|
||
| BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ Amerika İsrail merkezli kaos politikalarıyla oluşturduğu “Büyük Ortadoğu Projesi” si tamamen ülkeleri devletsizleştirme ülke halkını da kimliksizleştirme projesidir.Amerika’ya göre model ülke Türkiye, işi organize edecek “Derin Devlet” kısmını halledecek olan ülkede İsrail olacak.Amerikan yönetiminin proje dahilinde yaptıklarına bakarsak ülke yönetimlerine müdahale etme,darbeleri tetikleme,terörist gruplar yaratmak, vb onlarcası.Evangelist-Yahudi-Şeytan ortaklığının tekelindeki Amerikan yönetimi halen uyguladığı politikaya devam ederse batağa saplanacak.Amerikan ekonomisi şimdiki durumu günde 2 milyar dolar açık vermekte bu açığın nedeni 1950’ler den sonra üretim ekonomisini bırakıp kabul ettiği para ekonomisinden kaynaklanıyor Amerikan yönetimi kontrolünde olan devletlerde yaptığı borsa ve para oyunlarıyla verdikleri günlük 2 milyar dolarlık açığı kapatmaktadır.Bunun kalıcı olamadığını bildikleri için dünya enerji piyasasını tekelerine almak zorunda.Şahinlerin Rusya ile yaptığı Hazar petrolü çekişmesinde kazanan oldu ” Ya bizdensiniz ya onlardan” diyerek işe başlayan Bush yönetimi oldu.Hazar petrolü ilk önce Ermenistan üzeri getirilecek ti Türkiye nasıl olduysa Ermenistan’ı projeden çıkardı.Gürcistan üzeri getirilecek olan Hazar petrolüne zamanın da SSCB Dışişleri Bakanlığı yapmış ve Sovyetler Birliği tarafından darbeyle iktidara gelmiş olan Eduard Şvardnadze Rusya’ya olan yakınlığın dan dolayı projeye karşı,Kadife Devrim için ülkedeki bütün sendikalar sivil toplum örgütleri George Soros’un finansmanı ile harekete geçirildi ve darbeyle iktidara gelen devlet başkanı yine darbeyle gönderildi.Amerika ve Avrupa Birliği darbeyi hemen kabul etti IMF kredi musluklarını açtı.Rusya için tam bir hezimet Amerika için zaferle sonuçlandı Rusya-Çin bypass edildi ve Hazar petrolü doğuya değil batıya akmaya başladı.Eduard Şvardnadzeyi emekliye ayırtan Amerikan yönetimi yerine 40 yaşlarında genç dinamik çok iyi derecede İngilizce bilen Amerika da hukuk bürolarında hukuk eğitimi almış gözü kapalı Amerika’ya güven duyan Mihail Sakaşvili’yi göreve getirildi.CIA Gürcistan da Kadife devrim için çalışan görev arkadaşlarının emeklilik işlemleri başladı doğal gazdan zehirlenerek öldürülen Başkan Zurub Jvaniya sonrada Başkan’ın danışmanı Giorgi Gelaşvili de evinde intihar ettirilerek öldürüldü.Gürcistan’a da demokrasi geldi bu ülke de özgürleşti.Gürcistan yenilgisini Putin ülkesindeki Yahudi asıllı Amerika için çalışan petrol ve medya patronlarına çıkardı.Rus ekonomisi enerji ihracatına bağlı petrol fiyatı artıkça rahatlayan petrol fiyatları düşerse zora giren Putin yönetimi bunlara ekrana getiren medya patronu Aleksandır Gussinsky’yi ait milyarlarca dolarlık vergi borçlarını ödemesi için baskı yapıp tüm mal varlığını el koyup Rusya’yı terk ettirdi.Putin Amerikalılar ile Dudayev’i ve Şamil Basayev’i görüştüren ve batıya çalışan ajan Nezamisnya İzvestiya da affedemedi.Putin ülkenin en zengin işadamı olan Mihail Hadorkovsk’un da milyarlarca dolar vergi borçlarını bulup ödemesi için baskı yapıp ülkeden yolladı.Son derece medyatik olan İngiliz Chelsea Kulüp’ün sahibi olan Roman Abramoviç’i de Yeltsin döneminde ülkeden kaçırılan 500 milyar dolarlık Rus kara parasının yurt dışına kaçırılmasından sorumlu tutup ülkeden gönderdi.Bu dört Yahudi kafadarın buluştuğu yer Yukos dünyanın sayılı petrol şirketleri arasında olan bu şirket şimdi Putin’in elinde Putin devletin olan Sibneft ile Yukosu birleştirip dünyanın en büyük 4. petrol şirketini yarattı.. Çeçenistan'da karakola ve seçim bürosuna saldırı Projenin Kafkaslardaki diğer bir ayağı da Çeçenistan,Amerika ve Rusya burada da çekişti ve hala kazanın olmadığı bölgeye sonun da Vehabiler de el attı Beslan kasabasında yaşanan okul baskını eylemini de Vehabiler organize etti Çeçen’lerin bu direnişi bağımsızlık hareketinden çıkıp süper güçlerin gövde gösterisine dönüştü.Vehabilerin etkisiyle Çeçenlerin haklı direnişi terör olarak nitelendirilmeye başladı.Dudayev’den sonra Rusya’ya rağmen başa geçen Aslan Mashadov'un öldürülmesinin nedeni Dağıstanlı komutan Şamil Basayev’in Çeçen direnişinin başına getirilip yeni bir Dağıstan cephesi açıp Çeçenistan ve Dağıstan’ı birleştirip Kuveyt modeli gibi Hazar petrolü etrafında yeni bir körfez petrol ülkesi yaratmak. CIA’nin Lübnan da ki faaliyetleri Ekonomi Bakanı Marwan Hamadeh suikastı ile başladı.Bu suikastı da Lübnan da ki iç savaşı önlemek için Birleşmiş Milletler,Avrupa Birliği,Amerika desteği ile Lübnan’a giren Suriye’ye ihale ettiler.Lübnan da MOSSAD’ın ince ince planladığı senaryo 16 yıl sürecek bir iç savaş başladı.Hıristiyanlara çok fazla imtiyazlar verilmesi kısa süre de azınlıkların iç hesaplaşmalarına dönüştü Lübnan ordusu ikiye ayrıldı,koyu bir İsrail ve Amerika düşmanı görünümdeki Suriye’nin Lübnan’a müdahalesi başladı.Suriye’nin Lübnan’a girmesiyle Suni Müslümanları sindirilmeye başladı iç savaş sırasın da Devlet daireleri, hastaneler, okullar yıkılıp tahrip edildi, Ortadoğu’nun en güzel şehirlerinden biri olarak bilinen Beyrut bir harabeye döndü.Suriye müdahale etmeseydi ülkedeki Hıristiyan azınlık neredeyse tamamen yok edilecekti.Tam bu sırada Lübnan’ın Turgut Özal’ı Bay Lübnan Refik Hariri ortaya çıktı.16 yıl süren iç savaştan sonra ülkeyi yeniden yaratı 15 Şubat 2005 tarihinde Aziz George Oteli’nin önünde 350 kilogram patlayıcı ile bombardıman sonucu oluşabilecek etki gibi asfaltlar yerinden söküldü,insanlar yanarak,parçalanarak öldüğü suikast sonucu öldürüldü.Patlamadan sonra halkın olay yerine akın etmesinin engellenmemesi 17 gün sonra bile patlamanın olduğu bölge de cesetler bulunmasının nedeni Lübnan Hükümetinin suikastı ört bas etmesidir.Hariri’nin araçlarında konvoyda bomba uyarıcı düzenekler mevcut nasıl olduysa sistemler kilitlendi uydudan alınan uyarı iletileri durdu.Patlama sonrası hemen bir yalan kurgulandı olaydan 1 saat sonra muhalif birkaç siyası hemen televizyonda direkt suçlu Suriye gösterildi CNN de alt yazılar geçiyor Amerika Suriye Büyük Elçisini geri çekti.Refik Hariri nisan ayında yapılacak seçimlerdeki en büyük Başkan adayıydı.Tek başına iktidara gelmesine kesin gözüyle bakılan Refik Hariri Suriye’nin Lübnan dan çekilmesine karşıydı Lübnan’ın güvenliği için Suriye kuvvetlerinin ülkede kalmasını istiyordu.Hariri’ nin yerine artık Muhalif Dürzi Lider Velid Canbolad Lübnan siyasetine yön veriyor Velid Canbolad Suriye’nin ülkeyi derhal terk etmesini istiyor ve sonrası bildik görüntüler ülkedeki bütün kötü gidişten Suriye sorumlu tutuluyor 1 milyon kişi sokaklarda 14 gün süren eylemler sonucun da Cumhurbaşkanı Emil Lehud tapun ağzın da Başbakan Ömer Kerame istifası veriyor.Bu halk darbesine de Sedir Devrimi adını veriliyor.Lübnan özgürleşti ve demokrasi bu ülkeye de geldi. Irak ta olanlar bir yana işgale bakarsak herkes esas savaş Bağdat’ta olacak derken, Bağdat savaşmadan teslim edilmişti.Tarih 10 Nisan 2003'ü gösteriyordu.Teslimatı yapan, gerçekte Irak'ta herkesin bildiği ama ortalıkta elle tutulur bir şekilde gözükmeyen Kesnizani tarikatıydı.Tarikat Körfez Savaşından sonra Saddam'ın etrafını örümcek ağı gibi sarmıştı. Saddam'ın eşi,çok güvendiği generalleri ve istihbarat kuruluşlarının basındakiler hepsi bu tarikatın müritleriydi. Kesnizani tarikatı MOSSAD ve CIA tarafından Saddam'ı içten yıkmak, Irak’ı kolayca teslim almak için organize edilmişti.Tarikatın kurucusu Şeyh Muhammed kendisi ortalarda pek görünmüyordu.Medyatik değildi. Onun ismi Irak'ta efsane haline gelmiş getirilmişti.Tarikatın müritlerine MOSSAD'ın hahamlıktan tövbekar hocaları ders veriyor,dönüşüm etkisini göstermiş,bir Kürt tarikatı olan Kesnizanilik Türkmenler ve Araplar arasında da kendisine müritler edinmişti. Zaten uzun yıllardır Kuzey Irak Kürtleriyle temasta olan İsrail işi şansa bırakmak niyetinde değildi. Irak hızlı bir şekilde parçalanmalıydı.Gözüne kestirdiği Kürt tarikatı Kesnizani'lik üzerinden Irak’ın İslami hayatini da kontrol altına alacaktı.Artık Saddam ve çevresinde neler olup bittiğinden Kesnizani tarikatı ve şeyhi vasıtasıyla MOSSAD anında bilgi sahibi oluyor ve gereği yapılıyordu.Tarikatın içine MOSSAD iyice yerleşmişti. şeyh adına rahat rahat operasyon yapar hale gelmişti. Güney'de Şii Müslümanlar Kuzey'de ise Türkmenlerin büyük çoğunluğu hariç sivil Araplar ve Kürtler ile Irak devlet mekanizmasını elinde bulunduranlar Kesnizani tarikatı kullanılarak MOSSAD ve CIA tarafından devrilmişler ve psikolojik harbin kurbanını olmuşlardı.Saddam Irak'ın işgalinden birkaç ay önce durumu fark etmiş,eşi dahil, yakın çevresini etrafından uzaklaştırmıştı.Kesnizani tarikatı intikam almaya hazırlanıyordu.Derken Amerikan,İngiliz birlikleri Irak'a saldırdılar. Güney'de müthiş bir direnişle karsılaştılar. Dünya medyası, ve Türk medyası, asıl savaşın Bağdat ve çevresinde olacağını dile getiriyorlardı. Amerika’nın bu kadar az sayıda birliklerle Bağdat ve çevresindeki direnişi kıramayacağını söyleniyordu.Bağdat ve çevresi Saddam'ın askerleri tarafından hiçbir direnç gösterilmeden Amerikan askerlerine teslim edildi. Irak devlet mekanizması devrilmişti.Şeyh Muhammed müritlerine Amerikan askerlerine direnmemelerini öğütlemişti.Şeyhin emrindeki mürit generaller vatanlarının bağımsızlığı için savaşmak yerine Şeyh Muhammed'in emrine uydular. Bugün Şeyh Muhammed'in liderliğindeki Kesnizani tarikatı Irak'ta devletin ve siyasetin tam orta yerinde faaliyetlerine devam ediyor. |
