SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Komplo Teorileri

Konu: uzaktan beyin kontrolü

Sayfa: [ 1 ]

deniz 21.05.2005 00:12:06
İngiliz İstihbarat Teşkilatı'nın Beyin Kontrolü Deneyleri ve Toplumu Yönlendirmek adına Frekans Silahlarını kullanarak masum vatandaşlarına nasıl saldırdığı ve yaptığı işkenceler. George Farquhar'dan.

Günümüzde, Batı Dünyası’nda özellikle İngiltere’de ve A.B.D.’de gizli terörizm sıkça kullanılmaktadır. Bu terörizm, meselâ halka açık bir mekânda bir bomba patlatılarak yüzlerce masum insanı ya da - doğru veya yanlış bir şekilde- suçlanan aşırı uçlardaki politikacıları öldüren veya yalanlayan tipte bir hâdise değildir.

Bu hâdise temelde, çok sayıda masum insanın uzak bir bölgeden ferdî veya kitlesel olarak sistematik bir şekilde, fizikî ve ruhî saldırıya maruz kaldığı bir hâdisedir.

Bu silâhların sahib olduğu esas güç, kurbanların saldırıya maruz kalırken, bunların dış kaynaklar tarafından yapıldığının farkında bile olmamaları ve bu sebeble de kendilerini koruyacak hiçbir imkâna sahib olmamalarıdır.

Bu saldırılar, böyle bir saldırıdan hiç şüphelenmeyen kurbanlarda:

· Hafif veya şiddetli baş agrisi, sinirlilik ve huzursuzluk, atalet ve bitkinlik, stres

· Mide bulantısı uykusuzluk

· Göz hasarı, felç, saldırganlık ve öfke

· Paranoya ve panik atak, isteri, şizofreni, halisünasyonlar

· Hafıza kaybı, düzensiz düşünceler, karakteristik olamayan duygulanmalar

· Tedirgin davranışlar, akıl karışıklığı, ümitsizlik

· Beyin ve sinir sistemi hasarı, kalp çarpıntısı, hızla ilerleyen kanser

· İntihara varan şiddetli depresyon

Gibi sayısız değişik emarelere sebeb olabilir.

GERÇEKTE HERHANGİ BİR DUYGUSAL, ZİHNÎ VEYA DUYARLI ALGILAMA SUNÎ OLARAK OLUŞTURULABİLİR VE KİŞİ NEREDE OLURSA OLSUN UZAK BİR YERDEN OLUMSUZ YÖNDE MANİPÜLE EDİLEBİLİR (YÖNLENDİRİLEBİLİR).

Bu teröristler kimlerdir? Bunların toplumun masum ferdlerini gizli bir şekilde öldüren ve sakatlayan silahları nelerdir? Bu silâhların kullanımı niçin halkın bilgisi dışındadır?

Cevab basittir. Bu teröristler, gerçekte İngiltere’de çalişan istihbarat ajanlaridir. Evet bu doğrudur. Bunlar büyük ihtimalle toplumumuzu terörist saldırılardan korumak için varolan aynı istihbarat ajanlarıdır.

İlk açığa çıktığında tuhaf ve inanılmaz olduğu kadar, şu bir gerçektir ki, bu silahlar mevcuttur ve toplumumuza karşı kullanılmaktadır. Bu gerçek kendilerine “psikotronik” saldırılar yapıldığını iddia eden çok sayıda kişinin iddialarıyla beraber tetkikler sonucu elde edilen delillerle desteklenmektedir.

İngiltere’de, MIT (Askerî İstihbarat), M.D (Savunma Bakanligi), G.C.H.Q (Genel Haberleşme Karargahi), ve Menwith Hill, Nurth Yorkshire’de üslenen A.B.D. Ulusal Güvenlik A.B.D Ulusal Güvenlik Teşkilatı, Ingiliz halkinin üzerindeki bu gaddarca saldirilarin esas suçlularidir.

Bunların kullandığı silâhlar, “ticaret”te öldürücü olmayan silâhlar veya sessiz silâhlar olarak vasıflandırılmaktadır. Bu silâhlar yeni değildir. 50 yıldan daha uzun süredir bunlar operasyonlarda ve toplumun masum bireyleri üzerinde ve “mücadele”de kullanılmaktadır. Rusya Ordusu, 50’li yıllar boyunca yüksek standartlı teknoloji kullanarak günümüzde “Psy-Ops Mücadelesi” olarak adlandırılan hâdisede ilk liderdi. Bu sessiz silâhlar Rusya Ordusu tarafından kendi ülkelerini savunmak için geliştirildi. Fakat bunlar durumdan şüphelenmeyen Rus halkı üzerinde deneyler yapılarak mükemmelleştirildi.

Bu aşiri olumsuz ve otoriter anlayiş dünyada “sessiz silâh” teknolojisinin liderleri olan ve bunu inanilmaz seviyede geliştiren Ingiliz ve Amerikan askerî ve polis istihbarat ajanlarinin hiyerarşik yapisi içinde bugün hâlâ mevcuttur.

“UZAKTAN BEYİN KONTROLÜ” İLE DAVRANIŞ DEĞİŞTİRME DENEYLERİ VE MEVCUT STATÜKOYU DEĞİŞTİRMEYE ÇALIŞAN İNSANLARA KARŞI SUİKASTLER YAPILMASI İÇİN, GÜNÜMÜZDE BİRÇOK MASUM VE HABERSİZ İNSAN, KİTLESEL VEYA FERDÎ OLARAK BU ZİHNİYETİN NETİCELERİNDEN ZARAR GÖRMEKTEDİRLER.

DÜZEN TARAFINDAN İSTENMEYEN VE BU SEBEBLE DE GÖZDEN ÇIKARILAN İNSAN GRUPLARI OLABİLECEĞİ GİBİ, HERHANGİ BİR KİŞİ DE “İSTİHBARAT AJANLARI” TARAFINDAN “UZAKTAN BEYİN KONTROLÜ” DENEYLERİ İÇİN HEDEF OLABİLİRLER. Bu hedefler içinde etnik azınlıklar da vardır. Fakat “hedefler” sadece bunlarla sınırlı olmayıp, psikolojik olarak dengesiz kişiler, mahkumlar, suçlular, yabancılar, cinsel sapmaları olanlar, uyuşturucu bağımlıları ve ölümcül hastaları da içermektedir.

