|
||
| Karl Popper Karl Popper dünyanın en ünlü bilim tarihçilerinden ve bilim felsefecilerinden birisidir. Bilim nasıl bir şeydir, bilimadamları nasıl çalışır sorularına yanıt aramıştır. Bulduğu yanıtlar bilimin çalışma mekanizmasını açıklamaya yaradığı gibi “Bilim şöyle şöyle çalışmalıdır.” türünden öneriler de getirmektedir. Popper’a göre bilim ile bilim olmayanı ayıran şey bilimsel önerilerin mümkün olduğunca ayrıntılı olmasıdır. Örneğin, “Yağmur yağacak” ifadesi bilimsel bir ifade değildir ona göre. “Şu tarihte, şu mekanda, şu miktarda yağmur yağabilir ya da yağacaktır” ifadesi ise bilimsel bir ifadedir çünkü çok ayrıntılıdır. Bu ifadede zaman, mekan, miktar gibi ayrıntılara yer verilmiştir. Ama yukarıdaki gibi bilimsel bir ifade doğru olmak zorunda değildir. Bakarsınız, denilen tarihte, mekanda yağmur yağmamış ya da belirtilen miktarda yağmamıştır. Olabilir. Bilimsel önermeler doğru da olabilir, yanlış da. Bilimsel önermeler genelde doğrulanamaz. Örneğin, “Bütün kuğular beyazdır.” ifadesi bilimsel bir önermedir ama bu önerme doğrulanamaz. Doğrulanabilmesi için şimdiye kadar yaşayan ve bundan sonra yaşayacak bütün kuğuların gözlenmesi şarttır ve bu da olanaksızdır. Bilimsel önermeler yanlışlanabilir. Örneğin, yukarıdaki “Bütün kuğular beyazdır.” Önermesi tek bir siyah kuğunun gözlenebilmesiyle yanlışlanır. Önermeyi doğrulamak için binlerce ya da milyonlarca gözlem yetmezken ters yönde tek bir gözlem bilimsel önermenin yanlış olduğunu göstermeye yeter. O zaman bilimsel faaliyetin amacı mümkün olduğunca ayrıntılı ve yanlışlanabilir önermeler üretmek ve bu önermeleri yanlışlamaya çalışmaktır. Bir önerme yanlışlanamadığı sürece kabul görür. Popper bu düşüncelerini oluştururken Einstein’dan çok etkilenmiştir. Einstein genel görelilik kuramını oluştururken bu kurama göre ışığın bile çekim alanlarından etkileneceğini ve büyük kütleli cisimlerin yanından geçerken büküleceğini anlamıştı. Kuramını yayınlarken bu gerçeğin test edilebilmesi için de bir öneride bulunmuştu. Tam o sıralarda yapılacak bir gözlem gerçekten de ışığın izlediği yolun güneş tarafından büküldüğünü gösterebilirdi. Yapılan gözlemler gerçekten de ışığın, tam da Einstein’ın öngördüğü gibi büküldüğünü gösterdi. Eğer Einstein’ın öngörüsü çıkmamış olsaydı kuram inandırıcılığını yitirecekti. Üstelik bu tek gözlem de kuramın denenmesine son vermedi. Kuramı sürekli olarak değişik şekillerde test edildi ve yanlışlanmaya çalışıldı ve halen de çalışılıyor. İşte bilim budur. alıntı |
||
|
||
| Karl R. Popper 1902 Viyana doğumlu Avusturyalı bilim ve toplum felsefecisi. Üniversite öğrenimi sırasında matematik, fizik ve felsefe okudu. İlk kitabı mantıkçı pozitivistlerin merkezi olan Viyana Çevresi yayınları arasında çıkmakla birlikte Çevreyle ilişkisi her zaman tartışma ve eleştiri düzeyinde sürdü. Bu yüzden kimilerince ?resmî muhalif? ilan edildi. 1937 yılında okutman olarak gittiği Yeni Zelanda'da kendisine asıl ününü kazandıran ?Açık Toplum ve Düşmanları? kitabını (Türkçeye çevirisi: C. 1, Mete Tunçay, Ankara, 1967, C. 2 Harun Rızatepe, Ankara, 1968; Türk Siyasi İlimler Derneği Yayınları) yayınladığı yıl olan 1945'e kadar kaldı. Aynı yıl Londra Üniversitesi London School of Economics'de okutmanlığa başladı. 