyük kopma”nın sınırına gelmiş demektir.(13) İşte bu noktada insanın karşısına nihilizm sorunu çıkmaktadır. Bu temel problem karşısında ancak “etkin” (aktif) olan kişi, terkettiği değerlerin yerine yeni değerler yaratma/ortaya koyma imkanı bulabilir.

Üstinsan yeni başarılar, “yeni değerler” ortaya koyan insandır. Yaratıcı insan bu yeni başarılarıyla, bir yandan ‘geçmişi kurtarır’; ama diğer yandan da geleceğe, insanın geleceğine yön verir: onun asıl işlevi budur. Bu konuda Nietzsche şunları söyler: “Ödevim, insanlığın en yüksek anlamda kendine döneceği, geriye bakacağı, ileriye bakacağı, rastlantının, rahiplerin boyunduruğundan kurtulup, niçin, neden sorularını ilk kez toptan ortaya koyacağı o anı, o büyük öğleyi hazırlamak olan ödevim, şu kanının zorunlu sonucudur: İnsanlık doğru yolu bulmamıştır kendi başına; yönetilişi hiç de tanrısal değildir; tersine, o yadsıyan, bozucu içgüdüler, decadence içgüdüsü onu baştan çıkarmış, hem de en kutsal değerleri arasında hüküm sürmüştür. Ahlaki değerlerin kaynağı sorusu bu yüzden benim için en başta gelen sorulardan biridir; insanlığın geleceği bunun cevabına bağlıdır çünkü.”(14)

Yaratıcı insan yaptığı değerlendirmelerle ölçü veren, “yasalar koyan”, “buyuran” insandır: onun işi budur, yalnızca değerleri saptamak değil. Ama bunu yaparken, ‘bu böyle olmalıdır’ derken, bunun tehlikelerini de hisseder. Yaratıcı insanlar insanlık için ortaya koydukları amaçları ve değerleri, önce kendilerinde denerler: kendileri, yapıp ettikleri ve eserleri bunun göstergesidir. Bu açıdan Nietzsche’nin “Zerdüşt” tipi ile yapmak istediği şey, insanı ayakta tutan ve ona değerini kazandıran, geleceğe yön veren, hedef koyan üstinsanların ortaya çıkışını rastlantının elinden alıp, insanlara “hedef olarak koymak”, yeryüzü kültürünün hedefi yapmaktır.(15)

Filozofların kendilerini iyi ve kötünün ötesindeki bir yere koymalarını, ahlaki yargı yanılgısının üstünde olmalarını isteyen Nietzsche, “bugünkü insanla yetinebilir miyiz” diye sorar. Zerdüşt adlı eseri bir bakıma, bu ve buna bağlı başka soruların yanıtlarının ortaya konuluşudur. Ancak onu harekete geçiren insanlığa yeni bir yol göstermek, değerleri yeniden değerlendirmek isteği olmakla birlikte, yine de düşüncelerinin ve girişimlerinin “insanlık dışı” olarak anlaşılabileceğini de öngörür: “Şimdiye dek kutsal, iyi, dokunulmaz, tanrısal bilinen her şeyle bir çocuk gibi, yani bilmeksizin oyun oynayan, ağzına dek güç ve bereket dolu düşüncenin ülküsü; ulusların haklı olarak değer bildiği en yüce şeyleri olsa olsa bir tehlike, çökme, alçalma ya da en azından bir körlük, arada sırada kendini unutma sayan birinin ülküsü; insanca, üstinsanca bir iyiliğin, iyilikseverliğin ülküsü, ki çoğu zaman insanlık dışı gözükecektir.” Çünkü Nietzsche’ye göre, insanın “her an aşılmakta” olduğunun bir simgesi ve kişileşmesi olan Zerdüşt’te, “üstinsan kavramı en büyük gerçek olmuştur burada, -şimdiye dek insanda büyük bilinen ne varsa, hepsi de sonsuz uçurumlar boyu aşağıda kalmıştır.” Nietzsche, Zerdüşt’ün kişiliğinde Üstinsan’ı bir varoluş tarzı olarak sunmaktadır: “Bu mutlu sessizlik, bu tüy gibi ayaklar, bir an eksik olmayan bu hayınlık, bu kabına sığmazlık, Zerdüşt’ün kişiliğini yapan ne varsa, hiçbiri büyüklüğün ayrılmaz bir parçası olarak düşünülmemiştir daha önce. Zerdüşt kendini işte bu yüzden, böyle geniş uzaylarda yaşayıp, en çelişik şeylere böylesine açık olduğu için, en büyük varoluş biçimi saymaktadır; kendisinin bunu nasıl tanımladığını duyunca, onu başka bir şeye benzetmekten vazgeçer artık insan.”(16)