SUİKAST TEŞEBBÜSLERİNDE BU SESSİZ SİLÂHLARIN ASIL KULLANILMA SAHASI, DÜZENİN STATÜKOSUNU BOZMAYA ÇALIŞAN VEYA ÇALIŞABİLECEK HERHANGİ BİR KİŞİYE-KİŞİLERE KARŞIDIR. BU, “HASSAS” SAHALARDAKİ -VE MEDYADA NORMAL OLARAK AÇIKLANAMAYAN- BİLGİLERE ULAŞAN VE BUNLARI AÇIKLAYAN KİŞİLERİ DE KAPSAR.

Askerî ve polis istihbarat personeli ve karanlık devlet görevlerinde çalışan fakat bu organizasyonların gerçek gündemini gören ve onların hareketlerini sorgulamaya başlayan kişiler de suikast “hedefleri” arasında yer alır.

Buna misâl olarak, “intihar eden” veya “esrarengiz şartlarda” ölen 30 veya daha çok sayıdaki, Marcuni’de çalışan bilimadamları gösterilebilir. Birçok araştırmacı, bu öldürülen bilimadamlarının, gerçekte, topluma karşı davranış kontrolünde kullanılan, “Uzaktan Mikrodalga Beyin Kontrolü Teknolojisi”ni mükemmelleştirmeyi hedefleyen, “karanlık” hükümet projesinde çalışan kişiler olduklarına inanmaktadır.

Bu bilimadamlarının, insanlığa yapabileceği kuvvetli etkiden korkarak, kendi projelerinin gerçek gündemindeki hiyerarşilerini sorgulamaya başladiklarina inanilmaktadir. Bu bilimadamları, ironik bir şekilde, kendi geliştirdikleri “Uzaktan Beyin Kontrolü” silâhlarıyla sistematik biçimde suikasta uğradılar.

Bir başka misâl, 80’li yıllarda nükleer silâhlara karşi protesto eylemlerinde bulunan Greenham Genel Kadinlari’na yapılan ve çok iyi bilinen gaddarlıktır. Bunların, barış protestoları esnasında, mikrodalga ışımayla, yanıkları, şiddetli baş agrilarini, göz hasarlarını, geçici felçleri ve kanseri de içeren çeşitli saldırı emarelerine maruz kaldıkları belgelenmiştir. Bunların bir çoğu saldırılar sebebiyle ölmüştür.

Halkın büyük çoğunluğu “davranış kontrolü” gayesiyle, kendilerine karşi bu silâhlarin kullanildigindan haberdar olmadigi için, bu, “Uzaktan Beyin Kontrolü Silâhları” çok güçlüdür. İsihbarat Ajanları bu gerçeği iyi bilmektedirler ve bu sebeble de, bu bilgiyi toplumun gözünden uzak tutmak için ellerinden gelen herşeyi yapmaktadirlar.

İstihbarat Ajanları bu gerçeği açıklamak isteyen kişilerin de itibarını yok etmek için çaba sarfetmektedirler.

Yıllardır askerî ve polis istihbaratı, “Uzaktan Beyin Kontrolü” silâhlarının varlığını inkar etmek için halka yalan söylediler. A.B.D. Ordusu’nun “Körfez Savaşi” sırasında toplu halde Irak taburlarına karşı, “Uzaktan Mikrodalga Beyin Kontrolü Silâhları”nı kullandığı, medya (Discovery Kanalı) tarafından topluma açıklandı. Daha da önemlisi son günlerde Channel 4 televizyonunda yayınlanan (Büyük Birader’in...... Sevgisi İçin) isimli belgeselde, İngiltere istihbarat ajanlarının toplumun bir bölümünü bu silâhlarla hedef aldığı gerçeği gösterildi.

İstihbarat ajanları bu öldürücü olmayan silâhların varlığını artık inkâr edememelerine rağmen, hâlâ bu silâhların, sürekli olarak ve artarak toplum üzerinde, “Uzaktan Beyin Kontrolü Deneyi”nin Davranış Manipülasyon ve Suikast” için kullanıldığını inkâr etmeye devam edeceklerdir.

Yalnızca toplumun büyük çoğunluğu sonunda bu gerçeği gördüğü zaman, bu askerî ve polis istihbarat hiyerarşisinin otoriteci ve vahşi zihniyetinin, toplumumuzu gizli olarak idaresi altına almasını önleyebilecek miyiz?.. “Uzaktan Beyin Kontrolü Silâhları”nın varlığı ile ilgili gerçek aydınlığa çıktığı zaman, bunların bizim masum toplumumuza karşı kullanılmasını ilgilendiren gerçek de ortaya çıkacaktır. Bu yalnızca bir zaman meselesidir.

Sevgiye ve barışa doğru, içtenlikle,

Geoge Farquhar.

“Tüm gerçek üç safhadan gider:

Birincisi onunla alay edilir.

Sonra ona karşi şiddetle direnilir.

Sonunda o kendisini aşikâr olarak belli eder.”  Schcpenhauer.

 

Dipnot: Birçok bilim adamı, Prenses Diana suikastının sadece, İngiliz ve Fransız istihbarat işbirliği ile yürütüldüğünü değil, fakat “başariya” ulaşmak için ve “başari” süresince, “Uzaktan Beyin Kontrolü Silâhları”nın sinsice yaygın olarak kullanıldığı konusunda iknâ olmuştur.

Waco: “Büyük Yalan Devam Ediyor” video belgeselinde, 130 erkek, kadın ve çocuğun sistematik olarak F.B.I. / B.A.T.F. ortak operasyonuyla katledildikleri zaman, Waco Teksaitak, “Davidien Tarikatı katliamı”nda kullanılan üç ayaklık “Uzaktan Beyin Kontrolü Silahları”nı göstermektedir. Bu gerçeklerin delili “Özgürlük Projesi/Project Freedom” websitesinde sunulmaktadır.

alıntı

deniz 21.05.2005 00:14:14
İsmim George Farquar. o6.07.l955 Edinburg, İskoçya doğumluyum.                             

l984'ten beri "Beyin Kontrol Polisi" ismini verdiğim istihbarat ajanları tarafından

UZAKTAN MONİTÖRLE TAKİP EDİLDİĞİME İNANIYORUM.