||
|
||
| Ukrayna da ki Portakal,Lübnan da ki Sedir Gürcistan da ki Kadife devrimleri Kırgızistan’a da ithal edildi.Sivil darbe operasyonlarında kullanılan metotlar hep aynı Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Kırgızistan’da yapılan parlamento seçimlerinin uluslararası demokratik normlara uygun olmadığını açıklıyor darbelerin finansmanı George Soros’ un vakıfları ülkenin gençliğinin beynini yıkayıp yönlendiriyor Başbakan Askar Akayev’in istifasını isteyen muhalefet devlet dairelerine saldırıyor. Kırgızistan'da genel seçimlerde usulsüzlük yapıldığını iddia eden muhalefet adeta geze geze darbe yapıyor. Ülkedeki devlet binaları teker teker ele geçiriliyor.Önce eyaletlerdeki valilik binaları sonra da ilçe kaymakamlıkları işgal ediliyor.Muhalefet lideri Atayurt Partisi Başkanı Roza Otunbayeva Başbakan olmasıyla Kırgızistan da özgürleşecek demokrasi bu ülkeye de gelecek.Usame Bin Laden’in Afganistan’a gelmesiyle projenin Orta Asya bölümü başladı.Sovyet ordusunun 26 Aralık 1979 Afganistan’a girmesi ile Afgan mücahitlere katılan Usame Bin Laden Amerikan ordusunu olağan üstü desteği ile Jelelabad savaşında Sovyet ordusunu hezimete uğrattı üzerinden hiç çıkarmadığı CIA hediyesi olan makosenleri ve CIA görev ceketi bu başarısından sonra hediye edilmişti.Körfez Savaş’ında Kral Fahd’ dan Suudi sınırlarını korumak istedi ancak Kral Fahd Amerika ittifak kurdu ve Suudi Kralı ile ters düştü bunu gibi birkaç olay sonrasında Usame Bin Laden kendine tek düşman olarak Amerika ve İsrailli seçti 1992 Yemen de Amerika askerlerine, 1993 New York ta Dünya Ticaret Merkezi garajına 1998 de Kenya ve Sudan da ki Amerikan elçiliklerine bombalı saldırılar ve 11 Eylül 2001 de ki intihar uçaklarıyla yapılan saldırılar 11 Eylül saldırılarına bakarsak: bu uçakların yolcu uçakları olmadıkları uçakların camlarının olmayışından yakıt ikmal uçakları oldukları kesinleşti ve ikiz kulelerin uçak yakıtının çelik gövdeyi eriterek çökmediğinin tonlarca bombalar ile kontrollü bir şekilde çökertildiği eğer yangın sonucu çökmüş ise enkazdan teröristlere ait pasaportun nasıl bulunduğu Pentagon’un intihar uçaklarıyla değil füze ile vurulduğu uçak kazası ile oluşacak hasarın yarısının bile oluşmayışından uçakların İkiz Kulelere girmeden önce altlarındaki görülen flaş etkisinin ne olduğunun ve uçaklarının normalde İkiz Kulelere çarptığında Kuleleri delip geçmesi gerekirken anında Kulelerin için de infilak etmesi teröristlerinin bu kadar kısa zaman da usta bir pilot gibi bu eylemleri gerçekleştirmesinin imkansız olması Pentagon da ki saldırı sonrası enkaz kaldırma çalışmalarında çalışan itfaiye çalışanların bulunamaması Usame Bin Laden öncülüğün de Afganistan dağlarında gezen cahil köylülerin son moda sibernetik saldırıları yapamayacağı bunun gibi daha birçok kanıt ile Amerikan yönetiminin başarısız senaryosunu kanıtlıyor.Usame Bin Laden görevini tam yaparak İslami Terörürü yaratıp “Büyük Ortadoğu Projesi”ni başlattı. İsrail’in de yazıp uyguladığı senaryolar var burada da karşımıza Çakal Carlos çıkıyor kendini daha çocuk yaşta Marksizm adadı ve Lenin’in ilk adını alacak kadar da Lenin hayranıydı. 1970 yılından sonra dünyanın en çok aranan ve tanınan teröristi oldu Fransa’da bombalama eylemleri OPEC konferansı baskını Uganda’daki FKÖ militanları ile yaptığı Entebbe uçak kaçırma eylemi bu eylem sırasında MOSSAD dünyaya tam bir gövde gösterisinde bulundu ve kendini tanıtı.Gerçek adı İlich Ramirez Sanchez Carlos’tur. Çakal Carlos’un da tek düşmanı Amerika ve İsrail di Çakal Carlos görevini tam yaparak Hamas,Hizbullah,FKÖ adına İsrail’e karşı terör eylemlerinde bulunarak İsraillin güvenliğini Ortadoğu’da sağladı Fransızlar Sudan da yakaladığında ben Müslüman oldum ve adım Salim Muhammet Nuri dedi. Perincek, Abdullah Öcalan da aynı Çakal Carlos gibi Marksist ve Leninist fikir çizgisini iddia ederek Vietnam,Kore,Cezayir gibi ulusal mücadelenin olduğu ve kurtuluşun sağlandığı ülkeleri örnek alarak pkk terör örgütü ile 15 yıl boyunca Türkiye’de eylemlerde bulundu.Abdullah Öcalan’ın aslında Ermeni olduğu eskiden beri biliniyor, dile getiriliyordu.Artin Agopyan denen bu piç Abdullah Öcalan diye tanıtıldı.Öcalan soyadı üzerinde bile durulmadı.Kimlerden ve neden öç alıyordu? Abdullah Öcalan ve Kesire Yıldırım Öcalan 1970 ler de yükselen gençlik hareketlerinde Amerika’ya karşı sokaklarda yürümüştü.Abdullah Öcalan’ın örgüt faaliyetleri Mit muhbiri Pilot Necati ile arkadaşlığın dan ve MİT çalışanı Ali Yıldırım kızı Kesire Yıldım ile evlenmesinden sonra hızlanmıştır.Devlet Abdullah Öcalan’ı kullanmak istedi ancak asıl kullanılan Türkiye Cumhuriyeti mi yoksa Abdullah Öcalan mı oldu belli değil boşboğaz her yerde konuşan Abdullah Öcalan’ın dünya gazetelerine ve kendisiyle Suriye de ki kampların da görüşen Doğu Perinçek ve Anıl Küçük’e verdiği demeçler bunlar ”MİT bizi kullanmak istedi bizde onları” 27 Kasım 1978 yılında kurulan pkk 15 Ağustos 1984 yılına kadar parasızlıktan hiçbir eylemde bulunmadı bu ilk eylem emrini de Sovyet KGB’ si verdi zaten o yılarda Türkiye de ki bütün sol örgütler Sovyetler tarafından desteklendi ve hepsi Leninist fikirler iddia ederek devrim adına terör eylemlerinde bulundu pkk birçok ülke tarafından desteklendi en son olarak Markisizimden ve Leninist fikir çizgisini bırakıp ABD güdümlü yapılanmaya gitti pkk tam bir veledi zina kimin çocuğu olduğu belli olmayan bir piçtir.Amaç şimdi daha netleşti Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerini içine alacak şekilde Suriye,İran,Irak toprakları üzerinde Marksist ve Leninist ilkeler doğrultusunda Bağımsız Birleşik Demokratik kürdistan devleti kurmak.15 yıl boyunca eylemlerde bulunan Abdullah Öcalan’ı bitiren Amerikan kontrolünden ve finansmanından çıkıp Almanya ve Fransa ile yakınlıklaşması oldu 15 şubat 1997 Kenya da paketlenip emaneten geri kullanılmak üzere teslim edildi.Asılması gereken kimilerine göre kahraman sayılan bu piç Avrupa Birliği’nin istemediği için asılamamakta İmralı da paşalar gibi beslenip avukatlarıyla gönderdiği yazıları kod adları kullanarak kendi yayın kuruluşlarında yayınlatıp eline sürekli kozlar verilmekte.Yılanın başını küçükken ezmek gerekir bunu yapmak isteyen kahramanlarda Eşref Bitlis,Hulusi Sayın’ın şehit edilesi terörist başını koruyan aramızdaki işbirlikçilerin kurbanıdır.Dünya da Türk lafı tamamen silinmiştir.Eskiden söylenen “Nerde Türkü Aradım Orda Kürdü Buldum Nerde Kürdü Aradım Orda Türkü Buldum “sözü yok artık Türkiye’de Irak ta her yerde Türklük silinmeye çalışıyor. Kıbrıs ta Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan istedikleri 1856 Islahat Fermanından sonra Yunanistan azınlık ayrıcalıklarından dolayı Girit’in Yunanistan’a devredilmesini istedi zamanın süper gücü İngiltere bunu kabul etmedi.1878 Osmanlı-Rus savaşını bitiren Ayastefonas Anlaşmasından sonra Yunanistan yeniden Girit’i istedi.Şimdiki Annan senaryosunun tıpa tıp benzeri Girit’e özerklik veren bir anlaşma Osmanlı İmparatorluğuna İmzalatıldı.Anlaşmaya göre adada 80 kişilik ortak meclis kurulacak 49’u Hıristiyan 31’i Müslüman Yunanistan bunu beğenmeyerek kabul etti sonrasın da 1913’te Londra Barış Konferans’ın da Girit Yunanistan’a verildi.Annan planın da 200 bin nüfuslu KKTC’ye 100 bin den fazla Rum yerleşecek mülk edinecek sonrasında da bu araziler bizim tabular elimizde çıkın diyecekler.Satılmış medya aracılığı ile bu dönemde yapılan yayınların ne kadar gerçek dışı olduğu Avrupa Biriliği adına sürülen görüşlerin yanlış olduğuna tamamen böl yönet politikası adına yapılan bu siyaset satın alınan medya ve gazeteciler aracılıyla halka benimsetiliyor.Holding medyasının yaptıklarına örnek verirsek :Amerika yönetimi çok önemli bilgilere sahip Rus bilim adamını kaçırıyor.Amaç yeni buluş sahibi fizikçiyi konuşturup kritik bilgileri ele geçirmek.Rus bilim adamı ülkesine bağlılığından dolayı tüm tedbirlere rağmen konuşmaz bunun üzerine CIA tek kişi üzerine kurgulu bir yalan dünya kurar.Bilim adamının izlediği televizyon kanallarından sözde savaş görüntüleri yayınlanır.Kurguyu desteklemek üzerede sadece bilim adamın okuduğu bir gazete çıkarılır.Televizyondaki görüntüleri ve gazete yazılarını teyit eden önceden planlanmış,sürpriz olaylarla gizli telefonlarla Rusya’nın yerle bir olduğu ailesini kaybettiğine inandırılır her şeyini kaybetmiş Rus tüm bildiklerini CIA’ye aktarır.Saygın seçkin holding patronlarımızın papaz efendilerin ellerini yalaması dinler arası saygı olarak aktarılıyor.Holding medyasının yaptıkları ile CIA’nin kurduğu yalan dünya aynı beyin yıkmaya dayalı. Sürekli konuşulan hiç bilinmeyen İsrail’in tarihine bakarsak İngiliz yönetimi altında Filistin'den toprak satın alarak bu bölgeye gelenlerin, ayrı bir devlet kurma konusunda İngilizler ile kavgaya sürüklenince merkezlerini Londra'dan vazgeçerek New York'a taşındıkları ve dünyaya egemen olma çalışmalarını buradan devam ettiler.Arkasına Amerikan gücünü alan Siyonist lobinin, daha sonraları Avrupa'da Hitler olgusunu Sion planı doğrultusunda kullanılmayı başardığı görülmüş ve Hitler'den korkan dünya Yahudilerinin büyük kısmı İsrail'e göç etti. