|
||
| Göz göze geldim, daha soğuktu, Tars bunu biliyordu. Kah tedirgin! Bir ölçü kürek, en çentikli toprağa sürtünüyor. Eğer yere sürtünürse toprak için bulacaktı sonunu. Herşeyden öte, kükreyerek bakan, hedefi yarı asma korkuluk ve nafileler... 'Kurma' artık, bu bağ, bu seyrelmiş 'her', atık! Kah bir boyun, bir damar, çentik ve bir ölçülü kürek! Tars bir ip, uzun bir halkadan! Bir boyunduruk! Korkuluk! Göz göze geldim, daha soğuktu. Tanımıyordu, anımsıyordu, dehşetti... Tars biliyordu. Bu yüzden toprağa süründü, eğer sürtünürse sonu bulacaktı. Buraya kadar zorlu oldu, yanılttı beni hep. Nerdeyim? Sorunca böyle, bunu doğuracak mıyım? Ve nihayet doğurdum: Bunu nasıl kelimelerim, ben tükenen o duygu değil miyim? Hızlıca yürü, ve cevap ver! Tars neden kuruldu sukunute, neden saplandım korkunç bu ete? |
||
|
||
| ... kuyuda işler her daim yolunda gitmiyor işte, demiştim; rüzgar nereden getiriyor binlerce tohumu toprağın üzerine ve toprak her birini özenle katıyor bünyesine muhteşem sukunetiyle... o ki henüz bitmedi başa dönme - yeniden- süreci, daha kezlerce saplanacaksın, kezlerce... kaybedecek yeniden bulacaksın, her bulduğunda bir başka buldum sanarak tüketecek yeniden bulacaksın... kendine çıka çıka... | ||
|
||
| yanmakta olan alev...için için...vE yer yer püskürtülen gaz... kocaman parıltı, kocaman ısı, kocaman ışık işte gördüğüm yada gösterilen bu... 'bu' ise bana istem dışı bağımsız, rastlantısal bağ_lı tepkiyi doğuran amaç mı ? -... w.blake den duygu_sal biR şiiR! Ah, Günebakan! zamandan bezmiş, Güneş'in adımlarını sayar; Gezginin yolculuğunun bittiği yerin, O parlak diyarın peşinden koşar; Genç adamlar tutkudan sararıp solar orada, Ve solgun Bakireler, kardan kefenler içinde, Kalkarlar mezarlarından, ve yükselirler, Günebakan'ımın gitmek istediği yere. |
||
|
||
| Günebakan öldü! Güneşe baka baka umutla, Sarmaşık'ın sardığı kollar boğdu O'nu, baktı ki Sarmaşık öldürdü Günebakan'ı O da öldü kederinden sonra... | ||
|
||
| Uçsuz bir yumak! Bir dolambaç, çehresi yok! Gözleri, kulakları, burnu! Ağzı baş! Hırlıyor! Var olanın adı: Konuş! Lisan yok! Bu felaket değil! O anlam taşıyıcısı! Kim ne diyebilir ki? Kılıç, el, çene, kan! Bu yeterli henüz olmayan anlamı bulmaya! Kararlaştırılan olmadı, o bir hakikat! Tanrı kendinden yarattı! Yararlı! Kılıcını tut! Bir zıpkın gibi ileri! Sen bu katarın yapı taşısın! Hiçsin, biterse bitsin! Kalmasın içinde zemheri! Kanlı canlı! Alev taşı! Çelik! İşlemez bildiğin tüm özellik! Kapkara! Bitir, bitir! |
||
|
||
| .... arada kalmaz..cemberi yok,bütün bilesenleri cıva gibi..civa değil..ayarsız,parentezi yok!! kapatmaz bitti diye bir söz'ün sonunu..akıntısız.. derinliğine debi,akarsu ağı değil,yersiz, koynuna sokulan tüm belirtme'lere kızgın,kifayetsiz...öylece hisseder,sınırsız..indirebileceği yolcusu yok,durağı da.. arada kalmaz,ara'sızdır,aralıklara sızar,kanı yok,huzur ister ama,benzetmesiz.. benzetmesiz... huzur ister ama..... |
||
|
||
| ...ama huzur yok kimse ummasın huzur olmayacak!!! | ||
|
||
Günebakan öldü! Güneşe baka baka umutla, Sarmaşık'ın sardığı kollar boğdu O'nu, baktı ki Sarmaşık öldürdü Günebakan'ı O da öldü kederinden sonra... Güne bakan, günle bakan! Umutla! Soğuk bir kalp kuyusuna büzüşürken, 'ya ben ya onlar!' dediğinde çoğaltıyordu ancak kanı, neyi çoğalttığını biliyordu Tars! Kanla yıkanmış gerçekler! Neyi kaçırdığını soluklanarak izliyordu Kah! Kanla tükürülmüş hezimetler! Bu kalp büzecekti kendini kanla da... Bırak, çentikli bu kuyu! Çentik delgiden emsal! Ne anlatalı uzun zaman oldu? Tars artık kovuldu? Umut ettin Kah! Umut etti, kuyu! Umut etti, kalp! Ama çeltik delgiden emsal! Kurudun, kurdu! Kurudu! Çentik çeltikten; çünkü buhar istiyor, soluk istiyor, parçalanıp ufalmaktan korkuyor! Emsalim bu! Zavallı emsal, zavallı! Duygusal! 'Bir keder yüklü bulut' diyenlere karşı aşırı duygusal!! |
