|
||
| bir topluluğun içerisine girersin, seni iten şey bir zorunluluk değilse bir beğeni yada ilgi çekici bir özne taşır. zamanla kayanaşırsın toplulukla, sana uyan şeyler kadar uymayan şeylerlede karşılaşırsın. karşılaştıklarını tartmadan,tam olarak anlayamadan uyan şeylerle kurduğun ilişki seni topluluk içinde güçlendirir ve zavallı benliklerin acınası korkularına içerisinde kutuplaşmalar başlar. ve insan bir defa daha çizer kendi dünyasının sınırları. en kötüsü ise bu zavallı acınası benlikler çoğunlukta olup, kendi dünyalarını çizen insanları sıklıkla farkettiklerini belirtip kendilerininde onlardan biri olduğunu kabul görmeden yüzleşemeyen insanın maskeni takıp en sevimli halinde gülümserler dünyaya. |
||
|
||
| İki kişilik taşır insan içinde. Birincisi, hayatın içinde zayıflıklarıyla artlarıyla, oturmuştur dünyanın merkezine. Her şey kendi etrafında cereyan eder sanıyor. En büyük acıyı o çeker, sevgi desen, ondan çok kimse sevemez. Her şeyin "en"lerini sadece o yaşar. Diğerlerinin bunu anlaması bile imkansız. Aynı kişi, çıkıp içinden bakınca çevresine. Önce kendisini görür, sonra bakar çevresine, eksiğiyle fazlasıyla hep aynı yaşamlar. Anlamısızlığı çözer. Tüm bunların gerçek içindeki değersizliğini anlar. Yaşadığı acı ve sevinçlerin bir yanılsamadan başka bire şey olmadığını farkeder. En basitinden ilişkilerin, paylaşmaların esas olduğunu gerisindeki, yanında yöresindekilerine yüklediği gereksiz misyonun verdiği zararı görür. Gülüp geçip, işte her şey sadece yaşadığımız an'dır diye düşünür. Gerisinin kirlenmiş kaygılardan başka bir şey olmadığını da düşünür. Ve bunları düşünen aynı insan, biraz sonra ağaçtan düşecektir. Tekrar kendi dünyasının, görünmez merkezine. |
||