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ilk kez Filistin'de Yahudi nüfus Arap nüfusu geçince, Siyonistler Amerika baskıları ile İkinci Dünya savaşı sonrasında Ortadoğu'da bir Yahudi devleti olarak İsrail'in kurulmasını Birleşmiş Milletler kararı ile başardılar..Amerika desteği ve zengin Yahudi lobilerinin her türlü yardımlarından yararlanan İsrail, üç tarafı Arap ve Müslüman nüfus ile çevrilmiş bir bölgede güçlü bir ülke olarak ayakta kalabilmek için sürekli olarak genişlemenin yollarını aramış ve İsrail'in sınırlarını genişletmiştir,İsrail'in kurulmasından sonra Ortadoğu bir türlü barışa kavuşamamıştır.Siyonizm’in büyük planına göre, Yahudilerin Ortadoğu'da bulunabilmeleri için kesinlikle Büyük İsrail Devleti’nin kurulması gerekmektedir. Küçük İsrail ile Ortadoğu'ya egemen olmak mümkün olamayacağı için Büyük İsrail’i kurarak bütün Ortadoğu’yu Kudüs merkezli bir yönetimin egemenliği altına almak kurulduğundan bu yana yarım yüzyıldır, İsrail devletinin amacıdır. Orta Doğu'da İsrail Devletini iki bin yıl sonra yeniden kuruldu.Kudüs'ün yanı başındaki Sion tepesini dünyanın merkezi yapmayı ve burada bütün dünyayı yönetecek bir kale oluşturmayı kutsal bir amaç olarak kendilerine hedef seçenlerin, Tevrat'ta dile getirilen Fırat ve Nil arasında kalan vaat edilmiş toprakları yavaş yavaş işgal edecekler.İsrail devleti ve halkı homojen bir yapıya sahip değildir. Çoğunluğu teşkil eden Sefarad İspanyol, Akdeniz kökenli Yahudilere ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapılmaktadır.Yüksek ve önemli makamları Eşkenaz Yahudiler tutmuştur. Bu iki zümre arasında da çekişme vardır. İsrail'de radikal, fanatik Museviler vardır ki, vaat edilmiş beklenen Mesih zuhur etmeden kurulduğu için Yahudi devletinin meşruiyetini tanımamaktadırlar yıkılmasını bile istemektedirler.Din ve devlet özdeştir laikliğin "L" si bile yoktur. Yine din ile millî kimlik aynı şeydir. Yahudilik babadan değil anneden geçer annesi Yahudi, babası Goi gayr-i Yahudi olan biri otomatik olarak Yahudi sayılır, İsrail vatandaşı olabilir. Babası Yahudi, annesi gayr-i Yahudi olan birisi ise Yahudi ve Musevî sayılmaz. Ortodoks Yahudilikte erkekler ile kadınlar arasında ayırım vardır. Sinagoglarda karışık olarak yer alamazlar.Sofu Yahudilerin yaşadığı mahallelere sefer yapan belediye otobüslerinde kadınların yerleri ayrıdır.Bütün İslâm dünyasında, samimî Müslümanlardan daha koyu Müslüman görünen bir sürü Yahudi ajanı, casusu vardır. Yahudiliğin ve İsrail'in en şiddetli ve koyu düşmanı gibi görünen nice kodaman zengin İslami şahsiyet vardır ki, gerçekte İsrail'in hizmetinde çalışmaktadır. .İsrail'de ve diyaspora Yahudileri içinde Türkiye'yi çok iyi bilen, Türk dili,tarihi,kültürü üzerinde ihtisas yapmış olan, Türkoloji konusunda dünya çapında otorite olan uzmanlar bulunmaktadır. Türkiye'de ise doğru dürüst İbrani’ce bilen, İsrail konusunda uzman olan hemen hemen hiç kimse yoktur. 19'uncu ve 20'nci yüzyılda Türk milliyetçiliğini çıkartan kişilerin bir kısmı Yahudi’dir. Bunların en meşhuru, Tekin Alp takma adıyla kitaplar ve makaleler yazan Selanik Yahudilerinden Moiz Kohen'dir.İsrail Türkiye'deki Yahudileri Ortodoks Musevî olarak kabul etmemekle birlikte onlardan dolaylı şekilde faydalanmaktadır.Ortodoks Yahudileri İsrail halkının ancak yüzde 10'u veya 15'i kadardır. İsrail’e en muhalif devlet İran’dır.Siyonizm İran konusunda büyük endişelere sahip ve ezilmemsi gerekiyor.Bunu yapmak için İran ve Irak arasında sekiz sene süren, 2 milyon insanın ölümüne yol açan savaş da kışkırtma ile çıkmıştır.Ortadoğu her geçen gün biraz daha savaşa itilmektedir.İsrail’in Filistinlilere yaptığı zulmü Yahudiler bile lanetliyor, Şapkalı sakallı dindar Yahudiler ellerinde Filistin bayrakları pankartlar açmışlar, "İsrail’in Filistin halkına yaptığı zulmü kınıyoruz" diyor.Bütün dünya İsrail’i kınıyor, nice vicdanlı Yahudi bile İsrail’i tenkit ve protesto ediyor.İktisadi ve malî durumumuz çok kötü de olsa karşılığında yüz milyarlarca dolar vaat edilse de maceralardan uzak durulmalıdır.İsrail, varlığını sürdürebilmek için bütün Ortadoğu’da bir "Yahudi Barışı" kurmak istemektedir. Mısır’ı pes ettirdi. Ürdün zaten çantada keklik Suriye ile gizli anlaşmaları var Irak’ı şu anda fiilen üçü bölüp parçalanmıştır.Türkiye'yle ittifak kurmuş ve onu kendi nüfuz bölgesi içine aldı. İran’daki rejimi yıkmak için çalışılıyor. alıntı |
||
|
||
| Kürt devleti ve İsrail Yaklaşık çeyrek asır önce İsrail'de bir strateji dergisinde yayınlanan makale Irak'ın üçe ayrılması gerektiği fikrini pazara döktüğü gün fitne tasarısını gerçekleşmek için düğmeye basılmıştı. Güneybatıda bir Sünni, güneydoğuda bir Şii ve kuzeyde bir Kürt devleti kurulacak şekilde Irak'ın bölünmesini öngören bu tasarının aslında uzun bir geçmişi var. Binlerce yıl boyunca 'va'dedilmiş topraklar' hülyasını yaşatan İsrailoğulları I. Dünya Savaşı'ndan sonra devlet kurabilecek aşamaya geldiklerinde bütün coğrafya için derin inceleme ve araştırmalara başlamış, köklü gizli servislerinin ağını yaymaya başlamışlardı. Daha İsrail resmen devlet olmadan (30'lu yıllar) Ben Gurion K. Irak ve yukarısında incelemeler yapmak üzere uzmanlar görevlendirmişti. Onların raporu henüz mayalanma aşamasındaki İsrail devletine bir öneri sunuyordu: -Bölgede bizim ittifak kurabileceğimiz en elverişli kitle Kürtlerdir. İsrail'in Molla Mustafa Barzani ile derin muhabbeti, onu ağırlaması ve getirdiği bilgiler sayesinde Irak'ın nükleer silah geliştirmeye çabaladığı tesisleri bombalaması hep bu önerinin sonuçlarıydı. Barzani'nin Bağdat'a yönelik isyanlarının tamamında da İsrail'in doğrudan desteği vardı. İsrail zamanla pek çok ABD yöneticisini Irak'ın bölünmesi fikrine çekmeyi de başarmıştı. Bunun için 'köken' itibariyle kendilerinden olan ABD kaymak tabakasının ve Eski Ahit'teki 'İsrailiyat' sayesinde siyonist ülküleri büyük ölçüde benimseyebilen Protestanlığın büyük himmetlerini gördüler. İlk Körfez savaşına doğru ABD yönetimi Irak'ın bölünmesi fikrine oldukça yatkındı. Rahmetli Özal'ın Baba Bush'la bu konuyu tartıştığına ve onu Irak'ın toprak bütünlüğü için ikna ettiğine ilişkin rivayetler bulunmakla beraber, o zaman niye Bağdat'a yürünmediği ve Saddam'ın devrilip bölme sürecinin fiilen başlatılmadığı tartışma konusudur. Muhtemelen ABD içinde İsrail lobisine karşıt odakların baskısı Bush'u duraklatmıştır. Belki Özal'ın Irak'ı bölmekle bölgenin iflah olmaz bir kan okyanusuna çevrileceği yolundaki telkinleri de onu bir ölçüde etkilemiştir. Ancak bu yüzden İsrail lobisinin Bush'a fatura kestiği de bilinmektedir. Clinton da Irak'ın bölünme sürecini başlatacak saldırılar için çok tahrik edilmesine rağmen bundan uzak durmaya çalıştı. MOSSAD ona da bedelini ödetti. Monica Lewinski bu bedelin püskülüydü. Esasen son dönem ABD başkanlarının çoğu sırtlarında utanç verici gizli kamburla seçtirildiği için gerçek yönetim tamamen küresel çetenin elindedir. Şu veya bu yollardan uzun mesafeler kat eden İsrail'in Irak'ı üçe bölme tasarısı son aşamasına gelmek üzeredir. Dünyada sadece Türkiye böyle bir gerçek yokmuş gibi hareket etse de Kürt devleti kurulmuştur. Ülkenin güneydoğusunun Şii Arap devleti olacağı anlaşılmaktadır. Güneybatıda Sünni Araplar ABD ile çarpışmaya devam edecek ve belki sonunda kendi bölgelerindeki bir yapılanmaya razı olacaklardır. İsrail senaryosunda henüz aksama yoktur. Irak topraklarındaki bu üç ayrı yapının bin bir karmaşık sebeple uzun yıllar birbirleriyle çatışması da umurunda olmayacaktır. Hatta ordusunu hızla eğitip silahlandıracağı, Kerkük petrolleri ile zenginleştirilmiş Kürt devletinin gelecek on yıllarda etrafa doğru genişlemeye kalkışması İsrail'in bir sonraki taktik aşaması da olabilir. Bu devlet, 'va'dedilmiş topraklar'ın Türkiye'deki kısmı için pekala İsrail'e taşeronluk yapmaya çalışabilir. Böylece 'ısmarlanmış kaos'la bölge büsbütün karmaşık hale gelince Kutsal Dünya Krallığı için bir aşama daha geçilmiş olur. Bunlar İsrailli birtakım fanatiklerin düşlerinden ibaret dini beklentiler değildir. İsrail parlamentosuna 'va'dedilmiş topraklar'ın resmi sınır ilan edilmesi için verilen teklifin mürekkebi daha kurumamıştır. Bir milletvekilimiz Türkiye ile dostluktan söz eden İsrailli meslektaşına sitem etmeye kalkışır: -Öyle diyorsunuz ama kutsal haritanıza göre Türkiye'nin bazı bölgeleri de sizin için va'dedilmiş toprak oluyormuş. Adam güya şakayla karışık cevap verir: -Ne yapalım Allah va'detmiş Lakin hiç şakası yok, bu onlar için milli bilinç ilkesi. Bu bilincin karşılığı bizde var mı? Olsaydı, hâlâ Kürt devleti kurulmamış, dolayısıyla İsrail'le komşu olmamış gibi davranmak için başımızı kuma gömmeye devam eder miydik? Bizdeki muhtemel 'derin bilinç'in çapını ölçmek için 28 Şubat şahini Çevik Bir Paşa'nın Irak savaşı başladıktan sonraki müjdesi yetebilir: -ABD ile komşu oluyoruz, bölgede birlikte güvenlik üreteceğiz Kaynak : Açıkistihbarat alıntı |
||
|
||
