SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Şiir

Konu: ilhan berk

Sayfa: [ 1 ]

kremtluin 28.08.2008 22:00:59
değerli şairlerimizden İlhan Berk'i kaybettik huzuriçinde yatsın.









lhan Berk (d. 1918[1],Manisa - ö. 28 Ağustos 2008, Bodrum)

Balıkesir Necatibey Öğretmen Okulu'ndan mezun olmuş, Espiye'de iki yıl ilkokul öğretmenliğinden sonra Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü'ne girmiştir. Enstitünün Fransızca bölümünden mezun (1944) olan Berk, 1945-1955 yılları arasında Zonguldak, Samsun ve Kırşehir'de ortaokul ve liselerde Fransızca öğretmenliği yapmıştır. Ankara'da T.C. Ziraat Bankası'nın Yayın Bürosu'nda çevirmenlik yapmış (1956), on üç yıl sonra emekli olmuştur (1969).

Arthur Rimbaud ve Ezra Pound'un şiirlerini çevirerek kitaplaştırmıştır. İlhan Berk Bodrum'da yaşamaktadır. İlhan Berk, bu tarihten sonra kendini tümüyle yazmaya vermiş, bir anlatı kitabı dışında, yalnız şiir ve şiire ilişkin yazılar yazmıştır. Berk, modern dünya şiirinin iki büyük şairi sayılan Arthur Rimbaud ve Ezra Pound'un kimi şiirlerini de çevirerek kitaplaştırmıştır. Kül adlı kitabıyla 1979 yılında Türk Dil Kurumu ve İstanbul kitabı ile de 1980 yılında Behçet Necatigil Şiir Ödüllerini kazanmıştır. İlhan Berk 1983'te Deniz Eskisi adlı kitabıyla, Yedi Tepe şiir Armağını'nın 1988'de de Güzel Irmak adlı kitabıyla Sedat Simavi Edebiyat Ödülü'nü (F. Edgü ile) almıştır. 28 ağustos 2008 tarihinde Bodrum'da 90 yaşında vefat etti.
Konu başlıkları
[gizle]

    * 1 Yazın Hayatı
    * 2 Ödülleri
    * 3 Yapıtları
          o 3.1 Şiir
    * 4 Başlık yazısı
          o 4.1 Anlatı
          o 4.2 Çeviri
          o 4.3 Antoliji
          o 4.4 Diğer
    * 5 Kaynaklar

Yazın Hayatı [değiştir]

İlhan, Berk, ilk şiirlerini Manisa Halkevi'nin dergisi Uyanış'ta yayımlamıştır (1935). Berk, 19 yaşındayken Güneşi Yakanların Selâmı adıyla kitaplaştırdığı bu şiirlerinde "hece vezni" kullanmakta ve o dönemin şiir anlayışına özgü birkaramsarlık taşımaktadır. "Sonsuzluk", "kızıl", "hulya", "ateş" en sevdiği sözcükler olarak görünmektedir. Sembolist şiirden esinlenilmiş izlenimi veren imgeler yapmayı sevmektedir: "Bir karanlık gecenin masmavi seherinde / Kızıl başörtünle gül yüzlü bahçede görün".

Dil anlayışı da henüz döneminden kopamamıştır ki, bunu da 19 yaşındaki bir şair adayı için doğal karşılamak gerekmektedir: "Kıpkızıl hulyalı bir renge yükselmeden gün / Bir devrin neşesini taşımakta yüzün". Berk'in ilk kitabına adını veren şiirinin son kıtası da şöyledir: "Neler, neler beklenmez nihayetsiz bir yerden / Güneşi içelim mor şafaklar gecesinden / Selâm! Sonsuzlukalra, hasret gönüllerden / Selâm, güneşe, göğü yakanlar bahçesinden!".

İlhan Berk, daha sonra 1940'lara doğru Yeni Edebiyat anlayışı içinde yer almış, Servet-i Fünun (Uyanış), Ses, Yığın, Yeryüzü, Kaynak gibi dergilerde yazmıştır. Türk şiirinin en deneyci şairlerinden biri olan İlhan Berk, durmadan yatak değiştirerek, ama bazı sorunsallara hep bağlı kalarak şiirini günümüze kadar eskitmeden getirmeyi başarmıştır.


