|
||
| Devlet: Godwin: Devlet, ya zorbaca ilkeler ekseninde kurulmuştur ve bu adalete yöneltilmiş en büyük saldırıdır. Ya da bu devlet ilahidir ama onun ilahiliğini kanıtlayacak açık bir delil yoktur elimizde. Ya da devlet bir sözleşme sonucu ortaya çıkacaktır; ama hiç kimse soyut bir sözleşme adına kendi maddi ve manevi haklarından vazgeçemez. Dolayısıyla hükümet demek, kendi öz yargımızdan ve kendi öz bilincimizden vazgeçmek demektir. Godwin, akılcı bireyciliğe ve fedakarlığa dayalı bir toplumu devletin yerine ikame etmeye çalışır. Ona göre toplum ihtiyaçlarımızdan, devletse kötülüklerimizden doğmuştur. Ancak toplum yekpare bir bütün değil, çok sayıda toplumlardan oluşmalıdır. Çünkü ılımlılık ve hakkaniyet ancak dar ve sınırlı bir toplumsal çevrede gerçekleştirilebilir. Stirner: Sürekli devrim ve yaratıcılık halinde olan kutsal ve statik devlet bireyin dinamizmini engeller. "Devletin tek amacı vardır" der: "Bireyi sınırlamak, baskı altına almak, kendine uyruk etmek, genel bir nesnenin buyruğu altında tutmak. Birey herşey olmadığı sürece Devlet varolabilir ancak.". Devlet, bir anlamda, bireysel bilincin sınırlanışının göstergelerinden biridir. Bu anlamda devlet bireysel yabancılaşmanın işaretlerini verir, açmazlarını gösterir. Proudhon: Proudhon'a göre devlet, kendine özgü, bireylerin dışında ve üstünde hukuksal normlar üzerinde kurulu olduğundan her türlü yasal temelden yoksundur. O gerçek bir sözleşme sonucu ortaya çıkmadığı gibi devamı da herhangi bir sözleşmeye dayanmaz. Devlet sözleşme sonucu değil mülkiyete bağlı çıkarların savunulması için belli bir azınlık tarafindan kurulur ve çoğunluğa benimsetilir. O nedenle devlet daima müstebit ve adaletsiz olacaktır. Bakunin: Bakunin, toplumsal anlamda çatışmanın aşılması anlamına gelen devleti reddeder. Kropotkin: Kropotkine göre insan toplumsal bir varlıktır. Ama devlet halka hükmederek insanları sömürmek isteyen saldırgan gruplar tarafından kurulmuştur. Ona göre mülkiyet de daima insanların çoğunluğuna yoksulluk, sefalet ve güvensizlik getirmiştir. Azınlığın çoğunluk üzerindeki tahakkümü için bir araç olmuştur. O nedenle özel mülkiyet kaldırılmalıdır. Toprak ve sanayi .teşebbüsleri, karşılıklı rıza ile kurulmuş Kooperatif Birlikler tarafından yönetilmelidir. Ona göre bir birine benzer düşüncelere sahip olan insanlar topluluğu mahalli bir toplum meydana getirecekler ve kendi denetimlerim kendileri yapacaklardı. Uyuşmazlıklar hakemlerce çözülecek, kanunların yerini yazılı olmayan adetler alacaklı. Yönetsel sorunları federasyonlar çözecekler ve federasyonlar, konfederasyonlar şeklinde dünya toplumunu oluşturacaklardı. Yönetilmek: Proudhon: Yönetilmek; "yetkileri de, bilgileri de faziletleri de olmayan yaratıklar tarafindan göz altında bulundurulmak, casuslanmak, sürüklenmek, onların kanunlarına boyun eğmek, kurallarını evetlemek, güdülmek, tartaklanmak, damgalanmaktır. İnsanoğlunun insanoğlunca yönetilmesi köleliktir. "Monarşik, oligarşik demokratik, ne biçimde otursa olsun egemenlik, ya da insanın insanla yönetimi yasaya aykırı ve abestir. Ona