| IRAN Nasıl Savaşacak? Amerika ve Israil'in Iran'a karsi hazirliklarina giristikleri askeri operasyonlara yonelik haberler her gecen gun medyada yer almakta. Bu operasyonlara karsi Iran'da buyuk capta bir hazirlik icerisinde. Iran'in kuzeyinde ve guneyinde 1 hafta suren hava ve kara tatbikatlari basariyla bitirildi.Gozlemciler tarafindan olaganustu olarak degerlendirilen bu tatbikatte helikopterlerle ve ucaklarla hizli bir sekilde asker indirmeyi ve bindirmeyi iceren mobil operasyonlar yapildi ve degisik fuzelerle birlikte yuzlerce tank kullanildi. Su ana kadar yeni olusturulan bir askeri birime,ulkeye yapilacak potansiyel saldirilara karsi 'asimetrik savas teknigi'ne gore karsi koymak icin25,000 kisi gonullubir sekilde "intihar bombacisi" olarak kayit oldu. Amerika'nin Iran'a karsi girisecegi operasyona karsilik Iran,ABD'nin Irak'ta yaptigi yogun bombalama operasyonlarindan cok sey ogrendi. Ayrica Iran'in Irak'la yaptigi savastan ve 1987 ve 1988 yillari arasinda Amerika'yla surtusmesinden ogrendigi bir cok savas derside mevcut. Bu tecrubeler isiginda Iran Amerikan super gucunun zayifliklarini merkez alan bir taktikle degisken ve kompleks bir savunma stratejisine odaklandi ve bu dogrultuda kara gucleri ve gerilla taktikleri kurdu. Amerika merkezli Atlantic Mountly dergisinde konuyla ilgili cikan "Iran War Game" makalede Iran'a karsi girisilecek bir operasyonun ABD'ye maliyetinin on milyon dolarlar civarinda kalacagi hesap edil- mekte ve bu hesaba Iran'in saldiri stratejisi dahil edilmemektedir. Amerika'nin savasta ilk onceligi onemli askeri hedeflere yapacagi saldirilarla Iran'nin komuta sistemini yok etmektir.Bu amaca yonelik olarak ABD jet ucaklari Kuzestan bolgesindeki hava sahasini ihlal ederek Iran hava savunma sistemini test etmektedir. Iran'nin yuksek teknolojiye dayali balistik mobil fuze sistemi Iran'in savunma sisteminde cok onemli bir rol oynamaktadir.Iran'in Fuze savunma sistemine verdigi onem Irak'in Amerika'yla yaptigi savaslarda basarili bir sekilde Kuveyt'te,Israil'e ve Arabistan'a firlattigi fuzelerden ve ABD savunma sistemine verdigi buyuk capli zararlardan kaynaklanmaktadir. Bugunun kosullarinda evrim gecirmis Iran'in askeri doktirini Sahab-3 ve Fetih-110 gibi Tel-Aviv'i bile rahatlikla vurabilecek uzun menzilli fuze sistemi uzerine kurulmustur. 1985'de Iran 50 km capli Oghab roketini, 1986-87-88 arasinda 120 km ve 160 km capinda Mushak topcu roketini gelistirdi.1998'de Scud-Bs'yi toplayarak Kuzey Koreli teknik uzmanlardan yardimlar alarak fuze uretme ve gelistirme merkezi kurdu.Scud fuzeleri yerine Iran 1300 km capli Sahab-3 ile Sahab-4 fuzelerini gelistirdi.1998'de test edilen Sahab-3 fuzesi daha da gelistirilerek 2,000 km'lik bir menzile erisecek bir noktaya getirildi. 1990'li yillarin ortalarina kadar Iran,elindeki yuksek petrol gelirleri nedeniyle askeri harcamalarinda herhangi bir kisintiya gitmedi. Iran'in elindeki balistik fuzelerin bir cok acidan Iran'a sagladigi avantajlar bulunmaktadir. Herseyden once bu fuzelerin uretim maliyetleri cok dusuktur ve hammadde acisindan disa bagimlilik cok azdir.Ayrica fuze ihraci konusunda herhangi bir uygulama veya kontrol soz konusu degildir. Fuzelerin mobil olmasi saklanmasini ve tasinmasini kolaylastirmaktadir ve cok etkili silah olamalari sebebiyle dusmana fark ettirilmeden kolaylikla kullanilmaktadirlar.Fetih-110 fuzelerinin hazirlanmasi bir kac dakika surmektedir.Buna ilaveten fuzeler savas sirasinda cok buyuk karisikliklar yaratarak en iyi askeri planlari bile alt ust edebilmetedir. Mart 2003'de Irak-Kuveyt sinirinda toplanan ABD askeri gucleri fuze saldirilari yuzunden savasin hemen basinda plan degisikligi yapmis kara gucleri ancak 21 gunluk agir hava saldirisindan sonra Irak'a girebilmistir. Bu sebeblerden dolayi Iran kendisine yapilacak olan bir saldiriyi cok genis capli bir fuze saldirisiyla cevap verecek kapasitededir. Azerbaycan,Irak,Turkiye ve oteki korfez ulkeleri gibi ABD askeri ustlerine evsahipligi yapan ulkeler bu saldirilarin hedefi haline gelecektir. Iran'nin cizdigi bu stratejinin amaci Amerikan saldirisina karsi ev sahipligi yapacak olan komsu ulkeleri caydirmaktir.Bu saldirilar ABD operasyonlarina ev sahipligi yapacak olan ulkelerin ekonomilerine uzun vadeli olarak cok buyuk zararlar verecektir. Iran'in bir baska stratejisi Amerika'nin kontrolunde tutmaya calistigi Afganistan ve Irak gibi ulkelerde ulkelerde krizleri arttirarak ABD'nin bu bolgelerdeki ayaklarini kesmek ve ters bir domino etkisi yaratmaktir. Onemli bir diger stratejik unsur ise "psikolojik savas"tir.Irak'tan cikartilan derslerde goze carpan bir baska ozellik ise savastan once ABD'nin yaptigi propagandalarla Baaz Partisi ust duzey askeri komitesi arasinda ayriliklar cikartmasi ve halkla rejim arasinda gerilimler yaratmasidir.Buna duruma yonelik Iran'in karsi stratejisi olum korkusuyla dolu ve motivasyonu dusuk olup yabanci topraklarda savasan ABD askerleri uzerine kuruludur.Iran'la bir savas Amerika'da yeni askeri alimlara yolacacak ve askere mecburi bir sekilde katilacak olan yeni askerler Irak'ta ve Afganistan'daki Amerikan askerlerinin durumunu da gozeterek orduda buyuk bir hosnutsuzluk yaratacaklardir.Iran'da bu askerler uzerinde propagandalar yaparak bu savasin ABD icin degil Israil icin yapildigini soyleyecektir. daha fazlası için tıkla |
||
|
||
| Yeni Hilafet! CIA'nın think-tankı olan "The National Intelligence Center" tarafından hazırlanan "Mapping The Global Future" başlıklı dünyanın geleceğine dair öngörülerin yer aldığı çalışma, ABD'nin küresel hegemonya savaşının hangi gerekçelerle yürütüldüğünü, Irak'ın neden işgal edildiğini, "terörle savaş" adı altında Müslümanlara yönelik derin dönüştürme operasyonlarının ne amaçla yapıldığını ortaya koyan ve ABD'nin nasıl bir gelecek kurguladığını gösteren çarpıcı bir çalışma. 13 Ocak'ta yayınlanan "2020'de Dünya"sına bakışı içeren çalışma, Türkiye'de sıradan bir haber olarak geçiştirildi. Oysa ABD'nin, dünyanın ve özellikle İslam dünyasının geleceğine ilişkin çarpıcı öngörüleri içeren rapor, 21. yüzyılın haritasını çiziyor. Raporda, teknolojik gelişmelerden küresel ekonomiye, enerjiden kitle imha silahlarına, İslam dünyası ve Asya'nın geleceğinden "siyasal İslam"a, Amerika'nın siyasi, askeri ve ekonomik liderliğinden yeni süper güçlere, muhtemel çatışma alanlarından gelir dağılımındaki dengesizliklere, 21. yüzyıla damgasını vuracak olan dinlerin yükselişinden siber savaşlara kadar dünyanın siyasi, askeri, ekonomik ve kültürel geleceği hakkındaki eğilimlere yer veriliyor. Rapor, 15 yıl içinde ortaya çıkacak dört temel senaryo üzerinde duruyor: Pax Americana: Amerika'nın radikal değişimlere rağmen üstünlüğünü koruyacağı, yeni ve kapsayıcı bir dünya düzeni kurabileceği. Yeni Hilafet: İslam'ın, yeni bir dünya sistemi amacıyla Batılı değer ve normlara meydan okuyacağı, yeniden hilafet gücüne erişerek küresel denklemi bozacağı. Korku Çemberi: Kitle imha silahlarının hızla artmasının, büyük saldırıların önlenmesi amacıyla geniş çaplı güvenlik önlemlerine zemin hazırlayacağı, bunun da insanlığı Orwellian dünya sistemi ile tanıştıracağı. Davos Dünyası: Ekonomik gelişme ile Çin ve Hindistan'ın, ABD'nin küresel gücünü aşındıracak birer süper güç olarak öne çıkacağı ve küreselleşmeyi yeniden şekillendirip Asyalı karakterini güçlendireceği. Çin ve Hindistan'ın, 19. yüzyıldaki Avrupa veya 20. yüzyıldaki Amerika gibi, jeopolitik haritayı değiştirecek birer küresel aktör olacağı belirtilerek, Avrupa Birliği, Rusya, Brezilya ve Endonezya'nın geleceği tartışılıyor. Çalışmanın üzerinde durduğu alanlar şöyle: Küresel ekonominin entegrasyonu. Yükselen güçler: Asya'nın yükselişi, tek kutupluluk, Pax Americana. Yeni meydan okumalar: Demokratikleşmenin duraksaması, Kimlik politikaları ve Yeni Hilafet. Güvensizlik: Uluslararası terörizm, iç anlaşmazlıklar, kitle imha silahları ve Korku Çemberi. Ayrıca, savunma harcamaları, fosil yakıtlar, AB'nin genişlemesi, dini bağlılığın artması, radikal İslami hareketler, Avrupa'daki Müslüman nüfusun artışı ve Batı'nın yaşlı nüfus sorunu, kadının statüsü, biyoteknoloji, Çin'in ekonomik tehdidi, Hindistan-Çin karşıtlığı, gazın jeopolitiği, Avrupa'nın süper güç olup olamayacağı, Latin Amerika'nın geleceği, uluslararası kurumlar krizi, dünyanın ABD'yi nasıl gördüğü… 2020'ye kadar hiçbir ülkenin yalnız başına ABD ile rekabete girişemeyeceği, ona meydan okuyamayacağı, İslam'ın yükselişinin ABD, Rusya, Çin, ve Avrupa ülkeleri arasındaki çıkar işbirliğini ortadan kaldırabileceği, dolayısıyla bu tehdide karşı birlikte hareket etme imkanının zorlaşabileceği belirtiliyor. Ortadoğu ve İslam tehdidinin ABD için kritik öneminin devam edeceği, ABD'ye yönelik saldırının komşu ülkelerden gelebileceği, ABD-Avrupa ayrışmasının uluslararası sistemi çökertebileceği, Çin'in yükselişinin ABD-Avrupa ayrışmasını besleyebileceği, terörist grupların kitle imha silahlarına sahip olmasıyla Asya'nın yükselişinin ABD için en kritik mücadele alanlarının oluşturacağı, El Kaide'nin gücünü kaybedeceği ancak yerine çok sayıda küçük ölçekli örgütün ortaya çıkacağı, siber saldırıların küresel endüstriye büyük zarar vereceği, yeni güçlerin ortaya çıkmasıyla çatışma alanlarının da artacağı, İslam'ın diğer dinlere göre daha hızla yayıldığı gibi daha pek çok konu raporda mercek altına alınıyor. Raporun en çarpıcı yönü, Batı ile, özellikle de Amerika ile hesaplaşmacı bir çizgiye gelen, ABD işgal ve saldırılarıyla daha da güç kazanan İslami yönelişin 15 yıla kadar bir hilafet örgütlenmesini başarabileceği, böylece küresel sistemi kökünden sarsacak bir gelişmenin ortaya çıkabileceğine dair öngörü. Farklı bölgelerde yaklaşık bin uzmanın katıldığı 30 konferans sonucu elde edilen bulgular, böyle bir hilafetin ortaya çıkmasının İslam'ın yeni bir aktör olarak küresel sistemde belirgin bir rol üstlenmesine yol açacağını gösteriyor. Bu öngörü CIA raporunun dışında Batılı çevrelerde yoğun olarak tartışılıyor. Hz. Muhammed'in (SAV) vefatından hemen sonra başlayan ve Endülüs'e kadar uzanan genişlemeyi "Birinci Cihad Dalgası", Osmanlı liderliğindeki genişlemeyi "İkinci Cihad Dalgası" olarak gören bazı çevreler şu anki pozisyonu "Üçüncü Cihad Dalgası" olarak niteliyor ve Yeni bir Hilafet'in Mısır, Türkiye, Pakistan, Endonezya, Körfez ülkeleri, Sudan, Tunus, Cezayir, Fas, Yemen, Suriye, Libya, Lübnan ve İsrail işgali altındaki Filistin topraklarını etkileyebileceğine dikkat çekiliyor. Geçen hafta tartıştığım RAND'ın "U.S. Strategy in the Muslim World After 9/11" başlıklı çalışması ABD'nin İslam dünyasında iki derin değişimi hedeflediğini ortaya koyuyor: "Şiilerle siyasi ittifak ve Sünni İslam'ın ağırlık merkezinin Arap dünyasının dışına taşınması..." 