1969'da emekli oluncaya kadar burada mantık ve bilimsel yöntem profesörlüğü yaptı. Halen İngiltere'de Buckinghamshire'da bulunuyor. İlk kitabı Almanca 1934'te Viyana'da Logik der Forshung adıyla yayınlandı. (İngilizce çevirisi, The Logic of Scientific Discovery, (Bilimsel Buluş Mantığı) 1959). The Open Society and Its Enemies (Açık Toplum ve Düşmanları) 1945, 2 cilt., Conjectures and Refutations Knowledge (Tahminler ve Yadsımalar: Bilimsel Bilginin Gelişmesi) 1963, Objective Knowledge An Evolutionary Approach (Nesnel Bilgi: Evrimsel Bir Yaklaşım) 1972 Ayrıca kendi hayat öyküsü Unended Quest (Bitmeyen Arayış), J. Eccles ile yazdığı The Self and Its Brain (Kişi ve Beyni) ve H. Marcuse'le birlikte yazdığı Revolution der Reform (Devrim mi Reform mu?) kitaplarının yanısıra The Open Universe adlı bir kitabı da yayınlanmıştır. alıntı |
||
|
||
| Bilgimizle birbirimizden ancak pek az fark ediliriz, ama sınırsız bilgisizliğimiz içinde hepimiz eşitiz. Karl R. Popper * 28 Temmuz 1902’de, Protestanlığa geçmiş bir Yahudi avukatın oğlu olarak doğar. * 1918’de matematik ve fiziğin yanı sıra felsefe, müzik ve psikoloji de okuyacağı Viyana Üniversitesi’ne misafir öğrenci olarak kaydolur. * 1919’da kısa bir süre için Viyana’daki komünistlere katılır. Komünist ve (silahsız) sosyalist işçilerin yaşamlarını yitirdiği sokak kavgalarına karışır; polisin vahşetinden yılar. Ancak bu anahtar deneyim onun komünist ideolojiden uzaklaşmasında da etkili olacaktır, çünkü (“Bitmeyen Arayış” başlıklı otobiyografisinde de yazdığı üzere) Marx’ın kendisinin de sınıf çatışmasında taktik olarak verdiği şiddet-sarkacından, Marksist olarak kendisini de sorumlu hisseder. * 1920’de Popper, Arnold Schönberg’in “Özel Müzik İcrası Birliği”ne üye olur. Arnold Schönberg’ten çağdaş müziği öğrenir ama sonuçta Schönberg’in Yeni Müziğinden hiçbir zevk alamaz. Bunun yerine, Viyana Konservatuarı’nda kilise müziği öğrenmeye başlar. * 1922’de dışarıdan öğrenci olarak olgunluk sınavını verir. Öğreniminin yanı sıra, bir mobilya ustasına da çıraklık eder ve sertifika alır. * 1924’de halk okullarında ders vermek üzere öğretmenlik formasyon belgesi kazanır. Sınavlardan sonra ilkin bir çocuk sığınma evinde çalışır. * 1925’de Viyana’da, yeni kurulan Pedagoji Enstitüsü’nde çalışmalarını sürdürür. * 1928’de psikolog Karl Bühler’in yanında doktorasını yapar: Düşünme Psikolojisinde Yöntem Sorunları. * 1930-37 arasında Viyana’da ortaokul öğretmenliği (matematik, fizik) yapar, arada İngiltere’de öğrenci olarak bulunur. * 1937’den İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna dek Yeni Zelanda’da Christchurch’teki Cantenbury Koleji’nde felsefe okutmanıdır. * 1946’da İngiltere’ye döner, ilkin London School of Economics and Political Sciences’ta okutman olur. 1949’dan itibaren London School of Economics and Political Sciences’ta mantık ve bilim öğretisi profesörü olur ve bunu 1969’da emekli olana dek sürdürür. * Pek çok nişan almıştır. Bunlar arasında Kraliçe tarafından asalet verilmesi (1965) ve Birleşmiş Milletler’in Otto Hahn Barış Madalyası (1993) da bulunur. * Popper 17 Eylül 1994’te Londra’da Croydon’da ölür. alıntı |
||
|
||
| Etkisi Popper’in bilimlerin yöntem öğretisine yaptığı katkılar ve siyasi kurtuluş vaat eden ideolojilere yönelik eleştirileri çok değerlidir. Her iki alanda da, bilim kuramında olduğu gibi toplum felsefesinde de, ana kavramı, iddiaların sınanabilirliğidir. Popper’in yöntem-kuramsal pozisyonu olan “eleştirel akılcılık”, bilimsel önermelerin eleştiriyle sınanmasını ilke edinmiştir. Popper düşüncesinin en güçlü yönlerinden biri, geliştirdiği belirgin ayırt etme ölçütleridir. Popper, genel önermelerin (doğa yasaları gibi), yanlışlanabilirliklerine eşit bir