“Yazmak mutsuzluktur, mutlu insan yazmaz.
bu yeryüzünü olduğu gibi görmeme engel olan
ve bana bu yeryüzünü cehennem eden
bu yazmak eyleminden kurtulduğum,
mutlu olduğum bir tek şey var: resim yapmak.”
İlhan Berk

Ödülleri [değiştir]

    * Kül, 1979 TDK Şiir Ödülü.
    * İstanbul, 1980 Behçet Necatigil Şiir Ödülü.
    * Deniz Eskisi, 1983 Yedi Tepe Şiir Armağanı
    * Güzel Irmak, 1988 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü.

Yapıtları [değiştir]

Şiir [değiştir]

    * Güneşi Yakanların Selamı (1935)
    * Istanbul (1947)
    * Günaydın Yeryüzü (1952)
    * Türkiye Şarkısı (1953)
    * Köroğlu (1955)
    * Galile Denizi (1958)
    * Çivi Yazısı (1960)
    * Otağ (1961)
    * Mısırkalyoniğne (1962)
    * Âşıkane (1968)
    * Taşbaskısı (1975)
    * Şenlikname (1976)
    * Atlas (1976)
    * Kül (1978)
    * İstanbul Kitabı (1980)
    * Kitaplar Kitabı (1981)(Seçilmiş Şiirler)
    * Deniz Eskisi (1982) (Şiirin Gizli Tarihi'ni de içerir.)
    * Delta ve Çocuk (1984)
    * Galata (1985)
    * Güzel Irmak (1988)
    * Pera (1990)
    * Dün Dağlarda Dolaştım Evde Yoktum (1993)
    * Avluya Düşen Gölge (1996)
    * Şeyler Kitabı Ev (1997)
    * Çok Yaşasın Sayılar (1999)


Başlık yazısı [değiştir]

Anlatı [değiştir]

    * Uzun Bir Adam (1982)

1984 tokat niksar

Çeviri [değiştir]

    * A. Rimbaud : Seçme Şiirler (1962)
    * Dünya Edebiyatında Aşk Şiirleri (1968)
    * Dünya Şiiri (1969)

Antoliji [değiştir]

    * Başlangıcından Bugüne Beyit Mısra Antolojisi (1960)
    * Aşk Elçisi (1965-antoloji),

Diğer [değiştir]

    * Şifalı Otlar Kitabı (1982)
    * El Yazılarına Vuruyor Güneş (1983)
    * E. Pound : Seçme Kantolar (1983)
    * Şairin Toprağı (1992).


kaynak : İlhan Berk - Vikipedi

asya 29.08.2008 18:31:04
GÜNEŞİ YAKANLARIN SELAMI

Bir zevk duyulmaz oldu, buranın rüzgârlarından
Hayat soldu bir günün enginlerinde yine.
Selâm! Sonsuzların yorgun gönüllerine
Selâm: Güneşi içeren çocukların diyarından! ...

Bir ateş yakalım ki geçmesin hatta bir an
Ve sussun kurtlar, kuşlar bir gök gürültüsüyle;
Bir ateş yakalım ki, tutuşsun gökler bile
Ve Güneş içilsin o gün, kızıl çanaklardan! ...

Varsın eskisin sesim kaybetsin ahengini
Geceler kıskanmasın aydınlığa süsünü.
Donatsın sonsuzluklar gibi gurubun rengini
Söylesin ve uzaklar baharın türküsünü...

Neler, neler beklenmez nihayetsiz bir yerden
Güneşi içelim mor şafaklar gecesinden.
Selâm! Sonsuzluklara, hasretli gönüllerden,
Selâm, güneşi, göğü yakanlar bahçesinde! ...

*****

YAVAŞ YAVAŞ GEÇTİM KALABALIKLARIN ARASINDAN

Yavaş yavaş geçtim kalabalıkların arasından
bir deniz çarpması gibi çoğalta çoğalta geçen
geçtiği yeri
yavaş yavaş çıktım içimden.Dokundum
yavaş yavaş acıya,kuvarsa,şiire
yavaş yavaş tarttım suyu,anladım nedir ağırlık
kokular
coğrafya.
Eğildim sonra gövdeyi tanıdım ve düzenini
gördüm sessizliğin dümdüzlüğünü
gördüm yinelemedi gördüğüm hiçbir şey
böyle yavaş yavaş geçtim insandan insana
insanlaştırdım yavaş yavaş dışımı
böyle karıştım kalabalıklara
kalabalıklaştım böylece..