21. yüzyıla dönük bütün hesapların merkezinde İslam ve Müslüman dünya var. İslam'ın meydan okuyuşunun engellenmesi, İslam coğrafyasının kontrol altına alınması ve Müslümanların dönüştürülmesi öncelikli hedef. Bölgedeki dini ve siyasi meşruiyet krizi, küresel aktörlerin de dikkatini çekiyor. Bu nedenle Amerika için bütün hesapları bozacak böyle bir senaryo, aynı zamanda ABD'nin bu coğrafyayı denetim altına almasına imkan verecek bir kontrol mekanizması da olabilir. Soru şu: ABD gerçekten yeni bir hilafet ihtimalinden mi korkuyor yoksa yeni bir kontrol stratejisi olarak hilafetin zeminini mi oluşturuyor? |
||
|
||
| ABD, İran’ı vurmak için gizli keşif yapıyor The New Yorker dergisi, Amerikan özel birliklerinin Bush yönetiminin yeni ‘stratejik hedefi' olan İran'da seçilmiş bazı hedefler üzerinde keşif çalışması yaptığını öne sürdü. Irak'taki Ebu Ğıreyb skandalını deşifre eden ünlü Amerikalı gazeteci Seymour Hersh'in imzasını taşıyan haberde, ABD'nin İran'da örtülü bir operasyon yürüterek, gelecekteki bir operasyon için potansiyel nükleer, kimyasal ve füze hedeflerini tespit ettiğini yazdı. İran'da nükleer faaliyetlerin yürütüldüğünden şüphelenilen en az üç düzine bölgeyi tespit etmek için yürütülen keşif görevinin, geçtiğimiz yazdan bu yana devam ettiği ifade edildi. Haberde, yüksek düzeyli eski bir istihbarat görevlisinin “Bu, teröre karşı bir savaş ve Irak, bu savaşın sadece bir cephesi. Bush yönetimi buna büyük bir savaş alanı olarak bakmaktadır. Bir sonraki adımda, İran saldırısını göreceğiz.” dediği kaydedildi. Hersh'e konuşan, Savunma Bakanlığı ile yakın bağları olan bir hükümet danışmanının “Pentagon'daki siviller İran'a girmeyi ve bu ülkede mümkün olduğunca fazla sayıdaki askerî altyapıyı imha etmeyi istiyor.” dediği kaydedildi. Hersh'e konuşan bazı kaynaklar, Pentagon'daki şahin kanadın İran'daki dinî otoriteyi devirmek için küçük saldırılar yapılmasını da onayladığını söyledi. Derginin haberinde, Güney Asya'daki bir Amerikan komando gücünün, İranlı meslektaşları ile çalışan Pakistanlı bir grup bilim adamı ile bu konuda yakın çalışma içinde bulunduğunu ifade etti. Haberde, bu görev gücünün Pakistan'dan edinilen bilgilerin de yardımıyla, gizli nükleer silah tesislerini bulmak amacıyla İran'a sızdığı belirtildi. Ülkeye Afganistan sınırından girdiği kaydedilen özel birliğin atmosferdeki radyoaktif emisyonları tespit edebilen cihazlar kullandığı ifade edildi. Derginin haberinde ayrıca, ABD Başkanı Bush'un halihazırda bir dizi çok gizli belgeyi imzaladığı ve gizli komando grupları ile diğer özel güç birimlerinin Ortadoğu ve Güney Asya'daki 10 ülkede varlığından şüphelenilen terör hedeflerine yönelik gizli operasyonlar yürütmesi yönünde bir emir verdiği de kaydedildi. Bush yönetiminin bu operasyonları ‘istihbarat’ yerine ‘askeri’ operasyonlar şeklinde tanımlayarak, CIA'in denizaşırı ülkelerde örtülü faaliyetlerine sınırlama getiren yasal kısıtlamalardan da kurtulduğu belirtildi. ABD yönetimi iddiaları ‘yanlışlardan oluşan bilmece' olarak değerlendirdi. Bush yönetiminin İran için diplomatik çözüm yolunu hâlâ öncelik olarak gördüğünü ifade eden Beyaz Saray iletişim sorumlusu Dan Bartlett, "Hersh'in bazı çıkarsamalarının gerçeklere dayandığına inanmıyorum." şeklinde konuştu. Hersh, Beyaz Saray'ın İran'ın ciddiye alınması gereken bir tehdit olduğu konusundaki endişelerine de karşı çıkarak, Bush yönetiminin İran konusundaki endişelerinin gerçeklere dayanmadığını ileri sürmüştü. Irak'taki Ebu Gıreyb Hapishanesi'nde Amerikan askerlerinin tutuklulara yaptığı işkencenin görüntülerini ortaya çıkaran ilk gazeteci olan Hersh, ABD ordusunun 1968'de Vietnam'daki My Lai katliamını da dünya kamuoyuna duyurmuştu. daha fazlası için tıkla |
||
|
||
| Büyük Ortadoğu'ya dikkat Zbigniew Brzezinski - Bush yönetimi, uzun vadede Ortadoğu'yu demokratikleştirme kararlılığı bakımından övgüyü hak ediyor. Fakat en iyi fikirler bile, beceriksiz uygulamaların kurbanı olabilir. Daha da kötüsü, bu fikirler geri tepebilir. Özellikle de insanlar işin içinde gizli niyetler olduğundan kuşkulanmaya başlarsa. Başkan Bush'un 'Büyük Ortadoğu Girişimi' konusunda yaşanan tam da bu; söz konusu girişim, ABD'nin ve onun sanayileşmiş ülkelerden menkul G-8 içindeki ortaklarının, Ortadoğu'da siyasi özgürlüğü, kadınlar için eşitliği, eğitim olanaklarını ve dış dünyaya açılma imkânlarını geliştirecek adımları atabileceğini öngörüyor. Bu planın unsurları arasında, Ortadoğu'da serbest ticaret bölgelerinin oluşturulması, küçük ticari teşebbüslere yeni mali kaynaklar sağlanması ve adil seçimlere yardımcı olunması da var. Plan taslağının geçen ay Londra merkezli Arap gazetesi El Hayat'ta yayımlanmasının ardından, Arap liderleri sert (ve huzursuz) biçimde tepki gösterdi; Amerika'nın bu yöndeki çabalarını, değişim dayatması olarak eleştirdiler. Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek, planı 'Hayalci' diye niteleyecek kadar ileri gitti. Şükür ki yönetimin meseleleri doğru ortaya koymak ve önemli potansiyeller taşıyan bu projeyi kurtarmak için hâlâ vakti var. Fakat ABD yönetimi, bilhassa G-8'in gelecek haziranda yapacağı zirvede planı onaylamasını istiyorsa, hızlı hareket etmek zorunda. Yönetimin 'Büyük Ortadoğu Girişimi' ile ilgili hatalı işler yaptığına kuşku yok. Daha başlangıçta, demokrasi girişimi başkan tarafından burnu büyük bir biçimde sunuldu: Bush buna dair heyecanlı açıklamasını, Irak savaşının destekçiliğini yapan ve Arap dünyasının gözündeki imajı hiç iyi olmayan Washington merkezli bir düşünce kuruluşunda, Amerikan Girişim Enstitüsü'nde yaptı. Amerika'nın, Avrupa'nın desteği ve İsrail'in teşvikiyle Arap dünyasına nasıl modern ve demokratik olunacağını öğreteceği mefhumu, en azından, karmaşık tepkilere yol açıyor (Neticede Fransız ve Britanya kontrolüne dair anıların hâlâ tazeliğini koruduğu bir bölgeden söz ediyoruz). Programın gönüllülüğe dayandığı söylense de, bazıları meselenin altında zor kullanımının olmasından korkuyor. Yönetimin planına dair endişe duymak için başka nedenler de var. Sabırsızca dayatılan demokrasi, istenmeyen sonuçlar doğurabilir. Filistinliler tepeden tırnağa serbest seçimlerle bir lider seçme imkânına sahip olsaydı, şimdi o koltukta Hamas liderinin oturuyor olmayacağını kim söyleyebilir? Kısa süre sonra Suudi Arabistan'da özgür seçimler yapılsa, reform yanlısı Veliaht Prens Abdullah'ın, Usame bin Ladin veya başka bir militan İslamcı lidere üstünlük sağlayacağının garantisi var mı? Eğer samimi bir biçimde kabul edilmez ve anayasallığın gelenekleriyle desteklenmezse, demokrasi, aşırılıkçılığa ve otoriter eğilimlere meşruiyet kazandıracak bir halkoyu biçiminde yozlaşabilir. Soruna eşlik eden bir başka mesele de, demokrasi üzerinde böyle aniden yoğunlaşılmasının, İsrail ve Filistin arasında kalıcı bir barış anlaşmasına yönelik herhangi ciddi Amerikan çabasını erteleme niyetindeki Beyaz Saray yetkililerinin marifeti olduğu şüphesi; üstelik bu şüphe, sadece Araplar arasında değil, ABD'nin destek görmeyi umduğu Avrupalılar arasında da mevcut. Söz konusu şüphecilik, Başkan Yardımcısı Dick Cheney'in geçenlerde İsviçre'nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'nda yaptığı açıklamalarla da güçlenmiş durumda. Cheney, demokrasinin yayılmasının, İkinci Dünya Savaşı sonrasında 'Batı Avrupa'da barış ve refahın önkoşulu olduğunu' söyledi. Ardından vurgulu bir biçimde ekledi: "Demokratik reform, uzun yıllardır devam eden Arap-İsrail çatışmasına barışçı bir çözüm bulunması bakımından da merkezi öneme sahip." Cheney'in, demokrasinin barışın önkoşulu olduğu argümanı, birçokları tarafından İsrail-Filistin çatışmasını çözme çabalarının ertelenmesinin bahanesi olarak anlaşıldı. Dahası, Cheney'in argümanı, demokrasinin ancak bir siyasi itibar atmosferinde serpilip gelişebileceği yönündeki tarihsel gerçeği de görmezden geliyordu. Filistinliler İsrail kontrolünde yaşadığı ve her gün aşağılandığı sürece, demokrasinin erdemlerine dair vaazları cazip bulmayacaktır. Aynısı, Amerikan işgali altındaki Irak için de geçerli. Peki ne yapmalı? Bush yönetiminin bu girişiminin başarılı olması için, bölgesel gerçekliklere daha fazla uyum göstermesi gerek. Bu bakımdan Amerikan yönetimi şu adımları atmalı: Birincisi, program Arap ülkeleri tarafından hazırlanmalı; sadece onlara ne yapmaları gerektiğini söylemek yetmez. Mısırlılar ve Suudiler, dinsel ve kültürel geleneklerinin küçümsendiğini hissederlerse, demokrasiye kucak açmaz. Yanı