|
||
| Bir türe'nin tentenesi, zırhlı bir çarkın boynuzlarına tutundu da, zahir tek kendinde iç geçirdi. İte kaka yürüdüm, duygum! İzlerle, ah köreldim! Ruhum, kendimde teksik yakaladım. Ruhum Tars'ın ovası çarkın dişlerine yakın! Ben, Kah, korkma Tars, korkma sakın? |
||
|
||
'' Ümidi Dunedain'e verdim ben, kendime hiç saklamadım.'' Orada sonunda mallorn yaprakları dökülürken ve henüz bahar gelemden dinlemek için Cerin Amroth' a uzandı; ve orada durur yeşil kabri, dünya değişinceye ve yaşamının tüm günleri ondan sonra gelen tarafından tamamen unutuluncaya kadar. Ve Deniz'in doğusunda artık eianor ve niphredil hiç çiçek açmaz. |
||
|
||
| Katarların bu yükü ağır, altından som bir avluda ruhumun enkazı! Duygum, sona kalanların... Ah! Bu duygum, sona kalanların çok azı! Halkanın yansısı delerken karanlığı! Gündüz duygumun bu en bahtsız anı! Herşey kör, duygum, herşey kör duygum! Herşey kör! Duygum! Ruhumun enkazı duygum! Ruhum bir enkaz duygum! |
||
|
||
| Yüzümü sakla!.. saklı kes, yüzünle halkamı sarın! Duygum orada, katarın, kıtalarının içinde! Yüzümü sakla! Hiç'i öldürdüğün yüzle dağla! Ruhuma yüzünü dokun! Saplandı nefesin kutuma, yüzüme okun! Ört! Sakla beni! Ruhum bir enkaz! Sakla beni! O bir enkaz! Dehşet, bilirim bir taverna! Öldürdüğün yüzle ruhumu....kaz! Bir enkaz! Ruhum bir yıkın! Ört yüzümü! Yüzümden sakın! |
||
|
||
| Kim ki aynı rüyayı görür, iflah olmaz! bir uzantısın artık! Kişi! Bilgisi yok ki tasası olsun doğanın- ışık böyle der- Nihil; bir sesti önce, bir tını belki, çığlık oldu da sonra sessiz avaz avaz... herrenk oldu rengarenk-ahenk, heryer oldu gövdede, şey'de... herşeyde... hiç! Ayna'da ki aynan ben'im; ne kaşın var ne gözün, ne ağzın var ne burnun, ne yüzün var ne uzvun... Özün var- ve şimdilik mecburen söz'ün... |
||
|
||
| Kulüben dağın vadisinde, Kurd'unu umutladın da dağladı seni! Dağ bir vadinin külünü damlattı bana, sen avut kendini! Her yeşimlik çağrı, dağ vaizlerinin ufkunu sarmaladığı gibi, bir münzevi kendi ipini aynı anda salgılayabilir. Bir anlam çukuru ininde barınanı teriyle boğabilir! Bir ruhun dibi dağlaması çeşitlenebilir mükafattır, bir mükafat ruhu çeşitlenebilir kılar, bu yalazlanmış atfın incenlik ahı... Bir atıf genç ölmek ister... Ruhun in-i, ti-nin har-lanmış çekme ıstırabı! Kah boyunduruk, Tars elzimlik tahtı! Hiç kudur! Hiç kudur! Kudur! |
||
|
||
| Baştan biliyorduk, kraliçem Tars'ın elzimini! Bir endamımız vardı! Cidde dokunuyordu, evham gösteriyordu. Lakin gürzlerin boyunduruğu yükselmişti, tavlanmış anın tümü... Bana ne kadar kendi kaldığını biliyordun... Sen! Yeterince biliyordun... Çekimimi yendim, Sıvanmış bir atlas gibiyim, sarımlı bir ilgi! Kendine içeri yürürken dışarı kaygısını tespit etmiş biri... Kimim ben biliyordun, çünkü bir baştan bir başa hiç bir hilkatimin bulunmadığını gördün... Gördün, tamamen beni, kıvancım kurudu, tenim buluculuğa yüklü değil! Durdu kemiklerimin salımı, salınımı! Kah anının tedirginiyim ben! Çek dizlerime helakımı mavrala beni! Koy testime alnımı alazla beni! |
||
|
||
| İstem neleri çağrıştırır? Türlü yollardan yürüyüp, sonra kat edip gökleri, böyle, yaralı bir erdemle neyi? Neredeyim bu çağrışımda, hüzünlü bir raksa hazırlanırken bulacak mı beni? Ben kelime raksını severdim. Masum çalgılar ile süslenirken, bir ırmak gibi çoşardım. Ama en can alıcı ve korkunç şeye attı oku, tüy gibi ciddi durarak. Kim? Toz mu? Ve ya o şekilde durmak mı? Kirli hayaletlerle üstüne biçimlenmek istemez, daha yanlı zaferleri tadan bu koy dibi! Ne istenirse gerçek, bazıları göze kaçan tozu, kötülük istemcisine kullandırır, özlerine. Ben azman hiç rayı üstünde bir uğursuzluk alameti! Ve kendinde katleden istencim, derdini anlatmayı bitirmemiş hala. Bitiremeyecek... |
