SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => İslamiyet

Konu: kader nedir?

Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 [ 9 ] 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27

28.01.2005 20:26:53
kader diye birşey yoktur rastlantı ve zorunluluk yasasının insan toplumu üstüne etkileri ve bunun kader diye adlandırılması vardır. kavramlar birşeyi karşıladıkları ölçüde varlardır. yani görüntü ve gerçek çakıştığında bilimlere ihtiyaç kalmayacak bilmem anlatabildim mi
 

28.01.2005 21:21:33
işte size maturidi mezhebinin kurucusu olan ebu mansur maturidinin kitabı ve düştüğü çelişkiler. *** Kitap: Kitabu't -Tevhid Yazar: Ebu Mansur Maturidi Çeviren: Hüseyin Suudi Erdoğan
Cüz'i İrade'nin Mahluk Oluşu
--- Sayfa 350: …Belki de Allah onu var etmiştir. Veyahut taşta bulunan ve ondan çıkan ateş gibi olur. Her ikisinden hangisi olursa olsun o, sonradan var olma hadistir. Hadis olan da mahluktur.
--- Sayfa 375: Bununla beraber eğer güzelliğin ve çirkinliğin kendilerini yaratan olmaksızın meydana gelmeleri caiz olsaydı, her şeyin yaratıcı olmaksızın var olması caiz olurdu. Bu hususu ifade etmek, tasdik etmek İslam'dan çıkmak demektir. Kuvvet ancak Allah'tandır.
--- Sayfa 378: Cenab-ı ZülCelal'in her şeye malik olduğu sabit olduğu vakit O'nun her şeyi yarattığını söylemek lazımdır. Çünkü kul yaratmaya malik değildir.
--- Sayfa 386: Bununla beraber bütün müslümanlar hiçbir ihtilafa düşmeden, gerçekten Cenab-ı Allah'ın Halık olduğunu ve kendisinden gayrının mahluk olduğunu kabullenip ispat etmişlerdir.
--- Sayfa 389: Sonra şöyle demek caizdir ki, gerçekten Allahu Teala her şeyin yaratıcısıdır. Allah'ın kendisi yaratıcıdır, kendisinden başkası ise yaratılmıştır.
İman'ın Mahluk Oluşu
--- Sayfa 381: Sonra da kullarına iman nimetinden dolayı, kullarının kendisine şükretmelerini emretti. Allahu Teala'ya hamd etmek, şükretmek, O'nun verdiği nimetlere karşı olur. Bunların yaratıcısı olmadığı halde, kendi fiili olmayan hususlar için kendisine hamdedilmesini, bir kimseye nimetini ulaştırmayınca da ondan şükretmesini talebetmek caiz olmaz. Kuvvet ancak Allaht'andır.
--- Sayfa 406: Müminlere iman nimeti için kendisine hamdetmelerini emretmiştir. Bu hususların, kendi fiili ile olduğu sabit olur.
--- Sayfa 476: Bunu açıklayan hususlardan biri de mutlak olarak şöyle demenin caiz olmasıdır: Hakikaten iman, Allahu Teala'nın nimetlerinden bir nimettir. Gerçekten mümine Cenab-ı Hak in'am ve ihsan etmiştir. Eğer Allahu Teala'nın kendisine olan fazlı, ihsanı olmasaydı, küfür pisliğinden temizlenemezdi. Ve böylece kendisi büyük bir azaba duçar olurdu.
--- Sayfa 478: Bu hususta asıl olan şudur ki, gerçekten onu ifade etmek, emri isteme yerine veyahut nimetleri izafe etme yerine çıkar. Bunda ise elbette ki o iki husustan biri bulunmaz. Öyle ise Allah'a izafe edilmesi caiz olmaz. O, tıpkı bizim dediğimiz gibidir ki; gerçekten Allah tahkik edildiğinde her ne kadar her şeyin Rabbi ve her şeyin ilahı ve her şeyin yaratıcısı ve her şey de kendisinin ise de; bu hususla, pislikler, çirkin ve kötü olanlar ve ancak onlara istihkak (hak kazanma) kesbetmesiyle zikrolunan şeylerden benzerlerinde söylenmez. Onların bir olan Allah'a izafe edilmesi o husus üzerinden çıkar. Her ne kadar onlar yaratılmış iseler de, Allah'a izafe edilen şeylerden, onların küfrü yaratılmış ise de.
--- Sayfa 571: Bunun üzerine biz: "Kim ki imanın yaratılmış olduğunu nefyederse, onun sözünün hiçbir manası yoktur" diyoruz.
--- Sayfa 573: Sonra mahlukatın bilinmesinin yolu nakli delil olup, aklın ondan nasibi olmamasından veyahut mahlukatın bilinmesinde yolun akli delil olmasından hali kalmaz. Mahlukatın bilinmesi, aklın dahli olmaksızın nakli delil ile elde edilirse, buna göre mutlak olarak ifade edilmek suretiyle Allahu Teala'nın "İşte bu sıfatlara sahip olan Rabb'in Allah'tır. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. Her şeyi yaratan O'dur…" (En'am 102) kavli celili ile imanın mahluk olduğunu söylemek vacip olur. Çünkü iman, Allah'ın gayri olan bir şeydir. Allah'ın onu yarattığını söylemek vacip olur…
Bu hususu Cenab-ı Allah "O Allah'tır ki göklerle yeri ve aralarında olanları altı günde yarattı" kavl-i celili beyan ediyor. Aralarında olanlardan biri olan iman da onun gibidir. Tevfik Allah'tandir.
--- Sayfa 574: Bu hususta Resul-i Ekrem'den bir hadis rivayet edilmiştir, buyuruyor ki: "Hakikaten Cenab-ı Allah imanı yarattı; O'nu haya ve cömertlikle süsledi." Nebiyyi Muhteremin "Gerçekten Allah yüz rahmet yaratmıştır" buyurduğu da rivayet edilir. İmana rahmet dendiği bilinir. Binaenaleyh Allahu Teala'nın yaratmış olduğu şeyde kendisine zıt olup reddeden ve kendisine uyan veyahut uymayan bir benzerinin olması vacip olur. Zıttı ve benzeri olanı da mahluktur. Sonra o, kendisine süluk eden bir yol, kendisi ile cezalanan bir din, seçilen bir mezhep ve itikad edilen bir dindir. Bunların hepsi de mahluktur. Sonra yüce olan Allah, onun mislini bazen ağaçla, bazen görmek ve işitmekle, bazen hayat ile bazen temiz ve pak olan yerle ve bazen de nur saçan bir kandille verdi. Bunların hepsi de mahluktur. İman da bunun gibidir. Sonra küfrün örneğini de zikrettiğimiz şeylerin zıtları ile verdi ki, yaratılma ve hadis olmada hepsi bir arada toplu olarak görülürler. iman ve küfrün ikisi de bunun gibidir. Tevfik Allah'tandır.
Sonra iman, sahibi için güzeldir, hayırdır ve hidayettir. Vasfı bu olan her şey mahluktur. Yüce olan Allah şöyle buyuruyor: "…Fakat Allah size imanı sevdirdi ve onu kalplerinizde güzelleştirdi…" (Hucurat 7); " …Henüz iman kalplerinize girmemiştir." (Hucurat 14); "Ey şanlı Resul kalpleriyle inanmadıkları halde ağızları ile "inandık" diyenlerle (münafıklarla) Yahudiler'den küfür içinde koşanlar seni üzmesin." (Maide 41) Bu ayetlerin hepsi imanın kalpte olduğuna delalet etmektedir. O, O'nun fiilidir. Mahluk olmayanın kalpte olması mümkün değildir.
İstitaat
--- Sayfa 413: Fiilin kuvveti de onun gibidir. Öyle ise fiille beraber olduğunu söylemek lazım gelir.
--- Sayfa 488: Sonra Kaderiyyeler-ki kendilerine Mutezile ismi verilmiştir-haberi bize isnad ettiler. Halbuki biz o haberden, söz ve inanç bakımından beriyiz. Fakat onların bu husustaki yalanı Kaderiyye'nin ismi hakkında bize isnad ettikleri yalanları gibidir. Sonra Kaderiyye hakkında olduğu gibi, Mutezile'nin cüreti ve aptallığının büyüklüğünü bilmeleri için, biz her iki mezhebin karşısında öne sürdüğümüz o fikir ve görüşlerimizde ne kadar haklı olduğumuzu zikrederiz. Bizim fiilin meydana gelmesi için kudretin, fiilden önce olmasını kabul etmeyip inkar ettiğimiz içindir ki, onlar bize, "Cebriyye" ismini vermeye kalkıştılar. Ve cebir felsefe ve fikrini kabul ettiğimizi iddia ettiler. Sonra onlar fiili öyle bir kuvvette gerçekleştirdiler ki, o vakitte kudret bulunmaz. Fiilin vasfolunduğu vakitte kudretsiz olarak gerçekleşmesi, cebri ve ihtiyarı anlayan kimse için, onun fiille birlikte gerçekleşmesinden cebr manasına daha yakındır.
--- Yorum: Mutezile, Maturidi'nin; "Kişinin kudreti fiille beraberdir" düşüncesinin cebre gittiğini söylüyor; dedikleri doğrudur. Bununla birlikte Maturidi cebr itikadını reddediyor.
İrade
--- Sayfa 433: Allah'ın hakkında zikrolunan husus ise o, Allah'ın kudreti, dilediğinin olması ve saltanatının cereyan etmesidir. işte Allah'ın böylece rububiyeti tamam olur.