sıra Avrupalılar işin içine tam anlamıyla katılmalı; planlanan işlerin tarifi ve neyi hedefleyeceği konusunda bölge ülkeleriyle kendi diyaloglarını sürdürmeli. G-8 zirvesindeki muhtemel yaklaşım farklılıklarının üstesinden ancak bu şekilde gelinebilir. İkincisi, girişim, kendi kendini yönetmekten kaynaklı siyasi itibar olmaksızın demokrasiden söz edilemeyeceğini kabullenmeli. İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Almanlar siyasi itibarlarını nispeten kısa bir süre içinde geri kazandılar ve bu itibar, Nazi sonrası dönemde demokratik kurumları canlandırmaları için onlara yardımcı oldu. Eğer Filistinlilere ve Iraklılara egemenlik tanıma çabalarıyla birleştirilebilirse, Arap demokrasisi programı çok daha başarılı olacak ve daha yaygın kabul görecek. Aksi durumda demokrasi, Arap dünyasındaki birçok çevre tarafından, süregiden yabancı egemenliğinin maskesi olarak algılanacak. Son olarak ABD Ortadoğu'daki bir barış anlaşmasının özünü tarif etmeli ve ardından anlaşmayı hayata geçirmek için enerjik bir biçimde çalışmalı. Böyle yapmak, demokrasi girişiminin ardındaki yapıcı niyetlere yönelik daha güçlü bir güven sağlayacak; yanı sıra Ortadoğu ülkelerine, demokratik Batı ile samimi bir ortaklık için paylaşılan bir zemin olduğunu gösterecek. Ortadoğu'nun dönüşümü, savaş sonrası Avrupa'nın restorasyonundan daha karmaşık bir süreç olacak. Ne de olsa sosyal restorasyon, tabiatı gereği, sosyal dönüşümden daha kolay. İslami geleneklere, dini inançlara ve kültürel alışkanlıklara, sabır ve saygıyla yaklaşmak gerekiyor. Ancak bunun ardından Ortadoğu'da demokrasinin vakti gelecek. (Eski ABD ulusal güvenlik danışmanı, 8 Mart 2004) alıntı |
||
|
||
| █»BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ «█ • Bölüm: 1 Amerika İsrail merkezli kaos politikalarıyla oluşturduğu “Büyük Ortadoğu Projesi” si tamamen ülkeleri devletsizleştirme ülke halkını da kimliksizleştirme projesidir. Amerika’ya göre model ülke Türkiye, işi organize edecek “Derin Devlet” kısmını halledecek olan ülke de İsrail olacak. Amerikan yönetiminin proje dahilinde yaptıklarına bakarsak ülke yönetimlerine müdahale etme, darbeleri tetikleme, terörist gruplar yaratmak, vb onlarcası. Evangelist-Yahudi-Şeytan ortaklığının tekelindeki Amerikan yönetimi halen uyguladığı politikaya devam ederse batağa saplanacak. Amerikan ekonomisi şimdiki durumu günde 2 milyar dolar açık vermekte bu açığın nedeni 1950’ler den sonra üretim ekonomisini bırakıp kabul ettiği para ekonomisinden kaynaklanıyor Amerikan yönetimi kontrolünde olan devletlerde yaptığı borsa ve para oyunlarıyla verdikleri günlük 2 milyar dolarlık açığı kapatmaktadır. Bunun kalıcı olamadığını bildikleri için dünya enerji piyasasını tekellerine almak zorunda. Şahinlerin Rusya ile yaptığı Hazar petrolü çekişmesinde kazanan oldu ” Ya bizdensiniz ya onlardan” diyerek işe başlayan Bush yönetimi oldu. Hazar petrolü ilk önce Ermenistan üzeri getirilecekti Türkiye nasıl olduysa Ermenistan’ı projeden çıkardı. Gürcistan üzeri getirilecek olan Hazar petrolüne zamanın da SSCB Dışişleri Bakanlığı yapmış ve Sovyetler Birliği tarafından darbeyle iktidara gelmiş olan Eduard Şvardnadze Rusya’ya olan yakınlığın dan dolayı projeye karşı,Kadife Devrim için ülkedeki bütün sendikalar sivil toplum örgütleri George Soros’un finansmanı ile harekete geçirildi ve darbeyle iktidara gelen devlet başkanı yine darbeyle gönderildi. Amerika ve Avrupa Birliği darbeyi hemen kabul etti IMF kredi musluklarını açtı. Rusya için tam bir hezimet Amerika için zaferle sonuçlandı Rusya-Çin bypass edildi ve Hazar petrolü doğuya değil batıya akmaya başladı. Eduard Şvardnadzeyi emekliye ayırtan Amerikan yönetimi yerine 40 yaşlarında genç dinamik çok iyi derecede İngilizce bilen Amerika da hukuk bürolarında hukuk eğitimi almış gözü kapalı Amerika’ya güven duyan Mihail Sakaşvili’yi göreve getirildi. CIA Gürcistan da Kadife Devrim için çalışan görev arkadaşlarının emeklilik işlemleri başladı doğal gazdan zehirlenerek öldürülen Başkan Zurub Jvaniya sonrada Başkan’ın danışmanı Giorgi Gelaşvili de evinde intihar ettirilerek öldürüldü. Gürcistan’a da demokrasi geldi bu ülke de özgürleşti. Gürcistan yenilgisini Putin ülkesindeki Yahudi asıllı Amerika için çalışan petrol ve medya patronlarına çıkardı. Rus ekonomisi enerji ihracatına bağlı petrol fiyatı artıkça rahatlayan petrol fiyatları düşerse zora giren Putin yönetimi bunlara ekrana getiren medya patronu Aleksandır Gussinsky’yi ait milyarlarca dolarlık vergi borçlarını ödemesi için baskı yapıp tüm mal varlığını el koyup Rusya’yı terk ettirdi. Putin Amerikalılar ile Dudayev’i ve Şamil Basayev’i görüştüren ve batıya çalışan ajan Nezamisnya İzvestiya da affedemedi. Putin ülkenin en zengin işadamı olan Mihail Hadorkovsk’un da milyarlarca dolar vergi borçlarını bulup ödemesi için baskı yapıp ülkeden yolladı. Son derece medyatik olan İngiliz Chelsea Kulüp’ün sahibi olan Roman Abramoviç’i de Yeltsin döneminde ülkeden kaçırılan 500 milyar dolarlık Rus kara parasının yurt dışına kaçırılmasından sorumlu tutup ülkeden gönderdi. Bu dört Yahudi kafadarın buluştuğu yer Yukos dünyanın sayılı petrol şirketleri arasında olan bu şirket şimdi Putin’in elinde Putin devletin olan Sibneft ile Yukosu birleştirip dünyanın en büyük 4. petrol şirketini yarattı.. Projenin Kafkaslardaki diğer bir ayağı da Çeçenistan, Amerika ve Rusya burada da çekişti ve hala kazanın olmadığı bölgeye sonun da Vehabiler de el attı Beslan kasabasında yaşanan okul baskını eylemini de Vehabiler organize etti. Çeçen’lerin bu direnişi bağımsızlık hareketinden çıkıp süper güçlerin gövde gösterisine dönüştü. Vehabilerin etkisiyle Çeçenlerin haklı direnişi terör olarak nitelendirilmeye başladı. Dudayev’den sonra Rusya’ya rağmen başa geçen Aslan Mashadov'un öldürülmesinin nedeni Dağıstanlı komutan Şamil Basayev’in Çeçen direnişinin başına getirilip yeni bir Dağıstan cephesi açıp Çeçenistan ve Dağıstan’ı birleştirip Kuveyt modeli gibi Hazar petrolü etrafında yeni bir körfez petrol ülkesi yaratmak. CIA’nin Lübnan'daki faaliyetleri Ekonomi Bakanı Marwan Hamadeh suikastı ile başladı. Bu suikastı da Lübnan da ki iç savaşı önlemek için Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ,Amerika desteği ile Lübnan’a giren Suriye’ye ihale ettiler. Lübnan da MOSSAD’ın ince ince planladığı senaryo 16 yıl sürecek bir iç savaş başladı. Hıristiyanlara çok fazla imtiyazlar verilmesi kısa süre de azınlıkların iç hesaplaşmalarına dönüştü Lübnan ordusu ikiye ayrıldı, koyu bir İsrail ve Amerika düşmanı görünümdeki Suriye’nin Lübnan’a müdahalesi başladı. Suriye’nin Lübnan’a girmesiyle Suni Müslümanları sindirilmeye başladı iç savaş sırasın da Devlet daireleri, hastaneler, okullar yıkılıp tahrip edildi, Ortadoğu’nun en güzel şehirlerinden biri olarak bilinen Beyrut bir harabeye döndü. Suriye müdahale etmeseydi ülkedeki Hıristiyan azınlık neredeyse tamamen yok edilecekti. Tam bu sırada Lübnan’ın Turgut Özal’ı Bay Lübnan Refik Hariri ortaya çıktı. 16 yıl süren iç savaştan sonra ülkeyi yeniden yaratı 15 Şubat 2005 tarihinde Aziz George Oteli’nin önünde 350 kilogram patlayıcı ile bombardıman sonucu oluşabilecek etki gibi asfaltlar yerinden söküldü, insanlar yanarak, parçalanarak öldüğü suikast sonucu öldürüldü. Patlamadan sonra halkın olay yerine akın etmesinin engellenmemesi 17 gün sonra bile patlamanın olduğu bölge de cesetler bulunmasının nedeni Lübnan Hükümetinin suikastı ört bas etmesidir. Hariri’nin araçlarında konvoyda bomba uyarıcı düzenekler mevcut nasıl olduysa sistemler kilitlendi uydudan alınan uyarı iletileri durdu. Patlama sonrası hemen bir yalan kurgulandı olaydan 1 saat sonra muhalif birkaç siyası hemen televizyonda direkt suçlu Suriye gösterildi. CNN'de alt yazılar geçiyor Amerika Suriye Büyük Elçisini geri çekti. Refik Hariri nisan ayında yapılacak seçimlerdeki en büyük Başkan adayıydı. Tek başına iktidara gelmesine kesin gözüyle bakılan Refik Hariri Suriye’nin Lübnan dan çekilmesine karşıydı Lübnan’ın güvenliği için Suriye kuvvetlerinin ülkede kalmasını istiyordu. Hariri’ nin yerine artık Muhalif Dürzi Lider Velid Canbolad Lübnan siyasetine yön veriyor Velid Canbolad Suriye’nin ülkeyi derhal terk etmesini istiyor ve sonrası bildik görüntüler ülkedeki bütün kötü gidişten Suriye sorumlu tutuluyor 1 milyon kişi sokaklarda 14 gün süren eylemler sonucunda Cumhurbaşkanı Emil Lehud tapun ağzın da Başbakan Ömer Kerame istifası veriyor. Bu halk darbesine de Sedir Devrimi adını veriliyor. Lübnan özgürleşti ve demokrasi bu ülkeye de geldi. Irak ta olanlar bir yana işgale bakarsak herkes esas savaş Bağdat’ta olacak derken, Bağdat savaşmadan teslim edilmişti.Tarih 10 Nisan 2003'ü gösteriyordu.Teslimatı yapan, gerçekte Irak'ta herkesin bildiği ama ortalıkta elle tutulur bir şekilde gözükmeyen Kesnizani tarikatıydı.Tarikat Körfez Savaşından sonra Saddam'ın etrafını örümcek ağı gibi sarmıştı. Saddam'ın eşi,çok güvendiği generalleri ve istihbarat kuruluşlarının basındakiler hepsi bu tarikatın müritleriydi. Kesnizani tarikatı MOSSAD ve CIA tarafından Saddam'ı içten yıkmak, Irak’ı kolayca teslim almak için organize edilmişti.Tarikatın kurucusu Şeyh Muhammed kendisi ortalarda pek görünmüyordu.Medyatik değildi. Onun ismi Irak'ta efsane haline gelmiş getirilmişti.Tarikatın müritlerine MOSSAD'ın hahamlıktan tövbekar hocaları