geçerlilikte doğrulanamayacaklarını gözlemler. Wittgenstein’ın “deneysel doğrulanabilirlik”ine ve Moritz Schlick ile Rudolf Carnap’ın kurduğu “Viyana Çevresi”nin “mantıksal deneyciliğine”ine karşı çıkar. Genel önermelerin geçerliliğine dair bu ölçütle, bilimi ve bilimsel yöntemi, deneyimle elde edilen temel önermelerin oluşturduğu apaçıklık üzerine kurmak ve böylece geçmişteki metafizik yanılgılardan kaçınmayı ümid ediyordu. Bununla birlikte Popper, genel geçerliliğin ve zorunluluğun deneyimden (“tümevarımla”) çıkarımlanamayacağını gösterebilir. Doğrulanabilirlik ölçütünün yerine “yanlışlama kuramı”nı koyar. Buna göre, bilimsel hipotezler veya kuramlar, çürütülene kadar geçerlidirler. Hipotez ve kuramların sadece bir süreliğine doğru olmaları, onların araştırmalarda kullanılamayacakları anlamına gelmez; yalnızca, sürekli sınanmaları gerektiğini söyler. Burada, deneysel bilim önermeleri ile metafizik önermeler arasındaki ayrım önemli bir rol oynar. Popper, bu ayrım için, “yanlışlanabilirlik ölçütü”nü devreye sokar: Çünkü deneysel bilim önermeleri, onları yanlışlayacak koşulları da bildirir; halbuki metafizik önermelerde bu yoktur. Yine de, Popper bu sonuncuları da bütünüyle bir yana atmaz, çünkü metafizik kabuller de (nedensellik ilkesi gibi) bilimsel öneme sahip kavrayışlar sağlayabilirler ve sağlamışlardır da. Popper, yanlışlanabilirlik ölçütünü toplum bilimlerine ve toplumsal siyasi fikirlerin sınanmasına da taşır. Tarihte yasalar keşfeden ve bunları gelecekteki bir kurtuluş vaadiyle bağlantılandıran kuramlarla ilgili olarak bizi uyarır. Gelecekte bu sözün yerine gelip gelmeyeceğinin sınanması, ne de olsa uzun zaman alacaktır. Özellikle Marksist tarih felsefesine işaret eden bu “tarihçiliğin” yerine Popper, küçük adımlarla ilerleyen bir toplumsal siyaseti, “parçalı toplum mühendisliği”ni (“piecemeal social engineering”) önerir. Bu, olumlu ve olumsuz sonuçlarıyla sürekli olarak denetlenebilir ve geri çevrilebilir bir süreçtir. Fikirlerin sınanabilirliğine dayanarak Popper, toplum biçimlerini saptar ve ünlü “açık” ve “kapalı toplum” ayrımını geliştirir. “Açık” toplum toplumsal-siyasi fikirlerinin yanlışlanabilirliğini kabul ederken, “kapalı” toplum, eleştirel olmayan ve hareketsiz bir dogmatizmle belirlenir. Kapalı toplumları sosyalizm ve Üçüncü Reich gibi totaliter rejimlerde yeterince tanımış olan Popper, “açık toplum”un adanmış bir savunucusuydu. Açık toplumun düşmanları yalnızca yönetimdeki siyasetçiler ve totaliter rejimlerin ideologları arasından değil, felsefi geleneğin içinden de geliyordu. Platon, Hegel ve Marx gibi saygıdeğer temsilciler de bu hücumdan muaf kalmazlar ve Popper’in nazarında totaliter devlet biçimlerinin manevi hazırlayıcıları konumundadırlar. Siyasi liberalizmin kuramcısı olarak Popper, Batılı-demokratik sanayi toplumlarının değer sistemi için bir güvence; iktidar seçkinlerine, bizzat hükümet başkanlarına yakın duran “evcil” bir filozof oldu. |
||
|
||
| Türkçe çevirileri Açık Toplum ve Düşmanları Karl R. Popper. - Istanbul : Remzi, 2000. - Özgün adı (Originalsacht.): Die offene Gesellschaft und ihre Feinde 1: Platon / Çeviren: Mete Tunçay. - 362 S. ISBN 975-14-0084-8 2: Hegel, Marx ve sonrası / Çeviren: Harun Rızatepe. - 382 S. ISBN 975-14-0103-8 * Bilimsel Araştırmanın Mantığı Karl R. Popper. Çevirenler: İlknur Aka ; Ibrahim Turan. - Istanbul : Yapı Kredi, 2003. - 596 S. ISBN 975-363-439-0 Özgün adı (Originalsacht.): Logik der Forschung Daha İyi Bir Dünya Arayışı - Son Otuz Yılın Makaleleri ve Bildirileri Karl R. Popper. Çeviren: İlknur Aka. - Istanbul : Yapı Kredi, 2001. - 257 S. (Yapı Kredi Yayınları ; 1474) (Cogito ; 103) ISBN 975-08-0038-9 Özgün adı (Originalsacht.): Auf der Suche nach einer besseren Welt - Vorträge und Aufsätze aus dreißig Jahren Tarihselciliğin sefaleti Karl R. Popper. Çeviren: Sabri Orman. - İstanbul : Insan, 1995. - 168 S. ISBN 975-7732-91-5 Özgün adı (Originalsacht.): The poverty of historicism |