*****

ÜÇ KEZ SENİ SEVİYORUM DİYE UYANDIM

Üç kez seni seviyorum diye uyandım
Tuttum sonra çiçeklerin suyunu değiştirdim
Bir bulut almış başını gidiyordu görüyordum

Sabahın bir yerinden düşmüş gibiydi yüzün

Sokağı balkonları yarım kalmış bir şiiri teptim
Sıkıldım yemekler yaptım kendime otlar kuruttum
Taflanım! diyordu bir ses duyuyordum

Cumhuriyetin ilk günleri gibiydi yüzün

Kalktım sonra bir aşağı bir yukarı dolaştım
Şiirler okudum şiirlerdeki yaşa geldim
Karanfil sakız kokan soluğunu üstümde duydum

Eskitiyorum eskitiyorum kalıyor ne kadar güzel olduğun

asitikimperia 29.08.2008 19:48:35
"ben bir bulutu indirir, kıyıya çekerdim" uzun süre asılı kaldı yanıma. bunca şeyi sağ olsun, bunca şey için sağ.

ve asalım bir fotoğrafla yanımıza, "ben ne kadar şey gördüm, yaşadımsa onları anlatmayı söz verdim sana".

fikir 29.08.2008 20:20:23
Otağ

Sevgilim, işte eylül
Ve işte usul usul seğiren yüzün.

Zaman ki sonsuzdur
Bitmemiş şiirler gibidir.

Bazı hüzünleri
Bazı nehirleri tutup anlatmak gibidir.

Biz ki zamanı tırnak içinde alıp yaşadık
(İsteğin bulanık kıyısında).

Bundan değil midir bizim aşkımızda
Sürekli bir akşam hüznü vardır.

UGraSHAMAN 11.10.2008 18:08:33
"Sen gel bizi yeni vakitlere çıkar"  / sadık yalsızuçanlar



Geçtiğimiz günlerde ahiret yurduna uğurladığımız Modern şiirimizin öncü-yenilikçi adı İlhan Berk böyle diyordu ‘Aşk’ başlıklı şiirinde :
“Sen varken kötü diye bir şey bilmiyorduk
Mutsuzluklar, bu karalar yaşamada yoktu
Sensiz karanlığın çizgisine koymuşlar umudu
Sensiz esenliğimizin üstünü çizmişler
Nicedir bir pencereden deniz güzel değil
Nicedir ışımayan insanlığımız sensizliğimizden.
Sen gel bizi yeni vakitlere çıkar”

‘Sen’ derken kime sesleniyordu bilmiyorum. Allah’a mı, Efendimiz’e mi, bir bilgeye mi, bir azize mi, sevgiliye mi, yoksa tümüne birden mi veya hiç kimseye mi, boşluğa mı, göğe mi, sadece ruhuna mı? Ruhuna seslenince insan her şeye seslenmiş olur mu? Yeni vakitler nedir? Bu zamanlardan yeni bir vakte çıkma isteği nedendir? Bu soruların cevabı vardır mutlaka ama bilmek güçtür. Çünkü, şiir, insanla Allah arasında bir sırdır. Berk’in kitaplarıyla ilk kez, edebiyat fakültesinde okumak üzere Ankara’ya 1979 yılında geldiğimde karşılaşmıştım. O günden beri ne zaman imzasını görsem alır okurum. O günlerde bütün edebiyat dergilerini takib ederdim. İlhan Berk’in adıyla da birçoğunda karşılaşırdım. Yıllar sonra, 1992’nin Aralık’ında, TRT için gerçekleştirdiğimiz Kırkambar programının bir bölümünde İlhan Berk’in şiirsel dünyasını konu edinmiş ve çekimler için Bodrum’a gitmiştik. Dört gün kadar birlikte çalıştık. Evinde, sokaklarda, gittiği cafe, meyhane, bahçe ve sokaklarda çekimler yaptık. Evinin birçok odasında çalışma masası, kitapları, notları, çizimleri, defterleri vardı. Nereye dönsek bir şiirsel çaba ortamı görüyorduk. İlk soru, ‘niçin yazıyorsunuz?’du ve kayda girdikten üç dört dakika sonra konuşmaya başladı. Kameraman beni uyarmıştı hatta, ‘sanırım duymadı, soruyu tekrarla’ diye. Oysa Berk, soruyu biraz saldırgan, yapısökümcü, varoluşsal bulmuştu. Uzun uzun, boğuk, gizemli bir sesle anlattı. Aklımda kalan, ‘sanırım dünyayı, hayatı çok sıkıcı bulduğum için yazıyor olabilirim’di. Çekimlerde bizi hayli yorduğunu söyleyebilirim. Dediklerimizi yapmıyor, alabildiğine huysuz davranıyordu. Ama aramızda bir dostluğun oluşmaya başladığını hissediyordum. Ayrılırken, Karakalem’ce yayımlanmış iki öykü kitabımı, Şehirleri Süsleyen Yolcu ile Gerçeği İnciten Papağan’ı verdim. ‘Bunlar ne?’ dedi. ‘Ben de arada karalıyorum birşeyler’ dedim. Ankara’ya döndük. On gün sonra bir mektup aldım.

