|
||
| Her şey yolunda bile olabilir.Hatta mutlusundur. Belki çok sevdiğin ve ruhunda hissedecek kadar yakın olduğun biriyle konuşuyorsundur. Herşey sıcaktır-dengede...huzurlu. Birden birinci kişisi olduğun hayatında üçüncü göz konumuna geçersin. Konuştukların başka bir ağızdan çıkıyordur..Dokundukalrına bir perde arkasından bakıyorsundur. Konuştuğun sanki ilk kez gördüğün bir yabancıdır. İçin sıkışır...kaybolanları geri çağırmak istersin. Asılı kalırsın -mekansız ,zamansız korkutucu bir arada. Bir kez yaşaman bile hayattan şüphe duyman için yeterlidir. Oysa bu tekrarlar. Her yan başka bir sevileni bilmediğin bir mezara atmak üzere kapında ekler. Hİç bir şehir senin değildir. Hatta sen oradan geçen bile değilsin. Bu kopma hali değil de tedavisinin olması sinirimi bozuyor.
|
||
|
||
| belki koptuğun anlar bütün ayrıntıları fluluğundan sıyırıp farkedebildiğin anlardır.. o kadar çok hayatı,olan biteni farkedersin ki içinde bir yere oturtamazsın kendini. bu his-kopma etrrafındaki objelerle ilişkini yitirme mesela kendini bir odaya kapatılmış ve aradaki duvar yüzünden gerçeğe dokunamıyormuşsun hissi verdiği gibi gerçekten şüphelendiğin ve bütün odalardan kurtulduğun hissini de veriyor. ... nedensiz ortaya çıkabiliyor ve ya yöntemi sürekli değişiyor. |
||
|
||
| o şaşkınlık var ya...nerede olduğunu -kim olduğunu- kim olduklarını ,aslında herşeyin bölük pörçük ve anlamsız olduğunu farkediştir belki de...hiç bir şey anlamıyor -bilmiyor gibi oluş zaten olandır. ben seni gördüğümde bile varolamayacağını farketmek...varolsan bile vcarolmamış olmamı etkilemeyeceğini bunun üstelik. .pas tadına benzer bir iz bırakıyor...bu tad hayat dediğin herşeye bulaşıyor. |
||
|
||
| orada gibi olup da orada olmaması....her ne ise senden kopan, senin koptuğun...kendine okuduğun ne kötü bir yalan bazen hayat.belki de bunun altını deşmektir bu hal.hayatı güzelliğinden soyup kendine afişe etmek. | ||
|
||
| hayat dediğini nerededir. toplumda mı kendi içinizde mi ? toplumda bunu arayanlar bakarlar ki kendileri kaybolmuş kendin de arayanlar ise bir de bakarlar ki hayat/toplumdan kopmuşlar. |
||
|
||
ya bu kopma hali bende çok oluyor, ya da buna benzer şeyler. Mesela bazen çok basit olan ve bildiğim şeyleri sanki ilk kez keşfediyormuşum gibi sarsılıyorum, o an için tüm hayatım değişiyor (şükür ki geçici bir durum). Bazen pat diye tüm çevremden soyutlanıyorum, sanki ben yokum, ya da bir rüyadayım. Bazen de araba, kapı gibi çok basit kelimelere yabancılaşıyorum, sanki onları ilk kez duyuyormuşum gibi oluyorum, hatta kelimenin anlamını unutuyorum, bana çince bir kelimeymiş gibi geliyor Bilen varsa bunun sebebini açıklayabilir mi? Bir de birkaç dil bilmekten de kaynaklanıyor olabilir mi?
