|
||
| "Duygulanım (affect) bireyin uyaranlara, olaylara, anılara, düşüncelere, duygusal tepki ile katılabilme yetisidir. Neşe, öfke, üzüntü, nefret, kin, sıkıntı gibi. Duygudurum (mood, mizaç) ise bireyin bir süre, değişik derecelerde rahat, neşeli, üzüntülü, tedirgin, öfkeli, taşkın ya da çökkün bir duygulanım içinde bulunuşudur. Bir düş kırıklığı nedeniyle en azından bir yarım günümüzü alan bir üzüntüye girsek ve yanımızdakiler neyin var, Karadeniz'de gemilerin mi battı, diye sorsalar; öfkelendiğimiz bir olaydan sonra uzunca süre öfkeli, ters, asık suratlı davransak ve yanımızdakiler bize bugün sen ters taraftan kalkmışsın deseler üzüntülü, çökkün ya da öfkeli bir duygudurum içinde olduğumuz anlaşılır. Bunlar günlük yaşamın içinde sık görülen duygudurum dalgalanmalarıdır. Normalde günlük duygudurum belli sınırlar içinde bu örneklere benzer biçimde kısa süreli değişmeler gösterir ve bir anormallik düşünülemez. Neşe , üzüntü , öfke , kin , nefret , sıkıntı , korku doğal duygulunımlardır.Ancak , bunlar uzun süre aşırılaştığında ya da yersizleştiğinde duygudurumda üzüntü , öfke ya da neşe türünden artmadan söz edilir ve duygudurum bozukluğu düşünebilir. Ortada belirgin bir neden yokken ya da bilinç dışı nedenlerle ağır ve uzun süreli üzüntülere , öfkelere kapılmak ya da çoşku içinde olmak anormal sayılmaz. Ama yalnızca aşırılığa ve süreye dayanarak duygudurumun anormal olup olmadığını değerlendiremeyiz. Kimi ortamlarda insanlar saatlerce hatta günlerce aşırı derecede neşeli ya da durgun , üzüntülü olabilirler. Böyle aşırılıklar bireyin anormal bir duygudurum içerisinde olduğunu göstermez.Aşırılığın yanısıra içinde bulunduğumuz durumu uygunluğun da önemi vardır. Arkadaşları ile gittiği piknikte coşan bir genç , aynı coşkuyu örneğin bir dershanede ,sokakta ,lokantada gösterse ilk akla gelen bir hipomani ya da mani türünden bozukluk olur. Bazen gerçekten üzülecek , öfkelenecek ,sevinilecek bir durumda , kişi bu durumla bağdaşmayacak derecede aşırı , dengesiz kimi zamanda uygun olmayan duygusal tepkiler gösterebilir ya da tümden tepkisiz olabilir. Bunlar da duygulanımda bozukluk belirtisidir.Her türlü ruhsal rahatsızlıkta az ya da çok duygulanım bozukluğu belirtileri bulunur. Ancak kimi ruhsal bozuklukta ana belirti duygulanım ve duygudurumla ilgilidir.İşte bunlar duygulanım ya da duygudurum bozuklukları olarak tanımlanır. " yukarıdaki alıntı: http://www.psikofarma.net/ duyguları bozulmuş insanlar...yani duyguları yerinden kaymış artık eskisinden farklı olguların tepkisi olarak ortaya çıkan kişiler..duygularının kaynağı çekip giden kişiler.. mesela sevgisine nefreti hemen karıştıran biri..cenazesine gülen biri..mesela gülecekken tam ağlamaya başlayan.. insanların duyguları yerinden kayar mı ki...belki ölümün örneğin gülünecek bir köşe bucağını bulmuştur... belki sevgi zaten nefretle içiçe kendini dışa vuruyordur ve acı yüksek dozda artık aman be deyip kahkaha atmanıza neden oluyordur... ![]() şu kısmı sanki en feci yeri..birden bire bastıran sıkıntı hissi... duyguların aklı nerede ki böyle karışabiliyorlar...