ders veriyor,dönüşüm etkisini göstermiş,bir Kürt tarikatı olan Kesnizanilik Türkmenler ve Araplar arasında da kendisine müritler edinmişti. Zaten uzun yıllardır Kuzey Irak Kürtleriyle temasta olan İsrail işi şansa bırakmak niyetinde değildi. Irak hızlı bir şekilde parçalanmalıydı.Gözüne kestirdiği Kürt tarikatı Kesnizani'lik üzerinden Irak’ın İslami hayatini da kontrol altına alacaktı.Artık Saddam ve çevresinde neler olup bittiğinden Kesnizani tarikatı ve şeyhi vasıtasıyla MOSSAD anında bilgi sahibi oluyor ve gereği yapılıyordu.Tarikatın içine MOSSAD iyice yerleşmişti. şeyh adına rahat rahat operasyon yapar hale gelmişti. Güney'de Şii Müslümanlar Kuzey'de ise Türkmenlerin büyük çoğunluğu hariç sivil Araplar ve Kürtler ile Irak devlet mekanizmasını elinde bulunduranlar Kesnizani tarikatı kullanılarak MOSSAD ve CIA tarafından devrilmişler ve psikolojik harbin kurbanını olmuşlardı.Saddam Irak'ın işgalinden birkaç ay önce durumu fark etmiş,eşi dahil, yakın çevresini etrafından uzaklaştırmıştı.Kesnizani tarikatı intikam almaya hazırlanıyordu.Derken Amerikan,İngiliz birlikleri Irak'a saldırdılar. Güney'de müthiş bir direnişle karsılaştılar. Dünya medyası, ve Türk medyası, asıl savaşın Bağdat ve çevresinde olacağını dile getiriyorlardı. Amerika’nın bu kadar az sayıda birliklerle Bağdat ve çevresindeki direnişi kıramayacağını söyleniyordu.Bağdat ve çevresi Saddam'ın askerleri tarafından hiçbir direnç gösterilmeden Amerikan askerlerine teslim edildi. Irak devlet mekanizması devrilmişti.Şeyh Muhammed müritlerine Amerikan askerlerine direnmemelerini öğütlemişti.Şeyhin emrindeki mürit generaller vatanlarının bağımsızlığı için savaşmak yerine Şeyh Muhammed'in emrine uydular. Bugün Şeyh Muhammed'in liderliğindeki Kesnizani tarikatı Irak'ta devletin ve siyasetin tam orta yerinde faaliyetlerine devam ediyor. Ukrayna da ki Portakal,Lübnan da ki Sedir Gürcistan da ki Kadife devrimleri Kırgızistan’a da ithal edildi.Sivil darbe operasyonlarında kullanılan metotlar hep aynı Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Kırgızistan’da yapılan parlamento seçimlerinin uluslararası demokratik normlara uygun olmadığını açıklıyor darbelerin finansmanı George Soros’ un vakıfları ülkenin gençliğinin beynini yıkayıp yönlendiriyor Başbakan Askar Akayev’in istifasını isteyen muhalefet devlet dairelerine saldırıyor. Kırgızistan'da genel seçimlerde usulsüzlük yapıldığını iddia eden muhalefet adeta geze geze darbe yapıyor. Ülkedeki devlet binaları teker teker ele geçiriliyor.Önce eyaletlerdeki valilik binaları sonra da ilçe kaymakamlıkları işgal ediliyor.Muhalefet lideri Atayurt Partisi Başkanı Roza Otunbayeva Başbakan olmasıyla Kırgızistan da özgürleşecek demokrasi bu ülkeye de gelecek.Usame Bin Laden’in Afganistan’a gelmesiyle projenin Orta Asya bölümü başladı.Sovyet ordusunun 26 Aralık 1979 Afganistan’a girmesi ile Afgan mücahitlere katılan Usame Bin Laden Amerikan ordusunu olağan üstü desteği ile Jelelabad savaşında Sovyet ordusunu hezimete uğrattı üzerinden hiç çıkarmadığı CIA hediyesi olan makosenleri ve CIA görev ceketi bu başarısından sonra hediye edilmişti.Körfez Savaş’ında Kral Fahd’ dan Suudi sınırlarını korumak istedi ancak Kral Fahd Amerika ittifak kurdu ve Suudi Kralı ile ters düştü bunu gibi birkaç olay sonrasında Usame Bin Laden kendine tek düşman olarak Amerika ve İsrailli seçti 1992 Yemen de Amerika askerlerine, 1993 New York ta Dünya Ticaret Merkezi garajına 1998 de Kenya ve Sudan da ki Amerikan elçiliklerine bombalı saldırılar ve 11 Eylül 2001 de ki intihar uçaklarıyla yapılan saldırılar 11 Eylül saldırılarına bakarsak: bu uçakların yolcu uçakları olmadıkları uçakların camlarının olmayışından yakıt ikmal uçakları oldukları kesinleşti ve ikiz kulelerin uçak yakıtının çelik gövdeyi eriterek çökmediğinin tonlarca bombalar ile kontrollü bir şekilde çökertildiği eğer yangın sonucu çökmüş ise enkazdan teröristlere ait pasaportun nasıl bulunduğu Pentagon’un intihar uçaklarıyla değil füze ile vurulduğu uçak kazası ile oluşacak hasarın yarısının bile oluşmayışından uçakların İkiz Kulelere girmeden önce altlarındaki görülen flaş etkisinin ne olduğunun ve uçaklarının normalde İkiz Kulelere çarptığında Kuleleri delip geçmesi gerekirken anında Kulelerin için de infilak etmesi teröristlerinin bu kadar kısa zaman da usta bir pilot gibi bu eylemleri gerçekleştirmesinin imkansız olması Pentagon da ki saldırı sonrası enkaz kaldırma çalışmalarında çalışan itfaiye çalışanların bulunamaması Usame Bin Laden öncülüğün de Afganistan dağlarında gezen cahil köylülerin son moda sibernetik saldırıları yapamayacağı bunun gibi daha birçok kanıt ile Amerikan yönetiminin başarısız senaryosunu kanıtlıyor.Usame Bin Laden görevini tam yaparak İslami Terörürü yaratıp “Büyük Ortadoğu Projesi”ni başlattı. Saygılarımla... |
||
|
||
bugün araştırmıştım bu konuyu burada görmekte güzel teşekkürler Sivana...
|
||
|
||
| umarım gerçekleşir... | ||
|
||
| Büyük Ortadoğu Projesinin Amacı nedir? '' Kitle imha silahlarına,etnik çatışmalara,ağır insan hakları ihtilallerine engel olmak,uluslararası terörü kaynağından kurutmak gibi gerekçelerle ABD ''Büyük ortadoğu projesi'' ni gündeme getirdi.Bunlar kamuoyuna açıklanana gerekçeler.. Irak operasyonu Irak'ta kitle imha silahları var gerekçesiyle başlamıştı.Buradan yola çıkarak sizce bu projenin asıl amacı nedir? Çünkü bı proje bugünün projesi olarak görünmüyor,yıllar öncesinden düşünülmüş,üzerinde çalışılmış hazırlanmış bir proje.yaklaşık 20 yıldır sürüyor.. ne dersiniz hocam? mahir kaynak: BU söylenen gerekçelerin malesef hiçbiri doğru değil.Bu projenin asıl amacını anlamak Amd'nin gerçek sorunun ne olduğunu ve neyi çözmek istediğini bilmek gerekir.Bazılar meseleye sadece askeri açıdan bakıyrlar.Ve ortadoğunun askeri stratejik açıdanda önemli olduğunu söylüyorlar. BU biraz müblağlı bir iddia;çünkü ABD nin şuanda karşılaştığı askeri tehdit geçmiştekinden çok daha az.Yani sovyetler birliği zamanındaki tehdidinden daha düşük bir düzeyde tehdide maruz,Rusta açısından.Ve zaten ABD de tehdidin bunlardan geldiğini söylemiyor.İran,ırak K.Kore gibi birtakım anlamsız kendi gücü ile mukayese edilemeyecek güçleri gösteriyor ve diyor ki:bunlara karşı ben askeri açıdan birtakım yerlere konuşlanıyorum.Bu doğru değildir.AnlamsızdırAskeri açıdan hesaba katılamayacak ülkeler bunlar. İkincisi,bazılar diyor ki;aslında ABD i petrolün enerji kaynaklarının bulunduğu bir alanı kontrol etmek istiyor.Dikkat ederseniz Büyük Ortadoğu Projesi dünya kaynaklarının çok önemli bir kısmını ihtiva eden bölgeler.Biz bunun doğru olduğunu düşünmüyoruz.Çünkü enerjiye hakim olmak demek onun kuyularınnı üstünde asker bulundurma demek değildir.piyasaya hakim olduğunuz zaman zaten o alanı kontrol ediyorsununz demektir.ABD nin bu konuda herhangi bir rakibide söz konusu değil.. Bir başka açıdanda baktığınız zaman,bu büyük ortadoğu projesi ni kapsayan ülkeler adeta bir islam coğrafyası.Eğer islamın sınırlarını çiz deseydiniz aynı sınırları çizerdiniz.O zaman şunu mu düşünmemiz gerekiyor acaba,mesele dini bir kaygı mıdır? Ve ABD hristiyanlığa karşı bir islam başkaldırısını engellemeye mi çalıışıyor,sorusunun sormak lazım.Böyle bir endişelerinni olduğunuda zannetmiyorum.Çünkü buradaki insanların dininin değiştirmek gibi bi amaçları yok.İsşam olarak kalacaklardır,bu ülkeler.'' Alıntıdır kitabından.. Üşenmedim yazdım.. |
||
|
||
| █»BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ «█ • Bölüm: 2 İsrail’in de yazıp uyguladığı senaryolar var burada da karşımıza Çakal Carlos çıkıyor. Kendini daha çocuk yaşta Marksizme adadı ve Lenin’in ilk adını alacak kadar da Lenin hayranıydı. 1970 yılından sonra dünyanın en çok aranan ve tanınan teröristi oldu. Fransa’da bombalama eylemleri, OPEC konferansı baskını, Uganda’daki FKÖ militanları ile yaptığı Entebbe uçak kaçırma eylemi, bu eylem sırasında MOSSAD dünyaya tam bir gövde gösterisinde bulundu ve kendini tanıtı. Gerçek adı İlich Ramirez Sanchez Carlos’tur. Çakal Carlos’un da tek düşmanı Amerika ve İsrail'di. Çakal Carlos görevini tam yaparak Hamas, Hizbullah, FKÖ adına İsrail’e karşı terör eylemlerinde bulunarak İsrail'in güvenliğini Ortadoğu’da sağladı. Fransızlar Sudan'da yakaladığında, ben "Müslüman oldum ve adım Salim Muhammet Nuri" dedi. Abdullah Öcalan da aynı Çakal Carlos gibi Marksist ve Leninist fikir çizgisini iddia ederek Vietnam, Kore, Cezayir gibi ulusal mücadelenin olduğu ve kurtuluşun sağlandığı ülkeleri örnek alarak pkk terör örgütü ile 15 yıl boyunca Türkiye’de eylemlerde bulundu. Abdullah Öcalan’ın aslında Ermeni olduğu eskiden beri biliniyor, dile getiriliyordu. Artin Agopyan denen bu ne olduğu belirsiz kişi Abdullah Öcalan diye tanıtıldı. Öcalan soyadı üzerinde bile durulmadı. Kimlerden ve neden öç alıyordu? Abdullah Öcalan ve Kesire Yıldırım Öcalan 1970 ler de yükselen gençlik hareketlerinde Amerika’ya karşı sokaklarda yürümüştü. Abdullah Öcalan’ın örgüt faaliyetleri Mit muhbiri Pilot Necati ile arkadaşlığından ve MİT çalışanı Ali Yıldırım kızı Kesire Yıldım ile evlenmesinden sonra hızlanmıştır. Devlet Abdullah Öcalan’ı kullanmak istedi ancak asıl kullanılan Türkiye Cumhuriyeti mi yoksa Abdullah Öcalan mı oldu belli değil. Boşboğaz her yerde konuşan Abdullah Öcalan’ın dünya gazetelerine ve kendisiyle Suriye'deki kamplarında görüşen Doğu Perinçek ve Anıl Küçük’e verdiği demeçler bunlar ”MİT bizi kullanmak istedi bizde onları” 27 Kasım 1978 yılında kurulan pkk 15 Ağustos 1984 yılına kadar parasızlıktan hiçbir eylemde bulunmadı. Bu ilk eylem emrini de Sovyet KGB’ si verdi zaten. O yılarda Türkiye'deki bütün sol örgütler Sovyetler tarafından desteklendi ve hepsi Leninist fikirler iddia ederek devrim adına terör eylemlerinde bulundu. Pkk birçok ülke tarafından desteklendi en son olarak Markisizimden ve Leninist fikir çizgisini bırakıp ABD güdümlü yapılanmaya gitti. Amaç şimdi daha netleşti Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerini içine alacak şekilde Suriye, İran, Irak toprakları üzerinde Marksist ve Leninist ilkeler doğrultusunda Bağımsız Birleşik Demokratik kürdistan devleti kurmak. 