|
||
| samuel huntington'a göre gelecekte dünyadaki temel çatışma kaynağı geçmişteki gibi ideolojik veya ekonomik temelli değil kültür temelli olacak. ulus-devlet varlığını ve gücünü uluslararası düzende sürdürecek, ama küresel politika medeniyet çatışması etrafında dönecek. huntington'a göre medeniyetler çatışması, insanlar arasındaki savaşın evrimindeki son halka olacak. bunu, medeniyetin insanları aynı gruba koyabileceğin en büyük özellik olduğu iddiasına dayandırıyor. verdiği örneğe göre; bir italyan köylüsü, kendi köylüleriyle bir gruptur, diğer italyanlarla bir gruptur, hristiyanlarla bir gruptur; ancak onu bir arapla aynı gruba koyamazsın.. bir medeniyeti belirleyen unsurları, dil, tarih, din, gelenekler, ya da basitçe bir insanın kendini ne olarak tanımladığı olarak sayıyor ve bu temelde (a study of history kitabından yola çıkarak) 8 önemli medeniyet belirliyor (örnek: batı, slav-ortodoks, islam, hindu, japon vs..) bu medeniyet ayrımı ise bugün pek çok kişinin karşı çıkacağı bişimde din temelli. huntington, tarihte olan savaşların medeniyetler arasında da olduğunu, savaşımı belirleyen faktörün 1. dünya savaşına kadar ekonomik, 1. dünya savaşından soğuk savaşın bitimine kadar ideolojik olduğunu söylüyor. ama bugün ve gelecekte medeniyet kimliğinin öneminin artmasına bağlı olarak gelecekteki savaşların bir medeniyetler çatışması halini alacağını söylüyor. medeniyet kimliğinin öneminin artmasını şu sebeplere bağlıyor: -varolan kültürel farklılıklar -dünyanın giderek küçülen bir yer olmasıyla brlikte medeniyetlerin etkileşiminin artması -modernizasyon ve globalizasyon ile insanların lokal kimliklerinden sıyrılması, buna karşın dinin tekrar önem kazanması ( örneğin, köktendinciliğin ortaya çıkışı ve popülerleşmesi) -batının kendi kültürünü dikte etmesine tepki olarak diğer medeniyetlerin medeniyet bilincinin artması. huntington'a göre medeniyet çatışmasının örnek-belirtilerini bugün de görebiliriz. körfez savaşında arap dünyasının ırak'ı desteklemesi, iranın bosna ya yardım etmesi vs.. (buna karşın ideolojinin egemen olduğu dünyada ispanya iç savaşı için gelen desteklerin ideolojik temelli olduğunu vurguluyor) ve bugünlerde bazı ülkelerin medeniyetler arasında sıkıştığını düşünüyor. türkiye yi de bunun en bariz örneği olarak ortaya koyuyor. (islam medeniyeti köklerine rağmen 19.yy dan itibaren batılılaşma çabaları). huntington a göre türkiye, yüzünü mekke'den çevirmiş, ve brüksel tarafından ona yüz çevrilmiş bir halde ortada kalmış. avrupa'nın medeniyetine dahil olmadığı için onu asla içine almayacağını düşünüyor.. |
||
|
||
| Huntington'un son Türkiye gezisinde Türkiye'nin AB'ye girişi ile ilgili olarak söylediği Türkiye AB'ye asla üye olamaz görüşleri ve genel anlamda huntington'un "Medeniyetler Çatışması" teziyle ilgili bir başka forumda yazdığım yazıyı konuyla alakalı olduğu için buraya alıyorum.. Umarım ilginizi çeker : Huntington'dan daha farklı bir çıkış yapması da beklenemezdi zaten... Bunun değerlendirmesini yapmak, bilim adamını daha iyi tanımak ve sözlerinin nedenlerini analiz etmek için bir şeyler yazabilirim... Huntington Harvard Üniversitesinde profesör olup Modernleşme kuramları üzerine çalışmaktadır... Kendisini bilim dünyasında bunca popüler yapan "Medeniyetler Çatışması Tezi"nin başlangıcı ise "Uygarlıklar Çatışması" adıyla yayımladığı bir makaledir.. Makale ilk yayınlandığında