--- Sayfa 459: Dünyada kişi, bazen sevmediği ve razı olmadığı şeyi işler. O'nun dilemediği fiilin gerçekleşmesi mümkün değildir.
--- Sayfa 473: Küfür gerçekten çirkindir. Ve kulun fiilidir. O'nun Allah'ın kazası ve hükmü olması mümkün değildir.
--- Sayfa 452: Sonra müslümanların arasında "Allah'ın dilediği olur; dilemediği olmaz" deyimi yerleşip, nesilden nesile intikal etmek suretiyle bilinmiştir.
--- Sayfa 453: Yine başkasının hükmü ve mülkü altında bulunan bir şeyin, onun istemediği ve dilemediği halde meydana çıkarılması, o kimsenin zayıf ve mahkum olduğuna delalet eder. Sıfatı bu olan kimsenin de Rab ve ilah olması mümkün değildir. Bunun içindir ki, bu sıfatlarla yani irade etmek, istediğini yapmak, istemediğini yapmamak gibi kemal sıfatlarla Allah'ın vasfolunması lazımdır. Tevfik Allah'tandır.
Yine hakikaten Cenab-ı Hak, olacağını bildiğinin gayri olarak ve olacağını haber verdiğinin gayri olmasını murad etmiş olsaydı sefih ve yalancı olmasını murad etmiş olurdu. İradesi böyle olan kimsenin ilah ve Rab olması asla caiz değildir. Kuvvet ancak Allah'tandır.
--- Sayfa 467: Ebu Mansur diyor ki: Bizimle Kaderiyye mezhebi arasında iki noktada kelam vardır: Biz onlara sual edip deriz ki, Allahu Teala ebedi olarak olacak olan şeyi, olduğu hal üzere bildi mi? Eğer hayır bilmedi derlerse kafir oldular. Çünkü onlar Rab'larını cehaletle vasfettiler. Eğer evet bildi derlerse, kendilerine: "Allahu Teala ilmini bildiği gibi yerine getirmeyi diledi mi yoksa dilemedi mi?" denir. Eğer hayır dilemez derlerse o zaman Allahu Teala'nın, kendisinin cahil olmasını dilemiş olduğunu söylemeleri gerekir. Kendisinin cahil olmasını dileyen de, hüküm ve hikmet sahibi olmaz. Eğer evet dilemiştir derlerse, bu sefer de Allahu Teala'nın her şeyin, olmasını bildiği fiilleri olmasını dilediğini ikrar etmiş olurlar. Bu husus Ebu Hanife'den rivayet edilen husustan bende yerleşendir. Yoksa ben Ebu Hanife'nin beyan ettiği meseleyi lafzı lafzına zikretmiş değilim. Kuvvet ancak Allah'tandır.
--- Sayfa 570: Gerçekten Kaderiyye fiilleri mahlukat yaratır ve fiillerin yaratılmasında Allah'ın iradesinin ve tedbirinin hiçbir dahli yoktur diyorlar. Cebriyye ise, fiillerin yaratılması işini Allah'a havale edip kulun, fiillerin yaratılmasında asla ve kat'a bir dahli olmadığını öne sürdü. Binaenaleyh Cebriyye her çirkin ve mezmum olanı Allah'a hamletti. Allahu Teala'nın fiilinin vasfı, bunun olmasından Allah yücedir, beri ve münezzehtir. Kaderiyye ise fiillerin yaratılışını, O'nun hakkındaki cehaletleri sebebiyle, mahlukata yükledi. Bu hususta ifade edilmesi gereken orta söz "Kulların kendilerinden meydana gelen şeye göre, fiillerinin olması, olduğu had üzere de Allah'ın fiilleri yaratmış olduğunu" ifade etmektedir. Tevfik Allah'tandır.
--- Yorum: Maturidi cebri kabul etmediğini bildiriyor.
--- Sayfa 465: En'am 148. ayetin izahında "Allah'a ortak koşanlar şöyle diyecekler: "Eğer Allah dileseydi, ne biz müşrik olurduk; ne babalarımız…"
Üçüncüsü: Onların bu hususu müslümanların "Her şey Allah'ın dilemesiyle olur" demelerinden istihza etmeleri için söylemiş olmaları, tıpkı insanın "Ben öldüğüm zaman ileride gerçekten diri olarak (mezardan çıkarılacak mıyım?)" (Meryem 66) dediği gibi ki, bunu müslümanlarla alay etmek için demiştir. Münafıkların "Şehadet ederiz ki (kalplerimizdeki inancı açığa vururuz ki) doğrusu sen, muhakkak Allah'ın Peygamberisin." (Muhammed 1) sözleri gibi. Fakat kendilerinden meydana gelen bu husus istihza olduğu için ta'n olundular.
--- Sayfa 474: Allah küfrü takdir etmiş ve sonradan vukubulması için hükmetmiş midir?
--- Sayfa 457: Sonra der ki, Cenab-ı Hak sövülmeyi murad eder mi? Bu soruyu sormakta hata etmiştir. Bilakis bu sualin doğru olanı şöyledir: "Allahu Teala kendisine dil uzatan kimseden, kötü ve öfkelenmiş olan sövme fiilinin olmasını diler mi?" Sonra bu sözüne karşı "Maazallah" der. Zira Cenab-ı Hak, ondan bu fiili nehyetmiş ve bu fiile karşı gazap etmiştir. Hüküm ve hikmet sahibi olan bunu asla yapmaz.
--- Yorum: Günümüzde kelam kitaplarında Maturidi mezhebine göre; imanın ve cüz'i iradenin mahluk olmadığı anlatılıyor. Oysa bunların mezhep imamı diye gördükleri şahıs, imanın mahluk olduğunu ifade ediyor. Allah'tan başka her şeyin mahluk olduğunu söylemesiyle ve cüz'i iradenin ise yaratılmadığı hususunu bildirmemesi dolayısıyla çıkan çekişkiler ortadadır.
Sorulabilir ki: "Peki Ebu Mansur Maturidi böyle dedi de, niçin günümüzde onun dediğinin tersi şekilde bunlar anlatılıyor?"
Cevap: Çünkü iman mahluk kabul edildiğinde direk cebr düşüncesi ortaya çıkar. Ebu Mansur Maturidi iman mahluk dedi ama, hala cebre muhalif kaldı. Yani dediği lafın nereye gittiğini anlamadı. Sonradan gelenler, özgürlüğü savunanlar, baktılar ki iman mahluk kabul edilince iş cebre varıyor. Bundan dolayı, imanın Allah'ın yaratmasıyla (mahluk) olduğunu kabul etmediler. İnsan fiillerini Allah'ın yarattığını Maturidi bildiriyor; ama "Cüz'i irade yaratılmamıştır" şeklinde bir ifadesi yok. Bu sefer sonradan gelenler düşündüler, taşındılar baktılar ki insanın fiillerini Allah yaratınca iş yine cebr olacak; bu sefer bu işi (Kulların fiillerini Allah'ın yaratmasını) inkar etmediler. Ama kendilerince başka bir formül buldular. Bu da "Cüz'i iradenin mahluk olmadığı ve kişi hür iradesiyle arzu eder, seçer; bunun üzerine Allah da fiili yaratır" şeklinde bir görüştür. Ve bu izahı çok kullandılar. Hatta "Hayır ve şer Allah'tandır" ifadesini buna göre şöyle yorumladılar: "Evet, hayırda, şer de Allah'tandır; ama mesela kul içki içmeyi hür iradesiyle ister, Allah da bu hareketi yaratır. Yani, yaratma yönünden hayır ve şer Allah'tandır. Dolayısıyla kul özgürdür, cebr yoktur" dediler. Yani günümüz Maturidi kitaplarında geçen "Biz fiili hür irademizle yapmak isteriz, peşine Allah fiili yaratır" şeklinde bir izah Maturidi'nin kitabında yoktur. Bunlar sonradan bu mezhebe eklenmiş, açıklamalardır. Keza cüz'i iradenin yaratılmadığı iddiası da sonradan çıkmıştır. Yani şunu söylemek istiyorum ki; Ebu Mansur Maturidi, özgürlüğü savunanların ve her şeye rağmen savunmak isteyenlerin dayandığı simge durumuna geldi. Öyle ki, özgürlüğü savunmak için, bir şey söylemeleri lazım gelince; söylediler, yazdılar ve "Bu Maturidi mezhebidir" dediler. Ve Maturidi ismi yüzyıllardan beridir Ehli Sünnet'ten olduğu yazılageldiği için, genelde pek tepki almadan fikirlerini yayabildiler. Görüldüğü gibi kitabı çelişkilerle doludur. "Her şey Allah'ın iradesiyle olur" diyor, sonra da bu görüşle uyuşmayan, zıt şeyler söylüyor.
Maturidi görüşünün bu denli yayılmasındaki etkenlerden biri de, insanların ekserisinin özgürlük inancına çok meyilli oluşlarıdır. Ve şunu açıkça söyleyelim ki, Maturidi mezhebindeki kişilerin ekserisi bu savundukları fikirlerle hakikaten, samimi olarak kadere inandıklarını düşünmektedirler. Ve evvelden yaşayan şöhretli kişilerin arkasından genelde giderler ve onlara çok bağlıdırlar. Onları eleştirmek akıllarına pek gelmez. Zaten eleştirenleri de içlerinde barındırmazlar. Yani kendilerinden evvel yaşamış ve alim diye anılan kimselere karşı genelde bir nevi saygı vardır ve özellikle şurası dikkat çekici bir husustur ki o insanların, kendilerine oranla daha iyi bildiklerini rahatlıkla kabul ederler. Hele bir de, kendi zamanlarında yaşayıpta, evvelkilerin hata yaptıklarını söyleyip; bu hususta delil de getiren kimseleri; ekseri insanlar adeta şeytan gibi, düşman gibi görürler