MİKRODALGA RADYASYON SALDIRILARI ve BEYİN KONTROLÜ DENEYLERİ 1997'DE ben Kanada2da iken başladı, Avrupa'da devam etti. Ayrıca l994'ten beri polisin takip, taciz ve gözaltıları ile "siyah helikopter" tacizleriyle karşı karşıyayım.

1988 yılında "Uzaktan Beyin Kontrolü Projesi"ni ifşa etmeye ve bununla mücadeleye karar verdim. "PROJECT FREEDOM/ÖZGÜRLÜK PROJESİ" İSİMLİ WEB SİTESİNİ KURDUM. O zamandan beri aile bireylerim de polis tacizlerine ve psikotronik saldırılara maruz kalmaktalar.

l9 Ocak l999'da Londra, Avam kamarası'nda bu durum "İNSAN HAKLARININ TÜYLER ÜRPERTİCİ BİR VAHŞİLİKLE İHLALİ" olarak değerlendirilip protesto edildi.

Şimdi yaşadıklarımla ilgili çok karışık ve garip bir hikayenin anahatlarını okuyacaksınız. Yaşadıklarım bundan ibaret ve bu kadar yüzeysel değildir. Çok daha derin ve çok daha vahim şeyler yaşadım.

1982'de ailemin yaşadığı Avustralya'ya göç ettim. Orada sahip olduğum arazinin parasını ödeyebilmek için bazı suçlar işledimden l992 yılının başında tutuklandım. Kefaletle serbest kaldıktan sonra yargılanmamak için Avustralya'yı terketmeye karar verdim ve iki hafta sonra yerleşmek üzere İngiltere'ye gittim. İngiltere'ye gelince ailem beni aradı ve havaalanına gitmek üzere evden ayrılmamdan iki saat sonra polisin beni yeniden tutuklamak üzere eve geldiğini söyledi. O zaman bunun, kılpayı bir kaçış olduğunu sanmıştım. Ama şimdi biliyorum ki, POLİS BENİM ÜLKEYİ TERKETME NİYETİMİ BİLİYORDU VE KAÇIŞIMA BİLEREK GÖZYUMDU. VE O ZAMANDAN BERİ, BENİM BÜTÜN HAREKETLERİMİ İZLİYOR , NEREYE GİTTİĞİMİ VE NE YAPTIĞIMI BİLİYOR.

"SİYAH HELİKOPTER" TACİZİ: 5 Yıl önce, Mart l994'te İkoçya'nın Parth şehrinde basit bir sahtekarlık suçundan 7 aylık bir ceza için hapse girdim. Bundan (mart l994) aşağı yukarı 3 hafta önce, 24 saat kesintisiz polis takibi altında olduğumu farkettim. Bu takipte, anti-terör operasyonlarında kullanılan "siyah" bir helikopter de vardı.Bu helikopterr sürekli olarak tepepemde dolaşarak beni taciz ediyordu. BASİT BİR SAHTEKARLIK SUÇU İÇİN NEDEN BİR ANTİ TERÖR ARACI OLAN BU HELİKOPTERİ KULLANIYORLARDI?... Son araştırmaların ışığında ortaya çıktı ki; bu siyah helikopterler sadece "anti-terör" taktik araçları değildir Bunlar içlerinde "Uzaktan Beyin Kontrol Pojesi"nde kullanılan cihazlarla da donatılmışlardır.

Bir iki hafta süren bu tacizlerden sonra onların eline düşmektense kaçmaya karar verdim. 24 saat izlendiğim için bu çok zor bir işti. Kardeşim Alex'le birlikte gece sık ormanlık alana gelebilmiştik. Ormana ulaşmadan önce, beni takipte kullandıkları ve üzerinde hiçbir yazı ve işaret bulunmayan büyük minibüs (van) farkettim. Aynı araç kaçış yolumuz boyunca bir kaç yerde önümüze çıktı. Bu tepesinde iki tane uydu diski olan beyaz bir arabaydı. İçine bakmak için iyice yaklaştım, kabinde siyah önlük gibi birşeyler giymiş olan 2 adam oturuyordu, bana dik dik baktılar. Bu adamların benim takibimle ilgili olduklarını biliyordum ama ne yaptıklarını bilmiyordum. Son araştırmalat gösterdi ki; BU ARAÇ, UZAKTAN BEYİN KONTROLÜ TEKNOLOJİSİYLE DONATILMIŞ CİHAZLARIN BULUNDUĞU ÇOK ÖZEL BİR ARAÇTI.

Orman içindeki birkaç saatlik yürüyüşümüzden sonra, iyice yorgun düştük... Hava kararmıştı ve çalılar yürüyüşümüzü engelliyordu. Tam bu sırada bir düzineden fazla polis bizi kuşattı. Ellerindeki fenerleri üzerimize tutarak 30 mete kadar yakınımıza geldiler ve ıslıkla birbirlerine işaret vererek fenerler söndürdüler. Beni hemen tutuklayacaklarını umuyordum ama öyle olmadı. Gün ışıdığında şaşkınlıkla gördüm ki; ortada bir tek polis bile kalmamıştı. Bu hadiseden bir hafta sonra tutuklandım. Beni niçin hemen oracıkta tutuklamamışlardı?

POLİS TACİZLERİ: Bu bir hafta boyunca, birlikte yaşadığımız anne ve babamın daireine polis tarafından evde olmadığımız satlerde zorla girildi. Etraf dağıtıldı aile fotoğraflarımız ortalığa saçıldı ama bildiğim kadarıyla hiçbir şey alınmadı. Niçin bunu yapıyorlardı? Basit bir sahtekarlık suçunun üzerine niçin bu kadar öldüresiye düşüyorlardı?

Bunun sebebini 4 yıl sonra anlayabildim...

Sonunda Parth şehrinde tutulandım. Garip olan şu ki benimle aynı anda kız arkadaşımı da tutklamışlardı... Halbuki o buradan 300 km uzakta Manchester şehrinde yaşıyordu, benim işlediğim suçla hiçbir ilgisi yoktu ve ben onu 4 haftadır hiç görmemiştim. Bütün bunları polis de en az benim kadar biliyordu. Ama yine de onu hemen, okumakta olduğu Manchester Üniversitesi'nde tam da final sınavı sırasında tutukladılar ve benimle işbirliği yapmakla itham edip hapse attılar. Daha sonra serbest bırakıldı ve beraat etti. Birbirimizi çok seviyorduk. Son kez hapisanedeki bir mazgal deliğinden birbirimizi görebildik.