göre önderlik insanın içgüdüsel ve hayvani yanına ait bir duygudur. Bakunin: Yukarıdan gelen her emir insanları yozlaştır ve özgürlüğü engeller. Devlet statik bir kurum olduğundan toplumun ilerleme ve gelişmesinin de önünde duracaktır, öte yandan verilen yetkiler de yönetici sınıfın ahlakını bozacak ve onları daha da müstebit hale getirecektir. İktidar: Godwin: İktidar insanları yozlaştırmakta, suçların kaynağında ise otorite ve mülkiyet yatmaktadır, "insanlar, yukarıdan dağıtılan yasalara değil, kendi vicdanlarına göre davrandıkları, emeğin ve ürünlerin paylaşıldığı yöneticisiz bir toplumda özgür ve mutlu olabileceklerdir..." Temel birimi küçük özerk topluluklar olan ve merkezleşmemiş bir toplumsal hayat tasarlamaktaydı. Stirner: Toplumsal hayatı zorunluluk gören Stirner, doğal bir zorunluluk sonucu ortaya çıkan bu hayat tarzının, bir noktadan sonra bu zorunluluğu aşarak bireyler üzerinde ortaya çıkan soyut ve statik baskı mekanizmalarından birine dönüştüğünü söyler. Onun nazarında toplum, asla baskıcı ve statik olmayan, kenetlenmiş ve soyut bir örgü değil, seyyal ve geçici ilişkilerin doğuracağı beraberliklerin alanı olmalıdır. Bu tarz ilişki biçimini çağrışımcı beraberlik olarak niteler ve adeta dini bir hayat olarak öngörür. Bu ise kuralların dışardan gelmediği, tam tersine insan fıtratının sesinin egemen olduğu bir toplumsal hayat biçimidir. Toplumu bir yapıntı (kurgu) olarak kabul eden Stirner, bireyin iradesini hiçe sayan ve onu ezip geçen bir toplumsal yapıya karşı çıkarken emeğin örgütlenmesine karşı koymaz. Bireyci bir düşünür olmasına rağmen kapitalizm ve liberalizme karşı çıkar. Ona göre serbest rekabet rejiminde, yani liberalizmde birey sürekli birşeyleri elde etmeye şartlandırılır. O nedenle de aşağılatıcı bir maddeciliğin esiri olur. Emeğin Örgütlenmesi ise insana, kendi bireysel zevklerim gerçekleştirebileceği zaman ve imkanı kazandırır. Kropotkin: Ademi merkeziyetçi, apolitik ve işbirliğine dayalı bir toplumsal modeli savunmaktadır. Gönüllü işbirliğine dayalı toplum anlayışını Ekmeğin Fethi adlı kitabında açıklar. Bu kitabında model olarak 1848 devrimini ve Paris Kömününü alır. Ona göre özel mülkiyet ve gelir eşitsizliğinin yerini malların ve hizmetlerin özgürce bölüşümü almalıdır. Yani herkese emeğine göre değil, herkese ihtiyacına göre. Kollektivist ekonomiyi saf anarşist ideallere ters olarak görür. Çünkü kollektivizm, bireyin performansını ölçmek, buna uygun olarak mal ve hizmet bölüşümünü denetlemek üzere üretici birlikleri içinde bir otorite bulunmasını zorunlu kılıyordu. Bu işe eşitsizlik ve egemenliğin tohumlarım barındırmaktaydı |
||
|
||