 

30.08.2004 11:41:50
Nietzsche’den Öğrenilecek Şeyler


Kendi döneminde yeterince anlaşılmamış bir düşünür olan Nietzsche’nin geleceğe (20 yüzyıla) ilişkin pekçok öngörüsü gerçekleşmiştir. Yaklaşan çağın savaşlara, milliyetçi aşırılıklara ve tehlikeli gelişmelere gebe olduğunu düşünen Nietzsche’nin insan ve değerler problemi üzerinde önemle durmasının nedensiz olmadığı anlaşılmaktadır. Evet, onun ölümünden bu yana yüz yıllık bir zaman geçti. Şimdilerde yeni bir çağın başlangıçlarında bulunuyoruz. Ama geçmişte olduğu gibi bugün de gelecek, yani insanın/insanlığın geleceği problemi aklımzdan hiç çıkmayan önemli bir problem. Bu probleme yanıtlar bulmada ve bulunan/verilen yanıtları değerlendirmede Nietzsche’den öğrenilecek şeylerin olduğunu düşünüyorum. Ayrıca kendi kültürel ve tarihsel gerçekliğimizi değerlendirme konusunda da onun felsefesinde yol gösterici unsurların fazlasıyla bulunduğunu da söylemek yanlış olmasa gerek.

 
 

deniz 31.12.2004 08:59:42
NIETZSCHE: GELECEK YÜZYILLARIN YAZARI

"Doğru; severiz biz hayatı! Ama yaşamaya alışmış olduğumuzdan değil, sevmeye alışmış olduğumuzdan..." Bir çoklarımızın hayatına Irvin Yalom'un kitabıyla girdi Nietzsche. Belki de en doğru olanı buydu. Şöyle bir tavsiye verebilirim bugüne kadar Nietzsche ile tanışmamış olanlara; ilk olarak "Nietzsche Ağladığında"yı okuyun.