ilgi görmüş ve üzerinde bir çok tartışmalar yapılmıştır... Bundan feyz alan Huntington 1996 yılında "Uygarlıklar Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması" isimli kitabını yayımlamıştır... Kitap kendi ifadesiyle bir "Sosyal Bilim" çalışması değil doğrudan doğruya "Soğuk Savaş" bitimine bağlı bir "Küreselleşme" ürünüdür... Bilim adamının tezine dikkatle bakıldığında Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra Batı Uygarlığı için yeni bir düşman yaratma ya da güdüleyici bir etkene yoğunlaşıldığını görürüz.. Çünkü ona göre Batı Medeniyeti dünya üzerindeki en gelişmiş medeniyet olmakla birlikte küreselleşmeyle bile olsa Batılı olmayan Medeniyetlerinden farklı olduğu ve aynılaşmanın mümkün olmadığı bir gerçektir.. Medeniyetler Çatışması Tezi bir çok yerde tartışılır ancak tam olarak içeriği bilinmez.. Bunlara bakacak olursak ise : Sovyetler Birliğinin çöküşünden sonra ortaya atılan en önemli politik kuramlardan biri de Fukuyama'nın ortaya attığı "Tarihin Sonu" tezidir.. Bu tez hakkında bir çok tartışma yapılmakla birlikte fazla iddialı ve günümüzde de zaten geçerliliğini yitirmiş bir tez olması bakımından önem taşır.. Fukuyama'nın bu tezine göre Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra ideolojiler savaşının artık sona erdiği ve bu savaşın dünyanın hemen her yerinde Kapitalizmin galibiyetiyle sonuçlandığı ve Kapitalizmin zaferini ilan ettiği anlatılır... Fukyama'dan sonra ortaya çıkan en önemli bilim adamı da söylediğimiz gibi Huntington'dur.. O'na göre Sovyet Rusya sonrası çağ, artık ideolojiler savaşına değil de din ağırlıklı bir uygarlıklar savaşına sahne olacaktır... Bununla birlikte tezinde önümüzdeki yıllarda Batı Uygarlığına rakip olarak ise başlıca iki rakip belirliyor.. Bir tanesi Çin'in öncülük ettiği Çin Uygarlığı diğeri ise İslam Medeniyeti olarak ifade edebileceğimiz blok'tur... Aslında bunun anlamı bir Batılı'nın ağzından ortaya konmuş bir stratejik bir yönelim'dir.. Çünkü Huntington böylece Batı Medeniyetinin karşısına Sovyet Rusya'nın yıkılmasından sonra onu sürekli diri ve tetikte tutabilmek için yeni rakipler çıkarıyor... Bunu ise ünlü tarihçi Toynbee'nin "Meydan Okuma ve Karşı Koyma" kuramıyla açıklamak mümkündür.. Çünkü bu kurama göre : büyük Uygarlıkların yıkılmadan ayakta kalabilmesi için yaşadığı yüzyıllarda kendine karşı koyacak, meydan okuyacak güçlerin varlığınının önemli olduğu uzun uzun işlenir (Toynbee, Bir Tarih Çalışması) İşte Huntington'un fikirlerini bu tez üzere kurguladığı ve amacının yeni çağ'da Batı Medeniyetini gevşekliğe karşı güdülemek olduğu ortaya çıkıyor... Demin de söylediğim gibi böylece hem Batı medeniyetini diri tutmak için güdülüyor hem de Çin ve İslam Medeniyetlerini batı Medeniyetine karşı yeni düşman olarak ortaya çıkarıyor... Huntington'un tezinde ortaya koyduğu fikirleri Emre Kongar'ın "Küresel Terör ve Türkiye" kitabından da faydalanarak değerlendirmek gerekirse : 1-Sovyetler Birliği çöktükten sonraki yüzyıl'da dünya üzerindeki sorunların kaynağı olan ideolojik, siyasal ve ekonomik meseleler geçerliliğini yitirdi.. Bundan sonra sorunların kaynağı kültürel farklılıklar ve buna bağlı olarak ortaya çıkan bloklaşmalar olacaktır... 