||
|
||
| aşağıdaki alıntı islamcı bir siteden alınmıştır Karl Popper ve Karl Marx'in Sefaleti Karl Popper, 19. yüzyilin modernist bilim anlayisina karsi çikmis ve bu anlayisa karsi son derece tutarli elestiriler getirmisti. Modernist bilimcilerinin en büyük özellikleri ise determinizmi benimsemeleriydi. Determinizm, olaylar arasindaki sebep-sonuç iliskilerini kesin kurallara bagliyor ve "ayni sartlar her zaman ayni sonuçlari verir" kanununu kabul ediyordu. Kimi modernistler, fizik, kimya gibi pozitif bilim dallari için gelistirdikleri bu determinizm kuralini sosyal bilimlere de uygulamaya çalistilar. Bir kimya isleminde reaksiyona giren maddeler bilindiginde, ortaya çikacak sonuç da önceden bilinebiliyordu. Ayni mantik sosyal bilimlere uygulandiginda ise ortaya su sonuç çikti: Bir toplumdaki sosyal sartlar analiz edilirse, sonuçta bir sonraki sosyal gelisme de önceden bilinebilir. Bu modernist sosyal bilim anlayisinin en önemli örnegi ise Marksizm oldu. Karl Marx, sosyal olaylari da determinizm süzgecinden geçirdi ve kendince "tarihin bilimsel yorumu"nu yapti. Marx'in adina "Bilimsel Sosyalizm" denen ideolojisine göre, fizik ya da kimyanin kurallari oldugu gibi tarihin de kurallari vardi. Sözde, bir "dahi" olan Marx bu kurallari kesfetmisti ve bunlara bakarak gelecekte neler olacagini önceden açiklayabiliyordu. Marx, tarihi olaylarin iki büyük aktörünün oldugu sonucuna varmisti: Sermaye sahipleri ve emekçiler. Ona göre, tüm tarih, bu iki sinif arasindaki çatismanin "bilimsel" yasalara uygun bir biçimde gelismesinden ibaretti. Iste Karl Popper, Marxizm'de sekillenmis olan tüm bu modernist düsüncelere karsi çikti. En çok üzerinde durdugu konu ise, "tarihin kurallari" diye bir seyin olamayacagiydi. Ona göre, tarih birbirinden bagimsiz ve bilinçsiz sonsuz sayidaki faktörün birlesmesiyle yürüyordu ve kesinlikle bir kurala ya da istikamete sahip degildi. Hiçbir tarihsel gelisme hiçbir kurala uydurulamaz, dolayisiyla tarih önceden kestirilemezdi. Kisacasi Karl Marx (ya da benzeri modernist ideologlar) ile Karl Popper, birbirine tümüyle zit iki düsünce savunuyorlardi. Birincisine göre, tarihin kurallari ve bir istikameti vardi. Ötekisine göre ise, tarih bir kaostu ve hiç bir sekilde kurali ve istikameti olamazdi. Ancak bu iki zit düsünürün ortak bir özellikleri vardi. Her ikisi de seküler, yani din-disi bir zihin yapisina sahiptiler. Ikisi de hiç bir sekilde ilahi bir yol göstericiye sahip degildiler. Fakat biz böyle düsünemeyiz. Çünkü insanin yegane gerçek yol göstericisi kendi akli degil, Allah'tan ona ulasan bilgi, yani vahiydir. Elimizdeki tek degistirilmemis vahiy de Kuran olduguna göre, tarihin anlami ile ilgili sorulari da Kuran'in yol göstericiligi ile cevaplamamiz gerekir. Kuran'a baktigimizda ise bu konuda çok farkli gerçeklerle karsilasiriz. Öncelikle, tarih, Popper'in iddia ettigi gibi tesadüf yigini bir kaos degildir. Aksine, tüm varliklar belirli bir amaca uygun olarak yaratilmislardir ve ne olursa olsun yaratilis amaçlarina boyun