|
||
|
||
| Ta olarak öyle olmuyor. Bunu şöyle düşün , sevgilisinden ayrılan birisi başka bir şahısla birlikteyken eski sevgilisini özler ve arada kalır. Duygulanımlardaki esas sorun yaratıcı etkenler çekim ve karmaşayla oluşuyorlar. Nelere güleceğimizi ve nelere ağlyacağımızı biliyoruz , programlanma konusunda ustaca bir sistem var. Ordada yazmış bülent bey ( yazdığın yazı bülent acar ındır ) Alıntı Neşe , üzüntü , öfke , kin , nefret , sıkıntı , korku doğal duygulunımlardır.Ancak , bunlar uzun süre aşırılaştığında ya da yersizleştiğinde duygudurumda üzüntü , öfke ya da neşe türünden artmadan söz edilir ve duygudurum bozukluğu düşünebilir. Burda iyi anlatıyor işte. Doğal duygunun yaşamsal psikopatolojisinden kopan insan , doğal duygunun kendisi ve o anda yaşadığı duygudurum sorunsalı arasında bi çekişmenin ortasında kalır. İki tarafta kişiyi kendisine çağırır. Uzun süre sevgi kavramıyla karşılaşmayan insanlar azıcık bir sevgi sahnesi gördüklerinde hemen tepki verirler , ağlar yada farklı görüntüler çizerler. Aynı şekilde korku da böyledir. Doğal duygu ve o andaki duygudurum sorunu arasındaki kavga kişiyi sallar ve bu da bir psikozdur aslında. |
||
|
||
| nedensiz yere hissedilen sıkıntılar...felsefi olarak görülen hani şu insan zekasının evrenin gizleri ve ya gizsizliği karşısında kendine sıkışması türünden sıkıntılar da çok düşünmek sonucu duyguların aşırı kurgulu hale gelmesi ve yan idoğallığını yitirmesinden dolayı da olamaz mı.... | ||
|
||
| Sence orda duygular mı bozuluyor yoksa akılmı bozuluyor ? Benim tezim şöyle , bilinmezle uğraşan insan her seferinde yansıdığı aynadan , yansımaya başladığı yere dönüyor. Bu gittikçe hızlanıyor ve sonunda belli bir hız şablonunu aştığı zamandA ( belkide bilinmezi bildiği zaman ) akli dengesinde sorunlar oluşuyor . Akli dengesinde sorunlar oluşan insanın duygudurumu da bozuluyor ve böylece insan aşırı kurgulu hale geliyor. MI ? | ||
|
||
| Hmm...şöyle olabilir mi..düşünmek sonucunda giderek oluşturduğu düşünsel sistemi adamımızın karmaşıklaşıyor ve en sonunda artık başlangıcını farkedemeyeceği bir ağ içinde kalıyor.Gerçeği ararken alternatif ama yapay bir gerçek oluşturuyor..Geri dönüş yolunu da kaybettiği için güdüleri bu yeni biçime uymaya çalışıyor.Ancak kusursuz bir uyum mümkün değil doğası gereği.Bu yüzden yer yer kopmalar meydana geliyor ve ilgili kişi içsıkıntısı olarak yorumladığı hissi duyuyor. bu riske değer aslında.Üsüste dizdiğin taşları sıkılmanın seni boğduğu noktada tek hamlede yıkarsın,tuhaf bir genişleme yeni başlangıcında düşünsel işlemlerin çok daha hızlı görülmesini sağlar ve ya bir anda bir tek taşın yerini değiştirsen her şeyin doğru rotaya kavuşacağını görürsün.. bir süre zihnin arıza verse de sonunda kendinden öteye geçmeye benzer bir aşamayı yaşayabilirsin. öte yandan kötü..bazen asla geri dönemezsin çünkü. yersiz içsıkıntıları nedense bana duygulanım bozukluğu gibi geliyor.hayata yapay tepkiler vermek yüzünden artık sıkılan benlikten kaynaklandığını düşündüğüm için belki. Bir de sevgi ve nefret duygusunu bu insanların karıştırdığını okumuştum ilgili sitede..Bu çok ilgimi çekti.Açıkcası bunun her zaman bir bozukluk belirtisi olmayacağını düşünüyorum(eyvah )Çünkü sevdiğiniz kişi herkesten çok zarar verebilir size bu da nefretinizi haklı çıkarır..(pes ) |
||
|
||