2-Bundan sonraki bölünmeler ve bloklaşmalar kültürel özellikleri ağır basan 8 parçalı bir yapıda olacaktır... Bunlar ise : Batı Medeniyeti Sind (Çin ve çevresi) Japon İslam Hint Slav-Ortodoks Latin-Amerika Afrika Ona göre değişen ve dönüşen dünya ile birlikte güç dengeleri ve dünya'nın siyasal gidişatı da değişmektedir.. Yeni yüzyılda dikkati çeken ve ilerde dünya dengelerinin değişmesine neden olacak en önemli gelişme ise Asya'nın giderek daha güçlü ve etkili bir konma gelemesidir.. Tez'e küçük bir ara verip değerlendirme yapmak gerekirse : günümüzde Amerika'nın dış politikasını, yönelimlerini ve hamlelerini bu tip tez'ler ve düşünce kuruluşlarının, stratejistlerin görüşlerine göre oluşturduğu bilinen bir gerçektir.. İşte tam da bunları günümüz dünya siyaseti ve olaylarıyla karşılaştırmak gerekirse, ABD'nin bu tip görüşleri ne derece önemsediği ve bunlara karşı aksiyonel anlamda ne tür tepkiler verdiği ortaya çıkacaktır.. Çünkü Gürcistan'da, Lübnan'da, Ukrayna'da ve Orta Asya Türk devletlerinde ortaya çıkan postmodern devrim hareketlerinin yapısı ve sonuçları gözlendiğinde ABD'nin bu anlamda ne kadar hazırlıklı olduğu da ortaya çıkacaktır.. Gelişmeler hep bir satranç oyununda olduğu gibi; bir sonraki hamleyi kolaylaştıracak ve hesaplayacak şekilde oluşmakta ve sözkonusu olayların sonuçları, daimi olarak Huntington'un çizdiği medeniyet bloklarının birbirine olan güç dengelerini gözetir tarzda olmaktadır.. ABD bütün hamlelerinde Asya ve İslam Medeniyetlerinin alanlarını daraltmayı, ilerde oluşacak güç dengesinde kendine avantajlı bir konum açmayı hedefliyor... Huntington tezinde söylediğim gibi temelleri kültürel ortaklığa dayanan liderliğini ise o medeniyetin önde olan gücünün yaptığı bir blok profili çizmekte ve yeni yapılanmalarının temelini ise bu olguya dayandırmaktadır.. Bu görüşünü desteklerken ise savaşlarda ülkelerin çoğu kez kendine akraba olan ülkeyi desteklediğini belirtip Batı uygarlığının varlığını devam ettirebilmesi için Batı Medeniyetinin Evrensel bir medeniyet olduğu görüşünü reddedip yine demin de söylediğim gibi o medeniyetin önder olan gücünün (yani ABD) çevresinde toplanması gerektiğini iddia eder.. Bununla birlikte Huntington dünya barışının sağlanması için de 3 öneri sunar : 1.si Her medeniyetin önderi olan ülke, diğer medeniyetlerle çatışmalara girmekten kaçınmalıdır.. 2.si uygarlıkların birbirine geçtiği homojen olmayan bölgelerde uygarlıkların önder olan güçleri birlikte haraket etmelidir... 3. olarak ise bir reçete sunup farklı kutuptaki uygarlıkların birbirleriyle yakınlaşmaları gerektiğini söyler.. Huntington'un tezinde önemli yer kaplayan bölümlerden biri de "Bölünmüş Ülkeler" olarak değerlendirilebilecek birden çok uygarlığın etkisinde olan ülkeleridir.. Örneğin Meksika Latin-Amerika ve Batı Uygarlıkları arasında bölünmüştür.. Bizi ilgilendren kısmı ise tahmin edebileceğiniz gibi Batı ve İslam Medeniyetleri arasında bölünmüş Türkiye'dir.. Huntington Batı'yı Batı yapan kültürün evrensel olmadığını söylemekte ve böylece başta da söylediğim gibi bir "öteki" yaratmakta dünyanın geri kalanını "farklı" olarak ilan etmektedir.. Türkiye'yi ise işte tam da söylediğim bu bağlamda değerlendirmektedir... Çünkü ona göre Batı Medeniyeti farklı ve evrenselleşemeyecek bir kültür'ü ifade eder.. Türkiye ise iki medeniyet arasında bölünmüş olmakla birlikte aslında İslam Madeniyetine ait bir ülkedir.. Ona göre Türkiye; Cumhuriyetin kurulmasından itibaren yöneldiği Batılılaşmak idealini bir kenara bırakmalı, deyim yerindeyse Batılılığın ulaşılabilecek bir özellik