30.01.2005 15:47:56
1- Allahın yaratığı cüz-i iradeye yok demiyoruz ve özgür de demiyoruz.
 2- Allaha sövme fiilinin işlenmesi için gerekli olan her şeyi(düşünce, cüzi irade) Allah yarattıktan sonra daha nasıl Allah sövdürtmüyor diyebiliriz.İçki içmek de şer Allaha sövmek de şer  müslümanlar şerrin Allah'tan geldiğine inanır.
 3-İçki; maturidi,eşari mezhebine göre rızıktır.Müslümanlar rızkın Allahtan geldiğine inanır.İçkiyi Allah içirmiş olmuyor mu?
 4-Firavun imanının kabul edilmediği konusunda bana katılmıyorsun o halde cevap ver :Firavun iman ettiğinde hayatta mıydı yoksa ölmüş müydü? Hayattaydı dersen soruyorum iman ettiğinde de iman etmekle mükellef miydi?(Araf 158)
  size göre hem iman teklifi var hemde iman etmesi kabul edilmiyor.Peki bu teklifi mala yutak (kaldıramayacağı yükü yüklemek)değil mi?Halbuki mutezile , maturıdiye ve siz de teklifi mala yutak'ı kabul etmezsiniz çünkü bunu kabul etmek cebr'i kabul etmek demektir
   