Tutuklanmadan önce üç ceza avukatı ile beş defa görüştüm. Gayem, ortada haklı bir sebep yokken polisin beni niçin bu kadar ağır şekilde taciz ettiğini öğrenmekti.

Edinburgh'lu George Moore isimli bir avukat -ki kendisi sonra benim davamı üzerine aldı-, 30 yıllık savunma avukatlığı boyunca hiçkisenin polis tarafından bu kadar ağır taciz edildiğini görmediğini söyledi.

MEDYANIN YANLIŞ BİLGİLENDİRMESİ: Mahkemem bittikten sonra medya, he zaman yatığı gibi, benim davam ile ilgili "gerçeler"i halka aktardı. Ama yapmadığı bir şey vardı; tutulanmamdan önceki bir kaç hafta boyunca polisin bana reva gördüğü ağır tacizleri anlatmak... "Resmi" polis açıklamasına göre ben, "güya" gizli bir bilgi üzerine aniden yakalanmıştım. Polisin neyi saklamaya çalıştığını 4 yıl sonra anlayabildim.

HAPİSTEN ÇIKTIKTAN SONRA: Bu hapihane tecrübemin son olmasına dair yemin ettim. Fakat dışarıda pek çok şiddetli ve olağandışı hadiselerle karşılaştım...

Bu hadiseler benim şunu tam olarak anlamamı sağladı: Biz insanlar eskiden inandığım gibi sadece vücut, beyin ve duygulardan ibaret değildik ÇOK BOYUTLU RUHİ VARLIKLARDIK.

İkinci olarak; zihnim yeni keşfettiğim bilgilere açıldıkça, herbirimizin bir parçası olduğumuz şu FİZİK DÜNYANIN, DRAMATİK BİR DEĞİŞİMDEN GEÇMEKTE OLDUĞUNU ANLADIM. BU DEĞİŞİMİN İÇİNDE UZUN ZAMANDANDIR SAKLANMAKTA OLAN GERÇEKLERİN SU YÜZÜNE ÇIKMASI DA VAR. bU GERÇEK ŞU: iNSAN IRKI "ELİT BİR DÜNYA HÜKÜMETİ" TARAFINDAN, KONROL EDİLEBİLİR HİYERARŞİK BİR YAPILANMAYA DOĞRU MANÜPLE EDİLİYOR. (..) BU YAPILANMA "GÜÇ"ÜN ÇOĞUNLUĞUNU BİR AZINLĞIN TEKELİNE VERMEYİ HEDEFLİYOR. Bu konudaki uygulama insanların çoğunluğundan gizleniyor.

Hapishane tecrübem bunları anlamamda çok yardımcı oldu. Çünkü hapishanedekiler, oynanan oyunların ve döndürülen dolapların çoğunun farkındalar.

Orada birinci elden öğrendiğim gerçeklerden biri de şu: Polis psikiyatrisleri, ilaç bağımlısı veya psikopat "potansiyel" kaatillere -ki bunların bazılarının elinde ateşli silahlar da var- hiçbir müdahalede bulunmuyorlar. Onların serbestçe dışarıda dolaşmalarına gözyumuyorlar. Bu "potansiyel" kişiler talep ettikleri halde tedavileri reddediliyor.. son araştırmaların ışığında gördüm ki; bu kişiler bilerek tedavi edilmiyor ve ileride bu proje kapsamında, bunların içlerinde bulunan katliam isteği "uzaktan Beyin Kotrolü" yoluyla manüple edilp kullanılacak YENİ DÜNYA DÜZENİ'NİN KURULUŞUNDA BUNLARDAN DA İSTİFADE EDİLECEK.BU YENİ DÜNYA DÜZENİ, 2005 YILINDAN ÖNCE DÜNYADA TEK BİR MERKEZİ HÜKÜMET VE BUNA BAĞLI ORDU, BANKACILIK SİSTEMİ, ELEKTRONİK İSTİLA VE MİKROÇİPLENMİŞ BİR İNSANLIK OLUŞTURMAYI HEDEFLİYOR

Vardığım bu sonuçtan sonra, hapisten çıkınca, hem kendimi hem de başkalarını daha derinden tanımak ve anlayabilmek için dünyayı dolaşma isteğim doğdu. Ayrıca açık görüşlü ve anlayışı kuvvetli birilerini bulup, üzerimizde oynanan bu oyunu deşifre etmek istiyordum. Ama cezamın bitimine iki gün kala bir sürprizle karşılaştım: İnterpol beni istiyordu!..

Başgardiyan beni odasına çağırarak İnterpol'den bir faks geldiğini ve Avustralya'daki suçlarım sebebiyle tahliye edilmeyip iade edilmemi istediklerini ama kendisinin bu yazıyı dikkate almayacağını söyledi. Bu bilgi doğrultusunda, tahliye edildiğim gün yeniden tutuklanacağım belli olmuştu... Ama öyle olmadı...

Bu da polisin bana oynadığı ve tahammül etmek zorunda kalacağım pis oyunun bir parçası idi...

1994 Eylülünde hapisten çıktım ama polisin 24 saat kesintisiz takip ve tacizi sürüyordu. Nereye gitsem bundan kurtulmak imkansızdı... Yutrdışında bile takip ve taciz sürüyordu.

İNTERPOL TAKİBİ VE HELİKOPTER TACİZLERİ: 1995 Mart'ında, hapishanede başladığım, meditasyon, ruhi gelişme ve yoga bilgilerimi arttırmak üzere Hindistan, Nepal ve Sri Lanka'ya seyehat ettim. Bu seyahat boyunca polis ve helikopter tacizleri devam etti. Demek ki, İnterpol'de işin içindeydi.

18 ay sonra Hindistan'dan ayrılıp Tayland, Laos, Kamboçya, Vietnam, Çin ve Japonya'yı dolaştım. 2 Yıl 4 ay süren bu seyahat boyunca İnterpol peşimi bırakmadı; takip ve tacizler devam etti. Polis helikopterinin tacizi özellikle ben meditasyon için inzivaya çekildiğim zamanlarda yoğunlaşıyordu.