egerler. Hiç bir sey, bosuna, amaçsiz, gelisigüzel degildir; ilahi hedeflere sahiptirler. Var olan her sey O'nun ilmi içindedir ve O'nun belirledigi sekilde davranir. Bir ayet, bu büyük gerçekten söyle söz eder: Gaybin anahtarlari O'nun katindadir, O'ndan baska hiç kimse gaybi bilmez. Karada ve denizde olanlarin tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düsmez; yerin karanliklarindaki bir tane, yas ve kuru dista olmamak üzere hepsi (ve her sey) apaçik bir kitaptadir. (En'am, 59) Allah, tüm bilgileri bilendir ve "ilim bakimindan her seyi kusatmistir". (En'am, 80) Bir baska ayet ise söyledir: Göklerde ve yerde olan (herkesin ve her seyin) tümü Rahman (olan Allah)a, yalnizca kul olarak gelecektir. Andolsun, onlarin tümünü kusatmis ve onlari sayi olarak saymis bulunmaktadir. (Meryem, 93-94) Bu ayetlerin de bize gösterdigi gibi var olan her sey Allah'in ilmi ile kusatilmistir. Her sey Allah'in belirledigi kadere göre yaratilmistir ve asla bu kaderi asip degistiremez. Insanlar da bu kadere dahildir. Dolayisiyla tarih de Allah tarafindan belirlenip tespit edilmis bir kaderden baska bir sey degildir. Bu tarihin kurallari da vardir. Tarih, Allah'in koydugu kurallara (sünnetullah) göre isler ve bu kurallar asla degismez: "... Sen, Allah'in sünnetinde kesinlikle bir degisiklik bulamazsin ve sen, Allah'in sünnetinde kesinlikle bir dönüsüm de bulamazsin." (Fatir, 43) Kisacasi, Karl Popper'in tarihin hedefsiz ve kuralsiz oldugu yönündeki düsüncesi temelden yanlistir.Ama elbette Marx'in düsünceleri de temelden yanlistir. Çünkü Marx, tarihin hedefinin ve kurallarinin kendisi tarafindan kesfedildigini sanmis, insan aklinin böyle bir yetenege sahip oldugunu vehmetmisti. Oysa bu bir safsatadir. Çünkü var olan tüm bilgi Allah'a aittir ve O'nun tarafindan yaratilan insan da ancak O'nun diledigi kadar bilgiye ulasabilir. Ayette dendigi gibi insanlar "diledigi kadarinin disinda, O'nun ilminden hiçbirseyi kavrayip-kusatamazlar". (Bakara, 255) Kisaca sunu söyleyebiliriz; tarih belirli bir amaca yönelik ve belirli kurallara bagli olarak islemektedir. Ancak biz bu kurallari ve amaci kendi sinirli bilgimizle çözüp kavrayamayiz. Ünlü bir hikaye vardir. Üç-dört tane kör biraraya gelir ve bir fili inceleyip tanimlamaya çalisirlar. Biri filin hortumunu tutar ve hayvanin uzun bir boruya benzedigini söyler. Öteki filin karnina dokunur ve büyük yayvan bir tepsi tuttugunu iddia eder. Bir digeri hayvanin kuyrugunu yakalamistir ve elindeki canlinin bir tür yilan oldugunu düsünmektedir... Insanoglunun elde edebilecegi bilgi de bu fil hikayesinden pek farkli degildir. Sonsuz bir evrendeki sonsuz bilginin yaninda, insanin son derece sinirli olan akli ve algilari, fili inceleyen körlerin halinden bile daha aciklidir. Dolayisiyla gerçek bilgiye ulasmanin tek yolu, elimizdeki bilgi ve akil kirintilariyla yetinmek degil, bilgi ve aklin yegane kaynagina yönelmektir. Kuran, bu kaynaktan bize ulasan vahiydir ve yegane yol göstericimizdir. Eger tarih hakkindaki gerçekleri ögrenmek istiyorsak, temel referansimiz da yine Kuran olmalidir. |
||
|
||