| Aslında hem evet hem hayır. Bulamıyorsun buz, ne kadar uğraşsanda çıkmıyor , yani o kadar antikollektif ilerliyorki bir şablona oturtamıyorsun. Onun içinde bir mistiği işin içine mutlaka karıştırıyorsun. Duygulanım veya başka bir duygusal sorun yada karışan hisler , bunlar boşlukta süzülen doğrular gibi kendi iradelerine sahipler sanki ve ne zaman ortaya çıkacaklarına kendileri karar veriyorlar. Bu sefer ruh çözümlemesini duyygulanım sorunlarının ortaya çıktığı ve kendi iradelerine sahip olduğuna karar verdiğin noktaya yöneltiyorsun , Yani duygunun kendi iradesine sahip olan duygunun ruhunu , insan ruhunu çözer gibi çözmeye kalkıyorsun , yani hissi , insan yerine koyup çözümlemeye çalışıyorsun , bu sefer onu çözmenin , insan ruhunu çözmekten farklı bir yönteme sahip olduğunu anlıyorsun ve yeni bir yöntem üretiyorsun. Bu yeni yöntemle çıkıyorsun hissin karşısına ama bu seferde onu yönlendiren başka bir iradeyle karşılaşıyorsun. Yani tek bir hücre kalana kadar irade çözümlemesi yapman gerekiyor ki bu da milyarlarca yılını alır. Ve sonunda boşluğa yani "0" a ulaşırsın bu noktada da elinde sadece hiçbişey olur. Onun için bunun değerlendirilmesi yapılırken şöyle yapılmalı ne demişim anlık yaklaşımlılık kuramı derken bakalım ; Psikolojinin göreceliği için geliştirilmiş bir yaklaşım türü. Her tür sorunun , farklı tür insanlara has olması sebebiyle bir psikoloji adamının bürünmesi gereken kılıf. İnsan yaşamındaki gelgitlerden dolayı insanların bürünmesi gereken kılıf. Her psikoz her an farklılık gösterebilir. Onun için insan kendisini hayata irade sahibi bir ruh ile hazırlamalıdır. Kendimizi yarı özgür bir şekilde programlamalıyız. Sorun Tanımı : Sorunlara kimse bi tanım veremez. Her sorun her davranışla karışıp her şekilde karşımıza çıkabilir. Değişken fonsiyon ve değişen eğriler söz konusudur. Değişen Soruna Karşı Savunma Sorun ipi olmayan uçurtma gibidir. Kişi kurduğu savunma mekanizmasını uçurtmanın kuyruğuna takar ve sorunlarını kontrol altında tutmayuı becerir. Sorun uçurtması ise rüzgar nereye eserse oraya gider. Rüzgar ise Tanrıdır. |
||
|
||
bir şey aramıyorum..keyfi cevaplıyorum..psikoloji 'nin varsaydıkları beni bağlamaz.
|
||
|
||
Psikolojinin varsaydıkları beni de bağlamaz ki ![]() Ben ne görüyosam onu söylerim
|
||
|
||
| dünya gördüğünü sananların söylemiyle dolu. ee ne var şimdi..napalım dersin. |
||
|
||
| Herhangi bişey yapmamızın gerekli olup olmadığını düşünerek başlayabiliriz. Sonra ise bulduğumuz cevaba göre davranırız | ||
|
||
| aslında lafı zorla sürüklemeye çalıştığım bir yer var.... belki ilgisiz... şu durum... yani sevdiğin herhangi bir şeyi-kişiyi incitmezsin değil mi.. sonra bir ses seni kışkırtır... sanki pozitif bir konuşmayla ona gelsen seni duymayacaktır ya da. belki yolda çok hırpalanmışsındır-kendini hırpalamışsındır... o yüzden uysal bir çıkışın daha sende sessizleşeceğine ikna olmuşsundur. özellikle sevdiklerinin canını yakarsın. dışardan baksa biri nefret ettiğini sanar. Canım Rest'ten duymuştum bunu dün:"ayı yavrusunu döverek severmiş"
|
||
|
||
hehehheee yav onu ne için söylemişim ki alla alla ;D ama demişimdir.. yaparım, engel olamıyorum
|
||
|
||
ayı dışındaki bi ton hayvan'ın sevme şekillerine baktığımızda, bu istisnai durum hayat felsefemizin dışında tutulmaya müstehaktır
|
||
|
||
| "debbağ en çok sevdiği deriyi dövermiş" atalarımız demişse demiştir, binaenaleyh bu onların şiddet yanlısı olduklarını göstermez:) onların iyiliği için... halka rağmen halk için.. Fransız ihtilali... Jakobenizm... Pasta alırmıydınız?.. .... ne diyordum, pardon.... çağrışımsal bozukluklar yaşıyorum bu aralar, var mıdır literatürde yeri? |
||
|
||
literatürde benden başka herşey var merak etme
|
||