değilde mensup olunacak bir kültür olduğunu anlamalıdır... Bununla birlikte Türkiye'ye başka önerilerde bulunmaktan da geri durmaz; Ona göre Türkiye, artık öncelikle batılılaşmak ve Avrupaya yakın olmak politikaları gütmek yerine; mensubu olduğu İslam Medeniyetine yoğunlaşmalı ve bu medeniyetin önder ülkesi olmaya çalışmalıdır... Yine tez'in bu kısmını günümüz gerçekleri ile karşılaştırmak gerektiğinde ABD'nin çeşitli kereler Türkiye için sarfetiği sözleri ve Türkiye'yi içinde görmek istediği konumu görüyoruz... ABD Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında doğu dünyasını kendi çıkar alanlarına göre kurgulamaya çalışmakta, Türkiye'ye ise yine bu çerçevede İslam Dünyasının uslu,demokratikleşmiş ve ılımlı müslüman devleti olmak ve bu yeni sentezi Müslüman Arap dünyasına model olarak göstermek görevi düşmektedir... Bütün bunlar Huntington'un tezlerinin ABD yönetimince ne derece önemsendiğini gösteriyor bizlere... Ancak bütün bunlarla birlikte Huntington'un tezlerinin çok büyük hatalarla dolu olduğunu da bütün bilim dünyası ifade ediyor... Bunları işaret etmek gerekirse : Huntington yeni dünyayı din ve kültür anlamında aynı olan ülkelerin oluşturduğu medeniyetlerden oluşturup kurgulasa da kendisinin aynı kültürden ve medeniyetten diyerek kutuplara ayırdığı ülkelerin çoğunlukla ayrı dinlerden hatta apayrı kültürlerden oluşmuş birbirleriyle sorunları olan ülkeler olduğunu gözardı ettiğini görürüz.. Örneğin İslam Uygarlığı diyerek aynılaştırmaya çalıştığı medeniyetlere bakıldığında : Uzun yıllar boyunca birbirlerini hiç sevmeyen Arap ve Türk halklarını aynı blok içinde göstermek, yıllarca birbirleriyle savaşmış olmakla birlikte ayrı kültürlerden gelen İran ile Irak'ı aynı safta göstermek, bunun da ötesinde şuan dünyanın en sorunlu ve karışık bölgesi olan Ortadoğı bölgesini toptancı bir yaklaşım ile aynı medeniyet blokunun ülkeleri olarak gösterip; bunların diğer medeniyetlere karşı ortak olarak hareket edeceğini beklemek çok büyük bir yanlışlıktır... Yine ilerde aynı medeniyetten olan ülkelerin aynı safta yer alıp birbirleriyle işbirliği kuracağını savunurken çok kesin ve değişmez bir kural olan uluslararası ilişkilerde geçerli olan kuralın çıkarlar olduğu gerçeğini ise gözardı etmiştir.. Çünkü dünya tarihinin gelişimine bakıldığında çağlar ve şartlar ne derece değişirse değişsin çıkarlar sözkonusu olduğunda ülkelerin aynı dinden olan ülkelere karşı bile farklı ülkelerle işbirliği yaptığı görülmektedir.. Yine Huntingtonun es geçtiği başka bir şey ise Sosyolojide uygarlıkların birbirlerinden etkilenmelerini açıklayan akkültürasyon ve inkültürasyon denilen kültürleşme ve kültürlenme süreçleridir.. Çünkü sosyolojik bulgularda ortaya koyuyor ki dünyanın ilk çağlarından beri birbirleriyle temasta olan kültürler birbirlerini farklı oranlarda etkilemekte ve birbirlerinden etkilenmektedir.. Yani kültür denilen olgu homojen değil karmaşık bir yapı göstermektedir.. Kültürler; tek bir toplumun çağlar boyunca sadece kendine ait olan (ki bu bile tartışılır) değerlerle değil, tarih boyunca temasta bulunulan bir çok toplumun katkısı ve etkileşimleriyle oluşmuş olup hetorojen br yapı sergilemektedir.. Yani bu anlamda kültürleri ve uygarlıkları birbirlerine karşı kesin ve net çizgiler çizecek derecede kutuplara ayırmak mümkün olmamaktadır... Bunlarla birlikte Huntington'un kültürü ve medeniyeti ortaklık