| Kuran'da "Kötülügü Örgütleyip Düzenleyenler" Tarihin anlami ve kanunlari hakkindaki bu ön bilgiden sonra, bu önsözün asil konusu olan "komplo teorileri"ne girebiliriz. Karl Popper, tarihin bir kaos oldugunu iddia ettiginde, dogal olarak komplo teorilerine de siddetle karsi çikmisti. Çünkü komplo teorileri, bazi güç odaklarinin tarih üzerinde kontrole sahip oldugunu ileri sürmektedir, oysa Popper'e göre tarihin elle tutulup degistirilebilecek hiçbir yani yoktur. Tarih, ona göre kuralsiz bir tesadüfler mozayigidir. Dolayisiyla bir insan ya da insan grubu, önceden belirledigi bir hedef için tarihi degistirmeye kalktiginda, hiç hesaba katmadigi faktörlerle karsi karsiya kalir ve büyük olasilikla basarisiz olur. Popper, komplo teorilerine inanmanin bazi insanlari "ilahlastirmak" anlamina geldigini de öne sürer. Ona göre, bir grup insanin ardarda basarili komplolar gerçeklestirdigini düsünmek, onlarda insan-üstü bir güç vehmetmekten kaynaklanmaktadir Oysa Popper'in bu iddialari da geçersizdir. Çünkü tarih az önce belirttigimiz gibi bir tesadüfler kaosu degil, belirlenmis bir kaderdir. Ve eger bu belirlenmislik içinde bazi insanlara "komplocu" rolü verilmisse, bu insanlarin bu rolü oynamalari son derece dogal olacaktir. Bu tür insanlar oldugunu öne sürmek, onlari "ilahlastirmak" anlamina gelmez. Aksine, komplocularin da gerçekte basit bir figüran olduklari sonucu çikmaktadir. Olaylarin arkasinda bazi komplocularin rol oynadigindan söz ediyoruz, çünkü Kuran bizlere bu yönde bilgiler vermektedir. Bazi ayetlerde, yeryüzündeki kötülüklerin (Allah'a isyan, bozgunculuk, zulüm, kargasa gibi) kendi kendilerine olusmadiklari, aksine bazi "komplocu"lar tarafindan üretildikleri haber verilir. Örnegin Nahl Suresi 45. ayette "kötülügü örgütleyip düzenleyenler"den söz edilir. Fatir Suresi'nin 10. ve 35. ayetlerinde yine "kötülükleri tasarlayip düzenleyenler"den bahsedilir. Bunlarin yanisira, çok sayida ayette, yeryüzünde "hileli-düzenler" kuran komplocularin varligindan haber verilmektedir. Bu ayeterden, yeryüzünde "komplo" kurmayi kendilerine is edinmis insanlarin var oldugunu ögreniyoruz. Kurduklari komplolarin hedefi ise, ilgili ayetlerin çogunda vurgulandigi gibi asil olarak müslümanlardir. Bazi baska ayetlerden anladigimiza göre de, komplocularin kurduklari "hileli-düzen"lerin bir diger amaci, dini ortadan kaldirmak ve yerine inkari yerlestirmek ya da ayakta tutmaktir. Hz. Nuh'un bir duasinda bu açikça belli olur: Nuh (dedi ki): "Rabbim, gerçekten onlar bana isyan ettiler; mal ve çocuklari kendisine ziyandan baska bir seyi arttirmayan kimselere uydular. Ve büyük büyük hileli-düzenler kurdular. Ve dediler ki: Kendi ilahlarinizi birakmayin; birakmayin ne Vedd'i, ne Suva'i, ne Yegus'u, ne Ye'uk'u ve ne de Nesr'i. Böylece onlar, çogu kimseyi sasirtip-saptirdilar. Sen de o zalimlere sapikliktan baskasini arttirma." (Nuh, 21-24) Ayetlerden anlasildigi gibi bazi inkarcilar, insanlari gerçek dinden uzak tutabilmek için "hileli-düzenler", yani komplolar kurmuslardir. Bu durum, yalnizca Hz. Nuh'un dönemi ve toplumu için degil, tüm zamanlar ve toplumlar için geçerlidir elbette. Nitekim bir baska ayette, ahiret günü cehenneme giden inkarcilar arasindaki diyaloglar anlatilirken, inkarci avamin liderlerine "... siz gece ve gündüz hileli düzenler (kurup) bizim Allah'i inkar etmemizi ve O'na esler kosmamizi bize emrediyordunuz" (Sebe, 33) diyecekleri haber verilir. Kisacasi, Kuran'in haberlerine göre, yeryüzündeki kötülükler sadece kendiliginden olusmamakta, aksine birileri tarafindan bilinçli bir sekilde üretilmektedirler. Bu kötülüklerin basinda ise, Allah'i inkar ya da O'na isyan gelir. Kuran'da "küfür" adi verilen bu durum, insanlarin Allah'i unutmalari, O'ndan bagimsiz bir hayat kurmaya çalismalari ile ortaya çikar. Kuran'in "küfür" adini verdigi bu durumun Bati kökenli bir diger ifadesi ise "sekülerizm"dir. Seküler olmak, dinin hükümlerine ve dini kistaslara göre düsünmemek ve davranmamak anlamina gelir ki, "küfür" de zaten tam olarak budur. Bugün içinde yasadigimiz dünyanin düzeni ise, tek kelimeyle seküler bir düzendir. 