15 yıl boyunca eylemlerde bulunan Abdullah Öcalan’ı bitiren Amerikan kontrolünden ve finansmanından çıkıp Almanya ve Fransa ile yakınlıklaşması oldu. 15 şubat 1997 Kenya da paketlenip emaneten geri kullanılmak üzere teslim edildi. Asılması gereken kimilerine göre kahraman sayılan bu yaratık Avrupa Birliği’nin istemediği için asılamamakta. İmralı'da paşalar gibi beslenip avukatlarıyla gönderdiği yazıları kod adları kullanarak kendi yayın kuruluşlarında yayınlatıp eline sürekli kozlar verilmekte. Yılanın başını küçükken ezmek gerekir. Bunu yapmak isteyen kahramanlar da Eşref Bitlis, Hulusi Sayın’ın şehit edilmesi terörist başını koruyan aramızdaki işbirlikçilerin kurbanıdır . Dünyada Türk lafı tamamen silinmiştir. Eskiden söylenen “Nerde Türkü Aradım Orda Kürdü Buldum Nerde Kürdü Aradım Orda Türkü Buldum “ sözü yok artık Türkiye’de Irak'ta her yerde Türklük silinmeye çalışıyor. Kıbrıs'ta Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan istedikleri 1856 Islahat Fermanı'ndan sonra Yunanistan azınlık ayrıcalıklarından dolayı Girit’in Yunanistan’a devredilmesini istedi. Zamanın süper gücü İngiltere bunu kabul etmedi. 1878 Osmanlı-Rus savaşını bitiren Aystefanos Anlaşması'ndan sonra Yunanistan yeniden Girit’i istedi. Şimdiki Annan senaryosunun tıpa tıp benzeri Girit’e özerklik veren bir antlaşma Osmanlı İmparatorluğ'una imzalatıldı. Antlaşmaya göre adada 80 kişilik ortak meclis kurulacak 49’u Hıristiyan 31’i Müslüman Yunanistan bunu beğenmeyerek kabul etti. Sonrasında 1913’te Londra Barış Konferans’ın da Girit Yunanistan’a verildi. Annan planında 200 bin nüfuslu KKTC’ye 100 bin den fazla Rum yerleşecek mülk edinecek sonrasında da bu araziler bizim tabular elimizde çıkın diyecekler. Satılmış medya aracılığı ile bu dönemde yapılan yayınların ne kadar gerçek dışı olduğu Avrupa Biriliği adına sürülen görüşlerin yanlış olduğuna tamamen böl yönet politikası adına yapılan bu siyaset satın alınan medya ve gazeteciler aracılığıyla halka benimsetiliyor. Holding medyasının yaptıklarına örnek verirsek : Amerika yönetimi çok önemli bilgilere sahip Rus bilim adamını kaçırıyor. Amaç yeni buluş sahibi fizikçiyi konuşturup kritik bilgileri ele geçirmek. Rus bilim adamı ülkesine bağlılığından dolayı tüm tedbirlere rağmen konuşmaz. Bunun üzerine CIA tek kişi üzerine kurgulu bir yalan dünya kurar. Bilim adamının izlediği televizyon kanallarından sözde savaş görüntüleri yayınlanır. Kurguyu desteklemek üzere de sadece bilim adamın okuduğu bir gazete çıkarılır. Televizyondaki görüntüleri ve gazete yazılarını teyit eden önceden planlanmış, sürpriz olaylarla gizli telefonlarla Rusya’nın yerle bir olduğu ailesini kaybettiğine inandırılır. Her şeyini kaybetmiş Rus tüm bildiklerini CIA’ye aktarır. Saygın seçkin holding patronlarımızın papaz efendilerin ellerini yalaması dinler arası saygı olarak aktarılıyor. Holding medyasının yaptıkları ile CIA’nin kurduğu yalan dünya aynı beyin yıkmaya dayalı. Sürekli konuşulan hiç bilinmeyen İsrail’in tarihine bakarsak İngiliz yönetimi altında Filistin'den toprak satın alarak bu bölgeye gelenlerin, ayrı bir devlet kurma konusunda İngilizler ile kavgaya sürüklenince merkezlerini Londra'dan vazgeçerek New York'a taşındıkları ve dünyaya egemen olma çalışmalarını buradan devam ettikleridir. Arkasına Amerikan gücünü alan Siyonist lobinin, daha sonraları Avrupa'da Hitler olgusunu Sion planı doğrultusunda kullanılmayı başardığı görülmüş ve Hitler'den korkan dünya Yahudilerinin büyük kısmı İsrail'e göç etti. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ilk kez Filistin'de Yahudi nüfus Arap nüfusu geçince, Siyonistler Amerika baskıları ile İkinci Dünya savaşı sonrasında Ortadoğu'da bir Yahudi devleti olarak İsrail'in kurulmasını Birleşmiş Milletler kararı ile başardılar. Amerika desteği ve zengin Yahudi lobilerinin her türlü yardımlarından yararlanan İsrail, üç tarafı Arap ve Müslüman nüfus ile çevrilmiş bir bölgede güçlü bir ülke olarak ayakta kalabilmek için sürekli olarak genişlemenin yollarını aramış ve İsrail'in sınırlarını genişletmiştir, İsrail'in kurulmasından sonra Ortadoğu bir türlü barışa kavuşamamıştır. Siyonizm’in büyük planına göre, Yahudilerin Ortadoğu'da bulunabilmeleri için kesinlikle Büyük İsrail Devleti’nin kurulması gerekmektedir. Küçük İsrail ile Ortadoğu'ya egemen olmak mümkün olamayacağı için Büyük İsrail’i kurarak bütün Ortadoğu’yu Kudüs merkezli bir yönetimin egemenliği altına almak kurulduğundan bu yana yarım yüzyıldır, İsrail devletinin amacıdır. Orta Doğu'da İsrail Devletini iki bin yıl sonra yeniden kuruldu. Kudüs'ün yanı başındaki Sion tepesini dünyanın merkezi yapmayı ve burada bütün dünyayı yönetecek bir kale oluşturmayı kutsal bir amaç olarak kendilerine hedef seçenlerin, Tevrat'ta dile getirilen Fırat ve Nil arasında kalan vaat edilmiş toprakları yavaş yavaş işgal edecekler. İsrail devleti ve halkı homojen bir yapıya sahip değildir. Çoğunluğu teşkil eden Sefarad İspanyol, Akdeniz kökenli Yahudilere ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapılmaktadır. Yüksek ve önemli makamları Eşkenaz Yahudiler tutmuştur. Bu iki zümre arasında da çekişme vardır. İsrail'de radikal, fanatik Museviler vardır ki, vaat edilmiş beklenen Mesih zuhur etmeden kurulduğu için Yahudi devletinin meşruiyetini tanımamaktadırlar yıkılmasını bile istemektedirler . Din ve devlet özdeştir laikliğin "L" si bile yoktur. Yine din ile millî kimlik aynı şeydir. Yahudilik babadan değil anneden geçer; annesi Yahudi, babası Goi gayr-i Yahudi olan biri otomatik olarak Yahudi sayılır, İsrail vatandaşı olabilir. Babası Yahudi, annesi gayr-i Yahudi olan birisi ise Yahudi ve Musevî sayılmaz. Ortodoks Yahudilikte erkekler ile kadınlar arasında ayırım vardır. Sinagoglarda karışık olarak yer alamazlar. Sofu Yahudilerin yaşadığı mahallelere sefer yapan belediye otobüslerinde kadınların yerleri ayrıdır. Bütün İslâm dünyasında, samimî Müslümanlardan daha koyu Müslüman görünen bir sürü Yahudi ajanı, casusu vardır. Yahudiliğin ve İsrail'in en şiddetli ve koyu düşmanı gibi görünen nice kodaman zengin İslami şahsiyet vardır ki, gerçekte İsrail'in hizmetinde çalışmaktadır. İsrail'de ve diyaspora Yahudileri içinde Türkiye'yi çok iyi bilen, Türk dili, tarihi, kültürü üzerinde ihtisas yapmış olan, Türkoloji konusunda dünya çapında otorite olan uzmanlar bulunmaktadır. Türkiye'de ise doğru dürüst İbrani’ce bilen, İsrail konusunda uzman olan hemen hemen hiç kimse yoktur. 19'uncu ve 20'nci yüzyılda Türk milliyetçiliğini çıkartan kişilerin bir kısmı Yahudi’dir. Bunların en meşhuru, Tekin Alp takma adıyla kitaplar ve makaleler yazan Selanik Yahudilerinden Moiz Kohen'dir. İsrail, Türkiye'deki Yahudileri Ortodoks Musevî olarak kabul etmemekle birlikte onlardan dolaylı şekilde faydalanmaktadır. Ortodoks Yahudileri İsrail halkının ancak yüzde 10'u veya 15'i kadardır. İsrail’e en muhalif devlet İran’dır. Siyonizm İran konusunda büyük endişelere sahip ve ezilmemsi gerekiyor. Bunu yapmak için İran ve Irak arasında sekiz sene süren, 2 milyon insanın ölümüne yol açan savaş da kışkırtma ile çıkmıştır. Ortadoğu her geçen gün biraz daha savaşa itilmektedir. İsrail’in Filistinlilere yaptığı zulmü Yahudiler bile lanetliyor, Şapkalı sakallı dindar Yahudiler ellerinde Filistin bayrakları pankartlar açmışlar, "İsrail’in Filistin halkına yaptığı zulmü kınıyoruz" diyor. Bütün dünya İsrail’i kınıyor, nice vicdanlı Yahudi bile İsrail’i tenkit ve protesto ediyor. İktisadi ve malî durumumuz çok kötü de olsa karşılığında yüz milyarlarca dolar vaat edilse de maceralardan uzak durulmalıdır . İsrail, varlığını sürdürebilmek için bütün Ortadoğu’da bir "Yahudi Barışı" kurmak istemektedir. Mısır’ı pes ettirdi. Ürdün zaten çantada keklik Suriye ile gizli anlaşmaları var Irak’ı şu anda fiilen üçü bölüp parçalanmıştır. Türkiye'yle ittifak kurmuş ve onu kendi nüfuz bölgesi içine aldı. İran’daki rejimi yıkmak için çalışılıyor. Saygılarımla... |
||
|
||
Böyle projeler hiç tutmaz zaten.. Desene Sizin R.T.E havanda su dövüyor
Çünkü bir tane manyak var mutlaka her yerde o yüzden. |
||
|
||
Valla sizin projeleriniz de tutmaz.. Aman Da Aman,Kimsenin projesi tutmaz paye çıkarmayınız kendinize çünkü hep bir manyak olacak ve o manyak az insan olacak ama çığ gibi büyüyecek. Alim Herife Bak,''Manyak Adamlarmış'' tek ''Dahi'' sensin zaten,''Sizin Projeleriniz'' diyor bre zevzek,bizim projelerimiz sizinkiler gibi Amerikan Yaltakçısı olmadığı için ''Manyak'' diye nitelendirdiğiniz milletce tepki görmez |
||
|
||
| yine olay siz biz olmuş. hayır ola sonumuz. | ||