30.01.2005 21:24:29
soru: Allah şerri irade eder mi?   soru: düşünmek istemediğiniz halde düşündüğünüz bir düşünce oldu mu?   evet derseniz soruyorum: madem siz istediğiniz  düşünceyi hür olarak düşünebiliyordunuz  nasıl oluyorda düşünmekten rahatsızlık bir düşünceyi düşünüyorsunuz? demek ki bu düşüncenin kaynağı siz değilsiniz eğer siz değilseniz kim? cevap: Allahtır tek yaratıcı odur.  eğer şeytan derseniz evet o vesvese verir ancak o da yaratıcı değildir yani o da, Allah onun ne yapmasını,  ne şekilde düşünmesini isterse şeytan ancak onu yapabilir.   kendimden bir örnek vereyim ben bazen Allaha sövme düşüncesini içimde buluyorum oysa ben bu düşüncenin kabulunün ve tasdikinin küfür olduğunu biliyorum böyle bir şeyi düşündüğümde çok bunalıyorum bunu düşünmek istemiyorum  o halde neden düşünüyorum? cevap: çünkü Allah o düşünceyi bende yaratıyor bende tıpış tıpış bu düşünceyi düşünüyorum zira ben Allahın bende yaratmış olduğu düşüncelerin mahalliyim o neyi düşünmemi isterse ben ancak onu düşünebilirim.       soru:  Allahın iradesi sizin irade ettiklerinizi irade eder mi? (daha doğrusu etmiş miydi?) zira onun iradesi ezelidir. ısrarla bu sorularımın cevaplarımı bekliyorum mümkünse hemen     soru: Allah dilemeseydi siz bu satırları okuyabilir miydiniz?
 

31.01.2005 14:02:18
Olumlu veya olumsuz diye tabir edebileceğimiz düşünce varmıdır? Bence vardır...

Eğer ki bu düşünceler;

İçimizde olumsuz olarak doğuyor ve olumsuz olarak sonuçlanıyorsa, fiiliyata geçsin, geçmesin burada insanın iradesinin karıştığı bir olumsuzluk vardır.

İçimizde olumsuz olarak doğuyor ama biz onu olumluya yöneltip ve olumlu olarak sonuçlandırabiliyor isek burada da insanın iradesinin karıştığı bir olumluluk vardır.

İçimizde olumlu olarak doğuyor ve fakat biz bunu olumsuz olarak sonuçlandırıyor isek fiiliyata çıkartalım yada çıkartmayalım sonuç olumsuzdur.

İçimizde olumlu olarak doğan ve bizimde olumluluğunu devamettirdiğimiz ve olumlu olarak sonuçlandırdığımız düşüncelerimizde fiiliyata çıksın çıkmasın olumludur.

Dikkat ederseniz içimize doğan bir düşünüşün içimizde yaşadığı bir evre var işte bu evre insanın cüz'i iradesidir. Bu düşüncelerin ilk içimize düştüğü ve fiiliyata çıkışı bizim irademiz dışındadır. Ama bu iki evre arasındaki evre bizim irademiz altındadır.

Yani ilk ve son, alfa ve omega odur, yani külli irade. Ama alfa ve omega arasında biz varız, yani cüz'i irade.