17. yüzyildan itibaren Bati'daki Aydinlanma felsefesi ve onu izleyen seküler ideolojiler dinin toplum hayatindaki rolünü en aza indirmis ve Avrupa'da tam anlamiyla seküler bir düzen kurulmustu. Bu düzen, ya da yaygin adiyla modernite, daha sonra Avrupa'nin yayilmaciligi ile diger medeniyetlere de ihraç edildi. Sonuçta da tarihte hiç olmadigi kadar seküler bir dünya kuruldu. Iste bu kitabin çikis noktasi buradadir. Madem Kuran bizlere sekülerizmin kendi kendine olusmadigini, "komplocu" birileri tarafindan üretildigini haber vermektedir, o halde mevcut seküler dünya düzeni de mutlaka bir takim "komplocu"lar tarafindan üretilmis olmalidir. Bu komplocularin varligina inanmak, düzenledikleri komplolari, ya da büyük komployu arastirmak ise Popper'in iddia ettiginin aksine onlari "ilahlastirmak" anlamina gelmez. Çünkü, basta da belirttigimiz gibi komplocular da gerçekte belirlenmis kader içinde kendilerine düsen rolü yerine getirmektedirler. Bir ayet bu konuyu söyle açiklar: Biz, bir ülkeyi helak etmek istedigimiz zaman, onun 'varlik ve güç sahibi önde gelenlerine' emrederiz, böylelikle onlar onda bozgunculuk çikarirlar. Artik onun üzerine söz hak olur da, onu kökünden darmadagin ederiz. (Isra, 16) Komplocularin yeryüzünde ürettikleri bozgunculugun en önemli içerigi sekülerizm, yani "küfür"dür. Ancak sekülerizmin yan etkileri de olur; adaletsizlik, anarsi, zulüm, terör, iskence, savas, ahlaki dejenerasyon gibi. Dolayisiyla komplocularin etkilerini tüm bu yan etkilerde de görebiliriz. Bir baska deyisle, dünyadaki adaletsizliklerde, haksiz yere dökülen kanlarda, suçsuz yere çekilen acilarda, katliamlarda ve savaslarda da komplocularin rolü vardir. Ancak burada önemli bir noktaya dikkat etmek gerekir. Komplocular tüm bu icraatlarini hiçbir zaman itiraf etmezler. Kuran, bu durumu, "kendilerine: 'yeryüzünde fesat çikarmayin' denildiginde: 'Biz sadece islah edicileriz' derler. Bilin ki; gerçekten, asil fesatçilar bunlardir... " (Bakara, 11-12) ayetleriyle haber verir. Buna göre, komplocular, komplo kurarak yeryüzünde bozgunculuk yaptiklarini asla kabul etmemekte, aksine kendilerinin gerçekte iyilik istediklerini ve bu yönde çaba gösterdiklerini iddia etmektedirler. Bu durumda, eger bugün dünyadaki seküler düzen ve onun yansimasi olan bozgunculuklar bir takim komplocular tarafindan olusturulmus ve halen de olusturuluyorsa—ki öyle olmasi gerektigini Kuran'dan ögreniyoruz—bu komplocular, ortada bir komplo olmadigi konusunda son derece israrli davranacaklardir. Çünkü, Amerikali arastirmaci Gary Allen'in None Dare Call It Conspiracy (Kimse Buna Bir Komplo Diyemiyor) adli kitabinin önsözünde dedigi gibi, "bir komplonun ilk tedbiri, herkesi bir komplonun var olmadigi konusunda ikna etmektir". (Garry Allen, None Dare It Conspiracy, New York: 1971, s. 7) Eger gerçekten de günümüzde komplocular varsa, düzenledikleri komplonun ilk tedbirini de iyi bir biçimde almis olduklarini söyleyebiliriz. Çünkü bugün tüm dünyada, Karl Popper'in komplo teorileri hakkindaki düsünceleri neredeyse resmi ideoloji haline dönüsmüs durumda. Entellektüel çevrelerin hepsinde, komplo teorilerine karsi büyük bir alerji var. Sosyal olaylarin ardinda güç odaklari aramanin yanlis oldugu yönündeki paradigma, ezici bir çogunlukla