|
||
|
||
hayat dediğini nerededir. toplumda mı kendi içinizde mi ? toplumun içinde insanlar olsaydı,oraya baktığımızda bütünleştikçe kendinden kopan insanlar görmeseydik o zaman bu ikiye bölünüş gerçekleşmezdi belki.Çünkü taraflardan biri insan ama diğeri insanalr değil. toplumda bunu arayanlar bakarlar ki kendileri kaybolmuş kendin de arayanlar ise bir de bakarlar ki hayat/toplumdan kopmuşlar. ya bu kopma hali bende çok oluyor, ya da buna benzer şeyler. Mesela bazen çok basit olan ve bildiğim şeyleri sanki ilk kez keşfediyormuşum gibi sarsılıyorum, o an için tüm hayatım değişiyor (şükür ki geçici bir durum). Bazen pat diye tüm çevremden soyutlanıyorum, sanki ben yokum, ya da bir rüyadayım. Bazen de araba, kapı gibi çok basit kelimelere yabancılaşıyorum, sanki onları ilk kez duyuyormuşum gibi oluyorum, hatta kelimenin anlamını unutuyorum, bana çince bir kelimeymiş gibi geliyor :)Bilen varsa bunun sebebini açıklayabilir mi? Bir de birkaç dil bilmekten de kaynaklanıyor olabilir mi? bir kelimenin farklı dilerde anlamını biliyorsan farkediyorsun ki herhangi bir nesnenin kalıcı bir adı yok ve bu bence zaman zaman kelimeleri statik bir gerçek sanışı zorlayabilir ama senin durumun sanki daha çok içinde bulunduğun andaki yapaylığın farkına varıp tepki duymak gibi geldi bana. ![]() |
||
|
||
| Olur ki...şöyle; hergün önünden geçtiğin köhne bir binanın görüş açına giren kısmının dışına asla bakmazsın. Nasıl bir bina olduğuna kaç katlı olduğuna bile dikkat etmemişsindir. Sonra birden gözucuyla binada bir değişiklik farkedersin. Perdelerden birinin rengi değişmiştir yada bir tarafını yemşeşil sarmaşıklar kaplamıştır. İlk kez binanın önünde durur ve binaya ilk kez görüyormuş gibi bakarsın ve o binanın daha önce burada olup olmadığından şüpheye düşersin. Kafanı kaldırıp çatısına saçaklarına bakarsın şaşırırsın ve bunları daha önce nasıl görmemiş olduğuna inanamazsın. Binayı iki katlı sanıyorsundur halbuki üç katlıdır rengi gri değil kahverengidir vs.... Bu görme biçimleri ile ilgili bir kopuş. Bir de sözcüklerle ilgili kopuşlar var. Yıllardır kullandığın bir sözcüğün etimolojik kökenini hiç merak etmemişsindir nasıl olsa onu günde bin defa kullanıyorsundur. Oysa etimolojik bir incelemeye tabii tutunca sözcüğün nerelerden temellük ettiğini hayretle kavrarsın bir şifreyi çözmüş kadar sevinirsin, bir sözcüğün tarihi gözünde canlanır onu yeniden keşfedersin. Bu her dilde olabilecek bir şey... Son olarak bir de fikri/epistemolojik kopuş var. Bir gün bir kavramı farklı ele almaya onu başka şeylerle ilişkilendirmeye başladığında önünde yeni bir ufuk açıldığını daha önce hiç çözemediğin bazı soruların veremediğin cevaplarını çorap söküğü gibi verebilmeye başladığını hayretle görürsün ve adeta kendini tanıyamaz hale gelirsin. Bu da yeni bir düşünceye yelken açmak anlamına gelir. Halbuki varolan düşüncelerinden pek de memnun olduğunu düşünüyorsundur. Ama beklenmedik bir anda ters bir sokağa girmişsindir bir kere ve orada bütün dünyan değişmiştir... işte böyle bir şey...