Peki kimdir Nietzsche? Düşüncelerinden önce yaşamını ele alalım. 15 Ekim 1844'de (bazı kaynaklara göre 13 Ekim 1844) Almanya'nın Röcken kasabasında doğar Nietzsche. Nietzsche'nin gençlik çağları, bugün "Başyapıt" sayılan eserlerin etkisi altında geçmiştir. Şöyle ki Dickens, Dostoyevski, Poe, Heine, Melleville, Balzac, Gogol, Turgenyev, Baudelaire, Flaubert; Chopin, Strauss, Schumann... gibi yazar ve besteciler bu dönemlerde kariyerlerinin en büyük eserlerini yaratmaktadırlar. Büyükbabası ve babası papaz olan Nietzsche hayatının en önemli kararlarından birini 20 yaşında iken verir. Nietzsche -bir aile mesleği konumunda olan- papazlık eğitimi almak yerine, Bonn Üniversitesinde Klasik Filoloji okumayı tercih eder. Üniversite yıllarında Wagner ve ünlü besteci Liszt'in kızı Cosima ile tanışır ve dost olur onlarla. Cosima'ya ya da Wagner'e hiç açmadığı duyguları yıllar sonra Cosima'ya yazıp gönderdiği aşk mektupları ile ortaya çıkacaktır. Nietzche'nin üniversite yılları Dostoyevski'nin "Suç ve Ceza"'yı , Jules Verne'nin "Aya Yolculuk"u yazdığı Amerika'da köleliğin kanunen kaldırıldığı ve Almanya'da ilk defa bir Kadın Özgürlük Hareketi Derneği kurulduğu dönemdir. 1868 yılında İsviçre Basel Üniversitesine klasik filoloji bölümüne atanır. Birkaç yıl içinde İsviçre vatandaşlığına geçer. Liszt'in kızı Cosima ile Wagner evlenir. Çok iyi iki dost olan Wagner ve Nietzsche'nin araları bu olaydan sonra açılmaya başlayacaktır. Bu olay ile ilgili olarak kız kardeşi Elizabeth'e yazdığı bir mektupta şöyle demiştir; "Her şey burada işkence oluyor bana." 1871 yılında Nietzsche ilk kitabı olan "Müziğin Ruhundan Tregadyanın Doğuşu"nu yayınlar. 1876 yılına kadar "Çağa Uymayan Düşünceler" adıyla 4 kitap içeren bir seri yayınlar. Ayrıca bu dönemde Tolstoy "Anna Karenina"yı, Jules Verne "80 Günde Devri Alem"i yayınlamıştır. 1876'da sağlığı bozulan Nietzsche bir süre üniversitedeki görevine ara verir. 1878'den sonra 1882'ye kadar "İnsanca, Çok Daha İnsanca" ardından "Karışık Kanılar ve Maksimler", "İnsanca, Çok Daha İnsanca"nın ikinci ve son bölümü olan "Gezgin ve Gölgesi", "Gündoğumu Kızıllığı", "Neşeli Bilim" eserlerinin yayınlandığını görüyoruz. Bu süre zarfında sağlık sorunları ciddileşmiş üniversitedeki görevinden emekli olmuş ve hastalığı nedeniyle mevsimler arasında Cenova, Sils Maria, Messina, Tautenburg arasında gidip gelmektedir. Bu arada Lou Salome ile karşılaşır ve ona aşık olur. Nietzsche'nin hissettiği yoğun sevgi Lou'nun "Hayır" cevabı ile sert bir biçimde önce kırgınlığa sonra da nefrete dönüşür. Ve Nietzsche'nin "Bir kadını görmeye mi gidiyorsun? Kırbacını almayı unutma!" düşüncesi doğar. Bu gurur zedelenmesi ile Nietzsche üç defa intihar teşebbüsünde bulunur. Bu yoğunluk içerisinde "Böyle Buyurdu Zerdüşt" eserinin ilk bölümünü 10 gün gibi bir süre içerisinde yazarak yayınlar. Bu eserin ikinci bölümü 1883 yılının sonlarına doğru yayınlanır. Eserin 3. bölümü 1884'de , 4. ve son bölümü de 1885'de yayınlanır. 1886'da "İyi ve Kötünün Ötesinde"yi yayınlar. İlk eseri "Tragedyanın Doğuşu" ve "İnsanca, Çok Daha İnsanca" eserlerini tekrar gözden geçirir, eklemeler ve yeni önsözlerle yayınlar. 1887'de "Ahlakın Soykütüğü"nü ve tekrar ele aldığı "Neşeli Bilim"i de yeni eklediği beşinci bir kitap ve şiirler ekiyle tekrar yayınlar. 1888'de "Wagner Olayı" kitabını yayınlar. Ününün artması üzerine Kopenhag Üniversitesinde dersler vermeye başlar. Yine bu aynı yılda "Güçlülük İstenci - Tüm Değerlerin Altüst Edilişi Üzerine", "İsa'ya Karşı", "Nietzsche Wagner'e Karşı" eserleri yayınlanır.1889 yılında bir bunama krizi geçirir ve hastaneye kaldırılır, daha sonra annesinin bakımına verilir. Annesinin ölümü üzerine kız kardeşi Elizabeth'in bakımı altında Naumburg'da yaşamaya başlar. 1989'da geçirdiği krizden önce yazıp bitirdiği "İdollerin Parçalanması" bu dönemde yayınlanır. 1900 yılında Nietzsche en ufak bir zihinsel iyileşme göstermeksizin Weimar'da kız kardeşi Elizabeth'in yanında ölür. Ölümünden sonra henüz sağlıklıyken yazdığı

Nietzsche ölümünden sonra hiçbir dini tören yapılmadan Röcken'deki aile mezarlığına defnedildi. Son yıllarını geçirdiği Weimar'daki evi Elizabeth'in çabalarıyla bir müzeye dönüştürüldü. Şair filozofun bütün el yazmaları, sayfa kenarları notlarla dolu kitapları, anıları, özellikle sonsuzluğa bakarcasına kendi içine dalan gözleriyle insanı büyüleyen fotoğrafları bu müzede bulunmaktadır.

