|
||
| son ağaç SUSKUNLUĞUMU ACEMİLİĞİME bağışla bir yaşama ustası değilim daha ne cinnetten döndü yüzüm ne cennetten bekliyorum kovulduğum kapıların ardında. Ucuz ölümler sermedim kanıma soldurmadım süzgün suda balkıyan güneşi tedirginim, ıslanıyor varlığımdan akasyalar yürüsem, çoğalıyor dalında yasak meyvalar dursam, çoğalıyor. Sürüyor dört mevsime ihanetim kutsal and’a, kutsal kitaba sürüyor yüreğimi varsıl kılan yeminim sensiz tenha kalan hayata. Sussun sussun ruhumda aforizmalar zırhsızım, kılıcım yok sözlerini karşılamaya yırttım, okutmuyor yüzünü sahte mushaflar. Bir son ağaç yalnızlığı bu, iyi bil uçurumun son çiçekleri açsın şimdi bağrında ama unutma, sakın unutma gülün rahlesinde diz kırmadım daha tohumun tekkesinde zikretmedim kekemeliğimi acemiliğime bağışla. düşüş ilahisi YORGUNDUM YA vururdu çeperlerine ruhumun arzın zehirli simyâsından türeyen o battal sarkaç vurur ve duyulurdu yankısı ketum dağlarımdan sıkar, burkar, boğardı ten meleğini kıskaç. Işımaz artık eyvah kudurdu gözleri köhne fenerin balçıktan süzüp aldığım cıva dolu yüreğin dip korkusu, okyanus hissi, kozmik rûya âh kordan kapçıklar olur da yağar üstüme cehennem gözlerin. Gözlerin ki hiçbir şey olmamanın sevinci hiçbir şey, damarlarımda gezindiren küflü ölümü içime süründüğüm ezgi, sesimin köpüğü ki sürgüler sesimi, sürgün sesimi. Örseleniyor kuş, ökseleniyor bak, sesi veremli geven kanatan, safran koparan yalımlı navruz işte şuramda, gırtlağımda keperen kunduz kemirsin artık yeter bu memnu meyveyi kemirsin nevri dönmüş bu ham gövdeyi varsın tırtıklasın gayrı hiçliğin metal elleri. Sürsün böylece kutsal düşüşüm benim sürsün ve çolak zambaklarım üşüsün düşeyim sonsuza değin, sensize değin ta ki varlığımı ellerinde hissedeyim. Gel dayan şimdi kapıma ey katıksız çatışkı zorla kalebentlerini muhkem kal’alarımın, viran et dokun karanlığımın en mahrem yerlerine azığımı dağıt, tayınımı kes, beni benden âzâd et. Dokun ki prense dönüşsün kurbağa dokun ki yetim sükût dönüşsün tufana dokun ki dönüşsün bir ince nefese varolma yükü dokun ki dibe vursun bende Tanrı’ının mülkü. çizgili pijama YORGUN AYAKLARIYDI babamın her akşam eve gelen ovalanmak isterdi nasır yerleri kalbi gibi çizgili pijamayla siyah beyaz resimleri izlemek yetmezdi sıvı yağ ve kesme şeker almaya, hep sırtını çiğneten bir adamın kulunçları nasıl tutulursa ikide bir öylece tutulurdu sağda solda memleketim dayak yer morarır patlardı dudakları seğirirdi gözleri halamın kaşınırdı avuçları, aslanım cüneyt arkın haklardı tüm alçakları unuturdu benim hakkımı hep üzülürdüm kafası üç numara üç film bir arada bacakları bakır leğenden taşan oğlanları ayıplardı saçları tarakta kalan kız kuruları, bir zamandı babam daha cıvata olmamıştı annem bir rendeye dönüşmemişti daha bizimkiler size gelecek bir maniniz yoksa yaşamak size hiç bu kadar yakışmamıştı. 21/04/2006 |
||