31.01.2005 19:48:57
"Allah insanın irade ettiğini halk ediyor desem...Kaderin de Allah'ın ezeli ilmiyle olacak her işi bilmesi demek olduğunu söylesem...Bu iddialarınız geçersiz hale gelir mi?" bunlar senin ifadelerin cevap: birinci cevabına karşı cevap: siz beni anlamaya çalışın bu gibi iddiaların binlercesini gördüm benim cüzi irade ile kasdettiğim sizin bir fiili işlemezden evvel onu yapmayı istemenizdir. mesela oturuyorsun diyelim kalkmak istedin işte cüz i irade budur fakat burada incelik şudur bu ayağa kalkmak düşüncesini sizde Allah yaratırsa siz bu anda yani bu düşüncenin sizde yaratıldığı aynı anda yere yatma düşüncesini düşünebilir misiniz?  hayır.  siz bunu düşünemezsiniz  yani siz şunu diyorsunuz kişi hür iradesiyle bir düşünceyi düşünmek ister Allahta o düşünceyi yaratır diyorsunuz Allah sizde düşünceyi yaratmadan önce siz nasıl düşüneceksiniz?   ikincisi şu ki: siz düşündüğünüzü varsaydığınızda   sizdeki düşünceler peşi peşine sizde yaratılır Allah tarafından. sizde dersiniz ki şunu mu seçsem yoksa şunumu seçsem mesela iki yol var önünde, sağ ve sol sen düşünüyorsun. iki tarafıda aynı anda düşünümezsin önce birini sonra diğerini düşünürsün. hangisini seçsem dersin. esasında bütün bu kelimeleri düşünceleri Allah peşipeşine yaratır. sende düşündüm seçtim dersin.
ikinci cevabına karşı cevap:   mesela benim şu anda sana cevap yazma fiilini ele alalım  Allah bu fiili olmadan öncede ezeli ilmiyle benim burada yazı yazacağımı biliyordu bu tamam mı. şimdi dikkat et :  iki  cevap vereceğim ; birincisi:  peki Allah bu fiil için konuşuyorum bildiği gibi olmasını mı diledi yoksa bildiğinin hilafına olmasını mı diledi?  bildiği gibi olmasını diledi dersen ne oldu : şu oldu ki zaten Allah benim burada yazmamı dilemiş olduğunu kabul ettin demektir . ben de Allahın irade ettiği fiilin meydana gelmesini engelleyemem. benim özgürlüğüm nerede kalır?   ikinci cevabı vereceğim bu cevabı bulmam 6 senemi aldı:  Allahın ezeli ilmiyle bildiğini kabul ettiğin benim burada sana cevap verme fiilini ele alalım dikkat et:  peki benim bu yazma fiilimi ve  yazma düşüncemi Allah yaratmıyor mu?   evet Allah yaratıyor dersen ne oldu şu oldu ki Allahın bildiği bu fiil zaten kendi yaratacak olduğu fiildir.  dolayısıyla "ilim maluma tabidir" deyip cebr itikadından kurtulmaya çalışmak bir aldanıştır kandırmacadır ve bu kandırmaca yüzyıllardır devam etmektedir. piyadasadaki kader ile ilgili hemen hemen bütün kitaplar da bu örneği kullanırlar.  sana özel bir soru sormak istiyorum : samimiyetime inanıyor musun?
 

31.01.2005 22:05:35
Alıntı
sana özel bir soru sormak istiyorum : samimiyetime inanıyor musun?
de ki inanıyorum bu senin açından neyi değiştirir ki,.?

bir düzen kurulmuş, bizlerde bu düzen içerisinde istediğimiz gibi dolaşıyoruz, iradeyi istek olarak alırsak, ne istediğimizi bilerekmi dolaşıyoruz yoksa bilmeyerekte dolaşabiliyormuyuz, orası su götürür...

olmak ya da olmamak işte bütün mesele.

01.02.2005 01:16:44
risale-i nur okuyun sorunun cevabını bulacaksınız  

01.02.2005 11:21:54
Alıntı
risale-i nur okuyun sorunun cevabını bulacaksınız
Soruyu soran kursatotçu olduğuna göre onu muhatap alan bir tavsiye olsa gerek overdosenin tavsiyesi, ben bir soru sormadığıma göre bu tavsiyeyi üzerime almamalıyım sanırım.   :evet:
 

03.02.2005 20:57:47
A" gene tercihte kaldım gitsemmi kalsammı?! ben kalmayı tercih ettim ve ALLAH cc benim kalmam neticesinde irade ettiği şeyi yaptım ve yazdım!. ama tüm bu tercihler arasından yazmamayı ve işimi tercih etse idim ALLAH cc işim ile alakalı irade ettiği işi yapacak ve ALLAH cc benim için o sahneleri yaratacak idi.[/quote" demişsin muadil.
 Fakat birşeyi gözardı etmişsin irade ettikten sonra Allah yaratıyor diyorsun da irade etme durumunu ve iradeni Allah yaratmıyor mu ?Sen istiyorsun Allah fiili yaratır diyorsun da  "istememi  "  Allah yaratıyor demiyorsun  bunu görmek istemiyorsun insanların çoğu da böyle...  Bu bahsettiğin iraden yine Allahın ezeli iradesiyle vücut bulmuyormu ? milyonlarca düşünceden birini sen seçtiğini ifade ediyorsun  bak şimdi: milyonlarca düşünce bir insan için aynı anda mevcut olamaz hatta iki düşünce bile aynı kişi için aynı anda vicut bulamaz dolayısıyla sen önce bir düşünce sonra diğer düşünceyi düşünürsün  mesela sen hem sağa gitmek düşüncesini hem de sola gitmek düşüncesini aynı anda düşünebilirmisin? hayır düşünemezsin. dolayısıyla senin aklına gelen tüm fikirler Allahın yaratmasıyle meydana gelir.  
 İnsanlar dua ederken ne diyor? "Allah'ım bizi kötü yola düşürme, yanlışa düşürme, Allah kimseye muhtaç etmesin" demek ki kötü yola, yanlışa düşüren kim? Bu laflara göre Allah insanları kötü yola düşürebilir ve de başkalarına muhtaç edebilir öyle mi? Cebr olur.
    Onlara soruyorum. Bana içerisinde imanın ve küfrün (sapıklığın ve hidayetin) mahluk olduğu, Allah'tan geldiği ve yine kişinin fiillerinin mahluk olduğu, Allah'ın dilemesiyle olduğu ifadeleri, düşünceleri içermeyen üç dakikalık dua edebilir misiniz? Onlar bunu yapamazlar. Zira dua ifadelerinin % 90'ı cebr sözleridir. Bu sabit olunca tekrar soruyorum, peki Peygamberimiz dua edermiydi? "Elbette dua ederdi" diyecekler. Hal böyle olunca siz kafirlik, sapıklık olarak kabul ettiğiniz cebr sözlerinin ve düşüncelerinin Peygamberimiz tarafından söylendiği gerçeğini nasıl uzlaştıracaksınız, değerlendireceksiniz? Siz Peygamberimizin yaptığı bir şeyi yapmaktan çekinecek, gocunacak mısınız? Dahası Allah Kur'an'da dua etmeyi teşvik ediyor. Şimdi Allah bunu yapmakla; sapıklık ve kafirlik olarak vasıfladığınız cebr sözlerini ve düşüncelerini bizlere yapmamız için teşvik mi etmiş oluyor?
"Rabbinize yalvara yalvara gizlice dua edin" (Araf 55); "Rabbiniz şöyle buyurdu: "Bana dua edin ki size karşılık vereyim" (Mümin 60)
    Bana bazen şöyle sorular soruluyor: "Allah kaldıramayacağı kayayı yaratabilir mi? ya da bükemeyeceği demiri yaratabilir mi?"
Cevap: Yaratamaz. Burada ilk bakışta yaratamaz ifadesi, Allah için acizlik manasını akla getirebilir. Lakin burada yaratma bir şarta bağlı; şart ise kaldıramama ve bükememe. Bunlar ise kesin olarak acizliktir. Ve Allah için acizlik muhaldir (imkansız). Muhale bağlı olan, gerektiren şey de muhaldir. Dolayısıyla Allah sonu acizliğe varacak olan şey, velev ki yaratma olacak olsa da, o halde böyle bir şeyi yaratamaz. Burada esasen bizim yaratamaz ifadesini kullanmamızllah'ı övmek ve onu noksan sıfatlardan tenzih etmektir.
 