oluşturacak şekilde geçmişten günümüze gelen değerler sistemi olarak yorumlarken; kültürü statik olarak yorumladığı, değişimleri ve dönüşümleri gözönüne almadığı ortaya çıkmaktadır.. Bunu açmak gerekirse şuan Türkiye Huntington'un aynı kültürden geldiğimizi iddia ettiği Arap halklarıyla mı daha çok benzeşmekte yoksa Batı toplumlarıyla mı? Globalizasyon ve bunun etkilerini burda gözlemlemek mümkün çünkü Kültürün dinamik yapısıyla birlikte Türkiye bu iyi mi kötü mü tartışılır ama Arap halklarıyla değil Batılı halklarla benzeşmekte/bu yolda ilerlemektedir.. Yani Huntington burda kültürün dinamik olduğu gerçeğini gözardı etmiş ki bu da büyük bir yanlışlıktır.. Ayrıca huntington'un dünyayı kutuplara ayırırken; dünya üzerindeki hristiyan toplumların maruz kaldığı bölünmeleri önemsediği, ancak İslam Medeniyetine mensup bütün halkları "toptancı" bir bakış açısıyla değerlendirip aynı potada değerlendirme hatasına da düştüğünü de görüyoruz.. Huntington'un tezinde içine düştüğü ve kendiyle çeliştiği en önemli nokta ise bütün dünyayı farklı kültürler ve medeniyetler olgusuyla bölerken, kutuplara ayırırken; Amerikan toplumunun içinde bulunduğu çok parçalı ve kültürlü yapıyı göz önüne almamasıdır.. Bu anlamda akla takılan en önemli soru madem yeni çağlarda bütün dünyayı bölecek tek etken kültürlerin farklılığı; o zaman neden dünyanın en parçalı toplumlarından biri olan ABD bu değerlendirmenin dışında bırakılıyor sorusudur... Yani tez'le ilgili özetle : Dünyanın yaşadığı son savaşlardan biri olan 1.Körfez savaşında bile bütün Arap dünyasının yine bir Arap devletine karşı birleştiği bir gerçek iken, kültürler ve medeniyetlerin oluşmasında gözlenen geçirgen ve homojen olmayan yapı net ve ayrışmış bir medeniyetin oluşmasına imkan tanımıyorken, kültürün durağan olmayan dinamik yapısı saf bir medeniyetin oluşmasına fırsat vermiyorken, gelecek yüzyıllar için dünyayı, yine bu tam olarak neye göre yapıldığı belli olmayan kutuplara ayırmak ve dünyanın bu kurguya göre şekillneceğini beklemek bence hayalcilikten başka bir şey olmayıp; bunun ancak Sovyet Rusya sonrası yeni çağda güçleneceği kesin Asya dünyasına karşı dünyayı kendi çıkarlarına göre kurgulayan ve günümüzde de bu gelişmelere paralel olarak adımlar atan ABD'nin işine yaradığı/yarayacağı çok net bir gerçekliktir.. Sonuç olarak Huntington'un Türkiye'nin AB'ye üye olamayacağıyla ilgili olan görüşlerini de yine kendi tezini dayanak alarak söylediği ortaya çıkmaktadır... Şu sözlerle de görüldüğü gibi : Kod: "Türkiye, dağınık durumdaki İslam dünyasının liderliğine en çok yakışan ülke." Ancak tez'i her ne kadar hatalarla dolu olsa da Türkiye'nin AB ülkeleri tarafından şüphe çeken en önemli noktasının; Avrupalı olmayan bir kültürden geliyor olması görüşlerinin yattığı da bir gerçektir.. Türkiye'nin genlerinde Avrupalı'lık değerlerinin ne derece bulunduğu tartışmaya açık olmakla birlikte demin de ifade ettiğim gibi Avrupa dünyasının da yine kültürün dinamik yapısını gözardı ederek toptancı bir bakışla Türkiye'nin eski Osmanlı kökleriyle aynı düzlemde olduğunu düşündüğü de ortaya çıkmaktadır.. Sanırım çok uzattım.. *Bu yazıyı yazarken Huntington'un söz konusu eserinden, Toynbee'nin "bir tarih Çalışması" isimli eserinin bir değerlendirmesinden, Francis Fukuyama'nın "Tarihin Sonu" tezinden ve Emre Kongar'ın "Küresel Terör ve Türkiye" kitaplarından da faydalandım.. |
||