SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Komünizm

Konu: Deniz-Mahir_İbo'ya Ölüm!

Sayfa: [ 1 ]

Narcotic 14.08.2004 16:14:44
Deniz-Mahir-İbo'ya Ölüm!
Bugün genelde hakim olan slogan budur. Bir çok solcu, sol ilişkilerini, ilişki biçimlerini dönüştürmeksizin var olmayı sürdürdüğü günümüz koşullarında, içten içe bu sloganı tekrarlıyor.
Solcu olmak ve kalmak adına statükocu ve muhafazakar bir üslupla hareket ediyor. Solu bu topraklarda köklü bir biçimde değiştirip dönüştüren tarihsel mücadeleyi görmezden geliyor.
Deniz'in boynuna ilmeği bir kez daha geçiriyor.
Mahir'e bir kurşun daha sıkıyor.
İbo'nun, bu sefer ayaklarını değil, kafasını kesiyor.
Bu üç isim de, altmışlarda mayalanan solu dönüştürmüştür. Altmış solunu bu ülkenin gerçeğine doğru daraltmıştır.
Deniz'de kemalizm bulanlar ülkede devrimin ilerleyişinin dışındadır.
Mahir'i Guevaraist bulanlar onun devrimciliğini etkisizleştirmek istiyor.
İbo'yu Maoculuğa indirgeyenler onu ülkeden defetmeye çalışıyor.
Oysa Marksist Devrimcilik, solu dönüştüren bir dinamik olarak kendisini bu üç kanalda somutluyor. Var ediyor.
Küçüklü büyüklü her türlü burjuvazinin istediği talep ettiği bir solcu olmak çok kolay. Bugün solcular bunu yapıyor. İspanya'daki gibi bombalardan ürken kitleleri kandırabileceğini zannediyor. Bombadan korkuyor, kan görüp bayılıyor, barut kokusundan tiksiniyor.
Devrimin ilerleyişinden çekiniyor.
Kendisini tarif ettiği bir cümlede Murat Belge şunları söylüyor: küçük burjuva solculuğu biçimsel değişimi arzular ama aslında dipten derinden yaşanan dönüşüme karşı çıkar.
Sol orta sınıfların tahakkümüne giriyor. Beyoğlu'nda gezinenlere yarnmaya onlara hoş görünmeye çalışıyor. Medyanın gözüne girmek için eylem yapıyor. Kameraların gittiği yerlere göre eylem alanlarını belirliyor. Eski solcuların gazeteci olduğu ülkede herkes ün ve şöhret peşinde. Buradan elde edecekleri meşruiyetle sistemi dönüştüreceklerini zannediyor. Gerçekte sömürü ve zulüm devam etmekteymiş, ne gam!.. Onlar halkın esaretini rayting ölçümlerine göre anlamlandırıyor.
Deniz'i Dolmabahçe'ye inerken engelleyenler bugün "6. Filo'yu unutma" diye bağırıyor. Mahir'i ajanlıkla polislikle suçlayanlar bugün devrimciliği ağzına alabiliyor. Maoizm eleştirilerini Kaypakkaya'ya yöneltenler bugün "halk" diyor. Devrimci anlamda içi boşaltılmış bir halk ifadesinin değeri yoktur, bu görülmüyor. Devrimci anlamda içeriği boşaltılmış işçi sınıfının sermayenin emek gücü olmak dışında bir önemi bulunmuyor.
ZAMAN-POLİTİK SÜREÇ-DÖNEM-DEVRİMCİ DURUM...
Bu izleğin dışında solun hareket etmesi mümkün değil. Solun bu izleğin dışına çıkmamasının garantisi devrimci teorik ve politik faaliyettir.
felsefi ideolojileriyle Zamanı kucakladığını düşünenler, belli bir politik sürecin oluştuğunu görmüyor. Politik sürecin politik döneme doğru daraldığını anlamayanlar, politika dışına düşüyor. Apolitizmleri antipolitizme; antipolitizmleri apolitizme dönüşüyor.
Politik sürecin birebir yansımasını belli bir dönemde arayanlar kötü yanılıyor. Elleri kolları bağlanıyor.
Politik dönem devrimci duruma doğru daralırken devrimci teorik ve politik bir özneye ihtiyaç duyar. Bunu anlama noktasında herkes ayak diretiyor.
Küçük burjuvalar eleştiri yaparken, tüm sahtekarlıkları ve kahpelikleri ile şu iki yöntemi kullanıyor: Birincisi, tekil bir ifade ya da eylemi genele yayarak sulandırıyor, onun özgünlüğünü ve özgünlüğünü etkisizleştiriyor.