“Bodrum, 6 Ocak 93
Sevgili Sadık Yalsızuçanlar,
Gerçeği İnciten Kelebek’e (Papağan demek istiyor. S.Y.) şöyle bir bakayım dedim. Şaşırdım. Bir Türk Kafka’sıyla karşılaştığımı duydum.
‘Kapı’, ‘Yılan’ çarptı beni.
Borges’i de düşündüm. Benzersizliğinin sürmesini çok isterim. Kısa öykülerin çarpıcılığı ağırlık kazandırıyor, diyorum.
Sevgiler
İ.B.”

Sonraki mektuplarından, karşılaştığımızda söylediği güzel sözlerden bu denli etkilenmemiştim. İlhan Berk’in bu yönü, çağdaşlarından başlıca farkı idi. Gerçek sanatın tadını erken yaşlarda almış, sanata özgü ölçütlere, beğenilerine sıkı sıkıya bağlı, adalet duygusu güçlü biriydi. Başka dünyaları ve dilleri ilgiyle izlerdi. Yüzyıla yaklaşmış bir ömrün yorgunluğunda dahi, genç kuşaktan okur yazarları, onların şiirlerini, öykülerini, kitaplarını okur, mektuplar yazardı. Bu, gerçekten de pek çok yazarda rastlamadığımız bir meziyettir. İlhan Berk’in tümüyle şiirden oluşan dünyası, ona böylesi bir merak, gözlem, çaba ve ahlak kazandırmıştı. Bu anlamda İlhan Berk’in, modern zamanların çürüyen ve çürüten ortamından, şiir üzerinden bir çıkış yolu bularak kurtulmaya çalıştığı da söylenebilir.

Bir çok kez, çeşitli vesilelerle karşılaştık ve her seferinde öykü ve romanlarımı okuduğunu, izlemeye çalıştığını ve heyecanlandığını söylemekten geri durmadı. Yıllar sonra, İstanbul’da Kıymetli Selim İleri’nin programında, bugünlerde Kayıp Söz’üyle Almanlara gerçek edebiyatın gizlerini ve dilsel imkanlarını açan Oya Baydar’la birlikte söyleşme imkanı bulduk. Programda bendenizi utandırdı, o muazzam dil dünyasına nüfuz edebilmenin ne anlama geldiğini anlattı. Mektubunda söz ettiği Kapı ve Yılan, yüzyılın büyük bilgesi Bediüzzaman’ın iki vizyonundan oluşuyordu. Çocukken ay tutulur ve annesine, ‘ne olduğunu’ sorar. Annesi de, ‘yılan yutmuş’ der. ‘Ama hala görünüyor’ deyince, ‘yukarda yılanlar, cam gibi içlerini gösterir’ cevabını alır. Kapı’da ise, kendi kendine kapanan ve bir türlü açılamayan bir kapının öyküsü anlatılır. Tutukludur. Üzerine kendi hücresi dışında bir de demir parmaklıklı ikinci kapı kapatılmıştır. Bu haksızlığı yapan üniformalı görevlilerin kapısı kendi kendine üzerlerine kapanır. Bu alegoriler, İlhan Berk’in imge evrenine yakın ve tanıdık geliyordu. İlhan Berk, son derece üretken bir yazardı. Şiirler, denemeler, şiirseller, anlatılar, günceler, resimler, desenler, çizimler…onlarca değerli eser kazandırdı sanat dünyamıza.