||
|
||
| Baştan biliyorduk, kraliçem Tars'ın elzimini! Bir endamımız vardı! Cidde dokunuyordu, evham gösteriyordu. Lakin gürzlerin boyunduruğu yükselmişti, tavlanmış anın tümü... Bana ne kadar kendi kaldığını biliyordun... Sen! Yeterince biliyordun... Çekimimi yendim, Sıvanmış bir atlas gibiyim, sarımlı bir ilgi! Kendine içeri yürürken dışarı kaygısını tespit etmiş biri... Kimim ben biliyordun, çünkü bir baştan bir başa hiç bir hilkatimin bulunmadığını gördün... Gördün, tamamen beni, kıvancım kurudu, tenim buluculuğa yüklü değil! Durdu kemiklerimin salımı, salınımı! Kah anının tedirginiyim ben! Çek dizlerime helakımı mavrala beni! Koy testime alnımı alazla beni! |
||
|
||
| İstemsiz gecelerin eşiğindeyim şimdi.. BiR sığ deRinliğin boşluğunda, dibinde değil! SüRgün RuhlaRın Saklı kovuğunda, gizli değil! Aleni hisler kadar yalın fakat, sessizim heRkesliğimde.. Çıkmaz kaRanlığın oRtasında İçimde güneş, aysız DeĞiL! |
||
|
||
| Baştan biliyorduk, zaten o elzimi! Bir tavernamız vardı! Aynen muhafaza edilmiş ve nasıl açık tahliller yapması gerektiğine dair kurallar gösterilmiş cevaz bir elzim. Cidde dokunuyordu, evham gösteriyordu. Tavlanmış anın tümü, palangalarımızla dahi eşit iki kök olduk... Bana ne kadar kendi kaldığını biliyordun... Sistemli bir öğretmen gibi istinad noktamı gösterdin bana! Sen! Yeterince biliyordun... Çekimini yenemedim, sıvanmış bir atlas gibiyim, sarımlı bir ilgi! Kimim ben biliyordun, çünkü bir baştan bir başa hiç bir hilkatimin bulunmadığını gördün... Gördün, tamamen beni, kıvancım kurudu, tenim buluculuğa yüklü değil! Durdu kemiklerimin salımı, salınımı! Kah anının tedirginiyim ben! Çek dizlerime helakımı mavrala beni! Koy testime alnımı alazla beni! |
||
|
||
| mana arayışında kah! der insan sürekliliğe hasret yanılgılar atlasında "keskin keser der" körelmiş düşüncelerinin dillenmişliğiyle ah!sürgün, buhar misali ne zaman yoğunlaşacak ve dökülecek yeniden kim bilebilir? atlas çiçeği yapraksız fakat, herkes bilemiyor bunu ne yazık ki!... işte insan buna benziyor hepsi çeşit çeşit yaprağının olduğunu düşünürken gövdesinden uzaklaşıyor.. |
||
|
||
| sürekli bir sesleniş ! susmanın ihtişamını bilemeyeceksiniz ! |
||
|
||
| Bir dalgaydı, ya da dalgalandı, ekler vardır, ekreler de. Dalgındı, ruhunu yordu, yalındı, yalnızlığa kurudu, keskiler baştan başa dizgindi, bilekler önceliği, kanlı toynaklar silindiri... Herşey geç, herşey geç! Bu gece ilk ruh kandidine kapanıkken, silindire salınarak geç! Tars'ın ovasına, dokununa, soluğuna, ruhuna.... Örümcek vaadi ile bana, kendini kandırt, ta diplerini dahi. Benzer güneşe çıplak alpa, külünü dağa taşıyan utancın. Bilki vaad büken keder, zorunluluğun da mavi çanıdır Heyhat, düşünceler bu düşünceler ki dikenli raksın sanıdır. Köhne köstebek gülüyor haykırıp, nice hedef yaratan o! Etin hükümranı solunca, kabarıp ölüm vaizi habiyeti o! Nedir korkulu saatin gülüşe özlemi gibi kemirgen Sah tente asılıp ısırmak bile kuyudan, ebediyen eylem ve suç - gölge edilgen. İlk sütünları taşımayı ağız muta tahammül eder İlk kayaları oynatmaya vaktidir, ışık ödleği keder! Duygusal, Kah'ın ilk istencine göz dolduran korkak! Buz gibi dünya ve mükemmel öğüt veren tek takat: "Benim zehirim öldürücüdür!" |
||
|
||
| sabır önceleri zehirdir huy edinirsen bal olur susarken sukut ederken kusarken pusarken bır umutsa nehırlerınden gec altında en guclu duygu sal bır tende surgunse yalnızlık ıcınden ıcıne duygu sal ve gıderken bakma arkana yanmasın gozlerın bu kadar olma duygusal |
||