|
||
|
||
Söyledikleriniz doğru fakat benim dediğim olguyla uymuyor. Size örnek vererek açıklayayım... sözcüklerle ilgili kopuş hakkında; günlük konuşmalarımda nadiren oluşan bir durumdur. Son derece sıradan bir konuşma esnasında, mesela cümle içerisinde pencere kelimesini kullanacak iken, birden bire kelimeyi unutmuş oluyorum. İki saat boyunca o kelimeyi hatırlamakla kafa patlatıyorum. Sonra bir arkadaşa bir pencereyi gösterip bunun adını sorduğumda ( ki bu soru karşısında bana deliymişim gibi bakarlar genelde ) ancak o kelimeyi tekrardan hatırlayabiliyorum. bir de diğer bir varyandtı olarak kafamda birşeyler hakkında düşünürken, kafamda o düşünceye dair cümleler akıyorken, birden bire kafam o cümle içerisindeki bir kelimeye takılıyor. O pencere kelimesi kadar basit kelime, bana birden bire çok yabancı bir kelimeymiş gibi geliyor. Hatta kafamda pencere kelimesini tekrarladığımda hiçbir çağrışım yapmaz oluyor, yani somut olarak bir pencere imgesi uyanmıyor kafamda. Sanki ilk defa duyduğum ve hiç anlamını bilmediğim bir kelimeymiş gibi geliyor o an için. Bu dediğim uzun sürmüyor ve ancak olayı unutarak kendimi toparlayabiliyorum. (bir iki saat geçtikten sonra o kelimeyi tekrar kullandığımda o imge geri dönmüş oluyor)Bir de diğer bir oldu daha var; askerde iken yemek sırasında dünyadan kopup düşünce alemine bol bol dalma zamanım oluyordu. Bir akşam yine düşüncelere dalmışken birden bire ilk düşündüğüm konudan bambaşka bir yerlere vardım (bunda bir sorun yok). Vardığım sonuç da şu; dünyada insanlar kadın ve erkek olarak iki cinse ayrılıyorlar. Bu çok basit "keşif" beni kafayı yedirtti. Karşımda hatun çavuşum duruyordu ve ona uzaylıymış gibi bakıyordum. Sanki o an'a kadar ben onların arasında yaşamama rağmen kadınların varlığından haberdar değilmişim, büyük bir uyku içerisindeymişim de yeni uyanmışım. O anda histerikleştim, gerginleştim, panik yapmaya başladım hatta, kendimi gerçek dünyada değil de bir rüyada gibi hissettim. Umutsuzca o rüyadan uyanmak için boşluğa yalvardım ve o kahrolası yemek sırasından nasıl sıyrılıp uzaklara, hiçkimselerin olmadığı bir yere kaçabilirim diye delice düşünmeye başladım. Bu bahsettiklerim buz'un dediği yapaylığın farkına varmak gibi birşey değil. hani o da çok oluyor ve bazen beni tiksindiriyor sözkonusu yapaylık, fakat bilincim sapasağlamdır herzaman. Bu benim bahsettiğim olaylarda somut birşeyler yaşıyorum beynimde, bir düşünce değil sadece. Hatta çok nadiren oluşan bazı uç durumlarda kendi kendime resmen yabancılaşıyorum, bedenime bile yabancılaşıyorum, elime koluma bakıyorum ve bu ne saçmalık diye düşünüyorum, sanki onun sahibi ben değilim de esas "ben" soyut birşeydir ve bedenim de o ben'e yapıştırılmıştır ve bana rahatsızlık veriyor. Ya herneyse işte böyle saçmalıklar da oluyor, da çok şükür nadiren oluyor. kusura da bakmayın size Güzin ablalık yaptırıyorum
|
||
|
||
askerlik dedin de...sahi bu sizin yaşadığınız genelde tabi, ve inanılmaz zihin kırkıları yaratan bir olgu olmalı. Askerlik insanın hayatını ikiye ayıracak kadar önemli bir olay. Silahla tanışmak-o zamana kadar tanışmamışsan-,öldürecek bir şeyle ,hemde bir çok kişiyi bir anda öldürecek bir şeye dokunmak tek başına delirmeye yeter bence. Belki abartıyorum ama askere çağrıalrak bir ırkın-insan ırkı-önemli bir oranı zihin olarak linç ediliyor.Savaşsız zamanda bile..Ve zaten savaşsız bir zaman yaratılamıyor.Çünkü bu kıyma makinesinden günlük hayatta da insanların zihni sürekli geçiriliyor. Binalarla ilgili bende de şöyle bir arıza olur..Arkasına geçerim ve önüne gittiğimde önü artık yoktur sanki..başkalaşmıştır..sinir bir durum.