Örneğin, NATO zirvesi için söylenenleri sanki her zaman yapılması gerektiğini söyleyen varmış gibi anlıyor.
Ya da ikinci yol olarak, genele yayılmış bir teorik anlayış ya da eylemliliği tarihsel ve toplumsal açıdan göreceleştiriyor, kısmileştiriyor. Onu, tarihsel düzlemde talileştiriyor. Kendi içinde boğmak istiyor.
Her ikisi de gerçekten kaçmanın, buna bağlı olarak gerçek olan bir mücadelenin gerekliliklerinden kaçınmanın ürünüdür.
Kendisini zamanın kendisi zannedenler, politikaya ve politik sürece uygun hareket edenlere burun kıvırıyor. Politik süreçte kendisini tanımlayanlar, devrimci döneme ayak uyduranları görmezden geliyor. Devrimci döneme kendisini indirgeyenler, belli bir durumun gereklerini yerine getirenlere "polis" diyor, SüperNATO diyor, onları teşhir ediyor.
Solun yetmişlerdeki renkliliği bugün bakıldığında hoş gelebilir ama bugünkü çoğulluk ayak bağı olmaya başlamıştır.
Zamanı sürece; süreci döneme; dönemi duruma doğru daraltacak devrimci iradeden uzaklaşılmaktadır. Ya da Devrimciliğin bu daralmanın kendisi ile tarif edilmesine ayak diretilmektedir.
Herkes ezberlerinden memnundur. Ezberlerin, eldeki bilgilerin gerçeği dönüştüreceğini sanmaktadır. Oysa bu yanılgıdır.
İşçi sınıfı Marx için ne tanrıdır ne de peygamber... Ama zaten yaşanan toplumsal devrim sürecindeki en önemli devrimci öznedir. Bugün kim bu tip bir özneyi görebilecek durumda.
Altmışlarda sol en azından subayları görebilmiş. Bugün kim zaten elinde olanlar dışında bir şey görüyor?
Halkın devrimci potansiyeline güvenmeyen devrimci olamaz. Bu açık ve nettir. Bugün kim halkı tanıyor, potansiyelini anlıyor?
Somut şiddetin gerekliliği buradadır. Şiddet devreye girdiğinde saflar belirginleşir. Önemli olan da budur. Kafalardaki netleşme değil pratikteki kutuplaşma önemlidir.
Sınıf mücadelesi Marx'ın uydurduğu bir şey değildir. Zaten var olan bir ger.eğe göre teori ve pratik biçimlenir.
Teori ve pratik de bir şey yaratmaz. Sınıftan ve halktan kaçanlar onlara düşman olmayı öğütlüyor.
Devrim diye bağırarak da bir şey olmuyor. Devrimin sancılı yürüyüşünü her durum ve dönemde izlemek gerekiyor. Bir avcı gibi!...
Devrimciler, devrimin somut şiddetinin teorik ve pratik karşılığı olmak zorundadır. Yoksa ortalıkta masa başında üretilmiş sosyalizm ve komünizm masallarından geçilmez. Onların savunusu politik alanı dönüştürmez. Önemli olan, herkesin nefes aldığı bu politik alanı dönüştürmektir. Şiddetse şiddet reformsa reform...
Kimse NATO zirvesine karşı ülkenin yıkılmasını söylemiyor. O durum dailinde o durumun gereği olarak NATO karşıtı öfkeyi somutta göstermek gerekiyor.
Bugün herkes içten içe Deniz-Mahir-İbo'nun ölümünü istiyor. Onların sol tarihindeki devrimci şiddetini silmeye çalışıyor.
SSCB'nin ve Duvar'ın yıkılmasından sonra ülkede kurulan tüm legal partiler bu istemin ürünüdür. Buna çalışıyorlar. Yapmak istedikleri, bu üç gencin mirasını toprağa gömmek.
Onlar halkın ve sınıfın savaş çığlığı... Susturmak isteyenler çeşitli ayak oyunlarıyla teorik ve politik çalışma yürütüyor.
Kimileri TİP'i yinelemek istiyor, kimisi Mustafa Suphi'yi anlamadan onu reenkarne etmeye uğraşıyor kimileri elli ve altmışlardaki sol dernekleri yeniden kuruyor. Bu pratikler üç yiğit gencin nefesiyle buluşmadan bir değer kazanmıyor. Herkes bu üç gelenekten gelen insanlarla ayakta duruyor ama yine de onların devrimciliklerine tahammül edemiyor.