04.02.2005 20:24:16
size bugün bulduğum bir soruyu sormak istiyorum: Allah "eğer biz dileseydik her nefse hidayetini verirdik fakat "cehennemi tamamen cinlerle ve insanlarla dolduracağım" diye benden söz hak olmuştur". (secde 13) şu halde bu söz hak olunca onun her nefse hidayet vermeyi dilememiş olduğu ortaya çıkmış olur. ( çünkü onun her nefse hidayetini vermeyi kafirlerin cezalandırılması hakkındaki sözün hak oluşuna dayandırılır) ve Allah onların hidayetini dilemeyeceğinden dolayı onların dalalete düşmelerini mutlaka murad etmiştir.
bu ayetin manası " biz dileseydik onlara hidayeti zorla verirdik ve bunu kabul etmeleri için de onları icbar ( zorla) ederdik" şeklindedir. derlerse verilecek cevap şudur: öyleyse onlara hidayeti zorla verseydi ve bu hidayeti kabul etmeleri için de onları icbar etseydi gerçekten hidayete ermiş olurlar mıydı? eğer evet diye cevap verirlerse şöyle cevap verilir: o takdirde Allah onların hidayetlerinin yaratıcısı olunca onlar, gerçekten hidayete erdirilmiş demektir. eğer O, kafirlerin küfrünün halıkı (yaratıcısı) idiyse kafir olmak durumunda kalmış olmalarını niçin inkar edersiniz?
bu onların delilini çürütür çünkü onlar kafirin kendi küfrünün yegane yaratıcısı olduğunu kabul etmişlerdir.
olup biten olayları Allah olmadan önce biliyormuydu, bilmiyormuydu? evet biliyordu dersen devam ediyorum bu olayların, bildiği gibi olmasını mı irade etti yoksa bildiğinin hilafına olmasını mı irade etti? eğer bildiği gibi olmasını irade etti dersen bak sonuç ne oldu: hz. Ademin yasak ağaçtan yiyeceğini biliyordu; bildiği gibi dileyince ne oldu şu oldu yani onun yasak ağaçtan yemesini irade etmiş oldu tabiki hz. Adem de Allahın irade ettiğine karşı duramayacağından mecburen yemiş oldu (zaten rızıkta Allahtan) bir de şunu herkesin huzurunda soruyorum ki : eğer bakmışsan şunu görmüşsündür ki kader le ilgili hadislerin hepsinde peygamberimiz kulların özgürlüğünün olmadığını bildirir ben bu kader konusunda ikiyüze yakın hadise baktım bir tane bile özgürlüğü savunan rivayet görmedim evet bir kaç tane özgürlükçüler araya sıkıştırmış, uydurmuşlardır. özellikle hz. Ali ye isnad ederek. zaten bu tür rivayetlerin kaynağını vermiyorlar verseler bile kütübü sitte ve diğer tanınmış (sünni) kaynaklardan değildir. hadisler konusundaki görüşünü herkesin huzurunda açıkça söyle!!! hepsini inkar mı ediyorsun? zira tevil etmeye pek yanaşmıyorsunuz ( zira ayetlere yaptığınız bu çeşit bozuk yorumları, hadislere yapamıyorsunuz; niye çünkü millet size güler değil mi tevil edemeyeceğinizi biliyorsunuz) bu hususu sanki böyle bir şey yokmuş gibi geçiştiriyorsunuz!
ısrarla söylüyorum şu sorduğum "bildiği gibi mi yoksa bildiğinin hilafına mı" diye devam eden soruyu bu zamana kadar cevap verme teşebbüsünde bulunan pek çıkmadı. çıkanda rezil kepaze oldu. ısrarla söylüyorum bu soruma cevap verebilir misiniz? verebilir misiniz...
 

04.02.2005 22:25:12
Merhaba
Sanırım ‘’neden yaratıldık?, kader nedir? İradeylemi hareket ederiz yoksa Allah mı yaşantımızı belirler?...v.s....’’ gibi sorular  çoğu kişinin aklını karıştırıcı ve Allah’ın dediklerini yanlış anlamaya sevkedici sonuçlar doğuruyo. Bunu biraz olsun azaltmak için Kuranda verilen ayetlere bakabiliriz.

Allah insanı kendisine kulluk etmesi için yaratmıştır.
51:56 Cinleri ve insanları ancak bana kulluk etmeleri için yarattım.

Ve Allah insanı yaratırken onun bilgisiz olduğunu ama bu bilgisizliğini gidermesi ve öğrenip aklını kullanması için kedinisine belli bi anlayış verildiğini söyler.
16:78 ALLAH sizi annelerinizin karnından çıkardığı zaman bir şey bilmiyordunuz. Size işitme, görme duyuları ve beyinler verdi ki şükredesiniz.

Ve bizlere bu hayatta kimin neyi tercih edeceğini belirlemesi için yollar sunmuştur.
67:2 Hanginizin daha güzel işler yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, Üstündür, Bağışlayandır

Bu hayatta iyilik yada kötülüklerin olması, zorluklarla karşılaşmamız denemenin birer parçasıdır.
21:35 Her can ölümü tadacaktır. Sizi bir test olarak iyi ve kötü olaylarla sınarız ve dönüşünüz bizedir.