|
||
|
||
askerlik dedin de...sahi bu sizin yaşadığınız genelde tabi, ve inanılmaz zihin kırkıları yaratan bir olgu olmalı. Askerlik insanın hayatını ikiye ayıracak kadar önemli bir olay. Silahla tanışmak-o zamana kadar tanışmamışsan-,öldürecek bir şeyle ,hemde bir çok kişiyi bir anda öldürecek bir şeye dokunmak tek başına delirmeye yeter bence. Askerliğin zihni bir tornadan geçirdiği doğrudur. Şahsen birliğimde iki kişi cidden sıyırdı, onlardan birine 20 gün hava değişimi verip eve yolladılar. (bu bahsettiğim iki kişinin de iradesi biraz daha zayıftı genele oranla tabii) O silah olayını okuduğumda beni hem gülümsetti, hem de düşündürdü. Gülümsetti, çünkü elime ilk silah aldığımda, aylar boyunca bu ağır kütleyi nasıl her yerde taşıyacağım diye kara kara düşünmeye başladım. Ateş etme konusunda ise itiraf etmeliyim ki eğlenceliydi. Senin bir kadın olarak böyle düşünmeni de bir sorgulama sonrası aslında çok doğal karşılıyorum. Fakat biz erkekler ufakken askercilik oynadığımız için, elime gerçek mermilerle dolu bir silah verilip ateş ettiğimde direkt çocukluğuma döndüm. Hiç mi hiç katliam, vahşet gibi şeyler gelmedi aklıma... sadece çocukluğuma geri dönüp, o zamanki gibi yeniden oyun oynuyormuş gibi hissettim kendimi hele çocukluğumuzda oyuncak çeşidi olarak roketatar yoktu, askerde bunu kullanınca da oyunun zevkinin doruğuna vardım Tabii üç yanı süper bir doğayla çevrili bir kışlada değil fakat bir savaşın ortasında silah kullanıyor olsaydım, heralde senin bahsettiğin şeyleri hissediyor olabilirdim.Söz askerlikten açılmışken, bir de militarizmin şu garip eşitlikçiliğine acı acı gülmemek elde değil. Hesapta bütün erler birbirine eşit ve bir nevi "aile" (en azından bize buna benzer şeyler söylüyorlardı), ve bundan dolayı da kışın -30 derecede iştima alanında dingilin biri eldivenlerini dolabında unuttuğunda, o birliğin diğer bütün askerleri de eldivenlerini çıkartıp cebine sokmak zorunda... Tabii o koca birlik içerisinde mutlaka bir diğeri de kar maskesini unutmuş oluyor ki o zamanda herkes isyan bayrağını çıkartıp o askere ana, avrat, sülale düz gidiyor içinden
|
||
|
||
ufakken ben de askercilik oynuyordum da bir faydası olmadı. ![]() ama aslında güncel hayatımızda savaşa ne kadar hazırlıklı zihinler yaratıyoruz ' açısından önemli yaşadığın. ben küçükken bir de lejyoner asker olcam derdim.
|
||
|
||
ben küçükken bir de lejyoner asker olcam derdim. ![]() ;D ;D sen tehlikeli biriymişsin de haberimiz yokmuş... Efsane lejyoner şarkısı "tiens, voila du boudin"i de söylüyor muydun?
|
||
|
||
;D
|
||
|
||
| ben de yarın askercilik oynıycam. vandamın çölde yürüdüğü gibi yürüycez böyle. sırt çantası vs. altıma perşembe günü aldığım türk ordusu kamuflajı giyicem. kafama da ingiltereden getirtiğim kowboy şapkasını takcam. görüyosun dimi karga "biter mi bu askerlik?" dedikleri kadar var. |
||