Tutkuyla ve yoğun olarak yaşamış ancak belki de beklediklerini alamadığından mıdır sağlıklı olduğu süre içerisinde birçok dostuyla kavga eden ve sonunda yapayalnız kalan bir yazar görüyoruz. Zaten 1889'da geçirdiği krizin sebebi de, yoğun çalışma temposundan öte bu yalnızlığa bağlanır. 1889-1900 yılları arasında geçirdiği bu sessizlik döneminde zaman zaman geçmişi hatırladığı olmuş ancak hiçbir zaman tam bir iyileşme göstermemiştir. Bir gün bu eşsiz zekanın çöküşü karşısında gözyaşlarını tutamayan kız kardeşine ; "Niye ağlıyorsun Elizabeth, mutlu değil miyiz?" demiştir. Peki yaşamı boyunca savunduğu düşünceler neler? "Nietzsche, bizim, alışageldiğimiz belli bir düzen içinde kalan, düşünceleri arasında sürekli dizgesel bir bağlantı kurmaya özen gösteren, kendi kendini sınırlandıran bir aydın değildir, öyle olmamak için de özel bir çaba göstermiştir besbelli." Nietzsche felsefe akımlarından Nihilizmin öncülerindendir. Fakat daha sonra bir yan akım olarak algılayabileceğimiz Nietzschecilik akımı direkt olarak Nietzsche'nin felsefesini tanımlamaktadır. Nihilizm temelde ; toplumun ortak düşüncelerini, ahlaki değerlerini ve kolektif ülküsünü kabul etmemeye dayanan davranış biçimidir. Nietzschecilik ise Türk Dil Kurumu'nun sözlüğünde; "üstün insan öğretisine dayanarak, başkalarına oranla doğal üstünlüğü olduğunu ileri süren kişi ya da grubun saldırgan ideolojisi" olarak tanımlanıyor. Ne var ki bu tanım Nietzschecilik akımını tam olarak tanımlamamakta olduğu düşüncesindeyim. Üstüninsan diğerlerine göre üstün mü görür kendini?

"Etkinliğimi arttırmadan ya da doğrudan doğruya canlandırıp yaşamıma bir şey katmadan bana yalnızca bilgi veren herşeyden nefret ediyorum." Goethe'nin bu cümlesi Nietzsche için bir yaşam ilkesi olmuştur. Nietzsche'nin özellikle de "Böyle Buyurdu Zerdüşt"ünde sıkça deyindiği "Üstinsan" "Üstüninsan"ın (Ubermensch) tanımını anlamak için bir başlangıç olabilir bu cümleyi anlamak. Bakın Zeki Eyüboğlu ne diyor Üstinsan için; "Üstinsan evrenin yaşam akışı içinde doğanın tükenmeyen, boyuna güç kazanan, yenileşen, geleceğe doğru yaratıcı bir özlemle atılan, bütün varlık evrenine açılan, evren sorunlarını, oluşun gözlemlerini bir çırpıda kavrayan en üstün yaratıcı erktir. Üstinsan evrenin uçsuz bucaksız alanında, uzayın sonsuzluğunda sayısız yaratma eylemlerine katılan bir yüce gücün, kişi biçimine dönüşmüş simgesi niteliğindedir." TDK Sözlüğünün tanımı ile Eyüboğlu'nun tanımı arasındaki büyük fark belki de bir anlamda Nietzsche Düşüncesini anlamanın ne kadar zor olduğunun ve ne kadar farklı anlamlar çıkabileceğinin bir göstergesidir.

"Üstüninsan" çağın gereklerine ayak uydurmuş hatta kendi gereksinimleri için çağı değiştirmeyi bile göze alan bir insandır. Doğanın kanunu olan güçlü-zayıf dengesinde zarar görmemek ve yenilmemek için en üst basamakta olmayı hedefleyen insandır. Körü körüne bir iyilik hastalığından öte dostu ve düşmanı ayırt edebilmeyi ve buna göre davranmayı bilir. Boyun eğmez ve kendisine zarar vermeye çalışanları bile onuru ile ezmeyi ilke edinir. Düşmanı ile alay eder.