Asya'dayken herbirinde 4 ay olmak üzere 4 ülkenin 7 meditasyon bölgesinde pratik yaptım. Kaldığım her meditasyon yerinde polis helikopterleri beni taciz etti. BU TACİZLERDE ÇOK AÇIK ORTAK BİR YÖN VARDI: HER MEDİTASYONA ÇEKİLİŞİMİN İKİNCİ GÜNÜ TACİZE BAŞLIYORLARDI. Helikopter, önce meditasyon binası veya manastırın çevresinde yarım ila bir saat arası daireler çizerek uçuyordu. Sonra tam benim bulunduğum bölmenin üzerine 3-5 dakika kadar oldukça alçalıyordu. O kadar alçalıyordu ki sanki çatıya inekcekmiş gibi oluyordu. Sonra tekrar yükseliyor ve bir kaç saat boyunca bulunduğum binanın üzerinde daireler çizerek uçuyordu. Bunu aynı düzen içinde süreki olarak ve günaşırı tekrar ediyorlardı.

Şüphesiz "Büyük ağabey" beni gözetliyordu. Ama "Büyük Ağabey" bunu niçin yapıyordu, işte bunu -o zamanlar- gerçekten bilmiyordum.

Japonya'dan Kanada'ya gidip 6 ay Vacouver'de kaldım Bu süre boyunca fazla bir şey yaşamadım, sadece 1 haftalık meditasyon çalışmam boyunca aynen Asya'daki gibi helikopter tacizi oldu, o kadar.

Bu yaşadıklarımı gören bir düzine şahit var. Helikopter tacizi dışında, polis takibi eskiye nazaran azalmıştı. Bunun da bir sebebi olmalıydı. Kısa süre sonra onu da öğrenecektim.

UZAKTAN BEYİN KONTROLÜ DENEYLERİ KANADA'DA BAŞLADI: 1997'de Temmuz-Aralık arası Vancouver'de yaşadığım süre boyunca HER AKŞAM ŞU SAYACAĞIM PSİKOLOJİK VE FİZYOLOJİK BELİRTİLER ZİNCİRİNİ KESİNTİSİZ YAŞADIM:

SİNİRLİLİK VE TÜM VÜCUDU TAHRİŞ EDEBİLEN FİZİKSEL DUYARLILIK... AÇIK SEÇİK DÜŞÜNMEDE ZORLUK, BAŞAĞRILARI, BAŞIMDA YÜKSEK DİŞ GICIRTSI SESİ, KISA SÜRELİ HAFIZA KAYBI, DÜZENSİZ DÜŞÜNCE KALIPLARI, UYUŞUKLUK, MİDE BULANTISI VE UYKUSUZLUK...

Eylül-Ekim aylarında Avustralya'daki ailem 3 haftalığına neni ziyarete geldi. Onlar gidinceye kadar bu üç hafta boyunca şu belirtileri gittikçe artan yoğunlukla yaşadım yaşadım:

SON DERECE NEGATİF VE HOŞ OLMAYAN DUYGULAR, SANKİ VÜCUTTA BİR BÖCEK GEZİNİYORMUŞ HİSSİ, SİNİR BUHRANLARI, KONSANTRASYON GÜÇLÜĞÜ, DİKKAT SÜRESİNDE KISALMA, SON DERECE DÜZENSİZ VE TAMAMEN KİŞİLİK DIŞI DÜŞÜNCE, DUYGU VE DAVRANIŞ KALIPLARI, AKLİ MELEKELERDE BÜYÜK ÖLÇÜDE PARÇALANMA, KENDİLİĞİNDEN OLUŞAN HAFIZA KAYIPLARI.

bu beleitiler, sadece öğleden sonra geç saatlerde veya akşamın ilk saatlerinde ortaya çıkıyordu. Gün boyunca normal, rahat ve sırtüstü yatıp keyif çatan halim sürüyordu. Ailem geri dönünce şu sonuca vardım: Ben galiba deliriyorum... Çünkü günün belli saatlerinde ipe sapa gelmez şeyler yaptığımın farkındaydım...

Son araştırmalarımın ışığında görünen o ki: Kanada'da kaldığım sürece MİKRODALGA RADYASYON BOMBARDIMANINA TUTULMUŞTUM VE ZİHİSEL VE DUYGUSAL OLARAK UZAKTAN "MİKRO DALGA BEYİN KOTROLÜ SİLAHLARI" TARAFINDAN YÖNETİLMİŞTİM. Bu saldırıların ABD Milli Güvenlik Ajansı (NSA)'nın KINNECOME GRUBU (Fort Meade'de) tarafından yapıldığına inanıyorum. Bu grup (Kinecome) Amerikan halkına karşı da bu tür saldırılar yapmakla tanınıyor.

1997 Yılının Aralık ayında Avrupa'da seyehatime devam ettim. Gayem Kanada'ya dönmeden önce mümkün olduğu kadar çok ülkeyi görmekti. 9 Nisan 1998'de Amsterdam'a ulaştım. Kısa sürede gördüm ki, tekrar polis takibine alınmıştım.. Bu defa normal, gizli ve video kameralarla görüntülerim alınıyordu. Bu seferki taciz ve takip 4 yıl öncekine nazaran daha yoğun ve şiddetli idi. Çok açık bir güç gösterisi yapıyorlardı. Peki bunu niçin yapıyorlardı? Bilemiyordum. Kısa süre sonra bunun sebebini de öğrenecektim.

AVRUPA2DA MARUZ KALDIĞIM MİKRO DALGA İLE UZAKTAN BEYİN KONROLÜ DENEYLERİ: Burada Kanada'dakilere benzer fiziki ve psikolojik belirtilerle tekrar karşılaştım. Ancak farklı şeyler de vardı:

UZAKTAN KONUŞAN BİRİNİN SESİNİN DUYULMASI, FAKAT KONUŞAN KİŞİNİN UZAKLIĞI VE ETRAFINDAKİ GÜRÜLTÜLER SEBEBİYLE KONUŞMASININ ANLAŞILAMAZ OLMASI... bU KONUŞMAYI KULAKLARIMLA DEĞİL KAFAMIN İÇİNDE DUYUYORDUM... sEYEHAT BOYUNCA KARŞILAŞTIĞIM KİŞİLERLE KONUŞURKEN, SÖYLEMEK İSTEDİKLERİMİN TAM TERSİ ŞEYLER SÖYLÜYORDUM. mESELA BİR KONU İLE İLGİLİ OLARAK ŞİDDETLE "EVET" DEMEK İSTERKEN, "HAYIR" DİYORDUM...