kabul edilmis durumda. Oysa bu önkabul, pek çok konuda gerçeklerin ortaya çikmasina engel olusturmaktadir. Noam Chomsky de, bu konuya deginir ve siyasi konulardaki çogu gerçegin "komplo teorisi yaftasi yapistirilarak kolayca görmezlikten gelinebildigini" söyler. Ünlü yazara göre, "düsünceyi önlemenin ve kurumlari incelemeden korumanin gerekli oldugu zamanlar için bilinen bir reflekstir bu." (Noam Chomsky, Medya Gerçegi, çev. Abdullah Yilmaz, 1.b., Istanbul: Tümzamanlar Yayincilik, Agustos 1993, s. 177.) Biz yine de iki ihtimali birden göz önünde bulunduralim. Eger bugün entellektüel çevrelerde ezici bir komplo teorisi düsmanligi varsa, bunun iki açiklamasi olabilir. Ya, gerçekten komplo teorisi çok hayali, çok gerçekdisidir. Ya da, komplocular insanlari komplo olmadigina inandirmak için komplo teorilerini kötülesmisler ve bu komplo da tutmustur. |
||
|
||
| bu adamı severim çünkü klasik yolun yani bugüne kadar görülenlerin kesin yargılarıyla yarını biçimlendirmesinin önünü kesmiştir.Ancak flu ve artık herşeyin doğru sayılabileceği bir yeni dünyaya sempati duyan bir yaklaşım değildir bu.. Bilginin durmaksızın eleştirisi ve sürekli yanılabilirliğin sonucunda ortaya çıkan daha güvenilir bir doğru... |
||
|
||
| geçmişi neden bu kadar kurcalar insan... üstüne üstün geçmiş tarih bilimcisi olupta çıkar_? sanırım, şimdiki zamanda aradığı şeyleri bulamadığı için.. |
||
|
||
| popper'ın yanlışlanabilirlik ilkesi benimilgimi çekmişti. bilimsel bir önerme şimdiki bilimsel bilgiler ışığında doğru görünebilir ama doğrulanma şansı yoktur gerçektende. bilim önceleri geneli inceliyordu. genelden özele doğru gidildikçe bazı yasaların eksik kaldığı yada yanlış olduğu ortaya çıkmıştır. bu da sanırım asıl yöntemin yanlışlama olması gerektiğini gösteriyor. | ||
|
||
| karl popper ılk okudugumda unv 1.sınıftaydım ders kıtabıydı hocanın elınden geldıgınce bıze anlatamaya calıstı elınden gelenın en ıı sı ıle ama sonradan anladım karl ı anlamak ıcın gercekten ınmek lazım derınlere evet yanlışlanabilirlik ılkesı bence en derın konularından bırısı bıde tabıkı felsefesıı |
||
|
||
popper'ın yanlışlanabilirlik ilkesi benimilgimi çekmişti. bilimsel bir önerme şimdiki bilimsel bilgiler ışığında doğru görünebilir ama doğrulanma şansı yoktur gerçektende. bilim önceleri geneli inceliyordu. genelden özele doğru gidildikçe bazı yasaların eksik kaldığı yada yanlış olduğu ortaya çıkmıştır. bu da sanırım asıl yöntemin yanlışlama olması gerektiğini gösteriyor. yanlışlanabilirliğin şüphecilik ile alakası var mı ?? |
||
|
||
| sanırım şüpheciliğe dayanan bir ilke. evrenin sınırları ve sürekli değişiyor nitelikte olması birazda bun getiriyor sanırım. insanın algı güçü her ne kadar gelişsede mutlak derecede doğrulara ulaşmak için yeterli olmadığı bir gerçek. ayrıca doğrulamaya çalışmaktan daha bilimsel bir yöntem bence yanlışlama. bilim ilerlemesi için kabullenmemesi merak etmesi sorgulaması gerekiyor. | ||
|
||
| evren sanıldığının aksine düzene değil ilginç bir tezatla düzensizliğe meylediyor. ancak bu düzensilik eğilimleri daha sonra kendi düzenini yaratıyor. eskiden yanlış olan bugün doğru, bugün doğru olan yarın yanlış olabiliyor. ... bence doğrulama ve yanlışlama arasında bir fark yok. aynı yere iki farklı istikametten ulaşmanın yolları. |
||
|
||
| " düzensilik eğilimleri daha sonra kendi düzenini yaratıyor." " evren sanıldığının aksine düzene değil ilginç bir tezatla düzensizliğe meylediyor. " evren neye meylediyor anlamadım ? |
||