Karşımıza çıkan yolları seçmek bize kalmıştır. Bu doğrultuda hayatı seçmek, ya yaradanı inkar etmektir, yada onun birliğini ve üstünlüğünü kabul etmektir. İnançlı olan kişiler Allah’ın desteğiyle doğruya ulaşırlar. İnkarı seçenler ise Allah tarafından inkarları arttırılmak suretiyle karanlığa mahkum edilirler.
6:125 ALLAH kimi doğru yola ulaştırmak dilerse onun gönlünü islama (Tanrı'ya teslim olmaya) açar. Kimi de saptırmak dilerse göğsünü, göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar. ALLAH inanmıyanları işte böyle kötü duruma sokar.

Bu ayet çok yanlış anlaşılmalara maruz kalmaktadır. Oysaki dikkatli okunursa gerçek ortaya çıkacaktır. Allah doğru yoluna ulaştırmak istediklerinin kalbini islama(yani barış, güvenlik, tek doğru yol olan Allahın yoluna) açar. Saptırmak istediklerininkini ise dar kılar. Ki bu saptırılmış olanlar hemen arkasındaki cümlede belirtildiği gibi ‘’inanmayanlardır’’. Allah inanmayanlar için şöyle bi tanımlama yapar.
7:146 Yeryüzünde haksız yere büyüklenenleri mucizelerimden(ayetlerimden) çevireceğim. Her türlü mucizeyi de görseler inanmazlar. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler. Ama azgınlık yolunu görseler onu yol edinirler. Zira onlar ayetlerimizi yalanladılar ve aldırış etmediler.

 Ayette belirtildiği gibi inkar edenlerin gösterdiği tutum ve davranışlar ortadadır. Bunun sonucunda Allah onların anlayışlarını dahada azaltmıştır. Yoksa onlara karşı Allahın haksızlık yapması gibi bi durum söz konusu değildir. Bu insanlar zaten inanç yolunu seçmemişlerdir. Ve bunda ısrar gösterdikeri için daha da sapkınlaşmışlardır.
6:25 Onların bir kısmı seni dinler. Fakat, kalpleri üzerine anlamalarına engel olacak örtüler, kulaklarına da ağırlık koyarız. Her bir mucizeyi görseler de ona inanmazlar. Bundan ötürü sana geldiklerinde seninle tartışır ve inkarcılar, "Bu ancak bir efsanedir," derler.

Yine görüldüğü gibi bi kısım insanlar dinlemesine karşın Allah onların inkarcı tutumlarından ötürü kalplerine örtü koyduğunu söylermiştir. Ve mucize dahi görseler inanmamış, tartışma yoluna giderek inkarlarını sürdürmüşlerdir. Nekadar Allah’ın yoluna davet edilselerde bu çağrıya uymazlar.

7:193 Onları doğruya çağırsanız size uymazlar. Onları ha çağırmışsınız, ha sessiz kalmışsınız, sizin için birdir.

Bu ayetlerin ışığında gördüğümüz gibi Allah insanları kendisine kulluk etmeleri için yaratmış, onlara anlayış gücü ve seçim hakkı (irade)  vermiştir. Sunulan yollara icabet edenler doğruya kavuşmuş ve Allah onların imanını arttırmıştır. Doğru yolu benimsemeyip inkar gafletine düşenlerin ise kalplerine örtüler koymuştur. Çünkü onlar çağrıya cevap vermeyen, doğruyla yanlışı ayırt edemeyen, gördükleri mucizelere inanmayanlardır. Kısacası bu konuda kaderci bi yaklaşımdan çok özgür iradenin sonucunda oluşan iman yada inkarın artmasının Allah tarafından olduğu belirtilir.
Selamlar..
 

05.02.2005 19:53:29
"İnançlı olan kişiler Allah’ın desteğiyle doğruya ulaşırlar. İnkarı seçenler ise Allah tarafından inkarları arttırılmak suretiyle karanlığa mahkum edilirler." böyle dedin cevap: inkarı seçenlere allah destek olmadı mı?