Bir keresinde Güney Afrikalı turist arkadaşlarla YENİ DÜNYA DÜZENİ İÇİN TEK BİR MERKEZİ DÜNYA HÜKÜMETİ planları hakkında konuşurken içlerinden biri aniden ve kendinden çok emin bir şekilde; "POLİSİN, SENİN NE DÜŞÜNDÜĞÜNÜ, O DÜŞÜNCE SENDE OLUŞMADAN ÖNCE BİLDİĞİNİ BİLİYOR MUYDUN?" dedi. Şaşkın bir şekilde, az önce söylediğini tekrarlamasını istedim. Tekrarladı. Sonra yüzünde şaşırmış bir ifade ile, "BUNU BİLDİĞİMİ BİLE BİLMİYORDUM" dedi. Bu söyledikleriyle ne demek istediğini sordum. "Bilmiyorum" dedi.

Bu kadar yoğun bir şekilde kontrol altında tutlmam , bende zamanla çeşitli ama çok şiddetli duygusal tepkilerin oluşmasına yol açtı. Bu tepkiler; korkuya karşı, kayıtsızlıkla saldırganlık arasında gidip geliyor ama hepsi de çok kısa zaman dilmleri içinde oluyordu.

Amsterdam'da kaldığım süre içinde, bu ve benzeri pek çok garip psikolojik ve duygusal düzensizlikler yaşamama rağmen, bu garip olayların ne dercede önemli olduğunun asla şuurunda değildim. Ne zaman kişilğime uymayan bu garip hadiselerin sebebini araştırmaya kalksam, SANKİ BEYNİM BİRDEN BİRE BOŞALIYOR VE OLUP BİTENİ HATIRLAYAMIYORDUM. bU ANİ HAFIZA KAYIPLARI AİLEM BENİ kANADA'DA ZİYARET EDERKEN DE ORTAYA ÇIKMIŞTI. hEM DE TAM BU GARİP HADİSELERİN SEBEBİNİ BULMAYA ÇALIŞIRKEN...

Çok uzun bir zaman sonra, 13 Nisan 1998 akşamı, bu garip hadiselerin ve karakter değişimi ve dengesizliklerin sebebini öğrendim. Ertesi gün Amsterdam'dan ayrılacaktım. Amsterdam'daki son gecem hayatımı ebediyyen değiştirdi.

"THE STİNG", POLİS BANA "UZAKTAN BEYİN KONTROLÜ" KOBAYI OLDUĞUMU AÇIKLIYOR: Yoğun ve kesintisiz polis takibi altında çok zor olmasına rağmen, sessiz caddelerde saatlerce yürüyerek rahatlamaya çalıştım. Sonunda kaldığım pansiyonun yakınında sessiz sakin bir kafeye geldim. İçeriye girerek bir kahve alıp oturdum. Bir kaç dakika sonra, ANİDEN POLİSTEN TELEPATİK OLARAK GÖNDERİLEN MESAJLAR ALMAYA BAŞLADIM. BU MESAJ BOMBARDMANININ MAHİYETİ VE SIRASI ŞÖYLEYDİ:

POLİS O ANDA BENİM BEYNİMİ OKUYORDU. bUNU YÜKSK TEKNOLOJİ ÜRÜNÜ BİLGİSAYARLAR VASITASIYLA YAPIYORDU. dUYGULARIMI DA OKUYORLARDI. AMSTERDAM'A GELİRKEN OTOBÜSTE TANIŞTIĞIM ADAM ASLINDA ONLARIN AJANIYDI. O, "UZAKTAN BEYİN KONTROLÜ" PROJESİNİN BİLGİSAYAR PRORAMLAMACILARINDAN BİRİYDİ...

BU AJAN KARŞIMA BİR TURİST OLARAK ÇIKMIŞ VE TESADÜF(1)E BAKIN Kİ, KARDEŞİM ALEX'LE AYNI İSMİ TAŞIYORDU..

Bu ajan bana, kendisinin Bilgisayar pogramcısı olduğunu kesin olarak empoze etti: YARDIMCILARIYLA BİRLİKTE DÜNYADA TEK OLAN ÇOK ÖZEL BİR PROGRAM ÜZERİNDE ÇALIŞIYORLARDI; BU PROGRAM DÜNYANIN HER YERİNDEN BİLGİSAYARLAR VASITASIYLA KULLANILABİLİYORDU. ARTIK TAMAMLANMA SAFHASINA GELİNMİŞTİ. ŞİMDİ ANLIYORUM Kİ; BU AJANIN BAHSETTİĞİ PROGRAM GERÇEKTE BİZZAT BENDİM VE BENİM BEYNİMİN ONLAR TARAFINDAN YÖNETİLİP YÖNLENDİRİLMESİ

DEMEKTİ. VE "PROGRAMIN" TAMAMLANMASI DEMEK, AZ ÖNCE ALMAYA BAŞLADIĞIM "MESAJLARIN TELEPATİK OLARAK TRANSFERİ"YDİ...

BU TELEPATİK TRANSFER YALNIZCA SÖZLERİ NAKLETMİYOR AYNI ZANAMDA BEYNİMİN EKRANINA GÖRÜNTÜLER DE NAKLEDİYORDU...

Bu veriler bana sunulurken, ben onları çok net olarak algılıyabiliyordum.

Bu hal bende tam bir şok etkisi doğurdu. Hayatımın bir daha eskisi gibi olmayacağını anlamıştım. şimdi cevabını bulmam gerkrn üç soru vardı: Bunu nasıl yapıyorlardı? Niçin Yapıyorlardı? Niçin beni seçmişlerdi?

Çok derin araştırmalardan sonra bazı şeyler kafamda yerine oturmaya başlamıştı.

deniz 21.05.2005 00:14:48
FARKETTİĞİM HUSUSLARDAN BAZILARI: 4 Yıl boyunca bir çok ülkede kesintisiz olarak sürdürülen polis ve helikopter takip ve tacizlerinin gayesi benim nerede olduğum ve ne yaptığımla ilgili değildi. Onlar benim bu takip ve tacizler karşısındaki psikolojik ve duygusal reaksiyonlarımı elektronik olarak kaydediyorlardı.

Kanada2ya vardığım günden bu yana bende ortaya çıkan son derece düzensiz psikolojik davranış kalıpları önceden inandığım gibi benden kaynaklanmıyordu. Bunun sorumlusu Beyin Kontrol Polisi'nin bilgisayar tekniklerini kullanarak yaptığı saldırı idi.