| Ekonomik kavramlara gelince; anarşistler, beraberce sol kanadı oluşturdukları tüm sosyalistlerle birlikte, egemen özel toprak mülkiyeti sisteminin ve kar amacıyla yapılan kapitalist üretimin, adalet ve yararlılık ilkelerine aykırı biçimde işleyen bir tekel oluşturduğunu ileri sürerler. Bunlar, modern tekniklerin genel refahı sağlamak üzere herkesin hizmetine girme başarısını önleyen esas engellerdir. Anarşistler ücret sistemini ve kapitalist üretimi ilerlemeye bir engel olarak görürler. Bunun yanı sıra, Devletin, toprakları tekellerine almaları için bir avuç insana ve yıllık birikmiş üretim fazlasının oldukça orantısız büyük bir bölümünü kendilerine ayırmaları için kapitalistlere izin veren esas aygıt olduğunu da belirtirler. Sonuçta, toprağın tekelleşmesine ve kapitalizme karşı bütün olarak mücadele ederken, Anarşistler devletin belirli bir özel biçimine karşı değil, ister monarşi olsun, isterse de referandum aracılığıyla yönetilen bir cumhuriyet olsun bütünüyle Devlete, bu sistemin temel desteği olarak Devlete karşı aynı enerji ile mücadele ederler. Hem antik çağda hem de modern çağda (Makedonya İmparatorluğu, Roma İmparatorluğu, modern Avrupa Devletleri özerk kentlerin yıkıntıları üzerinde yükselmişlerdir) her zaman yönetici azınlıklar yararına tekeller kurma aracı olmuş olan Devlet örgütü, bu tekellerin yıkılması için çalışamaz. Bu nedenle, Anarşistler ekonomik yaşamın tüm temel kaynaklarını --toprak, madenler, demiryolları, bankacılık, sigorta vb.-- ve aynı zamanda halen elinde tuttuğu tüm işlevlere (eğitim, Devlet-destekli dinler, ülkenin savunması vb.) ek olarak sanayinin tüm temel dallarının işletilmesini Devletin kontrolüne vermenin yeni bir zorbalık aygıtı yaratacağı anlamına geleceğini düşünürler. Devlet kapitalizmi sadece bürokrasi ve kapitalizmin gücünü arttıracaktır. Hakiki ilerleme, hem toprak hem de işlev bakımından merkezileşmenin yıkılması (decentralisation) doğrultusunda, yerel ve kişisel inisiyatif ruhunun gelişiminde ve merkezden çevreye doğru olan mevcut hiyerarşi yerine, yalından karmaşığa doğru olan özgür federasyonun gelişiminde yatmaktadır. Pekçok sosyalistle ortak olarak anarşistler de, doğadaki tüm evrim gibi, toplumun yavaş evrimini ara sıra, devrimler adı verilen hızlandırılmış evrim dönemlerinin izlediğini bilirler; ve devrimler çağının henüz kapanmadığını düşünürler. Hızlı değişim dönemlerini yavaş evrim dönemleri izleyecektir ve bu dönemler devlet gücünün arttırılması ve genişletilmesi için değil, her yörede örgütlenme ya da yerel üretici ve tüketici grupları komünleri aracılığıyla, aynı zamanda bu grupların bölgesel ve sonuçta uluslararası federasyonları aracılığıyla Devlet gücünün azaltılması için kullanılmalıdır. Yukarıdaki ilkelerden dolayı, anarşistler mevcut devlet örgütlenmesine parti olarak katılmayı ve ona taze kan şırınga ederek desteklemeyi reddederler. Parlementoda siyasal partiler oluşturmaya ne kendileri yanaşır ne de işçileri teşvik ederler. Buna uygun olarak, parlementer yaşamaya güvenmeyerek, 1864’de Birinci Uluslararası İşçiler Birliği’nin (I. Enternasyonal) kuruluşundan beri düşüncelerini doğrudan emek örgütleri arasında yaymaya ve bu birlikleri sermayeye karşı doğrudan mücadele içine sokmaya çabalamışlardır. Kaynak: Pyotr Kropotkin (1842-1921) tarafından, The Encyclopedia Britannica'nin 1910 yılında yayımlanan onyedinci baskısı için yazılmıştı. Bu metin, seksen yılı aşkın bir süredir The Encyclopedia Britannica'nın edisyonlarinda yer alan özgün Anarşizm maddesidir. |
||