Yunus’un, ‘her dem yeni doğarız, bizden kim usanası’nı hatırlatır biçimde, şiiri, dili, dünyası her dem yenilenirdi. Dilini ve dünyasını bu denli tazelendiren başka bir yazar var mı bilmiyorum bizim edebiyatımızda. Kült Kitab’ını sık sık okurum. Tüm şiirlerini üç cilt halinde yayımlayan Yapı Kredi’ye şükran borçluyuz. Onun belgesel filmlerini yapan, etkinliklerde ‘onur konuğu’ olmasını sağlayan, kitaplarını okura ulaştıran, şiirlerine sayfalarını açan, okuyan, yorumlayan herkesin ise ona şükran borcu var.

İkinci Yeni’nin üç sütunundan biriydi. İkinci Yeni’nin kesintisizliğini sağlayan tek şairdi. Bendenizin Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu, Turgut Uyar ve Edip Cansever’le birlikte en çok okuduğum, severek, beğenerek, istifade ederek, beslenerek, sürekli okuduğum şairlerdendi. İlhan Berk’in hangi kitabından hangi sayfayı tefe’ül ederseniz edin, mutlaka o vaktinize, o anki halinize tekabül eden bir şeyler bulursunuz. Bu, gerçek sanatın sakladığı en güzel imkanlardandır. Bu böyledir. Gelir, bir seda bırakır, gideriz. Dünya bir köprüdür, oraya yerleşemeyiz. Dünyanın hakikatini bize kutsal kitap söyler. Bir de gerçek şairler.

Onları izlersek, bizi kökene götürebilirler. Zaten modern zamanların şairleri, daha çok bize yolu tarif edebilirler. Yaptıkları te’vildir, evvele götürmektir.

O’nun zengin dünyasından rastgele bir sayfa açtım, bakın ne çıktı : Bir hakiki insanın, bir insan-ı kamil’in hikayesi : Hacı Bektaş-ı Veli’nin kozmik hakikati :

“Bir resimde bağdaş kurmuş oturuyor Hacı Bektaş Veli. Evi gibi
    yeryüzü.
Bir bulut düşürmüş başını duruyor. Onunla gidip gelen. Uzakta
    bellibelirsiz.
Beyaz, uzun kavuğu. Demek ki güneş var.
Kucağına almış bir ceylanı, bir aslanı. Duruyorlar. Üç kişiler.
Hayvanları mı severdi Hacı Bektaş Veli? Bilmiyoruz. Ama açıktı
    hep evinin kapısı.
Çizgili mintanı. Yalın. Düz. Ta bileklerine değin uzuyor, uzayıp
    orda kalıyor.
Yüzü?  Uzun yüzü.  Sakallı,  virdi  okur gibi de önüne bakıyor.
Delik değil kulağı ve halkasız.
Yanında yeryüzü: Ağaçlar, sular, gök. Her sabah okuduğu.
Atlas”


Teşekkür / İlhan Berk

Evet hep açık gidip gelen ağzın içindi;
Gökyüzünün o huysuz maviliği içindi;
Elma kokan bir Türkçeyle konuştuğun içindi;
Ölümün sefil, kötü belleği içindi;
Her gün Pazar kurulan o sokaklar içindi;
Saçında uykusu kaçmış çiçekler ıslattığın içindi;
Çocuklar okuldan dönüyormuş gibi sesin içindi;

İşte bütün ama bütün bunlar için sana teşekkür derim.




Ne Böyle Sevdalar Gördüm / İlhan Berk

"NE BÖYLE SEVDALAR GÖRDÜM
NE BÖYLE AYRILIKLAR"



Ne zaman seni düşünsem
Bir ceylan su içmeye iner
Çayırları büyürken görürüm.

Her akşam seninle
Yeşil bir zeytin tanesi
Bir parça mavi deniz
Alır beni.

Seni düşündükçe
Gül dikiyorum elimin değdiği yere
Atlara su veriyorum
Daha bir seviyorum dağları.


Sayfa: [ 1 ]