Avrupa'da Amsterdam'a varmadan önce tanıştığım bir sürü insan, aslında İNGİLİZ İSTİHBARAT TEŞKİLATININ AJANLARI İDİ. Bu ajanlar bana MCP (Beyin Kotrol Polisi) ile ilgili önemli bir suç işletmek için talimat almışlardı. Mesela Kanada'da beni "deli" haline getirmişlerdi. Ama polis hiyerarşisinin geleceğe dönük olarak planladığı bu "oyun", benim durumu farketmeye başlamamla bozulmuştu.

MCP, son olarak yaşadığım gibi ses ve görüntü kalıplarını kulak ve gözü atlayarak doğrudan doğruya beyine göndermek sueretiyle bir insan diğerine nakledebiliyordu.

MCP, karşılaştığım herhangi bir insandaki düşünce ve davranış kalıplarını da uzaktan ayarlayabiliyordu.(Yuarıda anlattığım Güney Afrikalı arkadaşa yaptıkları gibi).

Avrupa'da bulunduğum süre içinde, MCP beni bazı saldırgan insanlarla karşılaştırdı ve onları bana sataşacak şekilde yönlendirdi.

Arık bütün benliğimle MCP tarafından "uzaktan beyin kontrolü Projesi"nin bir kobayı olarak kullanıldığımı anlamıştım. Ertesi gün Amsterdam'dan ayrılma planınımı değiştirdim. Yeni verilerin ışığında durumu değerlendirmek üzere orada bir süre daha kalmaya karar verdim. Yeni ortaya çıkan bilgiler hayatımın en travmatik dönemini çözmüştü. MCP beni bir uçurumun kenarına kadar getirmişti. Ama bu yeni bilgiler bana çok büyük bir güç ve cesaret kazandırdı. Ayrıca kendimi, isanlığı ve yaratılışı bir bütün olarak daha derinden kavramaya başlamamı sağladı.

Takip tacizleri ve mikrodalga şokları sürüyordu...

İYİLEŞMEYE DOĞRU: MCP'nin bana telepatik mesajlar göndermeye başlamasından 1 hafta sonra, bütün yaşadıklarımı günlük halinde belgelemeye başlayacak kadar güçlenmiştim. Not almayı hala sürdürüyorum.

2 Hafta sonra takip ve tacizler azalmaya başladı. Fakat helikopter takaip ve tacizi gün aşırı olarak aynen sürüyordu. Rahatlamamın en büyük sebebi mikrodalga radyasyon saldırılarının kesilmesiydi.

Gittikçe gücüm yerine geliyordu. Normalleşiyordum. BU MCP'nin ne olduğunu, hangi kurumların bu işin içinde olduklarını, kullandıkları teknolojinin mahiyetini, bu teknolojiyi kullanarak insanlara niçin saldırdıklarını ve bu saldırılar karşısında nasıl bir savunma mekanizması oluşturulabileceğini bulmaya yemin ettim.

Kendimi bu bilgiler araştırmaya, insanlara MCP'nin varlığını ispata, onların saldırılarından korunma yollarını bulmaya adadım...

Bunun için seyahati bırakmak, yerleşik bir düzen tutturmak gerekiyordu.

13 Nisan'dan 3 hafta sonra, MCP, beni uyurken bir takım programlanmış rüya senaryolarına maruz bıraktı. Bu rüyalar oldukça berraktı ve hepsinde geçmişimin yeniden düzenlenmesiyle ilgili olumsuzluklar taşıyordu. Her düzenlenmiş rüyadan uyanışımda çok büyük korku ve suçluluk duygusuna kapılıyordum. Bu rüyaların bana ait olmadıklarını biliyorum. Çünkü benim geçmişime dair gördüğüm rüya sayısı çok azdı ve hapsi de müspet unsurlar taşıyordu. Geceler boyu bana ilka edilen bu olumsuz rüyalar MCP tarafından tasarlanıyordu.

Kısa sürede MCP'nin gayesinin bende korku ve suçluluk duygusu hasıl etmek olduğunu anladım ve bunu günlüğüme yazdım. Ondan sonra bu rüyalar sona erdi.

Aradan çok geçmedi, bir sabah erken bir saatte, tekrar İngiltere'ye dönüp araştırmalarımı orada sürdürmeyi düşünürken; MCP'den tek kelimenin tekrarından ibaret bir telepatik mesaj geldi: "Mermi... Mermi... Mermi... Mermi..."

İngitere'ye dönmemi istemiyorlar ve beni ölümle tehdit ediyorlardı.

İngiltere'ye dönmeye ve MCP'nin ipliğini pazara çıkarmaya karar verdim.

Page 10/19

AİLEME POLİS TACİZİ VE PSİKOTRONİC ATAKLAR YAPILIYOR

9 Mayıs 1998 Avustralya, Perth’de yaşayan kardeşim Alex’e o güne kadar tuttugum günlügün bir kopyasini gönderdim. O anda, hapisten çiktigimdan beri polis gözetiminde/takibinde oldugumu bilen tek kişi oydu. Son yaşadiklarimi ve polis hiyerarşisi tarafindan Uzaktan Beyin Kontrolü deneyinde kullanildigimi bilmesini istedim. Ona bir kopya göndermemin nedeni hem benim durumumu detayıyla anlaması, hem de beni belki öldürülmekten koruması ihtimali idi.

13 Nisan gecesinden itibaren kesinlikle inanıyordum ki, beni her an öldürmeleri ihtimali yüksekti.

Kardeşim günlügümü alir almaz ani bir şekilde benim yillardir yaşadigim işkenceyle karşilaşmiş. Şu anda sürekli polis takibinde ve sik sik tepesinde dolaşan polis helikopteriyle gözdagi verilmekte.

Şu anda kendisi sürekli olarak Beyin Kontrolü Polisi’nin belirli psikolojik saldırılarılarına maruz kalmakta, bu değişken psikolojik durumlara alışmasının ise son derece zor olduğunu söylüyor. MCP nin kardeşimi hedef almasinin nedenini biliyorum, çünkü polis hiyerarşisinin geçmişte bana verdigi korkutma ve tacizlerle ilgili pek çok olayin direkt tanigi. Kesinlikle inaniyorum ki, bana geçen yil yaptiklari gibi, onu da bir uçuruma itmeye çalişiyorlar. Amaçları, eğer başarabilirlerse, polis hiyerarşisinin beni korkutmasını ve bana yaptıklarını ispatlayacak bir kişinin eksilmesi.