||
|
||
| ...sürüden ayrıldı ve birbaşka sürüye varmaktansa kurtla dost oldu. Çentikli olan yüzey lakin kuyuda durmak da başkalık ister..."ruhum hareketsiz ve dağın kuşluk vakti gibi aydınlık... Fakat onlar sanıyorlar ki; ben soğuk bir insanım ve korkunç şakalar yapan bir alaycıyım. Şimdi bana bakıyorlar ve gülüyorlar ve gülerken bana kin duyuyorlar. Gülüşleri buz gibi soğuk" saadeti keşfedenlere dair... | ||
|
||
| Örtüye dolanıp dolaşır ruhum! Bahsettiği bir şey sadece ile bir sorun: Ben mi yarattım kendi tezimi, Sınanacak yeniden o anlam ile ezgimi? Ruhum kemirgen, ihtiva kabulsüz! 'Yürümeyi bilme, sağa sola vur! ' Bilgiden bilinçsizliğe kıskanç bir çukur!! Tek bir düşünce donup kaldığında, kayıp giden şu yıldız bile, dönüp bakmalı arkaya! |
||
|
||
| 'Bırak git! Boğuk tekerrürün en küçüğünde silkelenerek yürü git! Ruhunu tabiatından söküp git! Boğarak kendini, zincirleyerek kendini ve en uzağa doğru atılarak sonsuz parçalanmış, gizlenerek! Bit! Ve derinliğine doğru, belki ölü’nün içine, belki ‘uslanmış hiçine’, belki’ne…’ Ah! Tars! Ah! Tars! ‘Nihil’in içindeki tek yüz değilim ben! En batan gerçeğin içindeki şerit! Suçlanan hüküm, hükmeden hüküm; değil’in en yükseğine tırmanan, en alçak kükreyen! En sessiz! Raks edip ve raks ederek, dalgalanarak, dalgalanıp sarsarak en belki’yi, yok olan kişi! Bit artık! Ama bitmek için var olan yüz, sadece değil.’ ‘Sanki ellerim bağışlayacak en ince dokunuşlarını, Tars'ı tutmakta, ona şu soğuk tabiatının yürekli hazlarını boşaltmakta. Sanki ayaklarım, raksın acıyı büken diriliğinde, yürüyüp dalgalanarak, dalgalanıp uçarak yeri kendine kopuklaştırmakta usta; kanatlanarak, kanatlanarak, dalgalanarak…’ |
||
|
||
| Dokunup durma hüznüme, ey yalnızlığın Tars'ında doğan hortlak, Hedefin yarım asırlık, biliyorum, Kah'ın ilk istencine göz dolduran korkak! Yalnızım, yalnızım! Yalnızım! Uçurumu nasılsa haklayan şu yalnızın, Ruhunu üfle git, savurup yit, ruhunu soluyup kurulanarak ansızın. Bir dalgaydı, ya da dalgalandı, ekler vardır, ekreler de. Dalgındı, ruhunu yordu, yalındı, yalnızlığa kurudu, keskiler baştan başa dizgindi, bilekler önceliği, kanlı toynaklar silindiri... Herşey geç, herşey geç! Bu gece ilk ruh kandidine kapanıkken, silindire salınarak geç! Tars'ın ovasına, dokununa, soluğuna, ruhuna.... |
||
|
||
| nıhılastttt cok hos yazılarr tebrıkler okudum hepsı harıka denemeler nazarımcaaaa sende bu ruh katarıı oldukcaaaa ne kadar ruh o kadar farklı duyguu duygusallık ve sennnnnn ayrılamazsınızzzz saygılarrr |
||
|
||
| Bak, Ey Yıldız! Halkanın yansısı delerken karanlığı! Hükümran canlanıyor, duygusallığına sarılan şu anlığı, karanlığın, ceydası sivrice bükülen tek kelimeler dışarıdaa Dışarıda tüm eldivenleri ellerin, aydınlık cehenneminin duvarı da. (Philo'Ya) |
||
|
||
| Bana bırak şu buz gibi tabletleri, eşleni yok, eklemim yok, Heyhat, buz gibi düşünceler ki hiç'i bu hortlağın dışında yok, Durma duvarı, yüzyüze bakınıp dururken, o bir duvar, o bir duvar, o, Tars! Etin hükümranı solunca, o bir duvar, sende kayaları canlı bir duvar o Tars! Neden korkuya ekli şu yalnız cengin kurulsun? Kemiklerini tut ilkin , kendini tutmada onuksun! İlkin sütünları taşımayı, kendi sütünlarını... İlkin kayaları oynatmayı, kendi kayalarını? Duygusal, Kah'ın ilk istencine göz dolduran korkak! Aşırı Duygusal! Aşırı!.. |
||