Bu üç genç, gelecekte yaşanacak devrimin manifestosudur. Bu görülmüyor. Beyoğlunda dolaşanlara yaranmaya çalışıyor. M. Barlas ve Erdoğandan aferin almayı bir şey zannediyor. Tekelci basında görünmekten mutlu oluyor.
Bira içmeyi, çürümeyi, bireyci gevezelikleri onaylıyor. Latin Amerika'da uygulanmış olan bireycileştirme operasyonlarının yeni versiyonlarına kurban oluyor. Kolektif olandan korkar tiksinir hale geliyor. Ne halayda ne de barikatta başkasının omuzuna yaslanmayı beceremiyor.
Özal çocukları solu böyle tanımlıyor. Solu devrimcilikten kurtarmaya çalışıyor. Devrimcilik solun iktidara yürüyüşüdür; bizim solcular solun verili halinden nemalandıklarından mutlular ve bu nedenle onun iktidar yürüyüşünü istemiyorlar. Bu amaçla devrimcilği tasviye etmek için çabalıyor.
Camın arkasındaki işçi değil, o camı patronunun suratında kırmak isteyen işçi önemlidir bu görülmüyor.
Üç yiğit devrimci bize bunları öğretti. Onların farklı kanallardan beslenen devrimcilikleri, bugünkü solcuların hocalarını toprağa gömdü.
Lenin, bir yerde, Marx öncesi sosyalizmin öldüğünü ama o gün için yeniden hortladığını, farklı bir kılıkta ortaya çıktığını söylüyor: revizyonizm.
Lenin öncesi Marksist sosyalizm öldü ama bugün kendini reformizm biçiminde yeniden üretiyor. II. Enternasyonal solcuları ortalıkta cirit atıyor.
Deniz-Mahir-İbo öncesi solculuk yeniden hortlatılıyor. Kendisine yaşam alanları buluyor.
Aybar-Boran-Aren çizgisi de Kıvılcımlı-Belli-Avcıoğlu çizgisi de bu üç gencin teorik ve politik pratiğinde dönüşmüştür. Bu görülmüyor.
Her iki çizgiyi diriltmeye çalışanlar üç gencin devrimciliğinden kaçma yollarını arıyor.
Doktorcular, biraz Aybarlaşıyor, Borancılar biraz Avcıoğlulaşıyor vs...
Kimse zaman üzerine gevezelikler etmekten kaçınmıyor. Politik süreci anlamaya çalışmıyor. Politik süreci anlayanlar oluşan dönemi görmüyor. Onu da görenler bu sefer yaşanan durumun gereklerinden kaçmak için kendi sığınaklarına kaçıyor.
Herkes Lenin'in şu sözünü her yere yazıyor: "Devrimci teori devrimci pratik içindir."
Bu lafı Lenin'in eserlerinden cımbızlayanlar bağlamını unutuyor. Lenin, parti içinde oluşan burjuva sağ ideolojilere karşı teorik bir mücadele verilmesinden bahsediyor. Önce teoriyi devrimcileştirip onu dört başı mamur bir halde formüle edelim demiyor. Sağcı teorilere karşı devrimci teorik mücadele verelim diyor. Bugün daha fazla Leninist olmak gerekiyor.

Bir Kominst

14.08.2004 21:21:24
Bu yazıyı nereden buldun Narcotic?

15.08.2004 15:43:31
Ben söyleyeyim bu yazıyı "sanal molotov" forumuna birileri asmıştı. Bu yazıyı yazanların düşünceleri ile narcotic' in düşüncelerinin benzeştiğini hiç sanmıyorum. Yazıda bazı doğru şeyler söylenmiş olsa bile sol ortodoks muhafazakarlığa bir davetiye var. Deniz, Mahir, İboları bayrak edinmek ve onların devrimci mücedelelerini kendine politik sermaye yapmak sol  içinde eski bir taktik ve gelenektir. Bu bakımdan yazının bir de bu gözle okunmasını salık veririm.

sağlıcakla,

 afro    

Narcotic 15.08.2004 16:34:57
aslinda bunu paylasmamim sebebi zamanjnda komunistleriun ne gibi zorluklarrla karslastiklarini gostermekti.

16.08.2004 12:19:30
Hangi sol slogani bu anlamadim?


Sayfa: [ 1 ]