Son zamanlarda ailemin diğer üyeleri de “ yabancı insanlar ” tarafından sürekli takip edilip gözetlendiklerinden şikayet ediyorlar, fakat benim ve kardeşimin sürekli pols gözetiminde olduğumuzu bilmiyorlar. Polis Hiyerarşisi, ailemi sürekli taciz ederek bana korku salmaya ( en büyük silahları ) çalışıyorlar fakat bunlar benim, onları ifşa etmekteki kararlılığımı daha da arttırıyor.

İSTİHBARAT AJANLARININ YAPTIĞI UZAKTAN BEYİN KONTROLU İLE İLGİLİ ARAŞTIRMALARIM

MCP den telepatik olarak mesajlar almaya başladiktan iki ay sonra, Ingiltere’ye yerleşip araştirmaya başlamam gerektigine karar verdim.

21 Haziran 1998’de Londra’ya gelip Glastonbury’de yerleştim ve o günden beri de zamanimin çogunu geçmişte yaşadiklarimla ilgili olabilecek her şeyi gözden geçirerek harcamaktayım.Özellikle de Seçkin Dünya Hükümeti’nin Yeni Dünya Düzeni konusundaki planları üzerine yapılan araştırmalarla ilgili bilgileri analiz ettim. Ayrıca Gizli Polis İstihbarat Birimlerini, onların Uzaktan Beyin Kontrolu Silahlarını, toplumun davranışlarını kontrol etmek ve katliamlar amacıyla insanları ve toplumu manipüle etmek için nasıl kullandıklarını araştırdım.

İnsanların kendilerini bu silahların saldırılarından nasıl koruyabileceklerini araştırıp bulmak niyetindeydim. Yakın zamanda, değişik araştırmacıların bulgularını rapor halinde yayınlamayı düşünüyorum.

İngiltere’ye geldikten sonra polis takibi büyük ölçüde azaldı. Helikopter takibi seyrekleşti ama hala devam ediyor. Evimin bahçesinin üzerinde dolaşan “ siyah ” helikopterin birkaç fotoğrafını çektim ( fotoğraf ilişikte ). Şu an birlikte oldugum kız arkadaşım da yalnız yürürken helikopter tarafından taciz edilmiş. Cesur Yeni Dünya’mızda bu insanlar ne kadar “ cesurlar ”!

Beyin Kontrolu Polisi’nin beni direkt olarak yönetmesi İngiltere’ye geldiğimden bu yana biraz azaldı fakat hala arasıra programlı frekanslar halinde psikotronik saldırılara maruz kalıyorum. Bu frekanslardan birini “ enkötü güç ” diye adlandırdım.Bu, aniden bütün beynimi ve vücudumu sarıp son derece rahatsız edici bir duygu veren, çok negatif ve hain bir enerji. Bu normalde, dışarıda arkadaşlarımla eğlenirken, en iyi zamanımda oluyor. Tecrübelerimden çıkardığım sonuca göre de MCP nin saldırmak için seçtiği en iyi zaman. Bu olur olmaz hemen anlıyorum ki MCP nin saldırılarına maruz kalıyorum. Bu durumda sakin kalıp bir yerde duruyorum, hissettiklerime reaksiyon göstermiyorum, sonra geçiyor.

Telefonumun sürekli olarak dinlendiğinden şüphem yok. Arkadaşlarım ya da ailemle yaptığım konuşmalar Yeni Dünya Düzeni, Beyin Kontrol Polisi, “ Siyah ” helikopterler, v.s. ile ilgili konulara dönmeye başlayinca, hatlarda sürekli cizirtilar başliyor, bazen de tamamen kesiliyor. Bu da polisin bana gözdagi vermek için yaptigi işe yaramaz çabalardan biri. Ayrica bana gelen mektupların da çoğu kayboluyor. Bunun da bir tesadüf olmadığına inanıyorum.

Aynı dertten muzdarip olanlar birbirini bulur misali, şu anda Yeni Dünya Düzeni programını araştıranlardan bir sürü arkadaş edindim. Onların da telefonları dinleniyor ve uzaktan mikrodalga frekans ataklarına maruz kalıyorlarmış. Yaptıkları çalışmalardan ötürü birkaç tanesi direkt olarak ölümle tehdit edilmiş.

data_grrr 07.09.2007 01:22:27
Alıntı
Hafif veya şiddetli baş agrisi, sinirlilik ve huzursuzluk, atalet ve bitkinlik, stres

· Mide bulantısı uykusuzluk

· Göz hasarı, felç, saldırganlık ve öfke

· Paranoya ve panik atak, isteri, şizofreni, halisünasyonlar

· Hafıza kaybı, düzensiz düşünceler, karakteristik olamayan duygulanmalar

· Tedirgin davranışlar, akıl karışıklığı, ümitsizlik

· Beyin ve sinir sistemi hasarı, kalp çarpıntısı, hızla ilerleyen kanser

· İntihara varan şiddetli depresyon


ulen yine çatlıyor beynim.... kesin bşi sokmaya çalışıolar..

beyninizi korumak için uzaktan kontröle karşı aşağıdakine benzer aliminyum folyodan ya da benzer olan başka bir şeyden şapka yapabilirsiniz



Tabi bu tek başına yeterince koruma sağlamayabilir

Bu yüzden sağlama almak için Mind Guard adlı programı kullanmanızı tavsiye ediyorum, beyin bu sonuçta

PC'nizin içinde aliminyum olması şart yalnız, %100 bakır pc'lerde anti sinyalleri üretme şansı kalmıyor böylece gelen zihin kontrol sinyallerini program bozamıyor (yine de sinyal gelip gelmediğini öğrenebiliyorsunuz)

http://zapatopi.net/mindguard/

linux ya da amiga os versionu var sadece şu an...

Devir kötü sonuçta. Teletabilerin bile çok küçük çocukların zihnine Büyük Bebeğin gözetimi altında, yüzü olmayan seslerin itaatkarlık emrettiği bir dünyada yaşama isteğini neredeyse biyolojik düzeyde soktuğunu okudum sitede. Tinki Winkinin mor olabileceğini ama Po'nun kesinlikle kızıl olduğunu eklemeden de geçmemiş yazar Smiley


Sayfa: [ 1 ]