    "(...) O sırada engerek yılanı geldi ve ensesinden soktu Zerdüştü, öyle ki can acısıyla feryat etti Zerdüşt. Kolunu yüzünden çekince, yılanı gördü: o zaman Zerdüşt'ün gözlerini tanıdı yılan, beceriksizce kıvrılıp savuşmak istedi. "Olmaz," dedi Zerdüşt, "sana teşekkür etmedim ki henüz! Beni vaktinde uyandırmış oldun; yolum uzun daha."."Yolun kısa," dedi engerek hüzünle; "benim zehrim öldürücüdür." Zerdüşt gülümsedi. "Bir ejder, ne zaman ölmüştür ki yılan zehirinden?" dedi. "Ama geri al sen şu zehrini! Onu bana armağan edecek kadar zengin değilsin." O zaman yılan tekrar dolandı boynuna Zerdüşt'ün ve yarasını yaladı." (...) "Bir düşmanınız olursa, kötülüğüne iyilikle karşılık vermeyin; tersine size iyilik ettiğini kanıtlayın ona."

Nietzsche'nin en büyük yapıtlarından ve en gözde eserlerinden biri olan Böyle Buyurdu Zerdüşt, anlatım ahengi bozulmadan hayatta önemli olan herşey üzerine yazımlarla oluşturulmuştur. Bu arada Nietzsche'nin de ilham aldığı, tarihte yer alan Zerdüşt İ.Ö. 628-551 yılları arasında İran'da yaşamış olan bir peygamberdir. Bilgelik tanrısı Ahuramazda'nın kendisine göründüğü ve ondan doğruluğu yayma görevini aldığını öne sürdü. Ve bu amaç doğrultusunda bir çok yandaş edindi. Asıl adı zertusraspitime'dir ve anlamı antik med kürtçesinde "sarı ışıklı güneşin beyaz demeti"dir.

Nietzsche'nin de dünya çapında bir çok yandaşı olduğunu artık literatür de bile yer alan Nietzschecilik kavramı ile anlayabiliyoruz. Ne var ki Nietzsche'nin anlatmak istediği bir çok şey, bence hala bugün gizemini korumaktadır. Bunu Nietzsche üzerine yazılmış makaleleri okuduğunuzda daha açık şekilde görmeniz mümkün. Çünkü yorumlar makaleden makaleye göre değişiyor. Bir anlamda Nietzsche eserleriyle her insana farklı bakış açıları kazandırıyor. Yani aslında her Nietzsche yorumu Nietzsche'yi değil, o yorumu yapanın bakış açısını anlatıyor. Onun istediği de bu değil miydi? Her "Üstinsan" kendi savaşını yaratmalı... "Ve insan, ateşten geçse öğretisi uğruna, ne kanıtlanır bununla? Gerçek marifet aslında, kendi öğretisinin kendi yangınından çıkmasında.", "Beni kaybetmenizi ve kendinizi bulmanızı diliyorum şimdi sizlerden: ve ancak hepiniz inkar ettiğiniz zaman beni, döneceğim sizlere."

Ünlü düşünür Descartes'in "Düşünüyorum; öyleyse varım" savını mutlaka biliyorsunuzdur. İşte Nietzsche'nin verdiği cevap; "Benim, düşündüğümü düşünen varlık olduğum kesin değildir."

Ne o, kafanız mı karıştı? Nietzsche'yi Nietzsche yapan ve ona "gelecek yüzyılların yazarı" sıfatını kazandıran işte bu anlaşılmazlıktır.

dusle.com
Hazırlayan: Barış Kuran

18.01.2005 17:20:06
sevgili barış,
ne sert bir çıkış - nede başka biçimde bir eleştiri,
nede farklı tarzda bir inat,
yada bir şeyi ispat etmektir bu söz sana;
- BAŞTAN NİETZSCHE HAKKINDA BİLDİĞİN HERŞEYİ GÖZDEN GEÇİR..
bu yazıyı daha iyi olmaya itebilecek çok eksik görünüyor gözüme..!

bu arada benzer başlığa sahip çok sayıda yazı var internette..
bunuda belirtmek istedim...


Sayfa: [ 1 ]