 "Bu insanlar zaten inanç yolunu seçmemişlerdir. " dedin
cevap: bu kişilerin inanç yolunu seçmemeleri Allahın iradesiyle mi yoksa iradesinin dışında olarak mı vuku buldu?
"Doğru yolu benimsemeyip inkar gafletine düşenlerin ise kalplerine örtüler koymuştur. " dedin
cevap: peki bu kalplerine örtü koyduklarını ve mühürlediklerini; mühürlendikleri anda da iman etmekle mükellef tutumuş mudur? (Araf 158, Bakara 21)
Doğru yolu benimsemeyip inkar gafletine düşenlerin ise kalplerine örtüler koymuştur. Çünkü onlar çağrıya cevap vermeyen, doğruyla
*** Soru: Rızık Allah'tan mıdır?
İçki rızık mıdır?
İçki içmek Allah'tan mıdır?
Not: Maturidi'ye göre de haram rızıktır.
*** Bana soruluyor: Allah kullarını özgür yaşayacakları tarzda yaratamaz mı? diye.
Cevap: Yaratamaz. Neden? Bu soru şunun gibidir, Allah başka bir ilah yaratamaz mı? Evet yaratamaz. Neden? Çünkü ilah demek, hiçbir şeye ihtiyaç duymayan, eşi benzeri olmayan ve ezeli olandır. Başkasının yaratması ile ilah olmaz. Çünkü o zaman kendisini yaratan ondan daha kudretli olmuş olur ve kendisi ise kendini yaratana göre aciz olur. Acizlik ise ilah için olmayacak bir şeydir. Demek ki Allah mümkünata kadirdir. Böyle olmayacak şeyler ortaya sürüp de bunu yaratamaz mı? gibi bir soru kendi içinde çelişkilidir. Soruya ilk bakışta sanki, "Allah'ın her şeye gücü yeterse niye bunu yapmış olmasın?" şeklinde saf bir soru gibi görünüyor. Hatta soruyu soran bir de Allah'ı yücelttiğini dahi söyleyebilmektedir. Lakin dikkatle incelendiğinde böyle bir şey olamaz.
Örnek: Ben topa vurdum, top gidip kovayı devirdi. Şimdi bakalım, zahiren konuşursak: Kovanın devrilmesi için kendisine bir etki edenin olması lazımdı, o da toptu. Top ona çarpmayacak olsa, o devrilmeyecekti. Lakin topun da kovaya gitmesi için bir sebebi olmalıydı, bu da ayağımla topa vurmamdı. Peki ama benim topa yaptığım hareket nereden meydana geldi? Dersen ki; kas, kemik, kan. Ben de derim ki; o kan vücutta nasıl dolaşıyor? Dersin ki kalp. Lafın kısası iyice düşünürsek et, kemik, kan bunlar nedir? Bu hareket nasıl oluyor? Yani topa vurma eylemini Allah'tan bağımsız olarak kan, kas, et mi yapıyor? Böyle şey olmaz. On kilo et, kemik karıştır, koy bir yere bakalım; on metre ileri gidebilecek mi? O halde bu hareketin oluşması için bir etkiye, sebebe ihtiyaç var. işte bu da Kur'an'da defalarca zikredildiği üzere hareketlerimizi yaratan, yoktan vareden Allah'tır. Çünkü hareketlerimiz zaman içinde oluyor. Durumumuz değişiyor. Yürüyor, zıplıyor ve oturuyoruz; bunlar hep değişiyor. Değişen, bozulan her şey sonradan meydana gelir. Sonradan meydana gelen her şeyin yapanı, etki edeni vardır. O halde onları yaratan Allah'tır. Bunlar sabit olunca soruya dönelim. Allah kullarını özgür yaşayacakları bir tarzda yaratamaz mı?
Bir kere böyle bir şey olması için kulların hareketlerini kendileri yaratmaları lazım; yok eğer dersen ki "Hayır böyle şey olur mu? Fiillerimizi Allah yaratır, biz cüz'i irademizle seçeriz." O zaman cüz'i iradeyi kulların yaratması lazımdır. Halbuki siz bunu kabul etmiyorsunuz (hal) deyip geçiştiriyorsunuz. Kısacası bu söylediğinizin olması için Allah size hiç karışmadan fiillerinizi, cüz'i iradenizi sizin kendinizin yaratması lazımdır. Bu ise Allah'tan başka yaratıcılar kabul etmeyi gerektirir ki, direk olarak Allah'a ortak koşmak olup kafirlik olur. O halde sizin bu dediğiniz şekilde olması için böyle bir Allah'a ortak koşma gerektiğine göre ve böyle bir şey de kabul edilemeyeceğine göre, demek ki böyle bir şey imkansızdır. Dolayısıyla Allah böyle bir şey yaratamaz. Domino taşlarını dizdiğinde birine vursan hepsi devriliyor. Orta sırada bir taş ele alalım, ona vurulduğu için devrildi, ona vurana da başkası vurdu. Gide gide en baştaki taşa geldik. Ona da elimiz vurdu. Fiillerimizi de Allah yaratır. Bunu zaten Maturidiler de kabul eder.
*** Her şey Allah'ın dilemesiyle mi olur? "Evet" derlerse, de ki: "Zina edenler var, bu da mı Allah'ın dilemesiyle oldu?", "Hayır" derlerse, de ki: "Hani her şey Allah'ın dilemesiyle oluyordu ya…"
*** Özgürlüğü savunan biriyle konuşurken, ona deyin ki: "Allah'ın dilediği olur, dilemediği olmaz" bu ifadeye inanıyor musun?", "Evet" derse, de ki: "İnanmadığını ispatlayayım mı?", "İspatla" derse, de ki: "Allah'a sövenler var, değil mi?", "Evet" der, de ki: "Bu da olan bir şey, değil mi?", "Evet" der, de ki: "Peki, bu da mı Allah'ın dilemesiyle oldu?", genelde "Hayır" derler, de ki: "Hani Allah'ın dilediği olur, dilemediği olmazdı?"
Cevap: Aslında Allah, kendine sövdürtüyor. Ve bunun hiçbir nedeni yoktur.
 

Miral 06.02.2005 18:57:28
yıllardır felsefe ve kelam okuyorum...felsefenin en temel sorularından sıkılmadım...ama kendini filozof zannedip soyut sorulara felsefi yanıtları kanıt getiren adamlardan sıkıldım artık...kader agnostizmini biliyor musun kürşat?veya hiç duydun mu?bu kavramı yeni oluşturdum...bir kitap yazdım...yayınlamayı düşünmüyorum henüz...belki eklemeler yapabilirim...bir de yayınlamadan evvel okumam gereken iki kader izahatı daha var...bu sebeble yayınlamıyorum...ben kaderi,iradeyi,Allah'ın dilemesini değil...Agnostist kaderi kanıtlarsam....Bütün forumlara girip bu saçma iddianı ortaya atmaktan vaz geçecek misin?

06.02.2005 20:12:46
iman mahluk mudur yaratılmış mıdır?   hayır derseniz cevap: iman etmek zaten tasdik etmektir  tasdik etmek ise öncesinde  bir tasdik olunanı gerektirir. buradan anlaşıldı ki iman bir şeyden zaman olarak sonra vücut bulur bir şeyden sonra vücut bulan ise hadistir( sonradan olan )  her hadisin bir muhdisi vardır  yani onu meydana getireni vardır  zira bu hadis kendi kendisinin sebebi olamaz zira bunu kabul etmek bir  şeyin kendi kendisinden önce gelmesini kabul etmeyi gerektirir. o halde sonuç olarak iman yaratılmış olmalıdır . peki bu imanı kim yarattı?  eğer Allah yarattı derseniz  o zamanda küfrün de Allahın yarattığını kabul etmeniz gerekir ve ne zaman ki siz imanın ve küfrün mahluk olduğunu kabul ederseniz cebri kabul ettiniz manasına gelir . zaten hem mutezile mezhebi hem maturidi  mezhebi imanın ve küfrün mahluk olmadığını savunurlar oysa eşari mezhebi bunların mahluk olduklarını savunur  yani insanın özgür iradesini savunanlar imanı Allah yaratmaz diyorlar  işte örnek fetevayi hindiyye 4. cilt küfür lafızları bahsinde  "imanın yaratılmış olduğunu söyleyen kafirdir" şeklinde fetva vardır. siz bu soruma ne diyorsunuz   soru :  iman mahluk mudur?


Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 [ 9 ] 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27